Konağın bu en ücra odasına adımlarken, kalbim göğüs kafesimi zorlarcasına çarpıyordu. Güler kolumda, sanki beni bir girdaba doğru itiyor gibiydi. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, dün geceki "evcilik oyunu" sandığım o akşam yemeği, şimdi gerçek bir nikahın başlangıcı oluyordu. Mardin'deydik ve burada ağa sözü, geri dönüşü olmayan bir nehir gibi akıyordu.
Boran Ağa köşede, bir kaya gibi duruyordu. Üzerindeki o koyu renk elbise, sanki onun soğukluğunu, mesafeli duruşunu daha da pekiştiriyordu. Bana hiç bakmıyordu. Sanki ben yokmuşum gibiydi. Bu durum beni daha da geriyordu, içimde tarifsiz bir acı beliriyordu.
İmam Efendi'nin tok sesi odayı doldurdu. "Boran Ağa'm, Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle, şu mübarek şahitlerin huzurunda, Elif kızımızı kendine eş olarak kabul ediyor musun?"
Boran Ağa'nın başını çevirip bana attığı o soğuk bakış... Sanki gözleri değil, buzdan kılıçlardı. O an donup kaldım. Bütün cesaretim, ağzımdaki bütün sözler buhar olup uçtu.
"Kabul ettim Hoca Efendi." Sesi bile sertti, dümdüzdü. Sanki bir emir verir gibiydi.
Sıra bana geldiğinde, İmam Efendi'nin sorusu havada asılı kaldı: "Elif kızım, sen de Boran Ağa'mızı kendine eş olarak kabul ediyor musun?"
Gözlerimi ondan alamıyordum. Kalbimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. İçimde bir yanım "Hayır!" diye bağırmak istiyor, diğer yanım ise "Evet!" diye fısıldıyordu. Bu nasıl bir tezatlıktı? Onu sevmiyor olsam da, aklım sürekli onu düşünüyordu. Onunla ilgili her şey, hatta bu zoraki evlilik bile aklımın bir köşesinde yer etmişti. Yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yoktu. Bu kayıtsızlığı beni incitiyordu. Ama yine de, sanki bir mıknatıs gibi ona çekiliyordum. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Sonunda dudaklarımdan o kelime döküldü: "Kabul ettim Hoca Efendi."
Nefesim kesilmişti sanki. Geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim. İmam Efendi'nin hayırlı olsun duaları, kulaklarımdan içeri süzülmüyordu bile. Sadece Boran Ağa'nın umursamaz tavrı aklıma kazınmıştı. Bir an olsun bana yaklaşmadı, bir tebessüm bile bahşetmedi. Nikah bitince, "İşimiz bitti mi Hoca Efendi?" diye sordu. Sanki bu işten bir an önce kurtulmak istiyordu.
Kapıya yöneldiğinde, Güler'in endişeli fısıltısı beni gerçekliğe döndürdü. "Abla… Boran Ağa…"
"Tamam Güler," diye mırıldandım, zoraki bir gülümsemeyle. "Adetler… Onlar da olmalı değil mi?" Sanki kendime teselli veriyordum.
Elfida Sultanım odaya girdi. Yüzündeki yapmacık sevinç, Boran Ağa'ya olan endişesini gizlemiyordu. "Benim güzel gelinim. Hoş geldin aramıza. Artık bu konak senin de evin. Boran’a iyi bakacaksın, öyle değil mi?"
Sözlerine karşılık verecek gücü kendimde bulmakta zorlandım. "Elimden geleni yaparım Elfida Sultanım." Başımın üzerindeki tülbenti hissettim, ardından bileğime takılan altın bileziğin soğukluğunu. Bütün bunlar, dışarıdan bakıldığında ne kadar da kusursuz bir tablo çiziyordu. Kim bilebilirdi ki bu odanın içindeki gizli anlaşmayı?
Dışarıdan gelen davul zurna sesleri, içimdeki sessiz çığlığı bastırır gibiydi. Konağın avlusunda bir şenlik başlıyordu. Benim için ise, bu sadece bir başlangıçtı. Bilmediğim, sonunun nereye varacağını kestiremediğim bir oyunun başlangıcı. Boran Ağa ile aramızdaki buzdan duvar, her geçen saniye daha da yükseliyordu. Ve ben, bu duvarın ardında, karmaşık duygularımla baş başa kalmıştım.
İmam nikahının soğuk rüzgarı üzerimden geçerken, kendimi bir girdabın içinde gibi hissediyordum. Ama Mardin’de adetler durmak bilmiyordu ve sıra düğün hazırlıklarına gelmişti. Kendi düğünüme hazırlanıyordum, Boran Ağa ile aramızdaki evcilik oyunu devam ediyordu ama bu sefer daha büyük bir sahneye taşınmıştı.
Elfida Hanım beni özel bir terziye götürdü. Terzihanenin içerisi rengarenk kumaşlar, parıltılı işlemelerle doluydu. Gelinliğim özel olarak dikilecekti. Elfida Hanım, her bir ayrıntıya kendi eliyle dokunuyordu. “Elif’im,” dedi, elinde bir dantel parçasıyla, “Bu gelinlik, Boran’ın seni ne kadar sevdiğinin nişanesi olacak. Herkes sana hayran kalacak.” Gülümsüyordu ama ben bu sözlerin ardındaki anlamı biliyordum: gösteriş, itibar, aşiretin gözündeki yer. Ben ise sadece dinliyor, başımı sallıyordum. İçimde düğümlenmiş bir yumruk vardı.
Birkaç gün sonra konak adeta şenlik yerine döndü. Kapıdan içeri önce Güler'in sevinç çığlıklarıyla kız kardeşim Rüya daldı. Bana sarılırken gözleri parlıyordu. “Abla, inanamıyorum! Sen evleniyorsun! Üstelik Boran Ağa ile!” Onun bu saf sevinci, içimdeki burukluğun üzerine serpilmiş bir pamuk gibiydi. Ardından erkek kardeşim Ali girdi, her zamanki gibi utangaç ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Sonra annem Sevim Hanım ve annemle birlikte çocukluğumdan beri hayatımın her anında yanımda olan can arkadaşım Zehra. Annem beni görünce gözleri doldu, sıkıca sarıldı. “Kızım… Gelin oluyorsun…” Sesi titriyordu. Onun bu içten sevgisi, içimde biraz olsun buzları eritiyordu. Zehra ise hemen yanıma geldi, elimi sıktı. "Elif'im, hayırlı olsun canım arkadaşım," dedi, gözlerinde hem sevinç hem de içten bir endişe vardı.
Sonra kapıda gördüğüm yüzle donup kaldım. Rauf... Ve hemen arkasında, kardeşi Eslem. Rauf'un gözlerinde bir an için tanıdık bir parıltı gördüm, o da benim gibi şaşkın ve belki de üzgün görünüyordu. Ama hemen toparladı kendini, tebrik etmek için yaklaştı. Elimi sıktı, "Hayırlı olsun Elif," dedi, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. Eslem ise bana sıcak bir gülümsemeyle sarıldı. "Çok sevindim senin adına abla."
Boran Ağa ise bütün bu telaşın, bu sıcak buluşmaların tam ortasında bile buz gibiydi. Misafirlerle selamlaşıyor, kısa ve net cümlelerle konuşuyordu. Gözleri sık sık benimle kesişiyordu ama o bakışlarda ne bir sıcaklık ne bir heyecan vardı. Sanki bu düğün onun için sadece bir iş anlaşmasıydı. Bir an Rauf ile göz göze geldiler. İkisinin arasındaki gerilim havada asılı kaldı. Boran Ağa'nın yüzündeki ifade daha da sertleşti.
Akşam yemeğinde, uzun bir sofrada toplandık. Annemler, kardeşlerim, Zehra, Rauf ve Eslem... Konağın misafirperverliği üst düzeydeydi ama Boran Ağa'nın soğuk duruşu bu atmosferin üzerinde bir gölge gibi geziyordu. Bir ara Ali, Boran Ağa'ya bir soru sordu, o da kısaca cevapladı. Rauf'un gözleri ara sıra bana kayıyordu, ben de istemeden ona bakıyordum. Bu durum Boran Ağa'nın daha da sinirlenmesine neden olmuş gibiydi. Yüzündeki ifade buz kesti.
Herkesin neşeli hallerini izlerken, ben içimde biriken sorularla boğuşuyordum. Sabahın ilk ışıkları odaya sızarken, konağın içindeki hareketlilikle beraber kalbimde de tuhaf bir telaş vardı. Bu kadar erken kalkmak, bu hazırlıklar... Kendi düğünüme hazırlanıyordum ve Boran Ağa ile aramızdaki evcilik oyunu artık daha büyük bir sahneye taşınıyordu.
Güler elinde bir tepsiyle içeri daldı. "Günaydın gelin hanım! Uyandınız mı sonunda? Bütün konak ayakta sizi bekliyor! Hadi bakalım, bugün sizin gününüz!"
Hafifçe gülümsedim. "Günaydın Güler. Biraz heyecanlıyım sanırım."
Annem, Sevim Hanım, yanıma oturdu. Yüzünde hem hüzün hem gurur vardı ama gözlerinde bir şaşkınlık da görüyordum. Mardin'in bu kadar köklü adetleri ona yabancıydı. "Olmaz mısın kızım? Bugün senin yeni bir hayata adım attığın gün. Bizim de içimiz bir tuhaf. Bu kadar adet, bu kadar kalabalık..."
Canım arkadaşım Zehra elimi tuttu. "Merak etme Elif'im. Her şey çok güzel olacak. Bak, ben yanındayım. Rüya ve Ali de birazdan gelirler." Onun yanımda olması içime bir nebze olsun su serpiyordu.
Güler kahve uzatırken, "Önce güzel bir kahvaltı yapın ki renginiz yerine gelsin. Sonra sizi kuaföre götüreceğiz. Elfida Hanım her şeyin en iyisi olsun istedi," dedi.
Kapı çalındı ve Elfida Hanım içeri girdi. Üzerindeki şık bindallı ile adeta bir kraliçe gibiydi. "Elif kızım, nasılsın bakalım? Her şey yolunda mı? Kuaför birazdan burada olacak. Gelinliğin de son kontrolleri yapılıyor."
"İyiyim Elfida Hanım, teşekkür ederim. Her şey çok güzel görünüyor," diye karşılık verdim.
Elfida Hanım, gözlerimin içine dikkatle baktı. "Unutma kızım, bugün sadece senin ve Boran'ın günü değil, aynı zamanda bizim aşiretimizin de günü. Her şey kusursuz olmalı. Adetlerimize, geleneklerimize uygun bir düğün olacak."
Annem çekinerek öksürdü. "Elfida Hanım, bu adetler… gerçekten çok köklüymüş. Hepsi bu kadar hızlı mı olur?"
Elfida Hanım, anneme net bir bakış attı. "Öyledir Sevim Hanım. Bizim buralarda düğünler bir başkadır. Şimdi ben aşağıya ineyim, misafirler gelmeye başlamıştır. Güler, sen Elif'i hazırla. Zehra, sen de ona eşlik et."
Elfida Hanım odadan çıktı. Güler hemen makyaj hazırlıklarıma başladı. Zehra ise bana moral vermek için elinden geleni yapıyordu.
"Biliyor musun Elif," diye söze başladı Zehra, "Dün gece Boran Ağa'nın arkadaşı Rauf ile konuştuk biraz."
Makyaj aynasından ona baktım. "Öyle mi? Ne konuştuğunuzu sorsam ayıp olur mu?"
"Yok canım, ne aybı olacak? Sadece senin için endişelendiğini söyledi. Umarım mutlu olursun, dedi," diye yanıtladı Zehra. Yüzümde hafif bir hüzün belirmişti, Rauf'un bu ince düşünceli tavrı içimi burkuyordu.
Annem, omzumu sıktı. "Boşver şimdi onları kızım. Sen kendi mutluluğuna odaklan. Boran Ağa iyi bir adamdır herhalde, eminim seni mutlu edecektir. Bu kadar zenginlik..."
İçimden "Keşke annem gerçeği bilse..." diye geçirdim. "İnşallah anneciğim, inşallah," diyebildim sadece.
Kuaför geldi ve saçlarımı özenle yapmaya başladı. Bir yandan da geleneksel Mardin türküleri çalınıyordu. Öğle saatlerine doğru gelinliğim getirildi. Bembeyaz, işlemeli, göz alıcıydı.
Güler sevinçle bağırdı, "İşte bu! Gelinliğiniz geldi! Bakalım içinde nasıl da parlayacaksınız!"
Gelinliği giymeme yardım ettiler. Aynada kendime baktığımda, kendimi yabancı gibi hissettim. Bu kıyafet, sanki benim gerçek duygularımı, Boran Ağa ile aramızdaki sahte evliliği gizleyen bir örtüydü.
Elfida Hanım tekrar içeri girdi. "Hazır mıyız bakalım? Damat tarafı gelmek üzeredir. Elif kızım, koluna gir bakalım."
Elfida Hanım'ın koluna girdim. Aşağıdan davul zurna sesleri yükseliyordu. Merdivenlerden inerken kalbim hızlı hızlı atıyordu. Avluda kalabalık bir misafir topluluğu vardı. Boran Ağa, başında yöresel bir başlıkla, heybetli bir şekilde beni bekliyordu. Yüzünde yine o soğuk ve mesafeli ifade vardı.
Nikah merasimi avluda, kalabalığın önünde yapıldı. İmam Efendi dualar okudu. Boran Ağa ile adet gereği birbirimize pek bakmadık. Nikah kıyıldıktan sonra takı töreni başladı. Elfida Hanım, boynuma altın kolyeler taktı, bileklerime bilezikler geçirdi. Boran Ağa ise sadece izliyordu. Annem Sevim Hanım, tüm bu ihtişamlı adetleri şaşkınlık ve hayranlıkla izliyordu, belli ki bu kadar köklü bir kültürü ilk kez görüyordu.
Öğleden sonra yemek ikramı yapıldı. Geleneksel Mardin yemekleri misafirlere sunuldu. Akşam üzeri kına gecesi için hazırlıklar başladı. Kadınlar bir araya toplandı, türküler söylendi, kına yakıldı. Tüm bu eğlenceli ortamda bile içimdeki burukluğu tam olarak atamadım.
Gelinliğim çıkarılmış, üzerimde ipek bir gecelikle yatağın kenarında oturmuş, ellerim kucağımda kenetliydi. Odanın loş ışığı, içimdeki gerginliği daha da artırıyordu. Gerdek odası... Benim için sadece bu evcilik oyununun bir sonraki adımıydı.
Kapı yavaşça açıldı ve Boran Ağa içeri girdi. Düğün kıyafetlerini çıkarmış, üzerinde rahat bir içlik vardı. Yüzündeki yorgunluk, soğuk ifadesinin ardında bile belli oluyordu. Hızla başımı kaldırdım ve ona baktım. Göz göze geldik. Aramızda derin bir sessizlik oldu, kelimelerin anlamsız kaldığı bir boşluk.
"Her şey bitti. Artık bu odadayız," dedi sert bir sesle.
Sesim titrek çıktı. "Evet... Bitti."
Yatağa doğru yürüdü, bana bakmadan. "Burada sadece aşiretin adeti yerine gelecek. Başka bir şey bekleme."
Gözlerim doldu. "Ne beklediğimi sanıyorsunuz ki? Bu evliliğin bir oyun olduğunu en başından beri biliyorum."
Birden durdu, bana döndü. "Oyun mu dedin? Sen bu işin ne kadar ciddi olduğunun farkında mısın Elif? Artık benim karımsın. Aşiretin gözünde de, kanun önünde de. Bu oyun falan değil."
Ayağa kalktım. "Peki sizin için ne ifade ediyor bu evlilik Boran Ağa? Sadece bir formalite mi? Aşiretin baskısından kurtulmak için bir yol mu?"
"Bunlar seni ilgilendirmez," dedi sertçe. "Benim kararlarım beni ilgilendirir. Şimdi yat ve uyu. Yarın sabah erkenden kalkacağız."
Bana son bir bakış atıp yatağın diğer tarafına geçti ve sırtını döndü. Gözyaşlarımı serbest bıraktım. Yatağın kenarında öylece kalakaldım. İkimiz de aynı odada, aynı yatakta ama aramızda kilometrelerce mesafe vardı. Gece sessizliğe bürünürken, içimdeki acı ve Boran Ağa'nın soğukluğu bu odaya hapsoldu.