6. Bölüm

2227 Words
Yaman Sezer'den anlatım... Kan; Kırmızı olan her şeyden nefret etme sebebim olan tek sıvı. Sevgilimi, aşık olduğum kadını iki kez kanlar içinde görmek artık bütün sinirlerimi fazlasıyla gevşetmişti. Gözlerimi kapattığım an zihnimde canlanan çığlık çığlığa sesleri delen silah sesleri yankılanıyordu. Panik halde yere çöküp yakınımdakileri korumaya çalışırken, sevdiğimi koruyamadım. Başımı sahneye çevirdiğimde Tuğçe'nin vurulduğunu ve sendelediğini gördüm. Bir anda ayağa kalkıp ona koşmuştum ama yere düşmesine mani olamadım. Yanına gittiğimde ise sol gözünden bir damla yaş akmış şekilde, bom boş bir ifade ile gözlerimin içine baktı. Zorlukla yutkunup 'affetmeyeceğim' demişti. Kısa bir süre afallasam da onun gözlerini kapatması ile ambulans diyerek bağırdım. Oradan hastaneye gelmiş ve hemen ameliyata alınmıştı. Daha bir gece geçmişti üzerinden ve sadece dinlenme amaçlı yoğun bakıma alınmıştı. Onu camekanın arkasından öylece izlemek zorken, bir de oksijen maskesinin içine ağzından dolan kanlar ile görmek delirme eşiğine getirmişti beni. Her ne kadar durumu şuan iyi olsa da hala daha uyutuluyordu. Omzuma konulan el ile bakışlarımı soluma çevirdim. Hakan, ben nasıl perişan bir haldeysem, o da en az benim kadar perişan vaziyetteydi. Ağırca yutkunup "uyandı". Yerimden aniden kalktığımda Hakan kolumdan tutup "kimseyi görmek istemiyor Yaman. Bir tek annem girdi yanına ve o da ağlayarak çıktı odadan". Kaşlarımı çatıp anlamaya çalışırken "üzerine gitmememiz gerekiyor. On gündür burada perişan oldu. Anlayışla yaklaşacağız ve sabırla bekleyeceğiz". Gözlerimi kapatıp derince nefes aldım. Tuğçe'm o bakmaya kıyamadığım mavişlerini açtı ama onu görmemi istemiyordu. Hakan "kendine gel Yaman. İçinde ne yaşadığını bilmiyoruz ve konuşmaması da ayrıca büyük bir sorun". Başımı sallayıp "ne olursa olsun onu görmem lazım Hakan. Canım çekiliyor, ruhum kararıyor. Varsın konuşmasın, bakmasın yüzüme ama kokusunu duymama izin ver". Hakan dolan gözleri ile "biz yanlış yaptık Yaman, onu koruyamadık". Sert bir soluk alıp "düşünemedim, o an ne yapacağımı bilemedim anladın mı?". Öfke ile "ULAN BEN ONUN SAÇININ TELİNE ZARAR GELSİN İSTER MİYİM?". Hakan kolumdan tutup "kendine gel, zaman vereceksin mecbursun". Kolumu sertçe ondan çekip koridorda yürümeye başladım. Öylesine öfkeliydim ki, bir neşter alıp şah damarımı kesmek geliyordu içimden. Seray hanımın yanına gidip "hangi oda?" diye sordum. Seray hanım yaşlı gözlerle "gitme Yaman, hiç birimizi görmek istemiyor". Başımı sağa sola doğru sallayıp "hangi oda?". Eliyle tam karşı odayı gösterdiğinde, hızla oraya doğru yürüdüm. Arkamdan seslenseler bile duymazlıktan gelerek kapıyı açıp içeri girdim. Tuğçe donuk bir ifade ile odaklandığı karşı duvara bakıyordu. Beni mest eden kokusunu, bu iğrenç hastane kokusu bile bastıramamıştı. Saçlarını sağ omzu üzerinde örmüşlerdi. Tebessüm ederek onu izledim bir süre. Şükürler olsun ki nefes alıyor ve yaşıyordu. Kapıyı kapatıp hızla yanına gittim. Bakışları gözlerimle kesiştiğinde içim üşümüştü. Tuğçe ilk kez bu kadar soğuk ve hissizdi. Bir adım daha attığımda "çık dışarı" dedi. Sesi pürüzlü ve kısıktı fakat, o kadar soğuktu ki olduğum yere çakılmama sebep olmuştu. Onu dinlemeyerek bir adım daha attığımda yanında bulunan kırmızı butona bastı. Birkaç saniye içinde odaya gelen hemşire ve görevliler ile şaşkına dönmüştüm. Tuğçe ise "çıkartın onu buradan" demişti. Bir hafta sonra; Yaklaşık yirmi günlük hastane maceramız bugün son bulacaktı. Tuğçe için çıkış işlemlerini yapan Türkay bey inanılmaz yorgun görünüyordu. Yanına gittiğimde ise "nasıl atlatacağız bu olayı?" diye sordu. Bu sorunun cevabı bende de bilinmezliklerin içine gömülüydü. Derin bir nefes alıp "bekleyeceğiz" demekten başka bir şey gelmiyordu aklıma. Tuğçe'nin kaldığı odanın önüne gittiğimizde yine beklemekten başka hiçbir şey yapmamıştık. Yarım saat sonra odadan ilk Seray hanım çıktı. Ardından Tuğçe ve onu ameliyat edip birebir ilgilenen doktoru. Seray hanım Tuğçe'nin elini tutarken Doktor tebessüm edip "bundan sonra çok daha dikkatli olacaksın Tuğçe. Verdiğim ilaçlar ve beslenme programına dikkat edeceksin. On gün sonra tekrar görüşmek üzere". Tuğçe başını sallayıp "her şey için çok teşekkür ederim" demişti. Eskisi gibi değildi sesi. Bakışlarındaki o sıcaklık yok olmuş ve içine kapanmıştı. Derin bir soluk alıp ona doğru adım attığımı gördüğün de boşta olan elini Seray hanımın koluna sardı. Hala daha yüzüme bakmıyor, beni yanında istemiyordu. Canımın yandığını göremiyordu benim sevgilim. onsuz ne halde olduğumu göremiyordu. Kanım vücudumdan çekilirken zorlukla onlara arkamı dönüp koridorda yürümeye başladım. Burada değil ama eve gittiğimizde konuşacaktım onunla. Neden bu kadar içine kapandığını anlatacaktı bana. Nefretle soluyup hızla hastaneden çıktım ve aracıma yöneldim. Arkamdan annemin seslendiğini duysam da oralı olmayarak aracıma binip hızla çalıştırdım ve hastane bahçesinden süratle çıktım. Neden bu hale gelmiştik? Neden bir kez olsun ona dokunmamı istemiyordu? O tapılası mavi gözleri neden bana soğuk ve hissiz bakıyordu? Sinirle direksiyona birkaç kez vurup kanarcasına bağırdım. Onu koruyamadığım için kendimden nefret ederken, bir de onun böyle davranması dayanılmaz bir azaptı. Yirmi dakika sonra Tuğçe'nin evinin önündeydim. Telefonun ısrarla çalarken inatla açmamaya yemin etmiştim. Dikiz aynasından arkama baktığımda Türkay beyin aracının geldiğini gördüm. Hızla arabadan inip arkamdaki araca yöneldiğimde Türkay bey araçtan inip eli ile dur işareti yaptı. Olduğum yere çakılırken Seray hanım araçtan inmiş ve Tuğçe'nin de inmesine yardımcı olmuştu. Evin çalışanları kapıda buruk bir ifade ile Tuğçe'ye bakarken günler sonra sevdiğim kadının yüzünde sadece onlar karşı beliren sıcacık bir tebessüm görmüştüm. İçimden akan o ılık sıvı, ciğerime kor gibi oturmuş ve nefesimi soluk boruma tıkamıştı. Çalışanların yardımı ile içeri giren Tuğçe'nin ardından bizde yavaş adımlarla eve girmiştik. Annem ve babam da buradaydı ama gözüm kadınımdan başka hiç kimseyi görmüyordu. Bağırıp küfür etse, o her zaman ki Tuğçe olsa, canıma okusa sesimi çıkartmadan dinlerdim bir ömür. Ama bu sessizliği, soğuk duruşu içimi çorak çöllere çevirmişti. Kavruluyordum ama ağzımı açacak cesaretim yoktu. Hepimiz salona geçtiğimizde uzun bir süre Seray hanımın gelmesini bekledik. Çünkü Tuğçe bir tek onunla iletişim halindeydi. Bir süre sonra "olma kızım daha yeni hastaneden çıktın. İzin vermiyorum gitmene". Seray hanımın ağlamaklı sesi kulağımıza gelince yerimden ok gibi fırlayıp hole çıktım. Herkes arkamdan gelirken Tuğçe ruhsuz bir ifade ile merdivenlerden iniyordu. Bakışları tek bir kişi ile kesişti. Başımı çevirip annemin gözleri içine baktığımda ilk kez üzgün olduğunu ve nemlenen kirpiklerini gördüm. Tuğçe merdivenlerden inip tam annemin karşısında durduğunda "siz haklıydınız Perihan hanım. Belki de hiç oğlunuz hayatına girmemeli ve bu büyük hayal kırıklığını yaşamamalıydım". Tuğçe annemin sol elini tutup avuç içini açarak nişan yüzüklerini bırakmıştı. Başını dik bir şekilde tutup "siz kazandınız, ben ise kaybettim. Bunu o saldırı esnasında benim yerime sizi korumayı tercih eden oğlunuz ile daha iyi anlamış oldum. Derin bir nefes alıp devam etti. "Asla kırgın ya da kızgın değilim. Sadece şunu bilmenizi istiyorum. Bu ailenin üvey evladı olmayı ben tercih etmedim. Yedi yaşıma daha yeni girmişken onlar beni tercih edip bu eve getirdi". Tuğçe bir adım geri çekilip "bana göre tüm hesaplar kapandı. Artık oğlunuz ve koca imparatorluğunuz ile mutlu mesut yaşayın". Bir adım atacağı sırada kolundan tutup kendime çektim. Başını kaldırıp yine donuk bir ifade ile gözlerimin içine baktı. İki elimle yüzünü avuçlayıp "ölürüm Tuğçe'm. Ben sensiz yaşayamam". Tuğçe "yaşarsın Yaman. Düşün ki o saldırıda öldüm ve artık yaşamıyorum". Bir adım geri çekilip "benim için o saldırı da senin öldüğün gibi, ben de ölmüş olayım". Türkay bey "kızım çok zor günler yaşadın anlıyoruz ama böyle fevri kararlar verilmez. Üstelik dinlenmen gerekirken". Tuğçe alayla gülümseyip "sizin rahatınızı hiç bozmak değil derdim Türkay bey. Bu nedenle artık aynı evde de yaşamayacağız. Kısa bir süre sonra şirketlerinizdeki hisselerimi de ücretsiz bir şekilde oğlunuzun üzerine devir edeceğim merak etmeyin". Hepimiz duyduklarımızla şoka girerken Seray hanım "kızım benim için kal, yalvarıyorum sana". Tuğçe annesine karşı tebessüm edip "seninle her zaman görüşeceğiz anne ama beni anla. Ait olduğum yer bu hayat değil. Yaşadığım bu hayat içinde beni koruyacak bir tek sen varsın ama senin de gücün bir yere kadar". Sıkkın bir soluk verip "gidip kendimi dilemek, biraz daha dinlenmek istiyorum". Seray hanım Tuğçe'nin yanına gelip sıkıca bedenine sarılmıştı. Yanaklarından öpüp "peki nereye gideceksin?". Tuğçe geri çekilip "yalnız kalacağım bir yere anne. Lütfen peşime birilerini takmayın, aramayın. Ben seni zaten sık, sık arayacağım". Tuğçe dediğini yapıp evden çıkarken Türkay bey kolumdan tutup "biraz zaman verelim oğlum. İyi değil görmüyor musun?". Annem "al bu yüzükleri, Tuğçe iyileştiğinde kendin takarsın parmağına". Başımı çevirip arabasına binen Tuğçe'ye baktım. Bir an olsun yüzüme bile bakmamış, aynı hızla evin bahçesinden çekip gitmişti. Seray hanım ağlayarak yanıma geldiğinde "o kurşun öldüremedi kızımı ama biz hepimiz onu koruyamayarak diri diri mezara soktuk". Serçe burnumu çekip avucumun içindeki yüzükleri sıktım. Onu kimsesiz olan dünyasında yapayalnız bıraktığım için bir kez daha lanet ettim kendime. Ben ömrüme bahar olmuş kadını koruyamayan bir acizdim onun gözünde... *** Tuğçe'den anlatım... Kırgınlık; İçimde beni ele geçiren o tarifi olmayan acı sadece yalnızlık değildi. O canı cehenneme olan adamın haklılığını tetikleyen kırgınlıklarım vardı. Hiçbir şey değil de, en çok Yaman'ın yaşattıkları canımı yakmıştı. Bazen bir kurşun yarasından daha ağır olurmuş aşkın yarattığı acı. Zehir olmuştu kalbim. Kör kuyulara düşmüştü kahkahalarım ve sevgiye aç yanım. Şimdi ise sadece yalnızlığımı kutluyordu kimsesiz yanım. Söyleyecek çok sözlerim olsa da, bugün sadece bir sevgiliye veda değildi içimdeki. Beni yedi yaşında kendi hayatlarına dahil eden insanlara da vedamdı. Amacım nankörlük yapmak değildi. Sadece içim bu kadar acıyorken onların yüzüne sahtekarlık yapıp gülemezdim. Evden çıkarken söylediğim her konuda oldukça ciddiydim. Herkes uzak dursun benden, daha rahat düşünmek ve kendimi bulmak istiyordum. İlk önce Cihat bey meselesini iyice öğrenmem gerekiyordu. Bana ulaşmasını sağlamak, hatta yüz yüze gelmek için evden uzaklaşmam gerekiyordu. Bu dertlerden kurtulduğum da bir daha ardıma bakmadan gideceğim bu şehirden, bu ülkeden. Mutluluk benim için olmayacak bir duaya dönüşmüştü artık. Yaman bu hayatta içten içe bağlı olduğum tek dalımdı. Onun annesinin üzerine korku ile kapanan hali gözlerimin önünden gitmiyordu. Geceler boyu seviştiğim, her şeyimi verdiğim adamın korku ile bana bakması bile yeterken, o sadece annesinin üzerine kapanmış ve öylece kalmıştı. Aracı sağa çekip camı biraz açtım. Derin bir nefes alıp kendime gelmek istedim. İçimdeki bu acı nasıl geçerdi? Ben bu hayal kırıklığını nasıl atacaktım yüreğimden? Derin soluklar alıp bir anda torpidoya yöneldim. Arada bir canım sıkıldığında içtiğim sigaradan bir tane alıp dudaklarımın arasına sıkıştırdım. Çakmağı alıp hızla yakıp derince içime çektim. Yoğun bir öksürük tutunca yaramın üzerini elimi bastırıp canım acıya acıya öksürmeye devam ettim. Derin bir soluk alıp kendime geldiğimde camı biraz daha açıp sigarayı dışarı attım. Gökyüzü gri bir tonda ve hava oldukça soğuktu. Camı kapatıp aracı yine çalıştırarak yola koyuldum. Aklımda bir yer yoktu. Sadece kimsenin olmadığı sakin bir yerde birkaç gün kafa dinleme isteği vardı. Düşünceler bir, bir beynimi kemirirken aklıma Abant gelmişti. Sessiz, sakin ve bembeyaz örtüsü ile bana iyi gelecek tek yer orasıydı. Rotamı İstanbul'un diğer yakasına çevirip hızla sürmeye başladım. Aracın yakıtını kontrol ettiğimde yarıda olduğunu gördüm. Benzin istasyonuna doğru aracı çekip durdum. Araçtan inip depoyu fullemelerini rica edip market kısmına girdim. Soğuk kahve, su ve birkaç tane tuzlu bisküvi alıp ödeme noktasına geçtim. Artık aileme ait kartları değil, sadece kendi maaşımla kazandığım paramı harcayacaktım. Aldığım yiyeceklerin ve benzin ödemesini yapıp dışarı çıktığımda yine aynı aracın takibinde olduğunu gördüm. Sinirle o araca doğru yürümeye başladığımda hızla geri gidip önümden süratle yola çıkmıştı. Nefretle soluk alıp aracıma yöneldim. İnsanların bakışlarını görmezden gelip aracıma bindim ve derin bir nefes alarak marşa bastım. Yavaş bir kalkıştan sonra aracı benzin çıkışına doğru sürüp gelen aracın olup olmadığını kontrol ettim. Sağ tarafıma baktığımda aynı aracın biraz ileride beklediğini gördüm. Sinirle aracı sürüp kontrollü bir şekilde yola çıktım. Aracın plakası 34 CHT... Bu adam gerçekten baş belasının tekiydi. İstediği her şeyi yapmıştı, daha ne istiyordu benden? Nefes almama bile müsaade etmeyecek kadar ne kini vardı ailem dediğim insanlara karşı? Başımı sağa sola doğru sallayıp yanından geçtim. Araç arkamdan hareket ederken bu kedi fare oyunundan çok sıkılarak aniden durdum. Arkamdaki araçta aniden durunca dişlerimi sıkarak dikiz aynasından bakmaya devam ettim. Nefretle soluyup aracın gazını köklemiştim resmen. Öyle hızlı gidiyordum ki, onun bana yetişmemesi için var gücümle aracın hız sınırını bile zorlamıştım. Dikiz aynasından baktığımda o aracın artık peşimde olmadığını gördüm. O esna da telefonum çalmaya başladı. Sıkıntıyla nefes alıp telefonu açıp araç megafonunu açtık. Derin bir nefes alıp "efendim" dedim. Sıkkın bir soluk sesinin ardından "ne yapmaya çalışıyorsun sen?". Duyduğum sesle dudaklarım yukarı kıvrılırken "ooo Cihat bey, ne o amacın zaten beni öldürmek değil miydi?". Kısa bir sessizlikten sonra "amacım öldürmek olsaydı kurşun boşluğuna değil, başına isabet etmiş olurdu". Sinirle bir kahkaha atıp "başardın Cihat bey, o kurşunla beni öldürdün". Yine sessizlik hüküm sürerken "daha seninle işim bitmedi Tuğçe". Kaşlarımı çatıp "ne hesabın varsa karşıma çık. Gözlerimin içine bakarak sor korkak köpek". Karşı taraftan ses gelmezken "biliyor musun Cihat bey senden çok sıkıldım. Eğer ki karşıma çıkıp, gözlerimin içine bakamayacak kadar korkaksan bırak peşimi. Çünkü ben cesareti olmayan o adamlardan hep nefret etmişimdir". Chat bey kahkaha atıp "Yaman beyden ettiğin gibi mi?". Dişlerimi sıkıp sert bir soluk alarak "evet tıpkı ondan nefret ettiğim gibi". Yine sessizlik oluşurken "hal bu ki vazgeçemeyecek kadar çok seviyordun Tuğçe. Onun tenine aşkla karıştığını bizzat gördüm". Nefretle soluk alıp "şimdi de Güzin abla mı oldun başıma sapık herif? Sen biraz adam ol ve karşıma çık Cihat bey. Boş yapma bana". Telefonu kapatıp yoluma devam ettim. Yaklaşık dört saatin sonunda Abant'ta varmıştım. O kadar güzel bir yerdi ki, araçtan inip soğuk havaya rağmen derin bir nefes alıp, mis gibi kar kokusuna karışmış çam ağaçlarının kokusunu içime çektim. Soluma döndüğümde geçen sene yine Yaman ile tartışıp tek başıma geldiğim ve kimse bilmeden üzerime aldığım kulübemi gördüm. Birçok eksiği olsa da her şeyden uzak kalmak için paha biçilemez bir evdi. Arabanın torpidosundan aldığım anahtarlığımın içinden Yaman ile evimizin anahtarını ayırdım. Aldığım karar doğru muydu bilmiyordum ama, hala daha zihnimde canlanan o anlarla içim acıyordu. Derin bir nefes alıp evime doğru yürüdüm. Gözümde biriken yaşlarla anahtarı kapının kilidine yerleştirip bir kez yavaşça çevirdim. Bir kez daha çevireceğim o an belime dolanan kollar ile duraksadım. Burnuma gelen yoğun baharat kokusu ile kaşlarım çatılırken "artık tanışma zamanı". Duyduğum bariton sesle hızla arkamı döndüğümde kızıl alevler ile harmanlanmış mavi gözlerin içine bakıp kayboldum. Belimdeki kollar sıklaşırken karşımdaki adam anlını anlıma yaslayıp "merhaba Tuğçe, ben Cihat bey"...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD