4. Bölüm

1179 Words
Karar vermek çok zordu. Hele ki benim gibi kararsız biriysen işler daha da zorlaşıyordu. Ne yapacağımı seçmek ve özellikle yanlışı seçme ihtimalim kusma isteğimi arttırıyordu. Sakin olmak için başka şeyler düşünmeye çalışıyordum ama düşüncelerimin sonu yine aynı kapıya çıkıyordu. Ne yapacağıma en hızlı şekilde karar vermem gerekiyordu yoksa cidden delirecektim. Hülya, kabul etmem için diretse de doğru seçeneğin bu olduğundan pek emin değildim. Babamın sözünden çıkıp başka bir iş bulmam onu daha sinirlendirebilirdi ve ben babamın daha çok sinirlenmesini istemiyordum. Yani sanırım... Bunda bile emin değildim. "Rüya." Babamın tekdüze ama beni düşüncelerden uyandıracak kadar sert sesi zihnimde yankılandığında irkilerek bakışlarımı boş boş gezindiğim telefonumdan ona çevirdim ve neden seslendiğini anlamaya çalıştım. "Masada telefon istemediğimi daha kaç kere söyleyeceğim? Kapat şu telefonunu." Gelen siniri yok etmeye çalışarak telefonun ekranını kilitledim ve ters bir şekilde masanın üzerine yerleştirip dudaklarıma minik bir gülümseme yerleştirmeye çalıştım. "Oldu mu babacığım?" "Oldu," dedi ve bardağındaki sudan büyük bir yudum aldı. "Bülent Amcanla konuştum. Adamın müşterilerini kaçıracak hareketler yapmaya devam edersen bir kafede garson olursun ona göre Rüya. Birkaç çocuğu ağlatmak ne demek?" "Alptekin." Annemin uyarı dolu sesi ve babamın elinin üstüne elini yerleştirmesi hiçbir şeyi değiştirmemişti. "Ne var Zehra? Çok şımardığını görmüyor musun sen de? Çocuklarla anlaşamıyormuş hanımefendi. İş hayatında mışlara muşlara yer mi varmış? Şikayet etmeyi kesecek ve işini hakkıyla yapacak." Çatalımı tabağın kenarına sertçe bırakıp bedenimi babama çevirdim. "Bitti mi?" "Bitmedi! Bu sanki masummuşsun gibi olan tavırlarını da kes. Hepimiz masum olmadığını biliyoruz." "Tamam suçlu benim," dedim ve ayaklandım. "Ama size işi hakkıyla yapabileceğimi kanıtlayacağım. Bülent Amcaya da daha fazla sıkıntı çıkartmayacağım çünkü kendime iş buldum." "Ne işi buldun?" Annemin meraklı sorusuna karşılık babam alayla konuşmuştu. "Parti düzenlemece mi?" Gözlerimi devirmek ve saçımı başımı yolarak çığlık atmak istiyordum ama bunların hiçbirini yapmadan konuştum. "Çocuk bakıcılığı." "Sen ve çocuk bakmak? Güldürme beni Rüya. Arkadaşlarınla yeni bir yalan mı buldunuz? Güya çocuk bakacağım ayağına bizi kandıracaksın." Babamın inanmaması tabii ki de normaldi ama annemin de inanmadığını fark ettiğimde harbiden çığlık atacak seviyeye gelmiştim. "Sizi kandırmıyorum. Bakın biliyorum bana inanmamanız için birçok şey yaptım ama şimdi doğruyu söylüyorum. Asya diye bir kız var ve ona bakmayı kabul ettim. Size bu işte iyi olabileceğimi kanıtlayacağım. İşte o zaman bana olan sinirinizin geçmesini isteyeceğim çünkü bunaldım artık." "Sen önce çocuk bakabilecek misin onu iyice düşün. Hem kim seni bakıcı olarak alır?" Babam, beni baştan aşağı süzerken sinirlerim hepten bozulmuştu. "Aldılar işte," dedim hırsla. "Bu işin üstesinden çok güzel bir şekilde geleceğim ve siz de bu dediklerinizden çok pişman olacaksınız ama iş işten gelmiş olacak. İzninizle." Daha fazla bir şey demelerine izin vermeden yemek masasını terk ettiğim gibi kendimi odama attım ve yatağıma oturarak bilgisayarımdan maillere bakmaya başlamıştım. Bülent Amca, Fatih denen o adamın bana doğum günü için mailden ulaşacağını söylemişti ama maillerini pek kontrol eden biri olmadığım için pek önemsememiştim. Şimdiyse Fatih'e bir yerden ulaşmam lazımdı. Maillerin arasında gezinirken onun mailini görmemle beraber dudaklarımda minik bir tebessüm oluştu ve maile tıklayıp hızla yazdıklarını gözden geçirdim. Sonunda numarasını bırakması işime gelirken telefonumu kaptığım gibi numarasını tuşlamış ve ne diyeceğimi gram prova etmeden arama tuşuna basmıştım. Umarım telefonu açtığında far görmüş tavşan gibi kalmazdım. "Alo?" Tok sesi kulağıma dolduğunda rahat oturuşumu bozmuş ve dikleşerek karşımdaki aynadan halime bakmıştım. En sevdiğim kahverengi tişörtümü ve altıma da beyaz, tişörtümden pek gözükmeyen şortumu giymiştim. Saçlarımı dağınık bir şekilde tepemden toplamış olduğumdan başımın üstünde kuş yuvası varmış gibi görünüyordu. Birkaç saniyedir sessiz kaldığımı fark ederek kısık bir nefes aldım ve konuştum. "Fatih?" "Evet." Aynı renksiz sesi kulağıma dolduğunda kendimi tanıtmam gerektiğini hatırlayıp konuşmaya devam ettim. "Ben Rüya, Rüya Yıldız. Hani şu lunaparktaki prenses." Kendimi daha nasıl tanıtmam gerektiğini bilemediğim için duraksadım. Bu sırada Fatih konuşmuştu. "Hatırlıyorum Rüya. Ne için aradın?" "Teklifin için," diye mırıldandım ve derin nefes alıp ojelerimi incelemeye başladım. "Müsait olduğun bir gün sözleşmeye bakmak istiyorum. Eğer bana da uyarsa teklifini kabul edeceğim." "Hm," diye boğazından bir ses çıkardı. "Kabul etmeyecekmiş gibi duruyordun. Fikrini ne değiştirdi?" Babama sinir oldum da bir anda sanki teklifi kabul etmişim gibi konuştum diyemeyeceğimden alt dudağımı dişleyerek kendime birkaç saniye tanıdım ve yeni bir yalan uydurdum. "Bir süre düşündüm ve teklifin mantıklı geldi. Biraz para kazanmam gerekiyor." "Baban Türkiye'deki en zengin iş adamlarından biri ama senin paraya ihtiyacın var demek. Çok fena faka basmış olmalısın prenses." Basmıştım valla ama bunu bilmesine gerek yoktu. "Ne zaman sözleşme için buluşabiliriz?" diye sorduğumda birkaç saniye boyunca sessiz kalmıştı. "Şimdi buluşabiliriz. Yarın en az on iki saat sürecek bir ameliyatım var. Diğer günlerim de dolu." "Tamam," dedim her ne kadar onda sevmediğim bir şeyler olsa da. "Nerede buluşacağız?" "Sana konumu atarım," dediğinde diyecek başka bir şey bulamamış gibi hissediyordum ama dudaklarımdan güç bela 'tamam' kelimesi çıkmıştı. Aramızda başka bir konuşma geçmedi. Telefonu kapattığında kulağımdan uzaklaştırdım ve yatağın üstüne attıktan sonra kendimi yatağa bıraktım. Neden bu kadar gerilmiştim anlamasam da telefonu kapattığım an derin bir nefes verecek kadar rahatlamıştım. "Lütfen sözleşmede saçma sapan maddeler olmasın," diye kendi kendime mırıldandıktan sonra telefonuma gelen mesajla beraber el yordamıyla telefonumu buldum ve daha kaydetmediğim Fatih'in bana konumu attığını gördüm. Konumu biraz incelediğimde neyse ki bu yakınlarda bir restoran olduğunu fark edip rahatlamıştım çünkü bir daha taksiye verecek param yoktu. Annemden para istemek gibi bir seçeneğim de az önceki olanlardan sonra yoktu artık. Başımın çaresine bakmam lazımdı. "Lanet olsun," diye söylendikten sonra yattığım yerden doğrulup bugün taktığım krem rengi çantamı aldığım gibi cüzdanımı çıkardım ve artık işime pek yaramayan limitsiz kartlarımı görmezden gelerek kalan nakitlerime baktım. İki tane iki yüzlük dışında bir avuç bozukluğum vardı. Varlık içinde yokluk yaşıyordum. Çantam bol sıfırlı orijinal bir çantaydı ama cüzdanımda sadece bu kadar para ve bir halta yaramayan limitsiz kartlarım vardı. Keşke babam bir kartı sınırlandırmayı unutmuş olsaydı ama ne yazık ki unutmamıştı. Bunu kahve alırken acı bir şekilde öğrenmiştim. Aklıma gelen şeyle beraber hızla telefonuma uzandım ve Bülent Amcayı arayıp 'alo' demesine izin bile vermeden konuşmaya başladım. "Bülent Amca hemen konuya giriyorum. Ben işi bırakıyorum bana çalıştığım günlerin ücretini atar mısın? Hesabım sende vardı değil mi?" "İşi mi bırakıyorsun?" Şaşkın sorusuna karşılık hızla cevap verdim. "Evet ve babamın da haberi var. Sen sadece çalıştığım günlerin parasını atsan yeter." "Tamam atıyorum ama yine de babanla bir konuşmam lazım," dediğinde gözlerimi devirip onu onayladım. "Tamam sen konuş babamla ama paramı da at. Boşuna mı o kadar prenseslik oynadım ya?" Daha konuşacak olsam da vazgeçip Bülent Amcayla vedalaştıktan sonra telefonu kapattım ve üzerimi değiştirmek üzere dolabımın karşısına geçtim. Çok düşünmeden siyah, bedenimi saran askılı bir elbiseye karar kıldım. Dağılmış saçlarımı da Dysonla düzeltip dalgalarını daha belirginleştirirken yüzüme hafif bir makyaj yapmıştım. Hazır olduğumu düşündüğüm an telefonuma düşen bildirimle beraber hızla telefona uzanmış ve Bülent Amcadan para geldiğini görüp sevinmiştim. Demek ki babamla konuşmuştu. Fazla kafa yormadan çantamı aldığım gibi odadan çıkarken evdekilere bir şey deme zahmetinde bulunmadan evden ayrıldım. Site güvenliğiyle kısa bir an bakışsak da herhangi bir şey demeden ilerleme devam etmiştim. Arabasız olmam ona garip gelmiş olmalıydı. Bana da garip geliyordu ne yazık ki. Kısa bir yürüyüşün ardından Fatih'in attığı konuma vardığımda gelmiş mi diye etrafı incelemeye başladım. Onu görmemle beraber her şey durdu. Ben ne yapıyordum? Gerçekten onun teklifini kabul mü edecektim? Ya başıma neler gelecekti? Bu soğuk bakışlı adam başıma ne işler açabilirdi ki? Bilmiyordum ama öğrenecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD