3. Bölüm

1065 Words
Dayısının sert bakışları eşliğinde minik kıza bakarken kurtarıcım yine minik kız olmuş, elime uzandığı gibi beni arkadaşlarının arasına çekelemeye başlamıştı. Eh, ben de kurtulmak istediğimden adımlarımı ona uydurdum ve delici bakışların etkisi azalmasa da ondan uzaklaşabilmeyi başardım. Bu adamda anlamlandıramadığım garip bir şey vardı ve bu beni ondaki garip şeyi bulmaya itiyordu. Normalde hiç umurumda olmayacak bir şey ilgimi çekiyordu. Oysa ben kendim dışında kimseyle ilgilenmezdim. "Prenses adın var mı?" Minik kızın sorusuyla zihnimde dolaşan anlamsız düşünceleri yok saydım ve gerçekliğe döndüm. "Evet. Adım Rüya. Senin adın ne bakalım?" diye meraklıymışım gibi sorduğumda kocaman açtığı gözlerini kırpıştırdı ve gülümseyerek beni cevapladı. "Benim adım da Asya. İsmin çok güzelmiş Rüya prenses. Keşke benim adım da Rüya olsaydı." "Senin adın da çok güzel ki," dedim onu pohpohlamak için. "Cidden mi? Annem koymuş adımı." Başımla onu onayladığımda bir şeyi fark etmiş gibi yüzümü dikkatle incelemeye başladı. "Anneme çok benziyorsun Rüya prenses." Annesini görmediğim için ne yorum yapacağımı bilemeyerek kızın suratına bakarken bu seferki kurtarıcım, az önceki kaçtığımdı bu yüzden hayatın benimle dalga geçmeye çalıştığını falan düşünmeye başlamıştım. "Asya, arkadaşlarınla oyna biraz." Bir çocukla konuşurken bu kadar sert olmamanız gerekirdi ama bu adam bunu önemsemiyormuş gibi çocuğa emir veriyordu. Asya, bakışlarını yüzüme çevirip bana el sallayarak arkadaşlarının arasına karıştığında bakışlarımı az önce elleri kanla kaplı değilmiş ve birisine bir şey yapmamış gibi normal duran adama çevirdim. "Seninle konuşmam gerek," dedi yüzüme bile bakmadan. "Sanırım beni kaçırdığın o noktaya geldik," dedim içimdeki alaylı kızı surturamazken. Başıma ne geliyorsa hep çenem yüzünden geliyordu. "Seni kaçırmayacağım. En azından rızan olacak." "Ya ne kadar iyi birisin doktor," dedim alayla. Bedenimi tamamen ona çevirdiğimde kısa bir anlığına olsa da göz göze gelmiştik. "Nasıl olacakmış o?" "Duyduğuma göre babanı çileden çıkarmış zengin züppenin tekisin." Bakışlarını gözlerime diktiğinde çenemi sıkarak ona bakmayı sürdürdüm. "Ve baban da burnun sürtsün diye seni lunaparka kapattı. Modern bir prenses masalı gibi." Trajik ama doğruydu. "Birincisi kimse bana zengin züppesi demeye cesaret etmemişti," dediğimde alt dudağını ıslatıp omuzlarını silkti. "Rica ederim." Gözlerimi devirdim. Gerçekten de aşırı uyuz birine benziyordu. "İkincisi bunları neden bana söylüyorsun? Konumuzla ne alakası var?" "Sana söylüyorum çünkü sana bir teklifle geliyorum. Asya'yla şu sıralar bazı sıkıntılar içindeyiz. Annesini özlüyor ama annesini henüz göremez. Eğer bu yaz sonuna kadar Asya'yla ilgilenirsen sana o lunaparkta çalıştığının katbekat fazlasını veririm. Tek yapman gereken Asya'yla ilgilenmek o kadar. Hem Asya da seni annesine benzetmiş. O da özlemini giderir." "Kabul etmezsem?" diye sorduğumda yüzümü dikkatle inceledi. Gözlerimden ne gördü bilmiyordum ama bakışları biraz olsun yumuşamış ve minik bir nefes alarak bakışlarını benden çekmişti. "Bencil değil misin? Yerinde olsam kabul ederdim." "Bu işin sonunda başıma bela alacağım bir şey var mı? Sonuçta seni tanımıyorum ve az önce ellerin kanlı bir şekilde karşımdaydın. Evet bencilim ama kendimi korumam da gerekiyor." Ciddiyetle konuştuğumda bakışları bana döndü ve bir şeyi onaylıyormuşçasına başını aşağı yukarı salladı. Ciddiyeti hala yerli yerindeydi. "Sandığımın aksine akıllısın. Kabul edersen sana sözleşmeyi okuturum. Yapacakların çok basit ve için rahat olsun beni bir daha kanlı ellerimle görmek zorunda kalmayacaksın." Mantıklı yanım bu adamda çözemediğim bir şeyler olduğu için teklifini kabul etmememi istiyordu. Diğer tarafım da annem ve babama aslında şımarık olmadığımı, hayatın ciddiyetinin farkında olduğumu göstermek istiyordu. Zaten sorun da onların parasını harcamam değil miydi? Bülent Amcanın bana vereceği parayı henüz bilmesem de çok bir şey olduğunu düşünmüyordum. Yine de tanımadığım bir adamın teklifini kabul etmek hiç mantıklı değildi. Sözleşmede yazanlar dışında başıma bir şey gelmeyeceğini nereden bilecektim ki? Ya bu sadece bir kandırmacaysa ve az önceki kanlı el olayı yüzünden beni gözünün önünden ayırmak istemiyorsa? Derin nefes al Rüya. "Biraz düşünmem lazım," dedim kaçamak bir cevap vererek. "İstediğin kadar düşün. Seni nerede bulabileceğimi biliyorum zaten." Bana sırtını döndüğünde konuşmanın bittiğini sanmıştım ama aklına bir şey gelmiş gibi tekrar bana döndü. "Bu arada ben Fatih, Fatih Dinçsoy." "Rüya," dedim. "Rüya Yıldız." "Geç olsa da tanıştığıma memnun oldum prenses," dedi ve başka bir şey demeden eve girdi. Ben ise ne yapacağımı bilemeyerek orada öylece kaldım. *** "Kısacası ne yapacağımı bilmiyorum Hülya. Teklifi kabul edersem başım belaya girebilir ve bu sefer babam beni kim bilir ne yapar... Ama kabul etmezsem o salak elbiseleri giyip lunaparkta dolanmaya devam edeceğim. Ne yapacağımı hiç bilmiyorum yani." "Kızım deli misin?" dedi Hülya hızla. "Başına böyle şeyler geldi ve benim anca mı haberim oldu?" "Tatildeydin. Rahatsız etmek istemedim," dediğimde Hülya'nın küfrünü duydum. "Tatili boş ver şimdi. Fatih Dinçsoy diyorsun ya. Tabii ki kabul etmelisin manyak mısın? Adam sosyetenin en ünlü genç doktorlarından biri ve sen tanımıyorsun. Yuh yani Rüya." Gözlerimi devirdim. Kendim dışında birini tanımak zorunda olduğumu bilmiyordum. "Herkesi bilmem mi gerekiyor ya? Bana ne en ünlü genç doktorlardan biriyse." "O anlaşmayı yapmalısın. Düşünmeyi bile bırak. Hatta okumadan imzala o sözleşmeyi kızım." Hülya beni gazlamak için elindekini ardına koymazken görmeyeceğini bile bile gözlerimi devirdim. Biriyle konuşma isteğim o kadar artmıştı ki tatilde olduğunu önemsemeden onu aramış ve başımdan geçenleri tek solukta olmasa da birkaç nefeste anlatmıştım. Belki beni durdurur diye düşünsem de arkadaşımı tanıyordum, durdurmak yerine daha çok gazlamayı seçmişti. "He okumadan imzalayayım ya başıma daha büyük belalar alayım istersen." "O mecaziydi canım tabii ki oku," dedi hemen lafı değiştirirken. "Sadece yaz sonuna kadar bakıcılık yapacaksın ne var bunda? Hem baban da biraz olsun sorumluluk aldığını görüp seninle gurur duyabilir." "Sanmıyorum," diye mırıldandım derin nefes alırken. "Ama istersem istediğim işi yapabileceğimi ona gösterebilirim. Böylelikle cezam da kalkmış olur ve kredi kartlarıma ulaşabilirim." Ve tabii ki arabama... Arabamı gerçekten çok özlemiştim. Bir daha taksiye binebilir miydim bilmiyordum çünkü kalan son nakitlerim bitmek üzereydi. Sonrasında ne yapardım hiç bilmiyordum. "Ya da o yakışıklıyı ayartıp güzel bir yaz geçirebilirsin." Gözlerimi devirdim. "Başıma bela almamı istiyorsun resmen. Sınıftaki çocukları ayartmakla aynı şey mi bu Hülya? Koskoca adamı ayartmak istemiyorum." "O zaman belki hayallerini süsleyen aşkın olur o adam," dedi peri masalları gerçekmişçesine. Tekrar gözlerimi devirdim çünkü aşka inanan biri değildim. Hele ki böyle saçma sapan bir şeyden aşkın doğabileceğini asla düşünmezdim. "Senin artık gerçek hayata dönmen gerekiyor Rüya. Aşk diye bir şey olsaydı şimdiye illa karşımıza çıkmaz mıydı?" "Şimdiye kadar çıkmamış olabilir ama çıkmayacağı anlamına da gelmez Rüya. Sen de biraz aşka inansana kızım. Hem böylelikle daha kolay aşkı bulursun." "Bulmak istemiyorum ki," dedim umursamaz bir şekilde. "Neyse seni daha fazla rahatsız etmeyeyim ben. Sonra görüşürüz." "O teklifi kabul et!" diye bağırdığında gözlerimi devirerek telefonu kapattım. Hala ne yapacağımı bilmiyordum ama teklifi kabul etmeye yakındım çünkü babama ve anneme bir şeyler yapabileceğimi göstermek istiyordum. İşte o zaman şımarık kız çocuğu olmadığımı göreceklerdi. Ve ben de daha mutlu olacaktım. En azından ben öyle olacağımı sanıyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD