6. Bölüm

1179 Words
Başınızın belaya gireceğini bile bile bir işe başlar mıydınız? İçinizdeki ses, geri çekilip normal hayatınıza devam etmek için sizi sözleriyle ikna etmeye çalışsa onu dinler miydiniz? Ben normal hayatımda hep iç sesime güvenmiş ve onun dediklerini uygulamıştım. Şimdi o sesi göz ardı edip bir işe girişmek beni ister istemez geriyordu. Başıma ne geleceğinden tam emin değildim. Bir tehlike vardı ve ben o tehlikeye doğru adımlıyordum. En az bizim evimiz kadar büyük bir eve gelmiştim. Siteye girişteki güvenlik özellikle kimliğime bakmış ve biriyle iletişime geçip beni içeri anca öyle almıştı. Bizim sitemiz de güvenliğe önem verirdi ama güvenliğin tavrı ve hareketleri beni hiç güvende değilmişim gibi hissettirmişti. İşte bu yüzden sitenin içinde ilerlerken iç sesimle derin bir münakaşaya girmiştim. Hata mı yapmıştım? Babama para kazanabileceğimi göstermek isterken daha da mı batıracaktım her şeyi? Bunu öğrenmenin tek yolu karşımdaki üç katlı, tek kişinin yaşaması için çok büyük olan eve girmekten geçiyordu. Tahmini beş adım sonra başıma ne türlü bir bela aldığımı öğrenecektim. Adımları aştım ve zile basıp omzumdaki beyaz çantanın kulpuna tutunup beklemeye başladım. Orta yaşlı bir kadın kapıyı açıp sanki beni tanıyormuş gibi sıcak bir gülümsemeyle yüzüme baktığında düz bir bakışla ona baktım. "Hoş geldiniz Rüya Hanım. Fatih Bey de sizi bekliyordu." Evet, beni gerçekten de tanıyordu. "Teşekkürler," diye dudak ucuyla mırıldanıp çantamı ona bıraktıktan sonra işaret ettiği yere doğru adımlamaya başladım. Holü aştığım gibi büyük salon beni karşılarken Fatih'i de üzerine tam oturmuş siyah bir takımla tekli koltukta otururken gördüm. Bakışlarımız birbirini bulduğunda koyu kahve gözlerinde anlamlandıramadığım bir şeyler gördüm ya da gördüğümü sandım. İçimde hissettiğim huzursuzlukla beraber ona doğru adımlarken o oturduğu yerden kalkma zahmetine bile girmemişti. "Günaydın," diye mırıldandım ve ondan izin istemeden yanındaki üçlü siyah koltuğa oturup sol bacağımı sağ bacağımın üstüne atarak ona baktım. "Ameliyatın falan yok muydu?" Fatih'in bakışları önce yüzümde sonra da bedenimde gezindiğinde kaşlarım istemsizce çatıldı. Olduğum yerde kıpırdanmamak için kendimi tutarken tekrar bakışlarımız birbirini bulmuş ve kıpırdanma isteğim yok olup gitmişti. Sessizce gözlerinin içine bakarken kendimi felç geçirmiş gibi hissediyordum. Hareket edemiyor, hiçbir şey hissedemiyordum. "Öncelikle benimle bu kadar samimi olamazsın." "Samimi miyim?" diye sordum alayla. "Samimi halimi hiç görmemişsin." "Bundan sonra bana Fatih Bey diyeceksin." Sert ve içimi üşüten soğuklukla konuştuğunda gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Bununla da işimiz vardı. "Sözleşmede sana nasıl hitap etmem gerektiği yazmıyordu. Canım senli benli konuşmak istiyor." Arkama yaslanıp omzuma düşen saçları geriye ittirdim ve ayağımı hafifçe sallayarak ona yandan bir bakış attım. Benden nefret ediyormuş gibi bakması tebessüm etme isteğimi arttırıyordu. Onu sinir etmek hoşuma gitmişti. Aslında genel olarak insanları sinir etmek hoşuma gidiyordu, bunun Fatih'le bir alakası yoktu. "İş sözleşmesinde böyle şeyler yazmaz zaten." Derin nefes aldı ve oturduğu yerde dikleşti. "Üslubunu düzeltmek zorundasın. Ben senin patronunum." "Neyse," diye mırıldanıp ayağımı sallamayı bıraktım ve yapmacık bir tebessümle konuştum. "Nasılsınız Fatih Bey?" "Bu seni ilgilendirmez. Asya dışında benimle iletişime geçmene gerek yok." Gıcık. Uyuz. Dişlerimi sıkmamak için üstün bir çaba gösterirken telefonuma uzandım ve saate baktım. Daha Asya'nın uyanmasına yarım saat vardı ve ben daha bu uyuz adamla oturmaya devam edecekmişim gibi görünüyordu. Aman ne güzel bir iş. Lunaparkta prenses kıyafetleriyle gezmek daha cazip gelmişti şu an. En azından Fatih, pardon Fatih Bey'le uğraşmak zorunda kalmazdım. Ona herhangi bir cevap vermeden telefonumla ilgilenmeye başladığımda bakışlarını yüzümde hissediyordum. Hem konuşmamı istemiyor hem de bütün detaylarımı ezberlemek istercesine yüzüme bakıyordu. Kaç dakika boyunca onun bakışlarına katlandım bilmiyordum ama sabrım en sonunda taşmış ve telefonumun ekranından bakışlarımı çekip ona bakmıştım. Bakışları anında donuklaşırken kaşlarım çatıldı. Bana nasıl baktığını anlayamamıştım. "Bir şey mi diyeceksiniz Fatih Bey?" dedim ciddiyetle. Alaylı konuşmamak için kendimi zor tutuyordum. Birkaç saniye boyunca sessizce yüzümü inceledi. Sanki diyecek bir şey arıyormuş gibi görünüyordu ama bunu öyle ustalıkla yapmıştı ki normal biri hiç yadırgamazdı ama ben normal değildim bu yüzden hemen bir yalan uydurduğunu anlamıştım. "Evet," dedi tekdüze bir sesle. "Asya'nın yanında telefonla uğraşma. Evin içinde mümkün olduğunca telefonunla ilgilenme." Çenemi sıkıp telefonumun ekranını kapattım ve yanıma bırakıp yapmacık bir tebessümle gülümsedim. Şimdiden onun tasmalı bir köpeğiymişim gibi hissetmiştim. Tasmamı sıktığında duruyor, gevşettiğinde de onun emirlerine uyuyordum sanki. Aman ne güzel. Ben babasının sözünü bile dinlemeyen bir kızdım. Birinin emirleri altında kalmak canımı çok sıkıyordu. "Tamam Fatih Bey," dedim yapmacık bir tebessümle. "Dayı?" Elinde oyuncak ayısıyla salonun girişinde duran Asya'nın uykulu sesiyle beraber Fatih'in bakışları benden ona kaydı ve soğukluğunu atıp gerçek bir tebessümle Asya'ya baktı. "Güzelim günaydın." "Günaydın," dedi Asya ve oyuncak ayısını kolunun altına sıkıştırıp gözlerini ovalayarak dayısına doğru ilerledi. Az önce ben geldiğimde ayaklanmayan adam, yeğeni için ayaklanıp onunla aynı hizaya gelerek kollarını açtığında kaşlarımı çattım. Onları ilk gördüğümde yeğenine epey sert davranıyordu ama şimdi şefkatle ve ilgiyle yeğenine bakıyordu. "Gideceksin sanmıştım ama gitmemişsin." Asya, aralarındaki adımları aşıp oyuncak ayısını koltuğun kenarına bırakarak dayısının boynuna sarıldığında Fatih de kollarını Asya'nın minik gövdesine sarmıştı. Asya, Fatih'in kolları arasında neredeyse yok olduğunda içimde garip bir sıcaklık belirdi. Dudaklarımda minik bir tebessüm oluşmuştu ama hemen kendimi toparladım. Onların ilişkisi de beni ilgilendirmezdi sonuçta. "Gitmedim güzelim. Sen istersen hep yanında kalırım senin." Yanağından öpüp Asya'yla beraber ayaklandı ve az önce oturduğu koltuğa oturup Asya'yı da dizine oturttu. Asya'yla bakışlarımız kesiştiğinde yarım aralık gözleri kocaman açılmış ve sanki gerçek olduğuma inanmak istiyormuş gibi birkaç kere gözlerini kırpıştırmıştı. "Prenses Rüya'yı getirdin mi dayı?" Bakışları tekrar dayısına döndüğünde yüzünde kocaman bir şaşkınlık vardı. "Benim güzelim ister de ben getirmez miyim? Rüya Ablan senin için geldi." Fatih, Asya'nın yanağından makas aldığında Asya şaşkınca baktı. "Benim için mi geldin?" "Evet, senin için geldim," dedim tebessüm ederek. "Seninle konuşacağım çok şeyim var. Daha bir sürü oyun oynayacağız." "Prensesle oynayacağım," dedi Asya heyecanla ve dayısına tekrardan sarıldı. "Seni çok seviyorum dayıcığım." "Ben de seni güzelim." Fatih, Asya'nın saçlarını acıtmaktan korkarmışçasına nazikçe okşarken yine tebessüm etmeden edemedim. "Hadi artık kahvaltı vakti geldi. Kahvaltımızı edelim sen de Rüya Ablanla oynarsın tamam mı?" "Sen de bizimle oynayacak mısın?" Asya kollarını çekip Fatih'e baktı. "Rüya abla prenses olur sen de prens olursun." Sen ne olacaksın Asya? At mı? Diye sormamak için kendimi zor tuttuğumda Fatih derin nefes aldı. "İşe gitmem gerektiğini biliyorsun." "Ama ben istersem yanımda kalacağını söylemiştin. Kalmanı istiyorum!" Asya sesini yükselttiğinde Fatih tekrar derin bir nefes aldı. "İnsanların hayatlarını kurtarmam gerekiyor ama ." "Başkası insanların hayatlarını kurtarsın. Ben seninle prensesçilik oynamak istiyorum." Asya kollarını göğsünde bağladığında Fatih'in boynundaki damarın belirginleştiğini fark ettim. Sinirlerine hakim olmaya çalışıyor gibi görünüyordu. Şeytan sessiz kalıp onların kavgasına karışmamam gerektiğini söylese de Fatih'in biraz sonra Asya'yı azarlama ihtimali yüzünden çenemi tutamadım ve konuştum. "Asyacığım hep beraber kahvaltı edelim. Sonra dayın işine gidip süper kahramanlar gibi herkesin hayatını kurtarsın. Biz de bu sırada dayın güçlensin diye ona sihirli kurabiyeler yaparız. Dayın işten geldiğinde de prensesçilik oynarız. Olur mu?" "Sihirli kurabiyeler mi?" Asya, Fatih'in kucağından inip yanıma oturduğunda gülümseyerek onu onayladım. "Evet sihirli. Yiyen herkes güçleniyor." "Ben de güçlenmek istiyorum!" Güldüm ve saçlarını kulağının arkasına ittirdim. "Sen de güçleneceksin. Ama tarif sadece prensesler için. Dayın yanımızdayken yapamayız." Asya işaret parmağını dudağına getirip birkaç kere vurduğunda teklifimi kabul edeceğini anlamıştım. Sadece o da kızdı ve naz yapmayı seviyordu. "Tamam. Dayım işe gitsin biz de sihirli kurabiyelerden yapalım!" Gülümseyerek Fatih'e baktım. Bana şaşkınca bakıyordu. Öyle bakarsın işte Fatih Bey. Tek sorun hayatımda hiç kurabiye yapmamış olmamdı. Hatta hiç yemek yapmamıştım... Onu da hallederdik.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD