bc

VARKEN YOK SAYILAN

book_age18+
92
FOLLOW
1K
READ
family
HE
fated
arranged marriage
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
city
office/work place
pack
sassy
love at the first sight
addiction
like
intro-logo
Blurb

Mardin’in kehribar rengi akşamüstü, Sorani Konağı’nın taş duvarlarına vururken, Şilan mutfaktaki pencerenin pervazına konan bir serçeye daldı. 24 yaşındaydı. Bir ebe olarak hayatın başlangıcına şahitlik etmek için dirsek çürütmüş, diplomasını almıştı; ancak şimdi o elleriyle sadece un eliyor, yer sofralarını kuruyordu. Ailesi için o, “ebe Şilan” değil, konağın her işine koşan ama hiçbir övgüye layık görülmeyen o sessiz gölgeydi.“Şilan! Yine mi daldın?” Annesinin sesi mutfakta yankılandı. “Şeyma’nın misafirleri gelmek üzere, kahveleri taze çek. Bak, ikizin bugün çarşıda ne kadar ilgi görmüş, hanımlığıyla yine dillere destan olmuş. Sen de anca böyle yerinde say.”Şilan, beyaz tülbentinin altından yere baktı. Şeyma ile aynı gün, aynı saatte doğmuşlardı. Yüzleri birbirine benziyordu belki ama kaderleri siyah ile beyaz kadar ayrıydı. Şeyma, ailenin parlayan yıldızı, giydiğiyle, oturuşuyla, kalkışıyla her daim üstün görülen ikiziydi. Şilan ise her şeyi mükemmel yapsa bile, babasının gözünde hep bir adım geride, annesinin dilinde hep bir kusur sahibiydi.Bir Hafızın Sessiz FeryadıŞilan, ebelik mesleğini yapmasına izin verilmeyince ruhunu hafızlığa adamıştı. Kur’an’ın ayetleri onun sığınağı, kalbinin tek tesellisiydi. Temizdi, saf bir kalbi vardı, kimse hakkında kötü düşünmezdi. Ancak bu evde “iyi kalpli” olmak, her yükü sessizce omuzlamak demekti.En zoru da, kimsenin bilmediği ama annesinin bakışlarıyla her gün yüzüne vurduğu o gerçekti: Kısırlık. Şilan, bir ebe olarak başka kadınların çocuklarını kucağına almayı hayal ederken, kendisinin hiçbir zaman bir evladı olmayacağını öğrenmişti. Bu bilgi, ailesi için Şilan’ı “eksik” kılıyordu. Şeyma yarın bir gün “soyu devam ettirecek” bir gelin adayıyken, Şilan sadece bir “ev kızı” olarak kalmaya mahkûm edilmişti.İkizinin Gölgesinde Bir AkşamAkşam yemeğinde iki abisi ve babası masaya oturduğunda, ilgi odağı yine Şeyma’ydı. Şeyma, sanki Şilan’ın başarısızlığı üzerine kendi başarısını inşa ediyormuş gibi, her fırsatta ikizini iğneliyordu.“Baba, biliyor musun?” dedi. “Bugün kursun önünden geçtim, Şilan yine başını gömmüş kitaplara. Biraz dışarı çıksa, insan içine karışsa... Ama nerede, o anca evde otursun.”Babası, Şilan’a kısa bir bakış fırlattı.“Şilan’ın huyu böyle, Şeyma. Sen ona bakma, senin gibi cevval olamaz o. Hafızlık yapıyor ama hanımlığı senden öğrenecek daha.”Şilan’ın boğazına bir düğüm oturdu. Şilan, dört kardeşin içinde en eğitimlisi, en donanımlısı olduğu halde, Şeyma’nın bir gülüşü onun tüm hafızlığını ve diplomasını gölgede bırakıyordu. İkizine baktı; ona hiç benzemeyen, hırslı ve bencil o yüze... Aynı karında büyümüşlerdi ama Şeyma sanki Şilan’ın tüm sevgi payını da beraberinde alıp doğmuştu.Sessizlikten Doğan GüçGece olduğunda, Şilan odasında rahlesinin başına geçti. Gözyaşları, parmak uçlarındaki sayfaların üzerine damlamasın diye büyük bir çaba sarf etti. O, Sorani ailesinin “varken yok sayılan” kızıydı. Ama bilmiyorlardı ki, Şilan’ın o tertemiz kalbinde biriktirdiği sabır, bir gün bu konağın duvarlarını sarsacak kadar büyük bir güce dönüşecekti.Mesleğini yapamadığı bebeklerin kokusunu dualarına katıyor, kendi evladı olmayışının acısını Allah’ın kelamıyla dindiriyordu. Bir gün Şilan, sadece bir gölge olmadığını, bu karanlık ailenin içinde yanan tek gerçek ışık olduğunu herkese kanıtlayacaktı.

chap-preview
Free preview
1.Bölüm
Mardin’in kehribar rengi akşamüstü, Sorani Konağı’nın taş duvarlarına vururken, Şilan mutfaktaki pencerenin pervazına konan bir serçeye daldı. 24 yaşındaydı. Bir ebe olarak hayatın başlangıcına şahitlik etmek için dirsek çürütmüş, diplomasını almıştı; ancak şimdi o elleriyle sadece un eliyor, yer sofralarını kuruyordu. Ailesi için o, “ebe Şilan” değil, konağın her işine koşan ama hiçbir övgüye layık görülmeyen o sessiz gölgeydi. “Şilan! Yine mi daldın?” Annesinin sesi mutfakta yankılandı. “Şeyma’nın misafirleri gelmek üzere, kahveleri taze çek. Bak, ikizin bugün çarşıda ne kadar ilgi görmüş, hanımlığıyla yine dillere destan olmuş. Sen de anca böyle yerinde say.” Şilan, beyaz tülbentinin altından yere baktı. Şeyma ile aynı gün, aynı saatte doğmuşlardı. Yüzleri birbirine benziyordu belki ama kaderleri siyah ile beyaz kadar ayrıydı. Şeyma, ailenin parlayan yıldızı, giydiğiyle, oturuşuyla, kalkışıyla her daim üstün görülen ikiziydi. Şilan ise her şeyi mükemmel yapsa bile, babasının gözünde hep bir adım geride, annesinin dilinde hep bir kusur sahibiydi. Şilan, ebelik mesleğini yapmasına izin verilmeyince ruhunu hafızlığa adamıştı. Kur’an’ın ayetleri onun sığınağı, kalbinin tek tesellisiydi. Temizdi, saf bir kalbi vardı, kimse hakkında kötü düşünmezdi. Ancak bu evde “iyi kalpli” olmak, her yükü sessizce omuzlamak demekti. En zoru da, kimsenin bilmediği ama annesinin bakışlarıyla her gün yüzüne vurduğu o gerçekti: Kısırlık. Şilan, bir ebe olarak başka kadınların çocuklarını kucağına almayı hayal ederken, kendisinin hiçbir zaman bir evladı olmayacağını öğrenmişti. Bu bilgi, ailesi için Şilan’ı “eksik” kılıyordu. Şeyma yarın bir gün “soyu devam ettirecek” bir gelin adayıyken, Şilan sadece bir “ev kızı” olarak kalmaya mahkûm edilmişti. Akşam yemeğinde iki abisi ve babası masaya oturduğunda, ilgi odağı yine Şeyma’ydı. Şeyma, sanki Şilan’ın başarısızlığı üzerine kendi başarısını inşa ediyormuş gibi, her fırsatta ikizini iğneliyordu. “Baba, biliyor musun?” dedi. “Bugün kursun önünden geçtim, Şilan yine başını gömmüş kitaplara. Biraz dışarı çıksa, insan içine karışsa... Ama nerede, o anca evde otursun.” Babası, Şilan’a kısa bir bakış fırlattı. “Şilan’ın huyu böyle, Şeyma. Sen ona bakma, senin gibi cevval olamaz o. Hafızlık yapıyor ama hanımlığı senden öğrenecek daha.” Şilan’ın boğazına bir düğüm oturdu. Şilan, dört kardeşin içinde en eğitimlisi, en donanımlısı olduğu halde, Şeyma’nın bir gülüşü onun tüm hafızlığını ve diplomasını gölgede bırakıyordu. İkizine baktı; ona hiç benzemeyen, hırslı ve bencil o yüze... Aynı karında büyümüşlerdi ama Şeyma sanki Şilan’ın tüm sevgi payını da beraberinde alıp doğmuştu. Gece olduğunda, Şilan odasında rahlesinin başına geçti. Gözyaşları, parmak uçlarındaki sayfaların üzerine damlamasın diye büyük bir çaba sarf etti. O, Sorani ailesinin “varken yok sayılan” kızıydı. Ama bilmiyorlardı ki, Şilan’ın o tertemiz kalbinde biriktirdiği sabır, bir gün bu konağın duvarlarını sarsacak kadar büyük bir güce dönüşecekti. Mesleğini yapamadığı bebeklerin kokusunu dualarına katıyor, kendi evladı olmayışının acısını Allah’ın kelamıyla dindiriyordu. Bir gün Şilan, sadece bir gölge olmadığını, bu karanlık ailenin içinde yanan tek gerçek ışık olduğunu herkese kanıtlayacaktı Mardin’in tozlu rüzgârı Sorani Konağı’nın pencerelerini döverken, içeride bir ölüm sessizliği hâkimdi. Şilan, odasının bir köşesinde, elinde tesbihiyle diz çökmüş, kaderinin mühürlenmesini bekliyordu. Üzerindeki gri feracesi ve bembeyaz başörtüsüyle, bu karanlık evin içindeki tek aydınlık nokta gibiydi. Hemen yan odada ise ikizi Şeyma, üzerine geçirdiği mini elbisesi, yapılı saçları ve elindeki sigarasıyla aynada kendine bakıyordu. Şeyma, Batı’nın ışıltısına özenen, ailenin şımarık ve özgür kızıydı. Şilan ise bu toprakların kadim sesine, hafızlığına ve iffetine sığınmıştı. İkiz olmalarına rağmen, aralarındaki fark sadece dış görünüşlerinde değil, ruhlarındaydı. Ancak Sorani ailesi için Şeyma “paha biçilemez bir mücevher”, Şilan ise “feda edilebilir bir gölge” idi. Kapı sertçe açıldı. İçeri giren babası, Şilan’ın yüzüne bakmadan buz gibi bir sesle konuştu: “Hazırlan, Şilan. Bozdağlılarla olan yirmi yıllık kan davası bugün son bulacak. Kan akmasın dedik, can verelim dedik. Çakır Bozdağlı seni alacak. Yarın akşam imam nikâhın kıyılacak.” Şilan’ın elindeki tesbih yere düştü. Taneleri taş zemine dağılırken Şilan’ın kalbi de öylece parça parça oldu. Ebelik diploması kilitli sandıklarda çürümüştü, şimdi ise bir mal gibi, bir diyet borcu gibi kanlı bir düşmanın kucağına itiliyordu. “Baba...” dedi Şilan, sesi titreyerek. “Ben kısırim... Onlara nasıl evlat veririm? Bilirlerse beni yaşatmazlar.” Babası ilk kez Şilan’ın gözlerine baktı, ama o gözlerde merhamet yoktu. “Seni onlar istemedi, biz verdik. Kısır olduğunu bilmeyecekler. Gideceksin, sessizce kaderine boyun eğeceksin. Şeyma’yı böyle bir ateşe atamazdım, o bu hayatı kaldıramazdı. Ama sen... Sen sabırlısın, sen hafızsın. Duanı et, sonunu bekle.” Şeyma kapı eşiğinde belirdi. Yüzünde gizleyemediği bir rahatlama, hatta sadistçe bir keyif vardı. “Üzülme be Şilan,” dedi Şeyma, rujunu tazelerken. “Zaten bu evde de hayalet gibiydin. Hiç değilse artık bir işe yarayacaksın. Koskoca Çakır Bozdağlı’nın karısı olacaksın. Hem senin gibi ‘kapalı’ birine ancak öyle bir ağa yakışır.” Şilan bir şey demedi. Sadece ikizine, bir zamanlar aynı karnı paylaştığı o kadına baktı. Şeyma her zaman üstün görülmüştü; açık giyindiği için modern, Şilan ise örtündüğü için “eski kafa” sayılmıştı. Şeyma’nın özgürlüğü, Şilan’ın esareti üzerine kuruluyordu. Çakır Bozdağlı ismi, Mardin’de korkuyla anılırdı. Merhameti olmayan, bakışları barut kokan bir adamdı. Şilan’ı sevdiği için değil, Soranileri diz çöktürmek, onların en saf, en temiz parçasını alıp kendi karanlığında boğmak için bu evliliği kabul etmişti. Ertesi gün, Şilan’ın üzerine simsiyah bir duvak örtüldü. Bu bir gelinlik değil, kefendi. Şilan ebe olmak istemişti; hayat vermek, bebekleri yaşatmak istemişti. Şimdi ise kendi hayatını, hiç tanımadığı, kalbi taştan bir adama kurban veriyordu. Konağın kapısında Çakır’ın siyah arabaları göründüğünde, Şilan son kez Kur’an’ına sarıldı. İçinden fısıldadı: “Ben varken yok sayılan Şilan... Şimdi ise yok olmaya giden Şilan...” Çakır Bozdağlı, arabadan indiğinde gözleri konağın balkonunda duran Şeyma’ya değil, kapının eşiğinde başı önünde bekleyen o beyaz örtülü, mahzun kıza kilitlendi. Şilan’ın sessizliği, Çakır’ın fırtınasını dindirecek miydi, yoksa daha büyük bir yangının başlangıcı mı olacaktı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AĞA'NIN GÜNÂHSIZ GELİNİ (+21)

read
201.5K
bc

Pars

read
468.5K
bc

ÇAKIRBEY

read
45.9K
bc

SESSİZ YANGIN

read
1.8K
bc

AKIL ve TUTKU

read
12.4K
bc

Ay Işığının Gölgelerinde

read
1K
bc

SENİNLE BİR ÖMÜR

read
5.2K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook