Aras’tan uzak durmak... Keşke bu sadece yürüyüp geçebileceğim bir sokak olsaydı. O zaman yönümü değiştirir, başka bir caddeye sapar, unutur giderdim. Ama Aras… O bir sokak değil, cehennem gibi bir labirentti. Ne zaman kaçmaya kalksam, kendimi yine tam merkezinde buluyordum.
Ofise bu sabah her zamankinden daha erken gelmiştim. Bilerek. Onu görmeden bir gün geçirmenin hayalini kurarak. Kahvemi almış, köşedeki camın önünde dosyalarıma gömülmüştüm. Ta ki onun kahkahası kulak zarımı tırmalayana kadar.
Başımı kaldırdım. Aras ve yanında… yine başka bir kadın. Uzun, siyah saçlı. Benden çok daha süslü, benden çok daha rahat. Kahkaha atarken elini Aras’ın göğsüne koyuyordu. O ise gülümseyerek ona bir şeyler fısıldıyordu. Mideme kramplar saplandı. Gözlerimi kaçırmak istedim. Ama bu bir kaza gibiydi. Bakmadan duramıyordum.
Kıskanmak ne kelime… İçimdeki volkan patlamaya hazırdı.
Ama en kötüsü, Aras’ın bakışlarının bir an bana kayıp, sonra yeniden o kadına dönmesiydi. Bilerek yaptı. Gözleri, “Bak kimle geldim” der gibiydi.
Hemen toparlanıp dosyalarımla başka bir bölüme geçtim. Ama elbette beni bulması uzun sürmedi. Öğlen molasında tam lavabodan çıktığımda, karşı duvarda onu sırtını yaslamış şekilde beni beklerken buldum.
“Beni mi izliyordun?” dedim sertçe.
“Senin beni izlediğini fark etmemen imkânsızdı.” Gülümsedi. Alaycı, baştan çıkarıcı bir gülümseme.
“Uzak dur benden, Aras. Gerçekten.” Sesim ciddiydi ama içimde titreyen bir parça vardı. O bunu hissetti.
Bir adım attı. Sonra bir adım daha. Duvara yaslanmış bedenimi arada mesafe kalmayacak kadar köşeye sıkıştırdı. Kafasını yana eğdi, gözleri gözlerimin tam içine kilitlenmişti.
“Uzak durmak mı? Bu senin için mi geçerli, benim için mi?” Nefesi tenime değdi. Kalbim öyle bir çarpıyordu ki, susturmak için içime bağırmak zorundaydım.
“Elini göğsümden çek.” dedim. Ama elim titrediğinde ne kadar ikna edici olduğum tartışılırdı.
Aras elini yavaşça indirdi, ama bu geri çekilmek değil, yeni bir hamlenin başlangıcıydı.
“Elimi çekmemi istiyorsan, gözlerini de çek bakışlarımdan,” dedi. “Ama sen... gözlerinle ruhumu deşiyorsun, Yasmin. Sonra ‘bana dokunma’ diyorsun. Gerçekten uzak durmamı istiyor musun?”
Gözlerimi kaçırmaya çalıştım. Ama artık geç kalmıştım. Asansör kapısının önüne gelmiştik bile. Birlikte bindik. Tek kelime etmedim. Ama o tuhaf bir şekilde tüm katları iptal edip acil durmaya bastı.
“Ne yapıyorsun?!” dedim panikle.
“Yasmin, seninle bir dakika yalnız kalabilmek için bütün bir günü mahvedebilecek kadar delirdim. Sen hâlâ beni anlamıyor musun?”
Gözleri karanlık, sesi boğuk, ama bir o kadar da çıldırtıcıydı.
Yaklaştı. Dudaklarımız neredeyse değecek kadar yakındı. “Beni kıskandığını gördüm,” dedi fısıltıyla. “O yüzden onu getirdim.”
“Kadın neyin oluyor?” dedim öfkeyle.
“Hiçbir şeyim değil. Adını bile zor hatırlıyorum.” Bir kahkaha attı. “Ama senin bana böyle bakmanı sağladı. O yüzden değdi.”
Ellerim titredi. İçimdeki duvar çatırdamaya başlamıştı.
“Peki ya sen? Sen de bana oyun oynuyorsun. Sürekli kaçıyorsun ama gözlerin hep benim üstümde. Kendini mi kandırıyorsun, beni mi?”
Tam o anda ellerini belime doladı. Asansörün duvarına yaslanmışken, gözleri gözlerime çakılı kaldı.
“Yasmin… Söyle, hâlâ beni istemiyor musun?”
Cevap vermedim. Çünkü her kelimem yalan olurdu. İçimdeki her hücre haykırıyordu ona. Ama gururum susuyordu.
Ve o anda… sadece nefeslerimiz konuştu. Dudaklarımız değmedi, ama sanki her şey olmuş gibi. Aramızdaki hava elektrik yüklüydü.
Sonunda asansör hareket etti. Kapı açıldığında bir adım geri çekildi. Ama gözlerini kaçırmadı. Yavaşça bana eğildi.
“Bir gün, Yasmin. Kaçamayacaksın. Ve o zaman, sana ne yaptığımı unutamayacaksın.”
Sırtını dikleştirip gitti.
Ve ben… duvara yaslandım. Kalbim hâlâ göğsümde çırpınan bir kuştu.
Kapısının önünde durduğumda bile içimdeki fırtına dinmemişti. Kalbim göğsüme sığmıyor, parmaklarım titriyordu. Ama bu sefer korktuğum için değil... Karar verdiğim için. Onun gözlerinden, ses tonundan, adımı söylerkenki o karanlık tınıdan kurtulamayacağımı anlamıştım.
Yalnızca bir kez yaşanacak bir şey olmalıydı bu. Ne geçmiş, ne gelecek... Sadece bir an. Belki o zaman içimdeki bu gölge yok olurdu.
Kapıyı iki kez tıklattım.
"Gel," dedi içerden.
Kapıyı yavaşça açtım. Aras, pencere önünde ayakta duruyordu. Gecenin içinde silueti daha da tehditkâr, daha da baştan çıkarıcıydı. Siyah gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıyrılmıştı, saçları dağınıktı. Ama en çok da gözleri… Karanlık ve uyanık. Sanki beni bekliyormuş gibi.
“Yasmin,” dedi adımı bir dua gibi fısıldayarak. “Gece gece aklımı mı almak istiyorsun?”
Derin bir nefes aldım. Sakin olmaya çalıştım ama vücudumun her hücresi alarma geçmiş gibiydi.
“Seninle konuşmam gerekiyor,” dedim. Kapıyı kapattım arkamdan. Tüm kaçış yollarımı kapatmıştım.
Gözlerini üzerime dikti. “Konuşmak mı? Beni özledin mi yoksa?”
İleriye bir adım attım. Gölgelerin içinde, kendi irademe karşı savaşıyordum. Ama bu sefer kaçmak yoktu.
"Ne istiyorsun Aras?" dedim kısık sesle. “Beni sürekli sıkıştırıyorsun, gözlerini üzerimden çekmiyorsun. Beni korkutuyorsun... ama aynı zamanda... kafamı karıştırıyorsun.”
Aras bana doğru yürümeye başladı. Her adımında kalbim biraz daha hızlandı. Bedenim geriye doğru çekilmek isterken, ruhum onu bekliyordu.
“Bunu sen de biliyorsun, Yasmin. Seni istiyorum. İlk günden beri. Ama sen inkâr ettin. Kaçtın. Şimdi burada ne yapıyorsun?”
Omuzlarımı hafifçe kaldırdım. Gözlerim onun gözlerinde, dudaklarım titreyerek konuştu.
“İşte buradayım. Belki de senin kafandaki şeyi sona erdirmek için geldim. Bir anlaşma teklif etmeye... Tek bir gece, Aras. Ne istiyorsan. Sonra bitmiş olacak. Hayatımın dışına çıkacaksın. Sonsuza kadar.”
Gözbebekleri genişledi. Bunu beklemiyordu.
“Ne diyorsun sen?” diye fısıldadı. “Kendini bana mı sunuyorsun şimdi?”
Başımı eğmeden, dudaklarımı bükmeden cevap verdim. “Evet. Al vücudumu. Ne istiyorsan yap. Ama sadece bu gece. Yarın, yokmuşum gibi davranacaksın.”
Parmaklarımı bluzumun düğmelerine götürdüm. Titreyen ellerimle birini çözdüm. Sonra bir diğerini. Aras kıpırdamadan beni izliyordu. Tıpkı bir avcının, kendi kararını almış avı izlemesi gibi. Karanlık, yoğun, ama hareketsiz...
Bluzumun son düğmesi de çözüldüğünde, Aras birdenbire yaklaştı. Elleri bileklerime uzandı, ama nazikti. Dudaklarımın hemen önünde durdu.
“Yasmin…” dedi, sesi boğuk. “Bu değil. Bu oyun değil.”
“Ben oyun oynamıyorum,” dedim. “Sadece kendimi geri almak istiyorum. Beni ele geçirmeni istiyorum, evet... Ama yalnızca bir kez. Sonra unut beni.”
Aras gözlerini kıstı. Ellerimi tuttuğu yerden yukarı kaldırdı, başımın üzerine… Sonra yaklaştı, dudaklarını boynuma kadar indirdi. Ama sadece kokladı. Tenime dokunmadı bile. Ve sonra geri çekildi.
“Hayır,” dedi. “Ben seni tek gecelik istemiyorum. Senin bana ait olduğunu düşündüğümde, bu sınır beni tatmin etmiyor. Senin dokunuşunla yanmak, sonra seni bırakmak… Bu bana göre değil.”
Gözlerim doldu. “Peki ya ben? Ben seni istemiyorum Aras. Ruhumu boğuyorsun. Sanki her baktığında içimi söküp alıyorsun. Korkuyorum senden. Bu ne demek biliyor musun?”
Aras sustu. Sonra başını yana eğdi. “Bu, benim gibi biriyle kalamayacağını ama benden kaçamadığını gösteriyor. Seni anlamaya çalışıyorum, ama sen de kendine yalan söyleme Yasmin. Beni her seferinde reddederken bile gözlerin beni çağırıyor.”
Sırtımı duvara yasladım. Odayı karanlık bastı, ama onun sesi ve nefesi bütün hücrelerimde yankılandı. Aras bana yaklaştı. Ellerini iki yana dayadı, beni çevreledi. Ama dokunmadı.
“Şimdi bana dokunmanı mı istiyorsun, Yasmin? Peki ya sonra her gece seni arzuladığımda ne yapacaksın? Sadece bir gecelik mi kalacağım sende? Hayır. Ben eksik yaşamam. Ya hep olursun, ya hiç.”
Bir damla gözyaşı süzüldü yanaktan. Dudaklarım titredi.
“Ben sana kendimi sunuyorum Aras. Bu benim zayıflığım. Ama senin benimle oyun oynamana izin vermem.”
Aras başını eğdi. Dudaklarını alnıma dayadı. O an bedenimden bir ürperti geçti. Beni öpmedi. Sadece orada durdu.
“Sana asla zarar vermeyeceğim Yasmin,” dedi. “Ama seni unutmak da benim için bir ölüm olur.”
İçimden bir şeyler koptu. Sanki içimde yıllardır kilitli kalmış bir kapı açıldı. Bunu istememeliydim. Ama ona direnmek... imkânsızdı.
Ben dudaklarımı Aras’ın boynuna götürüp küçük bir öpücük kondurduğumda, o anlık nefesi kesildi. Ama geri çekildi.
“Yapma,” dedi. “Sana dokunursam, bu geceyle sınırlı kalmam.”
İçimde yankılanan boşluk biraz daha büyüdü. Sessizlik sardı odayı.
“Peki ne olacak?” dedim, “Beni istiyorsun ama bana sahip olmayacak mısın?”
“Ben seni sadece bedeninle değil, ruhunla da istiyorum. Benim olmanı. Ama bu şekilde değil.”
Gözlerimi kapattım. Ve ilk defa Aras’a güvenmenin nasıl bir his olduğunu hissettim. Belki de bu, arzunun da ötesindeydi.
Belki de biz... aynı karanlığın çocuklarıydık.
Ofis bu sabah her zamankinden daha yoğundu. Kahve makinesinin yanında sıraya dizilmiş stajyerler, telefonda bağırarak konuşan müşteri temsilcileri ve sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan kalabalık... Ama benim için bunların hiçbirinin anlamı yoktu. Gözüm sürekli Eray'ı arıyor, kulağım ise Aras'ın adımlarını seçmeye çalışıyordu.
Eray son günlerde bana daha çok yardım eder olmuştu. Bazı geceler ofiste geç saatlere kadar çalışıyor, bir şeyler yeme bahanesiyle birlikte çıkıyorduk. Masumdu, ama farkındaydım… Bu yakınlık Aras’ı çıldırtıyordu.
Bugün, kahvemi almak için mutfağa indiğimde Eray da oradaydı. Gülümsedi bana.
"Yasmin, bu akşam veri analiz dosyasına tekrar birlikte göz atalım mı? Yeni bir yöntem denemek istiyorum," dedi.
"Olur," dedim. Gözlerimin ucuyla Aras’ın ofisinin camından bakıp bakmadığını kontrol ettim. Görünürde yoktu ama içim içimi yiyordu. Belki de izleniyordum.
Birlikte kahvelerimizi alıp dönerken Eray hafifçe omzuma dokundu. Gülümseyerek bir şeyler anlattı ama beynim o anda kilitlenmişti. Çünkü Aras, tam karşımızdan geliyordu. Yüzü ifadesizdi ama gözleri... Gözleri beni yerle bir ediyordu.
Yanımızdan sessizce geçti. Sadece geçmedi, sürtündü neredeyse. O an kalbim ağzıma geldi.
Eray’la masama dönerken, Aras’ın ofis kapısı sertçe kapandı. Sanki bir fırtına öncesiydi.
Öğleden sonra, Eray yanıma geldi ve birlikte toplantı odasına geçtik. Teknik detaylarla ilgili konuşuyorduk ama ben dikkatimi toplayamıyordum. Aras’ın burnunun dibinde Eray'la baş başa olmak hem garip bir zevk veriyor hem de tehlikeli sularda yüzüyormuşum hissi uyandırıyordu.
Ve tabii ki, fazla sürmedi.
Kapı bir anda açıldı. Aras.
"Yasmin, benimle gelmen gerekiyor," dedi. Sesi sakindi ama altında fırtına vardı.
Eray bir şey söylemek ister gibi oldu ama Aras ona bakmadan kapıyı açtı, dışarı çıktı. Ben de kalktım, dosyamı alıyormuş gibi yaptım ve peşinden çıktım.
Koridorun sonunda boş bir toplantı odasına girdi. Kapıyı arkamdan kapattı.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?" dedi sessizce ama öfkeyle.
"Neyi kastediyorsun?" dedim, sinirli bir masumiyetle.
"Eray mı? Şimdi Eray mı? Beni mi cezalandırıyorsun Yasmin?"
Gözlerinin içine baktım. "Sana hesap vermek zorunda değilim. Bu benim hayatım."
Bir adım attı bana doğru. Yutkundum. Vücudumun her hücresi alarm veriyordu.
"Yasmin," dedi alçak bir sesle, "beni kışkırtma. Yoksa kötü şeyler olur."
Tüm cesaretimi topladım. "Ne yapacaksın Aras? Herkese bir sevgilin olduğunu göstermekten çekinmedin. Şimdi benim de hayatım var."
"Hayat mı?" Yaklaştı. "Eray senin hayatın mı? Sana dokunmasına izin verdin mi?"
"Bu seni ilgilendirmez. Hem Eray'ın benim sevgilim olduğunu zaten bkliyorsun.
"Her şey beni ilgilendiriyor. Çünkü sen benimsin. Eray'la yaşadığınıza ilişki mi diyorsun sen. Tam bir saçmalık. Onun sana yakın olmasına izin vermeyeceksin."
"Gözümün önünde başka bir kadına dokunurken bu sözleri söyleme bana," dedim titreyen bir sesle.
Bir an suskunluk oldu. Aras yüzüme baktı. Sonra başını eğdi, derin bir nefes aldı. "Ben… o kadınla hiçbir şey yaşamadım Yasmin. Sadece seni kıskandırmak için. Ama sen… sen gerçekten bir başkasına sarıldın."
Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra ben konuştum. "Sen beni kırdın Aras. Defalarca. Ama senin canını yakacak gücüm olduğunu bilmek... bir şekilde iyi hissettirdi."
"Yasmin..." dedi, sesi çatlamıştı.
Yavaşça yaklaşmaya başladı. Elini kaldırdı, saçlarıma dokundu. Gözlerim dolmuştu ama kendime kızarak bastırdım.
"Dokunma bana," dedim. Ama dokundu. Saçlarımı yüzümden çekti. "Beni başka birine iten sensin."
"Hayır," dedi fısıltıyla, "seni kimseye bırakmam."
Birden öptü beni. Sertti. Öfkeliydi. Ama aynı zamanda kırık. Kalbim sanki çırılçıplak ortadaydı. Gözümde canlanan tek şey geçmişte bana “benimsin” dediği o ilk gündü.
Onu itmedim. Kendimi savunmadım. Çünkü o an, hâlâ onu sevdiğimi anladım.
Ama işte, bu sevgi bana sadece acı veriyordu.
"Bu böyle devam edemez," dedim, öpücüğü kesip. "Bu… oyun değil. Kalbimi darmadağın ettin Aras."
"Biliyorum. Ve düzelteceğim," dedi. "Ama senin başka bir erkeğe ait olmanı izleyemem. Eray’dan uzak dur."
"Senin de o kadından uzak durduğunu görmem gerekiyor."
Aras başını eğdi. "Tamam. Bitti. Sadece... bana biraz zaman ver Yasmin. Sana dokunmadan bile delirecek hale geldim. Ama senden uzak kalmak... daha da zor."
Bir an gözlerimi kapattım. Onun nefesi yüzümdeydi. Kalbim sanki vücuduma sığmıyordu. Kafam karmakarışıktı ama kalbim her şeyi biliyordu. Aras’a ait olmaktan korkuyor ama başka birine de ait hissedemiyordum.
Bu bir savaşsa, ben çoktan teslim olmuştum.
Ama bu teslimiyetin bedelini ödemekten korkuyordum.