Vera
Robin gider gitmez kafamda ki düşünceleri dağıtmak ve yakalanmış olmanın verdiği öfkeden kurtulmak adına hızla soğuk suyun altına girdim ve yine olabildiğimce hızlı bir şekilde hırsız Vera halimi aldım.
Ben giyinmeyi bitirdiğim sırada Gavril odama gelmişti bile.
“Neden asla vazgeçmiyorsun, Vera” diyerek öfkeyle burnunda soludu Gavril. Sen neden hayatını domuzun teki olarak geçiriyorsun? “Benden kurtuluşun yok sevgili kızım. Umarım bu konuda anlaşmışısızdır.”
Bok anlaşmıştık! Ben hiçbir şey için anlaşma yapmamıştım. Yine kaçacaktım ve bu sefer beni bulamayacağına emin olacaktım.
“Duyamadım” diye tekrar etti Gavril. Bir de onu onaylamamı mı istiyordu? Kaç yaşındaydım ben? İstediklerini bana kolayca yaptırabileceği bir yaşta olmadığım kesindi.
“Bana bak seni küçük fahişe,” diyerek sertçe koluma yapıştı ve o iğrenç nefesini yüzüme üfleyerek konuşmaya devam etti “Ben seninle konuşurken bana cevap vereceksin. Yoksa sonuçlarına katlanırsın. Eğer sözümden çıkarsan seni ait olduğu yere, zengin piçin tekinin altına gönderirim ve zerre kadar umurumda olmazsın” Sonra aynı hızla kolumu bıraktı ve bunu yaparken beni yatağa doğru itti. Şu an ona sıkı bir tekme atmak ve bu tekme yüzünden uzun süre ayağa kalkamayacağına emin olmak istiyordum.
“Aslında bana teşekkür etmen gerekiyor,” dedi Gavril, kibirli bir ses tonuyla. Ne için? Beni polisin eline kurtarmaktan kurtarıp başka başka iğrenç işlere gönderdiği için mi? Ya da belki annemi öldürdüğü içindir. Gavril’in aklından neler geçtiğini ancak Tanrı bilirdi! “Sana hiçbir hırsızımın sahip olamayacağı lüksü sunuyorum” Ne lüksü yahu! İç çamaşırlarımı bile kendim dikiyorum. Eh, bu işte iyiyim neyseki. Zaten bir kadının zevkini ancak kendisi bilebilir, değil mi? “Evimde kalıyorsun. Her gün tıka basa yemek yiyorsun ve hayattasın. Odandan kendine ait bir banyo ve sıcak suyun var. Sana benzin alabilmen için para bile veriyorum. Bunu öyle her üvey baba yapmaz!”
“Ah,” güldüm. Ona alaycı bir gülümseme attım. “Doğru ya! Üvey babam çok düşünür beni. Şey, belki bilmek istersin diye söylüyorum Gavril. 5 dolara değil benzin sakıt bile satmıyorlar artık. Hani bir gün arabana yakıt alman filan gerekir. Çok şok olma yani!”
“Küstahsın, Vera” diye tısladı. Bu da beni yetiştirirken kazanmamı sağladığı bir özellikti işte. Beni kendi elleriyle büyütmüş ve bu hatta olmamam gereken her şeyi öğretmişti bana. Yani o!
“Kes zırvalamayı Gavril! İşimize bakalım. Seni çekecek durumda değilim. Yine de cici kızınla çok sohbet etmek istersen seninle battaniyenin altında dondurma yiyip Notebook’u izlerken ay başı sancılarım hakkında konuşabiliriz. Zira şu an çok fena bir durumdayım. Bir de seninle aynı nefesi alıyor olmanın verdiği kıramplar var tabi…”
“İğrençleşme, Vera!” diyerek lafımı kesti Gavril. Bu bir erkeğin asla duymaya katlanamadığı tek şeydi. Ben de bu domuzu kendimden uzak tutmak için her türlü silahımı kullanmaya hazırdım.
“Al şunu” dedi ve cebinden bir kağıt çıkarıp bana uzattı. “Ev şehir merkezinde. Oraya git ve içeride neler var bir bak. Adamın sağlam olduğunu duydum.”
“Hadi ama Gavril!” diye söylendim. Ne zamandan beri en iyi elemanını böyle basit işlere gönderiyordu. “Senden daha iyi bir ceza bekliyordum”
Yüzünden sinsi bir gülümseme belirdi ve bu hiç ama hiç hoşuma gitmedi. “Kendinden bu kadar emin olman beni gururlandırabilirdi.”
“Eğer bir kalbin olsaydı” diyerek sözünü tamamladım ve onu kendi kurduğu cümleyle vurdum.
“Mekan şehir merkezinde” dedi ciddi bir yüz ifadesiyle. “Yakalanma riskin yüksek” Hayır değil. “Kılık mı değiştiriyorsun ne yapıyorsun bilmiyorum ama sakın yakalanma” Bana doğru bir adım attı ve iğrenç yüzünü yüzüme yaklaştırdı “Eğer polise yakalanırsan,” dedi kısık ve ürkütücü bir sesle “Bu sefer seni kurtarmak için kılımı bile kıpırdatmam” ve sonra arkasını dönüp gitti.
Tamam! İşte bu gerçekten tuhaftı.
*
Downtown New Haven’ın işlek caddelerinden birinde, sokak üzerinde ki kafelerden birinde oturuyordum. Cam kenarında ki masalardan birine yerleşmiş ve dikkat çekmemek adına bir sütlü kahve söylemiştim. Oturduğum camın bir kısmı perdeyle kapatılmıştı ama yine de görüşümü kapatmıyordu.
Kafenin tam karşısında bulunan beş katlı bina bugün ki hedefimdi. Fazla kolaydı. Bu yüzden beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Yine de düşünmeye değmezdi. Genelde Gavril’in yapmaya yeteneği olmadığı şeyler üzerinde kafa yormazdım. Anladınız mı? Düşünmek? Her neyse.
Gavril’in haklı olduğu bir konu varsa ki bunu kabul ettiğimi kesinlikle reddeceğim bir şeydi, o da dikkatli olmam gerektiğiydi. Bu yüzden evden çıkmadan önce kılık değiştirmiştim. Üzerimde siyah,kumaş bir elbise ve krem rengi bir bir trençkot vardı. Ayağıma siyah stilettolarımı giymiş ve saçıma kırmızı bir peruk takmıştım. Kızıl değil. Böyle alev almış gibi ya da güneş ışığı gibi de değil. Bildiğiniz saf kırmızı. Bunu bana Zack almıştı. Daha doğrusu çalmıştı. Girdiği evlerden birinde görmüş ve komik bulduğu için bana getirmişti. Eh, ben de o günden beri bu peruğu takmanın hayalini kuruyordum.
Güneş gözlüklerimin altından apartmanı izlemeye devam ettim. Apartmanda 10 daire bulunuyordu ve bunlardan ikisi boştu. En üst katta evli bir çift ve yaşlı ev sahibi oturuyordu. 4. katta 32 yaşında dul bir kadın ve karşısında da üniversite öğrencileri yaşıyordu. 3.katta sadece benim gireceğim daire doluydu ve orada da 28 yaşında bekar bir adamın yaşadığını öğrenmiştim. Adamla ilgili bildiğim tek şey buydu çünkü insanlar onun suratsız, sersemin teki olduğunu ve büyük ihtimalle zamanını uyuşturucu kullanıp, fahişelerle takılan bir tip olduğunu söylüyorlardı. Öyle tipleri soymaya bayılıyordum. 2.katta karşılıklı evli iki çift vardı ve çiftlerden birinin 2 kızı ve bir köpeği vardı. Giriş kat ise kapıcıya ve diğer boş daire ayrılmıştı.
Araştırmamı iyi yapmış olmanın verdiği gururla kahvemden bir yudum daha aldım ve apartmanı izlemeye devam ettim. Kafamda giriş planımı oluşturuyordum. Kapıcı her gün saat sekizde dairesinden çıkıyor ve gece yarısına kadar lobide ki masasında bekliyordu. Şehir merkezinde ki bu apartmanda giren çıkanlar kontrol ediliyordu. Giren çıkanın ismi kayıt altına alınıyordu. Ben de hemen içeri giriş biletimi hazırlamıştım. Boş daireler için ev sahibi alıcı arıyordu. İçeri girerken ‘Bayan Woods’ ile görüşmem olduğunu söyleyecek ve önce asansörle beşinci kata çıkacaktım. Daha sonra merdivenlerden 3.kata çıkacak ve böylece dikkat çekmeyecektim. Şey… daha sonra ev sahibine gitmediğimi öğrendiklerinde benden şüpheleneceklerdi ama asla kim olduğumu bulamazlardı. Daha sonra 3.kata inecek, kapıyı açıp içeri girecektim. Acil durum çıkışı olarak dairenin ana caddeye bakan balkonunu seçmiştim. Gavril hepimizin akrobasi öğrenmesini isterdi. Sanki hırsız değil James Bond yetiştiriyordu. Bu yüzden kancalı halatlarla balkonlardan filan atlayabiliyorduk. Hani dedim ya ne olur ne olmaz diye. Ayrıca topuklu ayakkabı ile ne kadar hızlı koştuğumdan bahsetmiş miydim? Eh, bunlar bir hırsız da bulunması gereken özelliklerdi. Benim gibi güzel hırsızlarda ise… eh, ben birkaç numara daha fazla biliyordum. Hem Rus hem de güzel olunca işler değişiyordu. Ah, ülkem kadınlarının namını böyle kötü bir şekilde dünyaya yağan sersemi bulduğumda kafasını uçuracaktım.
Hareket zamanı gelmişti. Kahvenin parasını ödedim ve yavaş hareketlerle kafeden çıkıp, dikkatli bir şekilde karşıya geçtim. Yüzümde elit bir gülümseme vardı. Büyük ihtimalle beni ilk kez gören biri önemli bir şirkette, önemli bir makamda çalıştığımı filan düşünürdü. Ah, nerde bende o şans?
Apartmana yaklaştığımı gören kapıcı hızla koşup geldi ve kapıyı benim için açtı. Centilmenliğin ölmediğini görmek güzeldi. Tabi bu centilmenin kapı açmak için para aldığını saymazsak.
“Merhaba” dedim en iyi gülümsememle “Ben Bayan Woods’la görüşmek için gelmiştim ama doğru mu geldim? Yol bulmakta berbatımdır. Umarım apartmanları karıştırmamışımdır” Yüzüme mahcup bir ifade yerleştirdim ve gözlüklerimin altından kapıcıyı süzdüm. Şık takımı, sinek kaydı tıraşı ve taranmış saçlarıyla oldukça pahalı bir kapıcı gibi görünüyordu. Elini ceketinin önünde tutuyor ve saygıda asla kusur etmiyordu.
“Hayır hanımefendi,” dedi kapıcı “Doğru geldiniz. Bayan Woods 5.kat 10.dairede oturuyor”
“Harika!” diyerek adeta şakıdım. Ev sahibimle tanışacağım ve bana akıllara zarar bir kirayla kazık atmasına izin vereceğim için çok mutluydum! Kapıcı masasının arkasına gitti hızla ve önünde ki defteri açıp, bana baktı. “Adınız nedir hanım efendi?” diye sordu. Bu ad kısmını baya düşünmüştüm işte. Bu kılığa şöyle zengin, havalı bir isim lazımdı. Hani şu süs bebeklerine verilenlerden. “Porche Wallend”
İşte zengin ismi dediğin böyle olurdu! Kapıcı ismimi ve geliş saatimi, ziyaret nedenimle birlikte deftere not etti ve ardından benden bir imza aldıktan sonra defteri kapattı
“Size asansöre kadar eşlik edeyim, Bayan Wallend” dedi ve bir adım geri çekilerek bana koluyla yolu gösterdi kapıcı. Ben de onu hafifçe eğdiğim başım ve minnet dolu gülümsememle teşekkür ettim ve asansöre doğru ilerledim. Kapıcı, asansörün kapısını açıp, geçmem için açık tuttu ve ardından benim için 5. Katın düğmesine bastı. Bu insanların derdi neydi. Asansör düğmelerine bassın diye mi bu zavallıyı tüm gün ayakta tutuyorlardı? Tembel sersemler!
“Teşekkürler” dedim ve o asansörün kapısını kapatırken bakışlarımı üzerinden hiç ayırmadan bekledim. Kapının kapanmasıyla birlikte, güvenlik kapısı da kapandı ve asansör yukarıya doğru hareket etmeye başladı. Kabinin içinde hafif bir klasik müzik sesi duyuluyordu. Her akşam işten dönmek ve sıcak evine giderken bu küçük kabinde hafif bir müzikle rahatlamak hoş olmalıydı. Gerçek bir işim olsaydı bunu hayal edebilirdim ama hırsızlık günümüzde tam olarak ‘gerçek iş’ sayılmıyordu. Aslında zor bir meslekti. Gavril’e hep bize sigorta yapmasını söylüyordum o da bana siktirip gitmemi söylüyordu. İşte bizim ilişkimizi böyle harikaydı!
5.kata geldiğimizde güvenlik kapısı açıldı ve ben de sessiz bir şekilde dış kapıyı itip dışarı çıktım. Bu noktadan sonrası tamamen sessiz olmakla alakalıydı. Kimseye görünmemem gerekiyordu. Ayakkabılarımın topuklarıyla değil parmak uçlarıyla, duvara yaslanarak yavaşça aşağıya doğru indim. 3. Kata kadar böyle sessizlik içinde devam ettim. 3. kata indiğimde ise hızla etrafımı kontrol ettim. Gelen giden var mı ya da etrafta alarm var mı diye kontrol ettikten sonra artık işe başlamaya hazırdım. 5.daire ve ben bugün çok ama çok eğlenecektim.
Elimi trenç kotumun içine soktum ve bel kısmına yerleştirdiğim kemerden maymuncuğumu çıkardım. O kemer oldukça kullanışlıydı. Orada bir bıçak, maymuncuk takımı, biber gazı, deri eldivenler ve zıpkınımı saklıyordum. Silah kullanmayı biliyordum. Aslında bunda oldukça iyiydim ama tercih etmiyordum. Zıpkın daha pratikti benim için. Daha az yer kaplıyordu ve daha hızlıydı. Öldürmeyi değil, yaralamayı amaçlayan küçük bir oku vardı ve bende ki model arka arkaya birkaç küçük oku yerleştirmeme olanak sağlıyordu.
Maymuncuğu kilide yerleştirdim ve iki basit harekette kilidi kırmadan kolayca açtım. Bu iş benim için artık çocuk oyuncağı kategorisinde bile değildi. Sadece basitti işte. Kapıyı arkamdan yine sessizce kapattım ve topuklarımın parkede çok ses çıkarmamasına özen göstererek evin içine girip araştırmaya başladım.
Ev oldukça sade döşenmişti. Aslında biraz boğucuydu. Evde depresif bir hava vardı. Adamın suratsızın teki olduğunu duyduktan sonra buna pek de şaşırmamıştım. Önce bölgemi tanımalıydım. Hızlıca yatak odası, banyo, mutfak ve salonu inceledim. Evi incelerken evde kilitli bir kapı olduğunu fark ettim ama kilitli kapılar beni rahatsız etmezdi. Nedense beni çok seviyorlar ve hemen açılıveriyorlardı.
Ardından adımlarımı salona doğrulttum. Balkon kapısı tam karşımda duruyor ve “aç beni” diyordu. İlk önce güvenlik gelirdi ne de olsa. Hızlıca maymuncuğu yerine yerleştirdim ve bu sefer eldivenleri çıkardım. Eldivenleri elime geçirdikten sonra güneş gözlüklerimi çıkarıp kemere yerleştirdim ve artık armaya hazırdım. İlk önce sağımda bulunan çekmeceli dolabı açmaya karar verdim. Çekmecelerin ilkinde telefon defteri, kalemler ve faturalar vardı. Sıkıcı! İkinci çekmece de aynı şekilde sıkıcıydı ama üçüncü çekmece… işte oldukça ilgi çekiciydi. İçinde bir silah vardı ve elime alıp kontrol ettiğimde dolu olduğunu hemen anlamıştım. Demek adamımız tehlikeli bir tipti. Güzel. Tehlikeyi severdim. Silahı dolabın üzerine bıraktım ve işime devam ettim. Yüzümü balkona döndüm ve sırtımı salonun girişine çevirip hızlı bir durum değerlendirmesi yapmaya karar verdim. Genelde bu tür evlerden büyük şeyler çalamazdınız. Taşıması zor olurdu çünkü merkezi olduğu için içeri çuvalla filan giremiyorduk. Zaten asla kafama çorap geçirip elime çuval almazdım ben. Benimde belli bir tarzım vardı sonuçta.
Ancak tecrübelerime göre bir evde silah varsa saklanacak şeylerde vardır demektir. Değerli mücevherler, yüklü miktar para ya da yasa dışı şeyler. Yasa dışı şeyler domuz Gavril’in ilgi alanıydı. Ben para eden şeylerle ya da nakitle ilgilenirdim. Bu nedenle yatak odası…
“Ellerini kaldır ve yavaşça arkanı dön”
Pekala! Ya ben gündüz gündüz bir damla bile içmeden sarhoş olmuştum ya da fena basılmıştım!
Derin bir nefes aldım. Her zaman bir yolunu bulurdum. O yüzden en iyisi uslu bir kız olmakla işe başlamaktı. Ellerimi kaldırdım ve yavaşça arkamı döndüm.
Karşımda bir adam –oldukça yakışıklı bir adam. Ah! Başka bir yerde karşılaşmış olsak kendimi tutamaz ve bu adamı n her yerini tek tek ısırırdım- karşımda duruyor ve silahını bana doğrultuyordu. Demek ki bulduğum silahın eşi de varmış.
“Sence de bu biraz klişe olmadı mı? Silah doğrultmak ve şu ellerini kaldır muhabbeti? Nesin sen? Polis filan mı?” dedim ve alay dolu bir şekilde kıkırdadım.
Adam omuzlarını silkti “Sen de hırsız değil de insan sarrafı olmalısın o zaman. Çünkü tahmin ettiğim gibi evet,” silahın tetiğini usta bir hareketle çekti “polisim!”
Siktir! Bu durumu açıklayacak tek kelime buydu!