SERHAT AĞA Babamın söyledikleri hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu . Her kelimesi beynimde çınlıyor , içimde bir ağırlık bırakıyordu . Yıllardır hasretini çektiği torununu bile töre uğruna istemiyordu artık . Kanından , canından olan bir masumu gözden çıkaracak kadar gözü dönmüştü . Bu yük , bu vicdan azabı , omuzlarımdan hiçbir zaman inmeyecek gibiydi . Her geçen gün biraz daha eziliyor , biraz daha tükeniyordum . Ama nasıl yapardım ? Nasıl olur da karımı , çocuğumu kendi ellerimle ölüme gönderirdim ? Hangi vicdan bunu kaldırırdı ? Hangi yürek böyle bir kararı verir , sonra da yaşamaya devam edebilirdi ? Babam , gözümde yıkılmaz bir dağ gibiydi yıllardır . Ama şimdi o dağ , içimde fırtınalar estiren bir gölgeye dönüşmüştü . Ondan gelen bu emir , beni paramparça etmişti . Beni , ben olmak

