KARA DALYA 4/3

2411 Words
Günümüz Okyanusa çekiliyor gibiydim. Karanlık olan gökyüzü değildi. Okyanusun dibiydi. Karanlık ve en dip noktası. Ancak şöyle bir düşününce en karanlık noktanın insan kalbi olduğunu anlıyordum. O kadar karanlık ki insan kendi kalbi olsa bile göremiyor. Kalbimden korkuyorum, gerçek karanlıktan değil kalbimdeki o karanlık noktadan korkuyorum. Zihnim tam anlamıyla arındırılmış değil ancak onunlayken ölümü düşünmüyorum hayatın, yaşamanın güzelliğinin farkına varıyorum. O fark ettiriyor. Uçları körelmiş ve kırılmış hislerim sanki kırık parçaları tekrar yapıştırılıp bir araya getirilmişti. Bunu yapan oydu ve o olmasa her an tekrar parçalanmayı bekliyor gibiydiler. Ki zaten bekleyiştelerdi. Körelmiş uçlar birbirine geçti ve kendilerini keskinleştirdiler. Birazda bundan korkuyorum. Bıçak gibi keskin olan hislerim bana, ona bize zarar verirse? Hislerimin beni acıtmasından çok onun canını yakmasından sakınıyorum. Ancak aşk ucu zehirli bir ok gibi ona da bana da saplandı. Sanırım her daim böyle olacaktı beni mutlu ve huzurlu kılan aşk aynı zamanda üzüntü ve korku kaynağım olacaktı. Zaaflarım yüzünden belirginleşmişti hislerim. Zaafım olan adam yüzünden aşk gibi bir zehir kalbime bulaşmıştı. Aşk zehirdir, insanı mantık kaynağı aklıyla kırdırır, gururunu çiğnetip üzerinden atlatır. Ve aşk bağımlısı olunan bir uyuşturucudur. Ona karşı koyamazsın seni karanlığına çeker ve hapseder. Dört bir yanına okyanus gibi kuşatır ve bu iradenin kendisinin bile isteye zincirlere vurdurtarak gönüllü esaretine dönüşür. Aldığım nefesle birlikte belimi doğrultup esnedim ve gerindim. Toprak kokusu ve tuzlu suyun ferah kokusunu soluyunca uykulu halimden hiçbir iz kalmamıştı. Öyle bir histi ki fiziken ve ruhen rahatlıyordun. Okyanus gerçekten huzurdu, Edward'a şaşırıyordum. Nasıl bu sahil kıyısını sadece koşmak için kullanırdı. Biraz oturup manzaranın keyfini ve anın zevkini çıkarmalıydı insan. Boynuma sarılı olan atkıma biraz daha sakladım yüzümü. Burnumun kızardığına ve bundan dolayı geri dönüp beni gördüğünde bu durumla dalga geçeceğine adım kadar emindim. Kucağımda duran kırmızı atkıya birden elini uzattığında irkilip arkama kaçmıştım ama beni belimden yakalamıştı. Dönüp ona baktığımda atkısını çoktan boynuna dolamış rüzgarın dağıttığı saçlarını eliyle düzeltiyordu. Yere çömelmişti. Saçlarımı okşayarak yaklaştı ve bir şey dememe müsaade etmeden öptü dudaklarımdan. Koşarken on adım başı cilveleştiğim için beni burada onu beklemem konusunda ikna edip arkasında bırakmış, koşusuna kendi devam etmişti. Kuyruk sallayan kendiydi. Sabahın erken saatlerinde beni zorla uyandırıp spora ikna etmişti. Ancak koşusunu sürekli yavaşlattığım için beni arkasında bırakmıştı. Bu sebeple ona kızgındım ama dudaklarım dudakları üzerinde kayıp öpüşünün ritmine uymuştu. Çenemin altından tutarak başımı kendine çevirdi. Dudakları aralandı, dudaklarım alt dudağını kıstırırken terli saç tutamlarından tutup kendime bastırdım. Eli atkının sakladığı boynuma kadar indi, incitmeden kavradı. Buz olmuş eli atkının sıcak tuttuğu tenime değince irkildim ancak dudaklarından ayrılmama izin vermedi. Eli boynumu okşayarak yukarı çıktı ve çenemi kavradı. Soğuk kıyıda iki ateş topu gibi yanıyorduk. Son nefes zerrelerimi benden alana kadar gitmedi dudaklarımdan. Gidebildiğinde, nefes nefese kalmış bir şekilde baktık birbirimize. Elimi saçından çekip hafifçe yanağını tokatladım. "Sakin ol şampiyon." Yanıma oturdu hemen. Yanağımdan öptü. Esnedim. "Beraber koşacaksak beni geç bir saatte uyandır. Uykulu uykulu koşamıyorum." "Alış." dedi. "Her sabah erkenden uyandıracağım seni. Günün yarısı senin uykunla boşa geçiyor." "Uyumayı seviyorum." "Dokuz saatte anlaşalım." dedi yüzümü izlerken. "Ne bir dakika geç ne bir dakika erken." "Geceleri uyumadan önce rahat bırakırsan neden olmasın." dedim elimi yanağında gezdirirken. Başımı omzuna yatırdım. Bileğimden tutarak kucağına çekti elini ve parmaklarımızı kenetledi. Sıcacıktı avcu. Bana doğru biraz eğildi. Uslu duracak gibi değildi. Şakağıma bastırdı dudaklarını seslice. "Yok öyle bir seçenek." Sen beni rahat bıraksan, ben seni bırakmazdım. "Yanımda güzel bir kadın yatarken ben odun gibi öylece yatamam." "Hiç odun gibi durduğunu görmedim." Dudakları hafifçe kıvrıldı. "Aslında gördün." Ardından gülümsemesi yüzünde yer etti. "Aksini iddia edemezsin." Gözlerimi arsızca bakan gözlerinden okyanusa çevirdim. Dalgalar hemen bir kaç metre ötemizde kumlara vuruyordu. O anı hatırlayınca benim gibi arsız biri bile utanıyordu. "Çalışırken bana öyle mesajlar atma." Duraksadım. O an gözümde canlanınca yüzüm o zamanda kıpkırmızı kesilmişti. "Ve fotoğraf. Birde fotoğraf..." Fotoğraf! Elini karnıma oturttu ve beni kendi kucağına çekti. Bende ne zaman kucağına alacak diye meraklanmaya başlamıştım. "Alt tarafı bir fotoğraftı ve günler önceydi." Çenemden tutup yüzümü kendine çevirdi. "Ve unutmaman..." Sırıttı. "Hatırlayınca yanakların bir kaç ton daha kızarıyor." Kalbimde hissettiğim heyecanla birlikte yutkundum. Böyle çocuksu heyecanlar hissettirmesine bayılıyordum. "Benim yanaklarım hep kırmızı Edward." Yanağımı iki parmağının arasına kıstırıp sıktı. "Şimdi daha kırmızı." Dudaklarım arasından neşeli bir nidayla kıkırdama kaçtı. "Çocukluğumuzu hatırlıyorum." diye devam etti. "İlk karşılaştığımız gün fazla hatırlamıyorum ama kar yağdığını hatırlıyorum. Yanakların soğuktan kıpkırmızıydı.." "Ondan önce yüzüme kar topu atmıştın." Yüzümü ona dönünce burunlarımız çarpıştı. En başından beri bana yakındı. Burnuma dokundum. "O soğuk kar topu yüzünden burnum iki gün boyunca sızlamıştı. Bende bunu hatırlıyorum." "Sen yüzüme daha çok kar topu isabet ettirmiştin." dedi kendi yüzüne dokunarak. "Bu her kışta böyle devam etti." "Söz verelim mi?" diye sordum serçe parmağımı ona uzatırken. "Bir daha kar yağdığında ikimiz kar topu oynayacağız." Kaşları havalandı. "Ufak çocuklar gibi?" "Ne var ki bunda?" diye sordum saf saf. "Sende çikolatalı süt içiyorsun. Kar topuda oynarız." Yanağını okşadım. "Hem sen yirmi sekiz olsan da hâlâ çocuk ruhlusun." Bir aydan kısa bir zaman sonra ben ondan daha önce yirmi dokuz olacaktım. Hâlâ eskisi gibiyse benimle moruk diye dalga geçerdi bende ona velet derdim. Bu sinirimizi bozmazdı ikimiz arasında modası geçmeyen bir espriydi. İlk kez ondan bir yaş daha büyük olmayı sevebilirdim. Çok büyük bir şey değildi hayalimdeki. Hediye de istemiyordum sadece on yıldan sonra ilk kez doğum günümü birlikte geçirebilirdik. Edward masumca gülümsedi ve gamzeleri belirginleşti. Gülümseyişi nasıl olurda yaş almasına rağmen hiç değişmezdi? Bende gülümsedim. Serçe parmağını parmağıma doladı. Ange ile söz verirken buna cici parmak sözü derdik. Edward ona karşı olan ilgimden memnunca sırıttı. "Acımam, yüzüne atarım ama." "Yakalarsan atarsın..." Dudakları dudaklarıma çarptığında sessizleştim. Bileğimden tutup havaya kaldırdı ve kolumu boynuna doladı ardından eli bacağımı okşadı. Sardım kollarımla boynunu. Kalın iki kat kazak ve şişme siyah mont ile fazla hareket edemiyordum. Çocuk ruhlu olsa da bana çocuk gibi davranmaktan kendini alıkoyamıyordu. Şimdi olduğu gibi... Dudaklarını dudaklarıma işlerken parmakları bedenimi talan ediyordu. Sıcaklamıştım ve Edward beni bir ateş topuna çeviriyordu. "Emelie." dedi kendini bende kaybetmeden önce. Her on adım başı öpüştüğümüz için beni arkasında bırakmakta haklıydı çünkü her konunun yada eylemin sonu öpüşmeye bağlanıyor ancak yarıda bırakılıyordu. Gözlerini kısarak geriye çekti, bende titrek bir nefes aldım. "On üç kasıma az kaldı." dedi fısıldayarak. Yüzü düşünceliydi . Elini mont ve kazakların içine daldırıp tenime dokunmuştu. Ekimin ortalarındaydık. Baş parmağıyla karnımı dürttü. Kasığıma doğru... "Ne yapmak istersin?" "O günü seninle geçirmek istiyorum." Ellerimi omuzlarına koyup kucağına yerleştim. Bacaklarımı beline dolamıştım. "Sadece ikimiz." "Evet, bunu ayarlayabilirim." dedi gözlerini kısarak. Elini kazağın içinden çıkarıp ensemden tuttu. Yüzümü göğsüne yatırmış çenesini saçlarım arasına yaslamıştı. Rüzgar saçlarımız arasından geçip giderken göğsüne sindim. Dalgaların huzurlu sesi vardı kulaklarımızda. Aslında huzur sevdiğin adamla gecikmiş aşkı bir kıyıda yaşarken bu kadar basit bir şeydi. Mutlu insan rolünü hep oynarken yüzüme geçirdiğim maskenin arkasına yığınla acımı saklamıştım. Yaşamın siyah ve beyazlarında dolanırken grisinde durmaya karar vermiştim. Başımı kaldırıp dudaklarımı adem elmasına bastırdım. Sertçe yutkundu. "O zaman gidebilir miyiz?" diye sordu çocuksu bir saflıkta. Annesinden parka gitmeyi isteyen bir çocuk gibiydi. "Nereye istersen." "Dağ evi." dedi. Bunu derken çenemden tutup kaldırmıştı. Bakışlarından sessizleştiği için farklı anlamlar çıkarırken dudaklarım hafifçe kıvrıldı. "İstersen başka bir yerde olur." "Hayır." dedim. "Senin planına uyarım ve aklındaki diğer şeylere de..." "Önceki doğum günlerini nasıl kutlardın?" diye sordu. Çehresi düşünceliydi. Kaşları merakla çatılmıştı. Burunlarımızın birbirine dokunmasına aldırmadan yüzüme eğildi. "On dokuzuncu doğum gününü nasıl kutladın?" Tımarhane de. "Yirmi? Yirmi bir? Yirmi iki?" İntikam peşinde geçti. Ve o iki yıl beni en çok yoran yıllar olmuştu. "Yirmi yedi olurken nasıl kutladın?" "Kutlamadım." dedim buruk bir tebessümle. Yüzü sertleşti. "Sadece yaşlar değişti. Onun dışında bir şey olmadı. Zamanın getirdiklerine odaklandım sadece." "Emelie..." "Önemli değil. Bu doğum günümü seninle geçireceğim bu konuda heyecanlıyım." Burnumun ucundan öptü. "Seni mutlu edeceğim." dedi. Neden kutlamadım diye sormadı. Cevabını biliyor olmalıydı. "Sen doğum günlerini nasıl geçirdin?" diye sordum. "Bir kibrit yakar dilek tutar ve üflerdim." Gülümsedim ve bakışları gülümsememe düştü. "Bundan ibaretti." Sadece kabullendik, soru sormadık. "Ne dilerdin peki?" Heveslendim ve sonra duraksadım. "Dileklerin gerçekleşmediyse söyleme." "Gerçekleşti. Şu an çikolata kahvesi gözleriyle bana aşık aşık bakıyor." "Edward..." "Üzül diye söylemedim." Alayla güldü. "Beni boş verelim şimdi. Sen şimdiden ne dileyeceğini düşün." "Dileğimi biliyorsun." Yakınlaştım ona. Kucağından inerken ellerimi dizlerine yaslamış öne doğru eğilmiştim. Çekinmeden dudaklarımı çenesinin altına yerleştim. "En çok istediğim şeyi... Tüm arzumu. Aklına bu tutkuyu hangi kelimeler anlatıyorsa... Seni istiyorum-" Elini ağzımla kapatıp susmamı işaret etti. Gözleri kısılmıştı. "Anladım Emelie. Anladım." Durdurmak istiyordu, devam mı etmek? Bakışları ile yüz ifadesinin aksine dokunuşları hiç tutarlı değildi. Avuç içini öptüm ellerimi dizlerinden bacaklarımı üzerine çıkarırken. Eli yüzümün yarısını kaplarken hâlâ ağzımın üzerindeydi. Tekrar öptüm avucundan. Acaba mazeret edecek bir şeyi kalmayınca ne yapacaktı? Dudaklarım aralanıp dilim parmakları arasında dolanmaya başladığında irkilmişti. El bileğini kavramıştım. "Küçük dilini ağzının içinde tut." Elini yüzümden çekti. "Ona ihtiyacın olacak." Yüzü buzdan bir duvardı. Düz ve soğuk. Şimdilik rahat duracaktım. "Beni bir daha yarım bırakırsan küçük dilini yutan sen olursun." Dizlerimin üstünde doğruldum taytım kum içinde kalmıştı. Üzerimi silkeledim. Hava iyice soğumaya başlamıştı. Ayağa kalktık. Edward kum olmuş eşofmanını silkeledi. Tüm sporcu kıyafetleri kum olmuştu. Kırışan ceketini düzeltip fermuarını sonuna kadar çekti. Atkısını boynunda sıkılaştırdı. Aynısını bana yaptı burnumu açıkta bırakarak atkıyı yüzümün etrafına doladı ve alnımdan öptü. "On üç kasımı sadece bize ayır." Eve geri döndüğümüzde Edward duşa girmişti. Bense üzerimi değiştirip yatağa uzanmıştım. Öncesinde ipek bir pijama altı ve bol kazaklarımdan birini geçirmiştim. Esneyerek yastığa yüzümü gömdüm. Onun yattığı tarafta yatıyordum. Kokusu tüm sistemimi yine ele geçirmişti. Midem gurulduyordu ancak uyku açlığım daha fazlaydı. Kesin yarın sabahta uyandıracaktı. Bayan Russo ile işim olmadığı zamanlar başıma patron olarak Edward Leon Shawn geçiyordu. Bayık bayık gülümserken yorganı üzerime çektim. Banyodan yüksek sesle mırıldanmalarını duyuyordum. Uyursam uyandırmaya kıyamazdı herhalde. Keyfî yerinde gibiydi. Kendi yastığıma sarılırken telefonun sesini duydum. Yüksek sesle çaldı ama kim olduğuna bakmayacaktım. O olmadıkça kim aradığının bir önemi yoktu. Babam da aramaz genelde mesaj atardı. Onunla da ilişkimiz iyiydi birkaç kez akşam yemeğini birlikte yemiştik. Elbette Edward'tan şüphelense de haberi yoktu. Bir gün illa öğrenirdi ama şu zamanlarda değil. Yeni bir işim ve bir iki haftaya taşınacağım ama taşınmaktan vazgeçtiğim bir evim vardı. Yerini öğrenmişti. Tehlikeli bir psikolojisi vardı. Üstelik Anthony'nin çevresinde dolaştığı için Edward'ı tanıyor olmalıydı. Mıknatıs olarak bir psikopat diğer psikopatı çekiyordu. Nana'yı severdim ama bana olan minnettarlığı saplantıya dönüştüğü için onunla arama mesafe koymuştum. Belki de iki yıl önce onu Anthony'i elde etmesi için göndermemin sebebi buydu. Hata yapmış olma düşüncesi beni geriyordu. Kyle Shawn ile ilgili çoğu bilgiye sahipti. Asıl sebep. Her şeyi başlatan domino taşıydı Kyle Shawn. Her şeyi bitirecek olan taşta oydu. "Bebeğim uyudun mu?" Zıpkın gibi birden yattığım yerden doğruldum. Üzerimdeki yorganı ayaklarımla tekmeleyip yatağın sağına iteledim. Dağılmış saçlarımı başımın arkasına iteledim. Aralık banyo kapısından bana alaycı bakışlarıyla gülerek bakıyordu. "O tepkide neydi öyle?" "Hiçbir şey." dedim net bir sesle. Eğilip beline sarılı havlunun düğümünü sıkılaştırdı. En son banyodan sonra pek yakınlaşmamız olmamıştı. "Sen..." "Tıraş olacağım." dedi halimden eğlenir bakışları üzerimde dolanırken. Beni öpse de çıkan sakalı beni rahatsız etmiyordu ama bu ona kalmıştı. Temiz yüzle daha yakışıklıydı. "Telefonun çalıyordu." Ve lanet şey tekrar çaldı. Edward açmamı bekliyordu. Telefonu elime alarak ekrana baktım. Yabancı numaraydı. Lisette yada dayım Eledon olamazdı beni arayacakları numara belliydi. Nana? Dişlerimi sıktım. Günlerdir sessizdi. Bu sessizliğin fırtına öncesi sessizlik olmasından korkuyordum. Edward'ın gözlerinin kuşatması altındayken açtım telefonu. "Buyurun?" "Merhaba hanımefendi." dedi kalın bir erkek sesi. Yataktan aşağı bacaklarımı sarkıttım. "Ben polis memuru Hector Clean." Temkinli bir şekilde konuşuyordu. "Alexandra Hall için sizi aramıştım." "Bir şey mi oldu? "Alexsandra Hall şu anda hastanede. Darp edilmiş ancak durumu iyi. İfadesi alındı. Size haber vermemiz için bana numaranızı verdi." "Neredesiniz?" "Merkez hastanesindeyiz hanımefendi." Bayan Hall'ın güvenliğinden emin olana kadar sizi bekliyor olacağım." "Geliyorum." Ardından telefonu kapattım. Nana nasıl bir oyun oynuyordun? Edward kollarını gövdesinde bağlamış en başından beri bana bakıyordu. Özür dilerim sevgilim. Ayağa kalktım ve kıyafetlerimin olduğu dolaba yönelerek kazağımı üzerinden çıkardım. "Babamla görüşmeliyim." dedim aklıma gelen ilk mazeretle. İç çamaşırlarım üzerimde kalan tek şeydi. "Yanına gitmem gerek " Diğer kıyafetleri katlayarak rafa yerleştirdim. Buna inanırdı ama gitme diye itiraz ederdi. Saçımı acele etmeden dağınık bir topuzla topladım. Dışarıya taşan tutamları kulaklarımın arkasına ittirmiştim. Askıdan gömlek alırken soğuk damlalar enseme düştü ve sıcak nefesi tenime çarptı. "Gitmesen?" Öptü ensemi. Ellerini belimin her iki yanına yerleştirip askılı bluzumu sıvadı. Dokunuşları tenimdeydi. "Film izleyecektik." Çenesini omzuma koydu. Uslu durmuyordu sütyenimin askısını sertçe çekip bıraktı. Sızladım ve o güldü. Arkadan kasığını kalçama dayadı. "Ateşin çıkmış gibi görünüyor." "Ne dersen de gideceğimi biliyorsun." Sürekli bulutların üstünden yere çakılmaktan bıkmıştım. Her mutlu olduğum günün sonunda mutsuz olacağım diye endişelenmek istemiyordum. Ancak çevremdeki insanlar bunu bir güzel başarıyordu. Bir zamanlar onun için uğraştığım insan kuyumu kazıyor gibi görünüyordu. Sorun değildi kazdığı kuyu onun mezarı olurdu. Edward sardı kollarını sıkıca. Bluzum yukarı toplanmıştı. Kalçam kasığına gömüldü. Yanağı yanağıma yaslıydı. Biliyor musun Edward? Önümüze çıkan engelleri bir bir yok edebilirdim. Bana on yılın azabından sonra yaşam sevinci veren adam için her şey yapacaktım. En büyük zaafımdı ve korkum. Nana kimseye zarar vermeden önce önlem almalıydım. Edward bedenimi kendine çevirdi. Kalçalarımı kavrayarak kucağına aldı beni. Uykusuzluktan dolayı değildi ruhsal yorgun ve bitkin hissediyordum. Alınması gereken bir intikam vardı. Bebeğim, bebeğimiz için. Love'ın intikamını almadan tükenmeyecektim. Edward ile yeniden başlayacaktım. Belki bu yolun sonunda hayatımdan olacaktım ancak durmayacaktım. Sonuna kadar ilerlemezsem ömrümden giden yılların döktüğüm gözyaşlarının ve hissettiğim acı ile soluksuz bir ateş gibi yanan intikam hırsının hiçbir anlamı olmayacaktı. Kıyametim olsa da intikam yeminimden vazgeçmeyecektim. Omzundaki havluyu alıp ıslak saçlarını ovaladım. Bana beklentiyle bakıyordu. Toprak kahvesi gözleri sabah gözlerimi açmam için tek sebepti. Çenesini iki göğsümün arasına yasladı bakışları kısıklaşmıştı. Bacaklarımı beline sarmadan bile beni kolaylıkla taşıyabiliyordu. "Seviyorum." diye fısıldadı umutsuz bir sesle ardından öptü dudaklarımın altındaki tenimi. Her şey bir bahar günü sonlanmış bir bahar günü başlamıştı. İlkbahar sonumuz olurken sonbahar başlangıcımız olmuştu. Göğüs kafesimde tüm duygularımla büyüyen bir ateş vardı. Ve bu ateş ikimiz dışında daha bir çok herkesi yakacaktı. "Senden ikinci kez gitmeyeceğim." diye fısıldadım. Başını kaldırdı. "Biz o raddeyi aştık. Şimdi git desem gidebilecek misin?" "Babamın yanına gideceğim." dedim. Kelime oyunlarıyla beni aldatamazdı. Göz devirerek beni kucağında kaydırdı. Boynundan düşerken havlunun iki ucundan tutarak başını öne eğmesini sağladım. Burnu burnuma değdi, nefesi nefesimdeydi. Ayak uçlarım yere değince havluyu bırakıp yaralı göğsüne yasladım ellerimi. Başını geri çekmedi. Öptü dudaklarımdan. Yenilgiyi kabul etmişti. Tüm önceliğim gerçekten Edward'tı. Edward ve zarar görmemesi. Elleri kalçalarımda yayıldı. "Baş başayken hep bu dantelli takımlarla dolansana yanımda." Popoma vurup avuçladı. Aniden ittirip uzaklaştım ondan. Belki de vazgeçememişti. "Seksi vücudunu saklama benden." "Sende aynı şekilde dolaşacaksan neden olmasın?" "Senin iki bacağın arasında heybetli bir uzuvun var mı?" Onaylarcasına başımı salladım. "Bacaklarımın arasında değil içimde olacak." Fazla ileri gidip meydan okumuştum. Mideme kramp girerken zar zor gülümsedim. Sertti ve dokundukça nabız gibi atıp büyüyordu. Bakışlarım aşağısına düşerken çenemden tutup kaldırdı. Bakmama izin vermedi. "Öğlen olmadan dön." Uzaklaşıp burnuma bir fiske attı. "Seni bekleyeceğim."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD