-SİYAHTAN DAHA KOYU-

2371 Words
-ŞURA EKİCİ Sıcak duşun hemen ardından neredeyse tenim eski rengine dönmüştü. Artık daha parlak ve daha dinç hissediyordum. Yüzüm gözüm açılmıştı ve saçlarımda yumuşacık olmuştu. Saat öğlen dörttü. Zaten saat 2'ye doğru ancak uyanabilmiştim. Her yerim ağrıyordu ve açlıktan tansiyonum düşmüştü. Acile gitmem gerekiyordu fakat bu durumu açıklayamayacağım için hiçbir şey yapamıyordum. Kendi imkanlarımla hayatta kalmaya çabalıyordum o kadar. Bornozun önünü bağlayıp saçlarıma havluyu sararak odama geçtim. Duşa girerken masama koyduğum ilk yardım çantasını açtım ve içine bakındım. Bunu geri iade etmeli miydim bilmiyordum ama iyi olmuştu doğrusu... Fazlasıyla donanımlı bir çantaydı. Yaralarım için hemen hemen gerekli olan her şey vardı. Yine hemşireliği kendim üstlenecektim. Üzerine bırakılan kartviziti de görmezden gelmeye çalıştım. Biraz pamuk ve alkol çıkardım. Aynanın karşısındaydım. Yüz ifadem fazlasıyla donuktu. Zaten yaralarımdan ötürü fazla bir mimikte oynatamıyordum. Dudağım patladığı için her zamankinden daha dolgun duruyordu ve sağ gözümde şiştiği için sol gözüm sanki daha küçükmüş gibiydi. Uzun zamandır kendimi böyle çirkin görmemiştim galiba... Önce ayak bileğimi sarmam gerekti. Elimle kontrol ettiğimde incinmiş olduğunu artık anlayabiliyordum. Nasıl kırılmadığına hayret ettim. Acaba artık ben mi acısına alışmıştım diye geçirdim içimden. Sonuçta bunlar ilk yaralanmalarım değildi. Bacağımı kaldırdım ve yatağın üzerine doğru uzattım. Kutunun içinden işime yarar olan şeyleri çıkararak kendi çapımda sarmaya çalıştım. Bu esnada yine hemen doldu gözlerim fakat başka şeyler düşünmeye çalıştım. Dün gece rüyalarıma giren video sahnelerini artık düşünmemek için adeta bütün çabamı ortaya koymuştum ve aklıma geldikçe kendi kendime bir şeyler tekrar edip duruyordum. " Her zaman silah doluymuş gibi hareket edin. Parmak tetikte tutulmaz, yalnızca ateş etmek için tetiğe dokunulur. Hedefinizden emin olun... " gibi karışık şeyleri peş peşe söylemeye başlamıştım. Yaralarıma bakmaya devam ettim. Bıçak izlerime alkolü bastıkça alev gibi yanıyordu fakat dünkü kadar acı vermiyordu. Pamuğu tenime her değdirdiğimde dudağımı ısırıyordum. Bazı yerlerimi sargıyla bazı yerlerimi de yara bandı ile kapatmaya çalıştım. Yüzümün bazı yerlerine ise merhem sürdüm ve kaşımın patladığı yeri pamuk ve bantla ancak kapatabildim. Dudaklarıma da bir şeyler sürdükten sonra kendime şöyle bir bakındım. Gözlerim hala kıpkırmızıydı ve acı doluydu... Bakışlarım belki de hiç bu kadar nefret ve öfke dolu olmamıştı. Göz kapaklarımı açamıyordum bile... Kaşlarımı ise dün nasıl çattıysam hala aynıydı. " Her zaman silah doluymuş gibi hareket edin. Her zaman silah doluymuş gibi hareket edin. Her zaman silah doluymuş gibi hareket edin..." Saçlarımı kurulamaya başladım. Uyandığımdan beridir sadece düşünüp duruyordum. Bütün bu olanların nasıl olduğunu... Ama artık oraya nasıl gittiğimi, yani nasıl kaçırıldığımı merak bile etmiyordum. Adamın bunu neden yaptığı ise zaten belliydi. Kıvanç beyin videoda beraber olduğu kişi, dün gece ki adamın evlenmek üzere olduğu kadındı. Diğer videoda da benim dayak yeme görüntülerim vardı. Bu durumda iki mağdur insan görünüyordu ve iyi bir intikam için bütün şartlar uyuyordu. En azından bizi kaçıran adamın planı tam olarak böyleydi. Hayatımda gördüğüm en saçma, en rezil plandı... Dolan gözlerimi sildim ve gidip dolaptan çıkardığım siyah kot pantolon ile siyah tişörtü üzerime geçirdim. Saçlarımı da tarayıp bağladım ve birde yaralarımı gizlemek için hırka giydim. Telefonumu ise hiç açmamıştım. Hiç bakmak istemiyordum da zaten. Kıvanç beyden gelecek olan tek bir mesaja dahi tahammülüm yoktu. Bugün sadece uyumak ve kafa dinlemek istiyordum. Belki biraz film izlerdim. Yani uzun zaman sonra her şey normalmiş gibi davranırdım. Hem bu sayede gözümün önünde gerçek bir şeyler oynardı. Bakışlarım yine öylece boşluğa daldı... " Ama ben seni tanımıyorum..." dedim ve gözlerinde bir iz aradım. " Ben de seni tanımıyorum. Anladığım kadarıyla izleyeceğimiz videoda ortak tanıdığımız birileri var. " dedi ve bir anda kapının tam üstünde ki siyah ekran aydınlandı. Onu hiç fark etmemiştim. Üzerinde iyi seyirler yazıyordu... Gidip kendime bir filtre kahve yaptım. O sırada aç olduğumu hatırladım ve ağrı kesici içmek için de bir şeyler yemem gerekiyordu. Kahve ile sevmesem de ufak bir parça sandviç hazırlayıp iki kişilik mutfak masama geçtim. Masamın tam ortasındaki vazoda duran laleler sanırım odamdaki en renkli şeylerdi. Nedense sürekli dudaklarım titriyordu ve kirpiklerim ıslanıp duruyordu. Aslında duşta yeteri kadar ağlamıştım. Bunun beni daha da sakinleştirmesi gerekmiyor muydu? Artık düşünmemem lazımdı. Güçlü olmalıydım. Her zaman yapmaya çalıştığım gibi. Biraz kendime gelince de antrenmanlarıma kaldığım yerden devam edebilirdim. Gözlerim aynamın önündeki minik takvime çarptı. Özellikle işaretlemiştim. " S*ktir..." diye fısıldadım kendi kendime. Bugün üst düzey silah eğitimim vardı ve bu halde gitmek istemiyordum. Odaklanamayacağıma emindim. Berbat atışlar yapacaktım ve benden umudu keseceklerdi. Bunun olmasını istemiyordum. Ne kadar başarılı ve güçlü olduğumu bilmeleri lazımdı. Kendimle ilgili kimseyi şüpheye düşüremezdim. Yavaşça yerimden kalktım ve kahve bardağımı bırakırken videodaki o kadının yüzünü düşünmeye başladım. Onu daha önce görmemiş olamazdım. Mutlaka biliyor olmalıydım. İlk videonun benimle bir alakası olmadığına emin olduğum için çok iyi odaklanamamış olabilirdim. Zaten kamera kaydı da ful hd değildi. Çalıştığımız yere geldiğine emindim. O samimiyetleri mutlaka vardı. Başım o kadar ağrıyordu ki, çatlamak üzereydi. Kapı çaldı. Kimin geldiğini tahmin etmek hiç de zor değildi. Dün akşamki halimden ötürü Kıvanç bey gelmiş olmalıydı. O an içim fazlasıyla kötü oldu ve hiç bakmak istemedim. Öylece ayakta bekledim. Hiç sesimi çıkarmazsam gider diye düşündüm. Olabildiğince yabancı olmaya çalıştım. Onu hiç tanımamışım gibi... Kaçıp gitmek ve her şeyi geride bırakmak istedim. Hayatım saniyeler içinde gözlerimin önünden geçti. Fakat artık zile daha sinir bozucu şekilde basmaya başladığında gidip kapıyı açmak zorunda kaldım. Fakat donuk ve kırgın ifademle karşıladığım kişi o değildi... Bu dün gece ki adamdı! İkimizde birbirimizi incelemeye başladık. O aydınlanan yüzüme ve sardığım yaralara odaklanırken ben bej rengi çizgili takımına ve dinç yüzüne odaklandım. Yüz ifadesi hala aynıydı, duruşu da öyle. Kapıda da siyah son model arabası ve şoförü vardı. Araba daha galeriden yeni alınmış gibi parlıyordu. Benimle yeniden konuşmak istediğini tahmin etmem gerekirdi. Nihayet birinin bu sessizliği bozması gerekiyordu. " Sanırım bir seçim yaptınız. " dedim ona. İntikam, vazgeçmek, affetmek ya da ölüm... İçeriden şapkamı ve çantamı alıp çıktığımda artık tamamen bir casus görünümündeydim. Hava bugün düne göre çok güzeldi. Beraber yürümeye başladık fakat dikkatleri fazlasıyla üzerimize çekiyor gibiydik çünkü bir kere bakan bir kere daha bakıyordu. Sebebi gayet açıktı aslında. Onun gibi ciddi ve düzgün birinin yanında, siyahlar içindeki seri katil görünümlü ben... İki insan ancak bu kadar zıt görünebilirdi. Yürüyüşü bile sakindi. Sanki dün akşam ihanete uğrayan o değilde benmişim gibi bir havası vardı. Gözlerim parmaklarına kaydı. Yüzüğü hala duruyordu... Buna fazlasıyla şaşırmıştım. Yoksa bütün gördüklerine rağmen ona hala aşık mıydı? Yan yana yürüyünce parfümünü daha iyi almıştım ve taradığı saçları hiçbir rüzgara rağmen dağılmıyordu. Üstelik jöle görünümü de yoktu. Kolundaki saati de yeniydi. Tam kombinine göre uydurmuştu. Gözünde de siyah bir gözlük vardı. İşte şimdi yirmilerinde bir İstanbul beyefendisine dönüşmüştü. Bir elinde telefonu vardı ve diğer eli de cebindeydi. Ben ise sırt çantamın kollarına yapışmış vaziyette rahatça yürüyordum. Aslında pek rahat değildim çünkü ayağım buna izin vermiyordu. Sadece belli etmemek konusunda iyiydim. Şapkam ve gözlüğüm dünkü şiddetin izlerini yeterince örtüyor gibiydi fakat zaten bu benim doğal halimdi. Ben hep böyle gezerdim. Dışımda içim gibiydi. " Yüzün hala yara içinde de olsa, daha iyi görünüyorsun. En azından beyaz tenli olduğunu öğrendik... İki gün sonrada göz rengini görebiliriz herhalde? " dedi ve ceketinin yakasını düzeltti. Haklıydı... Bir gözüm zaten dünden beridir yarı kapalı vaziyetteydi ve diğerini de zor açıyordum. Bu yüzden güneş gözlüğüm gözümde iyi duruyordu. " Sizde ihanetle geceyi bitirmenize rağmen hala aynı görünüyorsunuz. Düne göre değişen hiçbir şey olmamış. Dağılmamışsınız ve saçlarınızı yine taramışsınız. " dedim. Bu biraz imalı olmuştu. Varla yok arası bir dudak kıvırmayla karşıladı bunu. " Kaç yaşındasınız? Gerçi dün biraz yaşlanmış olabilirsiniz ama... " diye devam ettim konuşmama. Asla yüzünü bana çevirmiyordu. " 33 yaşındayım küçük hanım. Sizin yaşınızı sormayacağım. Tahmin etmek çok zor değil. Dağılmadım evet ve saçlarımı da taradım. Size de tavsiye ederim..." dedi! O an irileşen gözlerimi hemen ona çevirdim ve ellerimle topladığım saçlarımı kavradım. Tabii ki de saçlarımı taramıştım ama duştan yeni çıktığım için birazcık kabarmıştı. Bu kıvırcık saçlıların ortak bir sorunuydu ve çok sinir olmuştum. Saçlarım gerçekten de dışarıdan taranmamış halde ve kötü mü görünüyordu yani? " Tavsiyeniz için sağolun, saç spreyini sizin gibi saçıma boşaltsaydım eminim ki böyle bir sorunum kalmazdı. Saçınız donmuş galiba... " dediğimde sahile inmiştik ve boş bir banka doğru yürüdük. " Limon sürebilirsiniz. Daha kolay ve tam size göre bir hareket olacağına eminim. " dediğinde sinirden adımlarımı yavaşlatmıştım. Gerçekten nasıl bu kadar sinir bozucu olabilirdi... İnternet siteleri hiç böyle gıcık olduğundan bahsetmemişti... Uyanınca kartvizitindeki ismi ve markasını biraz araştırmıştım. Hatta Türkiye'nin en zenginleri listesinde olduğunu görünce fazlasıyla şaşırmıştım. Çok iyi bildiğim bir markanın sahibiydi. Oysa öyle görünmüyordu. Az konuşuyor, sakin hareket ediyor ve ciddi bakıyordu. Yanılmıştım. Bir mafya tipi kesinlikle yoktu. Onun duruşu tam olarak havalı kelimesi ile örtüşüyordu. Evet, olgun ve havalı. Benimle ne konuşacaktı ve bu konuşma nereye varacaktı en ufak bir fikrim yoktu. Sadece yanında olmak beni gittikçe geriyordu. Herkesin önünü iliklediği ve dünyanın saygısını gösterdikleri bir adamdı. Youtube'dan birkaç açılış videosunu izlemiştim ve insanların tavırları karşısında hayrete düşmüştüm. Fakat bunu yadırgamamıştım çünkü o da karşıya o şekilde saygılı davranıyordu. Hiç gülmediğine de yemin edebilirdim. Banka oturduğumuzda bile oturuşu yeteri kadar dikti. Ben ise sırt çantamı kucağıma aldım ve arkama yaslandım. Deniz o kadar güzel görünüyordu ki. İçine atlasam ve boğulsam harika bir ölümle taçlanmış olurdum. Fakat yüzme biliyordum ve burada da bahtsızlığım benimle beraberdi. " Ben Kenan Atahan. " diye bir giriş yaptı. O an içimden " vaaaay! " diye bir karşılık verdim. Atahan... Güzel bir soy ismi vardı. " Dün gece... Dün gece o videoda patronunun beraber olduğu kişi anlamışsındırki benim nişanlımdı. " dedi ve yine alyansı ile oynamaya başladı. Bir an duraksasa dahi sesi hiç titremedi. Bu konuşmaya çok çalışmış olmalıydı. " Bu beraberlikle ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Herhalde bugün akşama kadar öğrenmiş olurum. Henüz araştırmaları için birilerini görevlendirmedim. Sanırım buna hazır değilim. Patronunun ismini bile bilmiyorum. Çok fazla düşünmedim de. Sadece bu olayın bu kadarla sınırlı olmadığına eminim o kadar. Onunla iş sözleşmelerimiz var. Sandığımdan büyük ve tehlikeli bir oyunun içinde olabilirim. " dedi ve parmaklarını birleştirdi. Bu kulağa pek hoş gelmiyordu. Yine de aldatılmanın vermiş olduğu o buruk hissi sezebilmiştim. Bu onu çok incitmiş olmalıydı... " Peki Benden ne istiyorsunuz? " diye sordum. İkimizde sahile bakıyorduk. Birbirimizle konuştuğumuz asla anlaşılmıyordu. " Bana yardım etmeni istiyorum. Dün gece orada beraber olmamız bir tesadüf değildi. Videoyu izledim ve ne halde olduğunu gördüm. Kim bilir ne zamandır sana işkence ediyor. Ayrıca belki de daha fazlası. Seni tehditte ediyor olabilir. Eğer bana yardım etmeyi kabul edersen, sana fazlasıyla yardım ederim. Seni onun elinden kurtarır ve korurum. " dedi ciddi bir şekilde. Bunu söyler söylemez kahkaha attım, tutamadım kendimi. Sonra baş parmağımı ağzıma götürdüm ve ısırmaya başladım. Söyledikleri kulağıma çok gülünç gelmişti. Beni korumak, kurtarmak... Hem de Kıvanç beye karşı öyle mi? " Size nasıl yardım edebilirim ki? Komik... Adamın istediği de buydu. Aldatılan adam ve şiddete uğrayan kızın koalisyonu. Sonra ne oluyor peki? Aaa dur... İkimiz beraber olup onlardan intikam mı alıyoruz? " diye sordum ve onu alaya alırcasına sırıttım. Bu tavrıma şaşırmış gibiydi. " Böyle basit düşünmen pek hoşuma gitmedi. Değer bilmeyen bir kadın için intikam gibi şeylerle bizzat kendim uğraşmam. Bu sadece bir ihanet vakası değil. Bilmediğin şeyler var. Benimde öyle... O yüzden sana bu kadar basit geliyor. Tırnaklarımla geldiğim iş hayatım tam anlamıyla tehlikede olabilir. Hatta belki de ailem bile... Ayrıca patronun neredeyse seni öldürmek üzereydi. Elbette bunun bir karşılığı olmalı. Buna ister intikam de ister başka bir şey..." dedi ve sırt çantamı alıp sırtıma takarken ona döndüm. " Öğrendiklerinizden sonra kalbiniz kırıldı mı? " diye sordum. Sadece sustu. Cevap vermedi. Daha fazla bu konuşmayı uzatmaya gerek yoktu. Söyledikleri ve fikirleri benim için faydasızdı. " Nişanlınızı herkese rezil edin ve onu terk edin. Yeteri kadar utanç duyar. Ayrıca sizi tatmin edecek bir rezil etme planı bulacağınıza da eminim. Hatta isterseniz size bununla ilgili güzel bir taslak bile gönderebilirim. Bu klasik bir aldatma hikayesi bence. İşinizi ve ailenizi karıştırdıklarını sanmıyorum. Onları kınayın ve bu acı gerçeklerle yüzleşin. Beni de bu işe karıştırmayın. Ben kimseden intikam almak istemiyorum. " dedim ve ayağa kalktığımda yeniden kartvizitini bana uzattı. Fazlasıyla gerilmiştim ve strese girmiştim. Hiç iyi hissetmiyordum. Belki de sağlıklı düşünemiyordu ve kafasında olan şeylerden fazlasını kuruyordu. " Mesele o değil... Ben tek başıma ikisinin de üstesinden gelebilirim zaten. Boşuna Kenan Atahan olmadım. Geleceğim de... Sadece senin de güvende hissetmeni ve yanında olabileceğimi bilmeni istedim. Seni nasıl tehdit ediyor ve neyle korkutuyor bilmiyorum ama ben bunların üstesinden gelebilirim. Sana destek olabilirim ve bu yaraların hesabını sorabilirim. Yaşadığın şeyi normalleştiremezsin bu korkunç bir şey. Bedeli ağır olacak bir şey... İnanıyorum ki seni bu işkenceden kurtaracağıma inanan birisi tarafından kaçırıldık ve karşı karşıya geldik. Bu saatten sonra hiç iyi şeyler olmayacak emin olabilirsin. Ayrıca nişanlımdan ayrılmayacağım. Aksine evleneceğim. Yine de sen... " dedi ve ayağa kalkıp ceketinin önünü düzeltti. Bu sırada bende kartvizitini tutuyordum. " Patronunun ayağına taş bile değse, artık benden bil. Tamam mı? " dedi ve gözlüğünü çıkarıp yakasına taktı. O an öylece donup kalmıştım ve gözlerimi bir an bile ondan çekmedim. Onu öldürecek miydi? " Ne yapacaksınız..? " diye sorduğumda sesim titremişti. " Artık bu bir sır. İzle ve gör. Merak etme... Uzun bir yolculuk olacak. " dediğinde nefes alışlarım yavaşlamıştı. Belki de ne kadar tehlikeli olduğunu anlayabilmem mümkün bile değildi... Sonuçta bir ihanete uğramıştı ve kafayı yemiş olabilirdi. Yutkundum ve artık gözlerine bakmayı kestiğimde kartviziti ona geri uzattım. " Fikrim değişmeyecek... Alabilirsiniz. " dediğimde eliyle çeneme dokundu ve yavaşça öne eğdiğim başımı düzeltti. " Bunu fikrin değişirse diye değil. Hayatın tehlikeye girdiğinde araman için verdim. Elbette sen kendini koruyabilirsin ama bende karşındaki kişiye bir yumruk atmak isterim... " deyip göz kırptığında sanki bir anda teni sıcacık olmuştu. Onu biraz daha merhamet dolu görmüş gibiydim. Elini çenemden çekti ve gözlüğünü tekrar taktı. Nasıl bu kadar havalı bir bitiş yapabilmişti? " Bana kendinizi 1 kelime ile tanımlar mısınız? " diye sordum aniden. Gözlerimi kısmış, dudaklarından çıkacak şeye odaklanmıştım. Gitmek için çoktan bir adım atmıştı bile. Duruşunu hiç bozmadı ve sorduğum şey içinde düşünmedi. " Vantablack nedir hiç duydun mu? " diye sordu. Hayır anlamında başımı salladım. " Şimdi sende bana bilmediğim bir şey söyle. " dedi ve hızlı olmam için işaret parmağını bana uzattı. " Saçlarımı tarıyorum... " dedim sakince ve oldukça ciddi cevap vermiştim. Aynı zamanda da sağ elim belimdeydi ve başını iki yana doğru sallayarak gülmeye başladı. Sonrada baş parmağıyla tamam işareti yaparak yanımdan ayrıldı. Hiç arkasına bakmadı ve ileride onu bekleyen arabasına binip gitti. Ben ise onun arkasından birkaç saniye daha öylece ayakta dikildim. Daha sonra ise telefonumu çıkardım ve arama kısmına merakla söylediği şeyi yazdım. **Vantablack nedir?** " Dünyanın en siyah, en karanlık maddesi, siyahtan daha koyu..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD