TANITIM
Bundan uzun zaman önceydi. Yeryüzü yaşlanmaya, içindeki gücü taşıyamamaya başlamıştı.
Bu, hayallerin sınırlarını zorlayan gücü dağıtmanın zamanı gelmişti ona göre.
Güç, inatla bir süre daha gezindi toprağın sırtında. Onu terk etmek istemiyordu, kendini bildi bileli yeryüzünün koynunda gizlenmişti. Dışarısı yabancıydı, ona göre değildi ama yeryüzü bu duygusallığına kanmayıp indirdi onu sırtından ve çok uzaklara fırlatıverdi.
Güç bu acıya dayanamayıp beş parçaya bölündü. Artık o bir bütün değildi ve olmayacaktı da. Beş parçadan her biri etrafına ışıklar saçıp diğer kardeşlerini aradı ama bu arayış faydasızdı.
Yeryüzü, gücü bir hiddetle fırlatmıştı ama sonradan onu böyle kimsesiz gönderdiğine pişman oluverdi. Kendini biraz olsun affettirmek için parçalara sahip çıksınlar diye her birine birer tanrıça gönderdi.
"Güç artık size emanet onu iyi koruyun," dedi ve sesi yitip gitti.
Her tanrıça kendi payına düşen gücü eline aldı. Toprak Tanrıçası, çamura gömdü elindekini; Hava Tanrıçası, bulutların üzerine sakladı.
Su Tanrıçası, denize koyup yüzdürürken Ateş tanrıçası, yanardağların içine attı. Ruh Tanrıçası ise diğerleri gibi gücünü saklamaya çalışmadı, ondan kendine ırklar yaratmaya başladı.
Bunu gören diğer tanrıçalar içlerine dolan hasetle güçlerini geri çıkardılar ve birbirleriyle yarışa girdiler. Her tanrıça kendi gücünden yeni ırklar yarattı ama bir süre sonra bundan zevk almamaya başladılar. Daha farklı bir şey bulmalılardı. Hepsi bir araya gelip tartıştılar ve bir sonuca vardılar. Güçlerini birleştirip daha farklı bir ırk yaratmaya karar verdiler.
İlk bir avuç toprak atıldı ortaya, üzerine biraz su döküldü. Çamurdan oluşan şekli, ateş sıcaklığıyla kuruttu; hava da ona yeni bir renk ve nefes verdi. Her şey tamam olduğunda ruh, gelip kendinden bir parça güç üfledi oluşan yaratığa. Yaratık hafifçe gözlerini aralarken tanrıçalar ona insan adını verdi.
İnsan adı verilen bu ırk gücün parçalarını birleştirmiş onu tekrardan var etmişti. Güç, yeniden var olmanın coşkusuyla insana büyüyü hediye etti ve doğan her insan oğlu kendine hediye edilen büyü gücüyle doğmaya başladı.
Bu efsane de böylece anlatıldı durdu.
***
İnsanlar, diğer ırklar arasında nankörlükleri ile tanınıyorlardı. Kendilerine bahşedilen büyüyü kullanmayı reddedip onu köreltmişlerdi. Her yeni doğan çocuk, bir öncekinden daha az büyü gücüyle doğar olmuştu.
Zaman biraz daha ileriye doğru yol aldığında büyü iyice etkisini yitirmeye başladı. Önceleri herkes büyücü olarak doğarken sonraları yarı büyücü olarak doğar olmuştu ama insanlar hala nankördü. Büyüyü kullanmaya, onu geliştirmeye inat ediyorlardı. Zaman, adımını biraz daha ileri attığında durum daha da kötüleşmişti.
Kanlarda akan büyü, iyiden iyiye kaybolmaya başlamıştı. Yarı büyücü doğan çocuklar yerini element büyücüsü olarak doğanlara bırakıyordu. Hatta bazı çocuklar artık büyüsüz doğmaya başlamıştı.
Yarı Büyücü olan yaşlı Ağduk, durumun farkındaydı ve büyünün kayıplara karışmasını istemiyordu. Uzun bir süre çözüm yolları aradı ve buldu; büyüyü geleceğe aktaracak çocuklar yetiştirecekti. Böylece damarlardaki sihir gelişip tekrar can bulacaktı.
Yetiştirmek için üç çocuk seçti, büyük uğraşlar sonucunda element büyücülerinin en yeteneklilerini arayıp bulmuştu. İki Ateş ve bir Su Büyücüsü; Etna, Mayon ve Angel. Bildiği bütün büyüleri onlara teker teker öğretti. Böylece zamanın en güçlü üç büyücüsünü yetiştirmiş oldu ama Ağduk'un farkında olmadığı şeyler vardı.
Güce sahip olan Mayon hep daha fazlasını istiyordu. Gözlerine sinen aç gözlülük günden güne koyulaşıyordu adeta. Her doğan yeni güneşle birlikte biraz daha gölgelere çekiliyordu ve fırtınalı bir günde tamamen gecenin karanlığına gömüldü. Dibe batarken Etna'yı da yanında sürükledi çünkü kadın, ondan daha üstün ve ulaşılmazdı. Etna dirense de karanlığın yeni sahibine karşı gelemedi.
Yağan yağmur, Etna'nın yardım çığlıklarını bastırırken çamur, anıların üzerini bir güzel örttü ve yeni yazılacak anılar için toprağı güzelce yıkadı.
O günden sonra karanlığa karışan Mayon ve Etna'yı bir daha gören olmadı ama Angel yılmadan onları aramaya devam etti. Diyar diyar dolaştı ve sonunda Etna'yı buldu. Arkadaşı eskisi gibi değildi. Bitmişti, tükenmişti, son nefesini vermek üzereydi. Onu kurtarmak için geç kalmıştı Angel ama Etna'nın kucağında kurtarılacak başka birini bulmuştu, küçük bir çocuk.
Çocuğun içinde barındırdığı gücü, daha onu kucağına almadan hissetmişti. Onu saklamalıydı, Mayon'dan uzağa götürmeliydi ya da Mayon'un ayak basamayacağı topraklara. Çocuğu bir süre yanında gezdirdi. Sonra da onu bir kasabaya bıraktı ve uzaktan takip etti ama bu yolla onu koruyamazdı, biliyordu.
Yeni yollar düşünürken gözünün önünde parlayan bir fikirle yüzü aydınlanıverdi. Çocuğu, onun gibi yetenekli başka çocukların arasına saklayacaktı. Onun için yeni bir köy kuracaktı. O ve onun gibiler için. Bu yüzden çocuğu alıp her şeyin başladığı yere götürmeliydi yani Lokasi Milih'e...