1 BÖLÜM
Adım Selin. 25 yaşındayım. Ailemi 3 yıl önce bir trafik kazasında kaybettim. Matematik öğretmenliği son sınıf okuyordum onları kaybettiğimde. Psikolojik çöküş içerisinde güçlükle okulumu bitirdim. Varlıklı bir aileden geliyorum fakat anne baba öldükten sonra, önceden can ciğer olan akrabaların hepsinin gerçek yüzleri ile karşılaştım.
Memleketteki arsaları evleri kendi üstlerine almak için yapmadıkları kalmamıştı. Zaten uğraşacak halim yoktu hiç biriyle. İstanbul'da ailemle birlikte yaşadığımız ev, benim için babamın almış olduğu ev ve ailemin üzerinde olan büyükçe bir miktar nakit para bana yeter de artardı bile... Memlekette ne varsa onlara verdim. Zaten ailemin sağlığında bile çok sık gidip gelmezdik. Nerede ne kadar neleri var bilmiyordum bile ki benim olsa ne yapacaktım? Acımı yaşamak istiyordum sadece.
Öğretmenlik bitirdim ama doğru düzgün sınava hazırlanıp atanamadım. Özel bir okulda çalışmaya başladım. Kira vermediğim için aldığım maaş yetiyordu. Bir de arabam vardı. Başka da bir ihtiyacım yoktu zaten.
Sevdiğim birkaç arkadaşımın dışında samimi olduğum kimse de yoktu. Birkaç kez evlilik teklifi almış olsam da evlilik hiç düşünmedim.
Ders sonrası öğretmenler odasında arkadaşlar ile sevdiğim dostlarımdan Fidan'ın doğum günü için program yapıyorduk. Okulun son günleriydi artık ve yaz tatiline çıkacaktık. Ertesi gün okul tatil olduğu için alkollü bir mekan olsun eğlenelim, tüm yılın stresini atalım diye plan yaptık.
Akşam hazırlanırken ortama uygun kıyafet seçmekte zorlandım. En sonunda straplez yaka, mini, dar ve mor renkli bir elbise seçtim. Bej rengi ayakkabılar ve bej renkli çanta ile hazırladım. Kısa sarı dalgalı saçlarım vardı; iri bukle kıvırcık yapıp spreyledikten sonra aynada kendime baktım, çok güzel olmuştum. 3 yıldır tuttuğum yas nedeniyle çoğunlukla tercih ettiğim siyahlardan başka üzerimde farklı renkler görmek beni gülümsetmişti...
Arabam olmasına rağmen taksi çağırdım. Alkollü şekilde dönüşte araç kullanamazdım.
Ayarladığımız mekana gittik. Çok kalabalıktı. Ayırtılan masaya geçtik. Dans, eğlence, müzik, doğum günü kutlaması derken gerçekten çok eğlenmiştik. Saat 12'yi geçiyordu. Arkadaşlar "biz bırakalım" deseler de onlar daha devam edeceklerdi eğlenmeye; bölmek istemediğim için kabul etmedim. Çıkışta taksi çağırmalarını rica ettim. Beklemeye başladım.
Son duyduğum şey arkamda bir ayak sesiydi...
Kaç saat geçti bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda bakımsız eski bir odada tek kişilik yatağın üzerinde yatıyordum. Doğrularak etrafıma baktım. Duvarda büyükçe bir ayna vardı sadece, başka bir eşya yoktu odada. Etrafta çantamı aradım, telefonumu bulabilirsem birilerinden yardım isteyebilirdim. Fakat hiçbir yerde yoktu! Koşarak kapıya gittim, açmaya çalıştım, kilitliydi.
Odada pencere yoktu. Kapıyı yumruklamaya başladım. Sesim çıktığı kadar bağırdım. Dakikalar sonra kapı açıldı içeri dev gibi bir adam girdi. Gerçekten cüsse olarak dev gibiydi, yüz ifadesi ise korkunçtu. Bu korkuyla birkaç adım geriye çekildim.
"Kimsiniz siz?" dememle yüzüme yediğim tokat ile yere yapıştım. Tekrar kalkmaya çalıştığımda kolumdan tutup kaldırdı ve yeniden vurdu. Dudağım patlamıştı yüzüm alev alev yanıyordu. "Bırak beni!" diye ağlamaya başladım. Nasıl direnebilirdim ki kocaman adama! Birkaç kez ellerinin arasından kollarımı kurtarıp kapıya doğru koşmaya çalışsam da mümkün değildi ve her kolumdan tuttuğunda tüm gücüyle mengeneyle sıkıştırmış gibi sıkıyordu. Yardım çığlıklarımın kesilmeyeceğini anladığında iğrenç sesiyle etrafa tükürükler saçarak konuştu..
"Sessiz olmazsan dilini keser kıçına sokarım senin" saçlarımdan tutup çekti. Başımı onaylar gibi salladım. Zaten zayıftım bu büyük adama direnemezdim.
Arka cebinden kelepçe çıkardı. Yatağın üzerine yüz üstü yatırdı beni. Gövdem yatağın üzerinde, bacaklarım yerdeydi. Çırpınsam da bir dizini sırtıma dayadı ve kollarımı arkada birleştirip bileklerime en sıkı olacak şekilde kelepçeyi taktı. Bacaklarım yerde, gövdem yatağın üstündeydi. Ellerimi arkaya tutup kelepçeledi.
Ellerimi kurtarmaya çalıştığımda bileklerim sızlıyordu.
"Sen kimsin? Beni neden burada tutuyorsun?" aklımdan defalarca kim yapmış olabilir diye geçirdim. Bildiğim öyle takıntılı, sapık biri olmadı çevremde. Zaten problemli insanlardan uzak durmayı seçerdim. Bir başka düşmanım da yoktu! Ve ailemi kaybettikten sonra sosyal hayatım yok gibi bir şeydi. Evden işe işten eve giden, sessizce her boş bulduğu yerde anne babamın yokluğunun verdiği acıyla ağlayan biriydim. Kime ne yapmış olabilirdim ki?
"Sessiz ol!" dedi tıslayarak..
Ayağa kalkmak için çabaladığımda kelepçelerden tutup hızla geriye çekti beni. Kol kemiklerim yerinden çıkıyor sandım. Acıyla bağırdım.. Yüzümü kendisine doğru çevirip tüm gücüyle karnıma diziyle vurduğunda nefes alamadım. Yere düştüm.. Nefesimi zar zor düzenlediğimde saçlarımdan tutup ayağa kaldırdı beni, aynı anda yüzüne tükürdüm.. Üst üste yediğim tekmelerden sonrasını hatırlamıyorum..
Gözümü açtığımda yerdeydim. Bedenimin her yeri ağrıyordu. Yüzümü buruşturdum ağrıdan dolayı. Kıpırdanmak istedikçe tüm kemiklerim etlerim sızlıyordu.
Kapının dışından gelen konuşma seslerine kulak kesildim.
"Lan piç ne hale getirmişsin kızı! Satılsa alana ne diyeceğiz? Her yeri morarmış. Onu geçtim şimdi yukarıdan biri gelse ne diyeceğiz?"
"Bağırdı çağırdı direndi kaltak! Ne yapsaydım kapıyı açıp buyrun çıkın mı deseydim. Hem merak etme buraya gelip geldiği gün satılanı görmedim ben. O zamana kadar geçer. Bir şey olmaz.."
Ne satılması ne alınması? Neredeyim ben? Bunlar kim?!
Bir süre daha konuştular ama o ara tekrar mı bayıldım ya da dikkatimi mi veremedim bilmiyorum duymadım..
Karşımda ayakta dikilen bir adam gördüm. Dikkatlice yüzüme bakıyordu..
Bir şey soracak ya da ayağa kalkacak takatim yoktu. Her hareketimde ağrı çekiyordum. Öylece olduğum yerde kalmaya devam ettim.
Karşımdaki adam yanımda bir adım daha yaklaşıp yere çöktü. Yüzünü daha yakından görüyordum ama görüntüm bulanıktı.. Eliyle yüzüme dokunduğunda tüm acılarıma aldırmadan dokunmaması için yüzümü çevirdim.
Çöktüğü yerden hızla ayağa kalktı.
"Kim yaptı lan bunu?" diye bağırdı. Başımın ağrısı ses tonunun yüksekliği ile dayanılmaz boyuta ulaştı..
"Abi kaçmaya çalıştı.." etrafta karşımdaki adamdan başka birileri olduğunu yeni fark etmiştim..
"Her yer kilitli! Yerin altındayız. Tüm koridorlarda, kapılarda adım başı adam var! Kaçsa nereye kaçacak mal herif! Götürüp yatağa bağlasaydın, kemikleri kırılana kadar dövmek ne!!"
Silahını çıkarıp adamı vurduğunu silah sesiyle birlikte o dev cüsseli adamın yere düşmesinden sonra anladım. Gözünün önünde her gün birileri öldürülen biri değildim, şuan korkarak tepki vermem gerekirdi belki fakat bilincim kötü durumdaydı. Tepki veremedim! Başımı biraz yukarı kaldırıp yere düşen bedene baktığımda yalan yok biraz da içim soğumuştu..
"Bırakın beni!" dedim. Çıkarabildiğim en yüksek sesimle fakat bu bile fısıltı şeklindeydi.
Adamın gözleri tekrar beni buldu. Sonra kapıda beklediğini düşündüğüm adama döndü. Yerde yatarken sırtım kapıya dönük olduğu için oradakileri göremiyordum.
"Ne zaman getirildi?"
"Yeni daha 1 gün olmadı efendim." dedi birisi.
Bir gün olmamış daha geleli! Belki birileri yokluğumu halen fark etmemiştir bundan kimse aramıyordur diye düşündüm ama sonra aklıma gelen düşünceyle, içim bedenimdeki izlerin verdiğinden daha fazla acıdı! Benim annem babamdan başka kimsem yoktu! Onları da kaybetmiştim. Yokluğumu fark edebilecek kimsem yoktu!!
Gözlerini tekrar yüzüme sabitledi.
"İyi daha yeniymiş satışa çıkmamıştır. Benim bu kız, kimse dokunmasın sakın!" dedi.
Odadan çıkmak üzereyken kapı yeniden açıldı. Başka biri odaya girdi.
"Kız satıldı. Müşteri hemen istiyor. Acele hazırlayın!!" dedi.
Kapıdan çıkmak üzere olan adam, "Çüşşş amına koyayım bu ne hız lannn! Kızı hazırlayın ama hiç bir yere götürmeyin. Satış iptal, bu kız benim!" dedi sinirli bir tonda..
Mal gibi satıldığıma mı üzüleyim bulunduğum durumdan mı utanayım. Ne yapacağımı bilmez halde sadece ağlıyordum.
Beni yerden kaldırıp yatağa oturttular. Artık daha nazik tutuyorlardı. Zaten sert olsalar da daha fazla canım yanmazdı..
Çok geçmeden odaya bir kadın geldi. Güzel bir kadındı. Karşımdan bana baktı ve bedenimi iyice süzdü. Gördüğü darbe izleriyle yüzünü memnuniyetsizce buluşturdu.
"Kelepçeni çıkaracağım fakat kaçmaya çalışırsan buradan çıkana kadar kırbaçlanırsın." dedi.
Başımı onaylar gibi salladım. Zaten kaçacak halim olmadığını düşününce kırbaç tehdidine çok takılmadım.
Kolumdan tutup odadan çıkardı beni ve aynı katta başka bir yere banyo yapmam için götürdü. Koridor boyunca her yerde adamlar vardı. Karanlık bir koridordu burası. Sanırım gerçekten yerin dibindeyim..
Küçük bir kabine itti. "Çabuk yıkan!" dedi. Kabinde ne perde ne kapı vardı. Kadın karşımda, soyunup yıkanırken beni izledi ve utancımdan ölmek üzereydim. Koridordaki adamları gördüğümde buradan kaçmamın mümkün olmadığını anlamıştım. Hızlıca yıkandım.
Tekrar geldiğimiz odaya döndük. Saçlarımı yaptı, makyajımı yaptı. Yeşil, ince askılı, dar, kısa bir elbise giydirdi bana. Göğüslerim kalçalarım ve ince belime tam oturmuştu. Sarı saçlarım ve yeşil gözlerim ile yeşil elbise tam bir uyum içindeydi. Beyaz ince topuk bilekten bağlamalı bir ayakkabı ile hazır olmuştum.
Karşıma geçti kadın. "Zorluk çıkarmadığın için teşekkür ederim." dedi.
Morluklar içindeki vücudumu ve aynı şekildeki yüzümü sırayla elimle kadına işaret ettim.
"Sen de bir kadınsın! Burada olanlara nasıl bu kadar kayıtsız kalabiliyorsun?"
"Emin ol şu durumdan ben de hoşlanmıyorum fakat yapılması gerekenler bunlar. Kısaca olanları ve yapman gerekenleri anlatacağım. Bunların dışına çıkarsan seni nerede olursan ol bulup öldürürüz."
Yarım ağız alaylı biçimde güldüm. Gözlerimdeki nefreti görmemek için kör olması gerekti ama oralı bile olmadı..
"Şuan bir fuhuş çetesinin elindesin ve buraya bir şekilde gelen kızlar çeşitli zengin iş adamlarına, mekanlara ya da farklı ülkelere satılır. Normalde gelen kızlar burada uzun süreli eğitime alınır, s*x, ilişki vs ile ilgili en ağır deneyimler yaşatılır. Zaten hayatlarının bundan sonrası böyle geçeceği için bir staj olarak düşün. Koşulsuz itaat öğretilir burada. Başlarda direnseler de acıya, açlık ve susuzluğa boyun eğmek zorunda kalırlar. Çok nadiren senin gibi güzel kızlar denk geldiğinde satışa konulup toplu olarak satılmaz. Vip müşterilere açık arttırma yoluyla satılır. Ve sen şanslısın ki buradaki o ağır eğitimlerin hiçbirini görmeden satın alındın." derin nefes alıp devam etti.
"Bu eğitimlerde koşulsuz itaat öğrenememiş olman bundan muaf olacağın anlamına gelmiyor. Bizim için müşteri memnuniyeti esastır ve seni satın alan kişi herhangi bir şikayette bulunursa dünyanın neresine kaçarsan kaç seni bulup acı çektirerek öldürürüz. Yani kaçmayı, direnmeyi, itiraz etmeyi aklından bile geçirme. Sahibinin gönlünü hoş tutmaya bak ne isterse koşulsuz yap, güzelliğine yazık olmasın!" dedi.
"Benim bir hayatım var, işim var, arkadaşlarım var. Beni böyle alıp satamazsınız!" dedim tüm gücümle bağırarak..
Gülümsedi. "Artık yok! Senin için sadece sahibin ve onun istekleri var. Merak etme köle pazarından satın alınmadın. Seni satın alan kişi çok para ödedi. Emin ol bir elin yağda bir elin balda yaşatacaktır, istediklerini yaptığın sürece!!" dedi. Ayağa kalktı.
"Söylediklerimi unutma! Zaten unutsan da seni satın alan kişi sana hatırlatır. Zira yer altı dünyasının en karanlık ve en çok korkulan adamına hizmet için gidiyorsun. Canını yakmaktan da almaktan da çekinmeyecektir!" dedi.
Kolumdan tutup yataktan kaldırdı. Birkaç kez kolumu çekip almaya çalıştım ama arkamızdan gelen adamlar müdahale ettiler.. Merdivenlerden üst kata çıktık. Yukarıda hararetli bir tartışma olduğunu yüksek seslerden anlamıştım.
"Baba buraya her gün kaç tane kız geliyor. Ben hangisini kendime istedim şimdiye kadar?"
"Hiçbirini!"
"Tamam bu kızı istiyorum sadece. Satışı iptal et!"
"Oğlum sen delirdin mi? Kızı kral satın aldı. Parasını bile gönderdi. Ben ona satış iptal dersem hepimizi öldürür!"
"Kral ne vakittir fuhuş çetesinden kız satın alır olmuş?"
"Sana ne bana ne oğlum. Ben parama bakarım."
Tam salona girdiğimizde genç adam eliyle duvara yumruk attı. Döndü bana baktı gözleriyle süzdü beni. Sinirden dişlerini sıktığını çenesinin titrediğini hissettim. Dışarı çıkmak için hızla adım attı. Yanıma geldiğinde durdu.
"Seni geri alacağım!" diye fısıldadı ve hızlı adımlarla çıktı gitti.
Ya sabır çektim içimden...
Yaşlı adam bize döndü. "Anlattınız mı her şeyi?" dediğinde yüzümdeki morluklar makyaj ile kapatılmıştı ama bedenimdeki morluklara takılmıştı gözleri. Sinirle derin bir nefes verdi..
Kadın, "Evet efendim." dedi.
Eliyle götürün işareti yaptı.
Beni çekiştirerek siyah bir aracın arka koltuğuna fırlattılar.
Yol boyunca arabadan dışarıya bakmaya, nerede olduğumuzu ve nereye gittiğimizi anlamaya çalıştım fakat dışarısı görünmüyordu. Belki polis aracına falan rastlarım diye düşündüm fakat maalesef yol çevirmesi olmamıştı. Zaten camdan zor da olsa görebildiğim kadarıyla dağlık ormanlık alanlardan geçiyorduk, burada trafik polisi ne arasın!! Arabadan büyük bir evin önünde indirildim.
Araçtan çıkarılıp dışarıya doğru sürüklenirken evin giriş kapısına doğru baktım. Hepsi aynı tür giyimli adamlar etten duvar olmuştu. Çekiştirilirken çevreye göz atabildiğim kadarıyla evin çevresi de aynı şekilde koruma doluydu. Bu ev kimin eviydi böyle ve bu kadar fazla adam tarafından korunuyordu. En önemlisi de ben buradan nasıl kaçacaktım..!!
Aracın içinde beni getiren 3 adamla birlikte evin kapısına gittik. İkisi kollarımdan sıkıca tutuyordu. Evin çalışanı olduğunu düşündüğüm bir kadın açtı kapıyı içeri aldı bizi. Yalvaran gözlerle baktım kadına ama yüzüme bile bakmadı. Soru sormadı! Geleceğimizi biliyordu demek!!
Salona geçtiğimizde kadın, "Selim bey birazdan burada olacak efendim." dedi. Adamlar başlarıyla onayladı. Koltuğa oturttular beni. Evi incelemeye başladım büyük, 3 katlı bir evdi. Giriş çıkış kapılarını öğrenmem gerekirdi. Kapıları öğrensem bile dışarıdaki onlarca adamı nasıl atlatırdım bilmiyorum ama önce biraz kendime gelmeliydim. Açtım susuzdum ve dayak yemiştim. Değil kaçmak, kolumu kaldıracak takatim yoktu! Gerçi burada da neyle karşılaşacaktım belli değildi ama şuan öncelikle toparlanmalı sonra planlar yapmalıydım.. Önce hayatta kalmalıydım!!
Yarım saat sonra kapıdan bağıra çağıra bir adam ve arkasından iki kişi girdi. Korkudan ayağa fırladım. Yanımdaki adam kolumdan tutup oturttu beni. Bağıran kişi muhtemelen beni satın alan kişiydi. Selim bey!