Boran, depodaki karanlık ofisinde ayakta duruyordu.
Telefonu çaldı.
Rauf’un sesi vardı ama nefes nefeseydi.
Rauf: “Elif’i aldılar… Abi… onu kaçırdılar!”
Boran : “Kim?”
Rauf: “Kaya… adamlarını gönderdi. Büyük ihtimalle Tuzla tarafına götürüyorlar!”
Boran bir an sustu.
Sonra gözleri cam gibi kesildi.
Boran dislerini sıkarak :Arabayı çalıştırın. Hepiniz. Onu almadan dönmeyeceğim.”
Adamı: “Abi… orası Kaya’nın bölgesi.”
Boran soğukça : “O hâlâ nefes alıyor mu?
Elif gözlerini karanlık bir odada açtı.
Ellerinde kelepçe, dudağında kurumuş kan.
Kafası zonkluyordu.
Elif (iç sesi):
“Nereye getirdiler beni… N’olur biri duysun… Boran…
Beni bir kere daha kurtarır mısın?”
Kapı açıldı.
Kaya’nın adamı yaklaştı.
Adam: “Yalnız mısın? O mafya bozuntusu seni kurtaramayacak.”
Elif: “Yaklaşma!”
Adam sırıtarak : “Ne güzel gözlerin varmış senin… Boran’a değmezsin.”
Elif tiksinerek geri çekildi.
Adam daha fazla yaklaşamadan—
BOOM!
Kapı patladı.
Bir gölge içeri girdi.
Simsiyah… soğuk… ve ölüm gibi.
BORAN.
Adamlar silaha davrandı, Boran hepsini üç saniyede indirdi.
Elif, gözleri dolarak : “Sen…”
Boran, soğuk bir ses ile : “Konuşma. Yara almış mısın?”
Elif: “Hayır ama—”
Boran: “İyi. Kalk. Burada kalırsan seni parça parça ederler.”
Boran kollarını uzattı.
Elif, tereddütle ama güvende hissettiği için uzandı.
Onu kucakladı.
Çıkarken kalan adamlara tek kurşunla yol açtı.
Sessizdi.
Yüzü taş gibi.
Elif arka koltukta oturuyordu. Boran direksiyonda.
Elif (fısıltıyla): “Geleceğini sanmamıştım…”
Boran gözünü yoldan ayırmadan.:Ben bir kere korumaya söz verdim. Bu seninle ilgili değil. Onurumla ilgili.”
Elif: “Yani ben hiçbir şeyim senin için?”
Boran: “Sen… benim başıma gelen en büyük belâsın.”
Elif (sessizce): “Ama yine de beni kurtardın.”
Boran: “Beni mecbur bırakıyorsun.”
Elif sustu.
Ama gözlerinden yaşlar süzüldü.
Boran, aynadan ona bir an baktı.
Bir saniyeliğine bile olsa… yüzünde kırık bir ifade belirdi.
Ama hemen sildi.
Boran: “Seni daha güvenli bir yere götüreceğim.”
Elif : “Ben sadece… yanımda seni istiyorum.”
Boran :Ben kimsenin yanında durmam. Sadece düşmanlarımın karşısında dururum.”
Boran, arabayı hızlı sürüyordu Elif ise korkmuştu ama boran çok sinirli patlamaya hazır bir volkan gibiydi ve Elif ‘i kendi evine getirmişti
“ Neden buraya geldik” diye sordu Elif
Boran tok sesiyle “ Annenle vedalaş Mardin’e gidiyoruz “ dedi. Elif hayır demeye fırsat bulmadan Boran araçtan indi ve Elif’in kapısını açtı. Elif ve Boran’ in hikayesi işte şimdi başlıyordu.
Mardin mi? Ne Mardin'i? Ben seni tanımıyorum bile! Neden Mardin'e gidiyoruz? Ben hiçbir yere gelmiyorum!"
Boran, kısa bir an Elif'e baktı, sonra tekrar yola odaklandı. "Seni korumak zorundayım, Elif . Güvende değilsin."
"Korumak mı? Kimden? Neden? Bana ne olduğunu açıklayacak mısın artık?" Elif’in sesi yükselmişti. Korku ve öfke arasında gidip geliyordu.
Boran derin bir nefes aldı. "Şimdi sırası değil. Ama bilmen gereken tek şey, benimle güvende olacağın. Ailenle vedalaşmak için evine gidebiliriz, ama hızlı olmalıyız."
Elif , bir süre sessiz kaldı. Boran'ın gözlerindeki kararlılığı görmüştü. Çaresizce, "Peki... Tamam. Ama bana her şeyi anlatacaksın. Her şeyi!" dedi.
Acı Vedalaşma
Elif, titreyen elleriyle anahtarını çevirip içeri girdi. Annesi, kız kardeşi Rüya ve erkek kardeşi Ali, salonda oturmuş televizyon izliyorlardı. Elif’i görünce hepsi şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Elif ? İyi misin kızım? Hastanede biraz daha kalman gerekiyordu senin ?" Annesi endişeyle Elif’e sarıldı.
Elif’in gözleri dolmuştu. "Ben... gitmem gerekiyor anne. Bir süreliğine."
Rüya ve Ali şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. "Ne gitmesi abla? Nereye?" diye sordu Ali .
Elif , annesinin ellerini tuttu. "Size her şeyi anlatmak isterdim ama... şu an yapamam. Sadece şunu bilin, güvende olmam gerekiyor ve bu yüzden gitmek zorundayım."
Annesi, Elif’in yüzüne baktı. Kızının gözlerindeki korkuyu görmüştü. "Ne oluyor Elif ? Bizi mi bırakıp gideceksin?"
"Hayır anne, asla! Sadece bir süreliğine. Söz veriyorum, geri döneceğim. Size iyi bakacağım, her şey yoluna girecek." Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
Rüya , Elif’e sarıldı. "Abla, ne olur gitme! Biz sensiz ne yaparız?"
Ali da ablasına sıkıca sarıldı. "Sen nereye gidersen git, biz de seninle geliriz abla!"
Elif , kardeşlerine sıkıca sarıldı. "Siz burada kalmalısınız. Güvende olmalısınız. Ben sizin için geri döneceğim, söz veriyorum."
Annesi, kızına son bir kez sarıldı. "Kendine iyi bak kızım. Bizi merakta bırakma."
Elif , ailesine son bir kez baktı, sanki bu vedalaşmanın ne kadar süreceğini bilmediği için her anı hafızasına kazımak istiyordu. Gözlerinde yaşlarla kapıya yöneldi. Boran, kapının önünde bekliyordu. Elif başını salladı ve birlikte apartmandan çıktılar. Mardin'e doğru uzun bir yolculuk onları bekliyordu.
Boran'ın arabası hızla İstanbul’un dışına doğru yol alırken, Elif hala yaşadığı şokun etkisindeydi. Bir yandan ailesiyle vedalaşmanın hüznü, diğer yandan Boran'ın gizemliliği ve şimdi de bu ani şehir değişikliği onu iyiceSersemletmişti. Birkaç saat sonra lüks bir araba, onları İstanbul'da özel bir helikopter pistine getirdi. Elif , pistin ortasında parlayan, devasa siyah helikopteri gördüğünde nutku tutuldu.
"Bu... bu ne?" diye sordu şaşkınlıkla Boran'a bakarak.
Boran hafifçe tebessüm etti. "Mardin'e daha hızlı gitmemizi sağlayacak aracımız."
Elif gözlerini helikopterden alamıyordu. Hayatında ilk defa böyle bir şey görüyordu. "Sen... sen ne iş yapıyorsun böyle?"
Boran omuz silkti. "Şimdilik bunlar önemli değil. Hadi, geç kalmayalım."
Helikopterin içine bindiklerinde Elif , lüks deri koltuklara ve modern ekipmanlara hayran kaldı. Ancak kalkış anıyla birlikte içinde bir korku belirdi. Helikopter yükselmeye başladıkça Elif panikledi. Gözlerini sıkıca kapattı ve istemsizce yanındaki Boran'ın koluna yapıştı.
Boran, Elif’in korktuğunu fark edince istemsizce elini onun elinin üzerine koydu. Elif yavaşça gözlerini açtı ve Boran'ın endişeli bakışlarıyla karşılaştı. O an, aralarındaki gergin havaya rağmen, sıcak ve tarifsiz bir yakınlık oluştu. Elif , Boran'ın koluna daha da sokuldu ve başını omzuna yasladı. Boran da onu nazikçe kendine doğru çekti. O an, yükseklik korkusu ve belirsizlik yerini tuhaf bir güven ve sıcaklığa bırakmıştı. Birbirlerine yakın, sessizce İstanbul'u aşağıdan izlediler.
Mardin'e indiklerinde, Elif hala yolculuğun etkisindeydi. Helikopter pistinde, Boran'ı bekleyen birkaç siyah takım elbiseli adam belirdi. Elif hayatında ilk defa böyle ciddi ve saygılı tavırlar görüyordu. Boran'ın etrafında oluşan bu aura, ona karşı hissettiği karmaşık duyguları daha da artırıyordu. Hem merak ediyor, hem de bu adamın gizemli dünyasından biraz ürküyordu.
Lüks bir araçla konağa doğru yol alırlarken Elif , Mardin'in taş evlerine, dar sokaklarına ve tarihi atmosferine hayran kaldı. Daha önce hiç böyle bir yere gelmemişti. Her şey çok farklı ve büyüleyiciydi. Yanında oturan, hala mesafeli duran Boran'a içten içe bir şeyler hissettiğini inkar edemiyordu. Onu kurtarmıştı, ona bu bambaşka dünyayı gösteriyordu ama aynı zamanda hakkında hiçbir şey bilmiyordu.
Konağın büyük demir kapıları açıldığında, avluda onları bekleyen iki kişi gördü: Orta yaşlı, vakur bir kadın olan Elfida Hanım ve karizmatik, sert bakışlı bir adam olan Haşim Bey. Boran'ın anne ve babası...
Araçtan indiklerinde Boran, Elif’in koluna hafifçe dokunarak öne doğru yürüdü. "Anne, baba, tanışın... Elif ."
Elfida Hanım, Elif’e sıcak bir gülümsemeyle yaklaştı ve elini uzattı. Elif , şaşkın bir şekilde Elfida Hanım'ın elini tuttu ve saygıyla öptü. Tam o sırada Elfida Hanım'ın ağzından dökülen kelimelerle Elif adeta donakkaldıb:
"Hoş geldin gelinim."
Elif’in gözleri faltaşı gibi açıldı ve şaşkınlıkla Boran'a döndü. 'Ne gelini?' bakışları soruyordu. Boran ise Elif’in yüzüne bile bakmıyordu. O buz gibi, o mesafeli adam... Nasıl olurdu da ailesi onu 'gelin' olarak karşılardı? Aralarında hiçbir şey yaşanmamıştı ki!
Haşim Ağa da yavaşça elini uzattı. Elif hala şaşkınlığın etkisiyle ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Elini mi öpmeliydi? Ne demeliydi? İçinden bin bir soru geçiyordu. 'Ben kimim ki onların gelini olayım? Boran bana neden hiçbir şey söylemedi? Bu nasıl bir oyunun içinde düştüm ben?'