-TEKLİF-

2118 Words
-ŞURA EKİCİ Şapkamı takıp ceketimin fermuarını çektiğimde kameralardan kurtulmuştum. Saat gece yarısını gösteriyordu. Etrafta kimsecikler yoktu. Hava oldukça dingindi. Çok uzaklardan bir kaç şarapçının sesi duyuluyordu fakat onlar gelene kadar ben işimi bitirmiş olurdum. Tek katlı ofisin arkasına geldiğimde kamera sadece ön kapının üzerinde takılıydı çünkü arkada herhangi bir giriş yoktu. Pencerede demir parmaklıklarla çevrili olduğu için içeriye girilmesi imkansızdı. Neyse ki içeriye girmek gibi bir niyetim de yoktu. Etrafımı dikkatlice kolaçan ettikten sonra belimden çıkardığım silahın tersi ile camın köşesine sertçe vurdum ve cam aniden patladı. Eldivenli elimle hemen perdeyi çektikten sonra el fenerini çıkardım ve içeriye şöyle bir bakındım. Koskocaman arşiv odasından başka bir şey yoktu. Sıra sıra dolaplar ve içlerinde milyon tane sözleşme, evrak vs. şeyler vardı. Her yer kağıt parçasıydı. Yere çöktüm ve sırt çantamdan hazırladığım malzemeleri çıkardım. Benzin, etil asetat ve gazyağı gibi maddelerden oldukça tehlikeli bir karışım hazırlamıştım. Bu birkaç büyük şişeden oluşuyordu ve sırasıyla şişelerin kapağını açıp pencereden aşağı bıraktım. Şişeler içindeki sıvıyı boşaltıp süzülerek dolapların arasına doğru karışırken bazılarını da içeriye doğru iyice savurarak boşaltmaya çalıştım. Yerdeki kağıt yığınına fırlattım ve en sonuncusunu da tuttuğum perdeye güzelce döküp yedirdikten sonra cebimden çakmağımı çıkardım. Şarapçıların sesi gittikçe yaklaşırken yağlarda her yere süzülmüştü. Zaten etrafta önemli evraklardan yani kağıtlardan başka bir şey yoktu. Tutuşması en kolay olan yerdeydim. Minik ama önemli bir arşiv deposu... Perdenin ucunu tuttuktan sonra çakmağı yaktım ve perde saniyeler içinde alev aldı. Daha sonra ise hızla geri çekildim ve çakmağı içeri fırlattım. Odanın parlaması ve yanmaya başlaması çok zaman almazken hemen arkamı döndüm ve hızlı adımlarla orayı terk ettim. Kameralara girmeyecek şekilde ayarladığım yol haritasına göre yürümeye başladım. Aynı zamanda da Kıvanç beye görevi tamamladığıma dair bir mesaj attım. Biraz uzaklaştıktan sonra ise maskemi ve elimdeki eldivenleri çıkararak çantama koydum. Güneş gözlüğümü de yakama taktıktan sonra kulaklığımı çıkardım ve kulağıma takıp bir şarkı açtım. Sonrada karanlık yolda sakin bir tempoda koşmaya başladım. Bu bir kaçış değil, spordu benim için. Derin derin nefes alarak ve rüzgarı delip geçerek... O sırada telefonuma gelen bir mesaj yavaşlattı beni. **Türkiye'nin 1 Numarası** " Senin evinin oralardayım. Burada güzel bir çorbacı var mı? " yazıyordu. Saat bire geliyordu ve çorba içmek için gelmediğine adım kadar emindim. " Sanırım ben de senin evinin oralardayım. Burada ucuz bir restoran var mı? " yazıp yolladım ve gülümseyerek yoluma devam ettim. Aradan geçen bir 15 dakikanın sonunda ise yanıma yanaşan siyah araba ile koşma işimi yavaşlattım ve arabanın camı açıldığında Kenan bey ile karşılaşıp durdum. Bu kez şoförü yoktu ve arabayı kendisi kullanıyordu. " Hem ucuz hem de çorbası olan bir yer keşfettim. " dedi ve bana yan koltuğu gösterdi. -KENAN ATAHAN Arabayı her zamankinden daha yavaş kullanıyordum. Fakat klimaları hemen kapattım çünkü koşmuş ve terlemişti, hasta olabilirdi. Yine beni şaşırtmadığı bir kombinle birlikteydi. Yakasındaki gözlük bile oldukça manidar görünüyordu. Bu fazlasıyla kafa karıştırıcıydı ama yüzündeki yaralar henüz iyileşmediği için çokta üstüne düşmedim. Yoksa neden ortalıkta az önce 3 kişiyi öldürmüş bir katil gibi giyinip gezdiğini sormak elbette ki isterdim. " Ne çorbası bu saatte? Herhalde kelle paça ya da mercimek falan değildir. Böyle daha zengin işi bir şey olmalı ama örnek veremiyorum bil bakalım neden? " deyip gözlerini bana dikti. Direksiyonu sağ kırdıktan sonra vitesi ileri atıp hızlandım. Geçtiğimiz yol o kadar sakindi ki, sabaha kadar sürebilirdim. " Beğendiğim bir İtalyan restoranı var. Minestrone'leri çok güzel. Denemeni isterim. " deyip arabayı oraya sürdüm. Bu sırada o da cebindeki telefonu çıkardı ve sessize aldıktan sonra çantasına koydu. Çok yorgun ve bitkin görünüyordu. Esneyerek başını cama yasladı ve gözlerini birazcık kapattı. " Uykunu bölmek istemem ama torpidoyu açar mısın? " diye sordum. Bu sorum yüz ifadesinin değişmesine neden olmuştu. Nedense şüpheyle yaklaşır gibi oldu ve birkaç saniye düşündü. Elini uzatırken de fazlasıyla yavaştı. Bu temkinli davranışını anlayamıyordum. En fazla ne olabilirdi ki? Torpidoyu açtı ve beyaz zarfı görünce bana baktı. Benden ses çıkmayınca ise zarfı alıp şöyle bir çevirdi. Üzerinde adım yazıyordu. Bakışları gittikçe merak barındırmaya başlamıştı. Fakat mesele bu keskin bakışları değil, hiç düşünmeden sağ cebinden çıkardığı minik bıçaktı. Oldukça rahat şekilde bıçağı zarfa geçirip ağzını açtı ve tekrar cebine koydu. Bu bana fazlasıyla tuhaf gelmişti. Bir şeyler açmak için yanında böyle bir şey taşıyor olamazdı herhalde? Yavaşça içinden fotoğrafları çıkardı. İlk fotoğrafta Kıvanç ve Cemre'nin birbirlerine sarılarak uyudukları bir görüntü vardı. Şura bu resmi görünce sanki şoka girmiş gibi donup kaldı. Yutkunduğunu ve kaskatı kesildiğini görebildim. Bir resme ne kadar uzun bakılırsa o kadar uzun baktı. Daha sonra yavaşça hemen arkasındaki resme geçti ve sol elini dudağına götürüp yarası ile oynamaya başladı. Bu kez de beraber yemek yedikleri bir görüntü vardı. Sonra diğerine geçti. Çıplak oldukları bir kareye baktı ve resimlere bakmayı daha da hızlandırdı. Yemek yedikleri, golf oynadıkları, Paris tatilleri, seviştikleri ve daha nicesini inceledikten sonra birden dudağını kanattı ve ufak bir inleme yaratarak elindeki fotoğrafları bıraktı. O an arabayı köşeye yanaştırıp durdum ve Şura saniyeler içinde gözyaşlarına boğuldu. Donup kalmıştım. Dudağı kanıyordu ve eliyle ağzını kapatmaya çalışarak gözlerini sıktı. Yarası gerçekten bu kadar çok mu acıtmıştı canını? Gözleri kıpkırmızı oldu ve hıçkırıklarını bastırmaya çalıştığını hissettim. Sağ elinin yumruğunu sıkıyordu ve başını da öne eğmişti. Bu hali adeta beni paniğe sokmuştu. Kimsenin ağlamasına dayanamazdım ve onun bu hali beni gerçekten etkilemişti. Koltuğumun yanındaki kapağı kaldırdım ve içinden kolonya, pamuk ve minik yara bandını çıkardım. Şura hala ağlıyordu. Elimle yüzüne dokundum ve elini hemen ağzından çekti. Yanakları sırılsıklam olmuştu. " Çok acıyor... " diye fısıldadı sona. Titreyen dudağı kan ile dolmuştu. " Biliyorum... " diye fısıldadım ve koltuğumu düzelterek ona biraz daha yaklaştım. O ise bu ne yapıyor dercesine bakıyordu bana. Elimdeki pamuğa biraz kolonya döktükten sonra parmaklarımı dudağına yaklaştırdım. " Biraz daha acıyacak ama sonra geçecek tamam mı? Acılar böyledir. Her acıyı daha büyük bir acı unutturur. " diye söylerken bakışlarım dudaklarında sabitli kalmıştı. Canını acıtmaktan çekiniyordum. O da hiç hareket etmedi ve gözyaşları hala yanaklarından süzülürken elimle dudağının kenarına bastırdım. Fakat bakışları boşluğa dalan Şura'nın yüzünde hiçbir değişiklik oluşmadı. Sanki bunu hissetmemiş gibiydi. " Bunları bana neden gösterdin? " diye sordu ve sesi titremişti. " Birkaç araştırma görselim. Yeni değil, uzun zamandır beraberlermiş. Üzerinde konuşmamız daha iyi olur diye sana da göstermek istedim. " dediğimde yutkundu ve elleriyle göz yaşlarını sildi. Bakışları hala aynı yerdeydi. Yara bandını dudağının kenarına yapıştırdıktan sonra baş parmağımla dudağının ortasına bulaşan kanı sildim ve geri çekildim. Nedense çekinmiştim ve biraz rahatsız hissetmiştim. Ben kimse ile böyle yakın olan bir adam değildim. Şura büktüğü dudaklarını biraz olsun kıvırarak gülmeye çalıştı ve aniden emniyet kemerini çıkarıp arabanın kapısını açtı ve aşağı indi. Bende onunla beraber indim ve geçip kaldırım taşına oturdu. Ben sırtımı arabaya yasladım ve ayakta kaldım. Başındaki şapkayı çıkarıp yüzünü dizlerine yasladı. Tıpkı minik bir bebek gibi olmuştu... " Sana ne zamandır işkence ediyor? 20 yaşından beri mi? " diye sorduğumda ortada soğuk rüzgarlar geziyordu. " Beni de araştırmışsın. Resimlerim de var mı? " diye sordu boğuk sesi ile. Hiç yüzüme bakmıyordu. O kadar kötü olmuştu ki. " Neyle tehdit ediyor seni? Neden hala onunla beraber çalışıyorsun? " diye sordum. Artık mantıklı cevaplar vermesini istiyordum. " Daha yeni dövmeye başladı. Verdiği işleri düzgün yapmazsam ara sıra öyle şiddet uyguluyor gördün işte... Öldürmekle falan tehdit ediyor. Birde zaten ben çok uzun zamandır orada çalışıyorum. Alıştım... Her şeye... Gidecek ve yapacak başka işimde yerimde yok. Ona mecbur gibi bir şeyim. Ayrılıyorum deyip gidemem. O kadar kolay değil. Sana mesaj attım çünkü düşündüm de... Ona her ne yapmak istiyorsan, öldürmek, cezalandırmak, yaralamak ya da her neyse, bunu birlikte yapmalıyız. Bana uyguladığı bu şiddetin, tehditlerin, öldüresiye tekmelemelerinin ya da yaralamalarının elbette ki bir karşılığı olmalı. Bu yüzden ne dersen hazırım. İntikam için elimden gelen her şeyi yapacağım. Sen aldatılmanın intikamını alacaksın, bende bana uyguladığı şiddetin. Zaten bu yüzden orada bu videoları izlemedik mi? " dediğinde baygın ve ruhsuz bir konuşma yapmıştı. Bunları söyleyeceğini biliyordum. Belki de ilk başta korktu ve bana güvenemediği için kabul etmemişti. Üzerimdeki ceketi çıkarıp omuzlarına koyduktan sonra arabanın arka koltuğundan aldığım ürün kataloğunu kaldırıma koydum ve bende geçip üstüne oturdum. Şimdi gözleri tamda beni görüyordu. Yanakları kızarmıştı ama göz yaşları durmuştu. " Onun şirketinde yarı zamanlı çalıştığını öğrendim. Geri kalan zamanlarında ise benim şirketimde işe başlayacaksın, asistanım olarak. Konuşmamız gereken çok fazla şey var. Bildiğin tek şey aldatıldığım. İkisinin; benim, ailemin ve şirketimin ardından çevirdiği çok büyük ve tehlikeli oyunlar var. Yolumuz çok uzun olacak. Bu şekilde çok dikkat çekeriz ama yanımda olursan kimse durumu anlamaz. " dediğimde gözlerini bir an bile benden çekmedi ve başını yavaşça kaldırırken sordu. " Bütün bu hazırlık, bütün bu plan ve çaba... En sonunda onu ölüme götürecek değil mi? " diye sordu ve benden bir cevap bekledi. " Eğer bir daha sana şiddet uygularsa, bu plan çok çabuk sona varır. Merak etme... Sana dokunmaması içinde bazı önlemler alacağım. Henüz düşünüyorum. " dedim ve derin bir nefes alarak başımı göğe kaldırdım. Ben yukarı bakıyordum o ise benden kafasını hiç çevirmedi. Büyük bir sessizlik bizimle beraberdi. Dışarıdan bakıldığında nasıldı bilmiyorum ama gerçekten çok zıt iki karakter, iki görüntüydük... " Yaraların iyileştiğinde cv ile beraber şirkete gel. Girişini yapsınlar. Şahsi asistanım olarak başlayacaksın. Ben bilgilendirme yapacağım. Yalnız bir anlaşma yapmamız lazım. " dedim ve onu şöyle bir süzdüm. " Siyah giymek yasak. Ayrıca daha resmi olmalısın. Takım elbise tarzında bir şeyler olabilir. Dikkat çekmeyecek ve bu göreve layık bir şekilde giyinmelisin. Anlaştık mı? " dediğimde başka bir şeyler düşünüyor gibiydi ve aniden ayağa kalktı. " Siyah giymek konusu haricinde anlaştık. Henüz hayatım o kadar iyi değil. Yani renklendirmeye layık olacak kadar... İyileştiğimde seni ararım. Umarım yüzüm tamamen iyileştiğinde beni tanırsın! " deyip gülümsedi ve şapkasını kafasına takıp öylece yürümeye başladı. " Çorba? " diye bağırdım arkasından. " Mercimek ya da kelle paça içmediğini ikimizde biliyoruz! " diye karşılık vererek elini havaya kaldırdı ve yoluna devam etti. Güldüm, gülümsetmişti... -ŞURA EKİCİ Telefonu çıkarıp Kıvanç beye o çok beklediği mesajı attım. " Görev tamam. İş teklifini kabul ettim. " yazdım ve gönderdim... -8 Saat Önce Öylece yatağımda uzanırken Kıvanç beyde başımda ki sandalyede oturuyordu ve ilaç kutularımı inceleyip duruyordu. Beni hastaneye götürmüş, birde serum yedirmişti. Uyumak için evden tamamen gitmesini bekliyordum. Benim için endişelenmiş gibiydi. Çok yorgun düştüğümü biraz daha dinlemem gerektiğini söyleyip duruyordu. Bense neredeyse hiç komuşmuyordum. İçimden gelmiyordu ve hatta göz teması bile kurmuyordum. O sırada elini baş ucumdaki masaya doğru uzattı ve Kenan Atahan'ın kartvizitini eline aldı. O an bende donup kaldım ve yüz ifadesi birden kaskatı kesildi. Şaşkınlığı görülmeye değerdi. Kartı birkaç saniye inceledikten sonra bana doğru uzattı ve havaya kaldırdı. Bakışlarını çatmıştı. Aklından bin bir türlü şey geçmeye başladığına emindim. " Bu ne? Yönetici kartının sende işi ne? Bilmediğim bir şeyler mi oluyor yoksa? " diye sordu ve kartviziti sertçe masaya vurdu. O an sakin olmaya çalıştım ve yavaşça yattığım yerden doğruldum. Aslında onun tavrı ve mimikleri fazlasıyla her şeyi anlatıyordu. Bu da beni çıldırtmaya yetmişti. Bileğimdeki tokayı alıp saçlarımı bağlarken gözlerini bir an bile kırpmamıştı. Derin bir nefes aldım. " Önemli bir şey değil. Yarı zamanlı bir sekreter arıyorlarmış. Ücretsiz yemek var diye bir lansmana katılmıştım ama bana da bu düştü. Birkaç aylığına sadece. Sekreter bile değil, döner kapının orda durup gelenlere kimin odası kaçıncı katta yönlendirmek için sanırım. Saçma sapan bir şey işte. Hem tek bana değil başkalarına da verdiler kim düşünmek isterse diye. Bu adam karar verecekmiş, Kenan mı ne? Görmedim onu zaten. " dedim ve geçiştirmeye çalıştım. Ne kadar inandırıcı olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu fakat nasıl saçma olursa olsun aklına başka bir şey gelmeyeceğine emindim. Yani inanmaktan başka bir çaresi yoktu. Birkaç saniye sustu ve bakışlarını boşluğa sabitleyip elini çenesinin altına yerleştirdi. " Kabul etsene, bir görüş belki olur. " dedi. Şaka yaptığını düşündüm. Bunu istiyor olamazdı. " Beni kovuyor musun? " diye sordum alay edercesine. " Hayır ama bu bir fırsat olabilir. Onlar çok büyük bir şirket. Ayrıca içlerinde de çok fazla kirli şey döndüğüne eminim. İçlerinde bir adamımın olması işe yarayabilir. Her açıdan..." diye fısıldadı. " Neden? Düşmanımız değil, ortak bir iş yapmıyoruz ya da bizi ilgilendiren herhangi bir durumları yok. Bilmediğim bir şey mi var yoksa? " diye sorduğumda sesim ciddileşmişti. Bakışlarını hemen yüzüme çevirdi ve sandalyeyi öne çekerek bana doğru yaklaştı. " Ne zamandan beri benim kararlarımı sorguluyorsun? Söylediğimi yap. En azından şansını dene. Bir şey olursa ben seni bilgilendiririm. Bilmen gereken bir şey olursa tabii... Seni ilgilendiren bir şey yok. Sen oraya gir ve beni bilgilendir yeter. Hamlelerimi sonra öğrenirsin. " dedi ve ciddi yüz ifadesini hiç bozmadan beni tembihleyip gitti... Ona içinde olduğum bu durumu anlatamazdım. Zaten bir manası da yoktu. Yalan söylemek zorundaydım çünkü onu ancak bu şekilde koruyabilirdim. Kenan beyin teklifini kabul edecektim. Planlarını ve hamlelerini öğrenip onunla birlikmiş ve intikam almak istiyormuş gibi görünecektim. Sonra ise teker teker yapmak istediklerine engel olup Kıvanç beyin hayatını koruyacaktım. Her ne olursa olsun ona zarar gelmesine asla izin vermeyecektim. Kenan beyin bütün planlarını bozacaktım. Artık benim için en önemli şey buydu. Kıvanç beyin hayatını Kenan beyin intikamına karşı korumak...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD