5. Bölüm

2406 Words
Cihat bey; Saatlerdir önüme gelen görüntülere bakıyorum. Play tuşuna bastığım an harekete geçecek ve neler olduğunu büyük bir keyifle izleyecektim. Ondan önce haber kanallarına göz atarken tek bir görüntü gözüme takılmıştı. Tuğçe'nin vurulduğu o an ve sol gözünden yavaşça süzülen bir damla yaş. O dakikadan itibaren özel odama geçip ekrana boş gözlerle bakmaya başladım. Neden o bir damla gözyaşında takılı bakmıştım? İçimde yanan o volkanik yanar dağın lavları nereye gitmişti? Telefonumun çalması ile dikkatim dağıldı. Asaf benim en güvenilir adamım. Derin bir soluk alıp telefonu elime aldım yeşil kutucuğa dokunarak "dinliyorum". Asaf "efendim yaklaşık yirmi dakika önce ameliyattan çıktı. Hayati tehlikeyi atlattığı bilgisini aldık içerideki doktorumuzdan. Dinlenmesi için yirmi dört saat yoğun bakım ünitesinde uyutulacak". Sertçe burnumu çekip "oradan bir an olsun ayrılayım deme". Telefonu kapatıp sehpanın üzerine fırlattım. Ayağa kalkıp viski şişesini elime aldım ve kafama diktim. Nefesim kesilene kadar içmeye devam ettim. Şişeyi dudaklarımdan ayırıp derin bir soluk aldığımda ciğerlerim yanmaya başlamıştı. İşte bu hissi, acıyı fazlasıyla seviyordum. İçimi yakan lavlar, canımı yerinden söken o acı olmazsa ben asla ben olamazdım. Şişeyi bir köşeye fırlatıp tekrar yerime geçtim. Elime kumandayı aralar ekrandaki görüntüleri oynatmaya başladım. Yorgunca yerime oturduğumda sert bir soluk aldım. Tuğçe podyumda yürüyüp bir noktada durdu. Basına birkaç poz verdikten sonra korku ile irkildi ve etrafına bakmaya başladı. Kısa bir süre sonra vurulduğu o an da ağır çekime aldım görüntüleri. Yavaşça geriye doğru sendeledi ve tam karşısına doğru donuk bir şekilde bakmaya başladı. Eli karnının üzerine gelip durduğu o anda sol gözünden bir damla yaş aktı. Sabahın ilk saatlerine kadar aynı görüntüyü tekrar, tekrar izledim. O gözyaşı, bu kızın gözyaşı o kana bulanmamalıydı. Başımı eğdiğim yerden kaldırıp ağarmaya başlayan havaya baktım. Boktan bir gecenin boktan bir sabahı aydınlanırken yerimden kalktım ve ağır adımlarla odadan çıktım. Kapıyı kilitleyip özel şifresini girdikten sonra önüme döndüm ve merdivenlere doğru yöneldim. Bugün meleğimi görmem gerekiyordu. Onu onca zaman ihmal etmişken içim yine öfke dolmuştu. Yıllardır vurucu bir plan hazırlarken kendimi de törpüledim. Çünkü ölüm en kolay işti benim için. Ama amacım sadece öldürmek değildi. Amacım yaşadığım ne varsa hepsinin intikamını yavaş yavaş almaktı. Ben bir değil üç hayat kaybettim ve koca bir acı yaşadım. Şimdi sıra onlardaydı, sıra elime kan bulaştıran Türkay Aziz'in hayatını avucumun içine almaktaydı. *** Berrak; Benim masum günahsız meleğim. Öyle güzel bir çocuktu ki, yaşadığı tramvayı kaldıramadı ve yıllardır özel bir klinikte sadece nefes alarak yaşıyor. Her gün bu anılar ile yaşamak, her gece bu lanet geçmişle uyumaya çalışmak yakın zaman da son bulacaktı. Kısa bir süre içerisin de onları kendi kanları olmasa da, kendi yetiştirdikleri canları ile vuracaktım. Başımı sağa sola doğru sallayıp banyodan çıktım. Uzayan sakallarımı biraz inceltmiştim. Berrak geçen sefer beni sakallı gördüğünde yeni bir sinir krizi geçirmişti. Dişlerimi sıkıp giyinme odasına girdim. Bu insanlarım öyle canını yakmalıydım ki, içim öyle soğumalıydı. İç çamaşırımı giyerken odanın kapı sesini duydum. O halde giyinme odasından çıkıp yatak odasına geçtiğimde Feyza'yı gördüm. Elinde bir yığın evrakla karşımda dururken "bunları getirdim". Alayla yüzüne bakıp "sen dün gece gitmemiş miydin?". Evrakları yatağa fırlatıp "lanet olası Cihangir burada kalmamı söyledi". Başını dikleştirip "yani emir böyle altında başka bir bok arama". Ona doğru yavaş adımlarla yürürken gözlerini devirip arkasını döndü. Kapıdan çıkacağı an kolundan tuttum ve kendime doğru çektim. Vücudu göğsüme çarparken "şimdi gireceksin koynuma". Sert ifade ile gözlerimin içine bakıp "bırak Cihat istemiyorum". Kolunu daha çok sıkarken başını kaldırıp "bırak dedim Cihat, zorla mı yapacaksın?". Kahkaha atarak "hayır sen kendi rızanla koynuma gireceksin". Feyza sinirle "bırak dedim işlerim var. Bak bu olaya Gülşen daha hevesli". Başımı sağa sola doğru sallayıp "o senin kadar becerikli değil. Sen yatakta bir tanrıça gibisin bebeğim". Bu kadardı, Feyza bu kadar iltifata deli bir fahişe olacak kadar tutkulu bir kadındı. Sertçe burnumu çekip "şimdi Berrak'a gitmem gerekiyor. Akşama geldiğim de bu yatağın içinde bulacağım seni. Her şeyinle bana hazır olarak duydun mu?". Feyza gözlerimin içine bakıp başını hafifçe salladı. Geriye doğru bir adım atarken yine kolundan tutup kendime doğru çektim ve sertçe dudaklarına bir öpücük kondurdum. Aslında istediğim tek şey o hastane odasında yatan küçük fahişeyi altımda inletmekti ama şimdilik beklemek zorundaydım. Feyza geri çekilip "akşamı bekle Cihat, benim de oldukça fazla işlerim var". Kaşlarımı çatıp "nasıl bir iş?". Feyza kahkaha atıp "kaleyi içten fetih etme gibi". Başımı sallayıp kalçasına şiddetli bir tokat atıp "iş beklemez". Arsızca kahkaha atıp göz kırparak odadan çıktı. Bende giyinme odasına girip takım elbisemi giyerek hazırlandım. Berrak uzun zamandır beni görmüyordu. Kriz geçirdiği gün 'katil' demişti kısık bir sesle. Yıllar sonra konuşmuş ve ilk kelimesi katil olmuştu. Sertçe burnumu çekip aynanın önünde kendime tekrardan kendime baktım. Gözlerimin içine her baktığımda orada yanan alevleri görmek yaşama sebebimi hatırlatıyordu. Daha fazla zaman kaybetmeden odadan çıkıp merdivenlere doğru yürümeye başladım. Gülşen yorgun bir halde tekli koltuğa oturmuş ve Feyza ile konuşuyordu. Onların yanına gittiğimde hızla yerinden kalkıp "durumu sen izah edersin. Ben evime geçip biraz dinlendikten sonra hastaneye geçeceğim". Gülşen yanımdan geçerken kolundan tutup "nasılsın?". Yüzüme bakmadan "dokunma lütfen. Her şey istediğin gibi ilerliyor. Birkaç gün sonra dilediğin gibi Tuğçe yanında olacaktır. Şimdi bırak beni biraz uyumak istiyorum". Yüzüme bakmadan konuşması sinirimi bozarken gözlerinin dolması ayrıca canımı sıkmıştı. Kolunu bıraktığım an hızla yürümeye başlayıp holden kapıya ulaşmıştı. Sinirim tavan yaparken onun neye takılı kaldığını çok iyi anladım. İlk kez benden tokat yemiş, ilk kez bu derece rencide olmuştu. Onu bu hayata ben değil, şartları zorlamıştı bilincindeydim ama o da şunu bilmeliydi ki, ben ruhu kan kokan bir adamdım. Sert bir soluk alıp onun peşinden ben de hızlı adımlarla dışarı çıkarken gördüğüm tablo daha çok canımı sıkmıştı. Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağarken Gülşen ayakkabılarını eline almış, yalın ayak yağmurun altında yürüyordu. Başımı çevirip solumdaki adamlarla göz göze geldiğim an "diğer arabayı hazırlayıp Gülşen hanımı alın ve evine bırakın". Sözümü ikiletmezlerken ben de kendi aracıma bindim. Diğer araba yanımdan hızlıca geçip bahçe kapısından çıkarken motoru çalıştırıp neler olacağına baktım. Araç Gülşen'in yanında durduğunda binmeyi ret etmiş ve daha hızlı yürüyerek bir taksi çevirmişti. Onunla en yakın zaman dilimi içerisinde konuşacağım. Böyle olmasını ben istemedim, onu hayatını da boktan bir çukura çevirmek değildi niyetim ama bu yolu, beni tercih eden de kendisiydi. Derin bir nefes alıp gaza bastım ve yola çıktım. Silivri'de özel bir klinikte yatan Berrak'ı görmem, intikam sebebimi hatırlamam gerekiyordu. Yolum uzundu, düşüncelerim ise koca bir dünya. Aldığım soluklar boğazıma takılırken geçmiş yine gözlerimin nüne esir düştüğüm hayatı seriyordu. Direksiyonu kavrayan ellerim kas katı kesilmişti. Hala daha o kahpenin çığlıkları kulaklarımda yankılanıyordu. Gömleğimin düğmelerini açıp derin soluklar aldım. Yeni bir krizin zamanı değildi. Aracın camını açıp derin nefesler alarak tünele girdim. Yola odaklanmaya çalışsam da o lanet olası sesler kulaklarımdan gitmiyordu. Zorlukla tuttum kendini, nefesimi tutup sakinleşmeyi bekledim. Gözlerimi kısa süreliğine kapattım ve açtım ama olmuyordu. Göz pınarlarım yıllar sonra tam da bugünde dolmaya başlamıştı. Sağ elimi kaldırıp direksiyona sertçe vurdum. Hızımı alamazken gözümden akan o yaşa lanet ederek daha çok vurdum. Parmak boğumlarımın arası kanayana, o kan kokusunu duyana kadar vurdum. İstediğim olduğunda ise sadece elimi hafifçe burnuma getirip koklamaya başladım. Onun taze ve aciz kokusu değildi bu. Bu konu içimi alev alev yakan kanın köz kokusuydu. *** Bir buçuk saat sonra hastanenin önünde durduğumda ağırca yutkundum. Benim meleğim burada, uyuşmuş, kendini bilmez ve duygusuz bir halde öylece yatıyordu. Araçtan inip ceketimi düzelterek hızla geniş kapıdan içeri girdim. Danışmadaki bayan beni gördüğü an ayağa kalkıp "hoş geldiniz efendim. Berrak hanım bahçede doktorumuz Müzeyyen hanım ile birlikte dolaşıyor". Duyduklarıma şaşırırken başımı sallayıp dışarı attım kendimi. Hızlı adımlarla bahçeyi turlarken uzakta ağaçların altında yürüyen kardeşimi gördüm. Berrak yüzünde her zamankinin aksine hafif bir tebessümle etrafa bakıp yürüyordu. Doktoru müzeyyen hanım İle göz göze geldiğimizde eli ile işaret edip uzaklaşmamı ima etmişti. Sıkkın bir soluk alıp tekrardan hastanenin danışma bölümüne geçerek beklemeye başladım. Hasta giriş ve çıkış bölümü bahçeye en yakın olan kapıyken, bu bölüm sadece hasta yakını ve doktorlar için ayrılan bölümdü. Müzeyyen hanım tebessüm ederek yanıma gelip "kusura bakmayın Cihat bey hoş geldiniz". Uzattığı eli yavaşça sıkıp "bir sorun yok değil mi?". Müzeyyen hanım gülümseyerek "hayır aksine tam üç yıl sonra tepkiler vermeye başladı. Sadece kırmızı renk gördüğü an değişiyor ve kriz geçirecek o noktaya geliyor". Derin bir nefes alıp "bakın Cihat bey, yaşadıklarınız oldukça güç ve hiç kolay değil. Berrak maalesef hayata oldukça geç kalmış bir genç. Ben mesleğimin yanı sıra onunla bir anne gibi ilgilenmeye özen gösteriyorum. Zira kardeşinizin geceler boyu kabusları annesini sayıklayarak son buluyor". Ağırca yutkunup başımı sallayarak "anlıyorum". Müzeyyen hanım "bir süre uzaktan izlemenizi rica ediyorum. Bir şeyler hatırlıyor ve yavaş yavaş kelimeleri birleştirip cümleler kurmaya çalışıyor. Berrak şuan yeni doğmuş bir bebek gibi". Tebessüm edip "onunla ilk önce emeklemeyi öğrendik. Daha sonra yürümeyi, şimdi ise konuşmayı. Bize zaman verin Cihat bey ve sizden tek ricam bir süre buraya gelmeden uzaktan izlemeniz". Müzeyyen hanımın kurduğu her cümle boğazıma yumru olarak otururken başımı sallayıp "odasına bir kamera konulmasını istiyorum ve her attığı adımı özenle izleyebileceğim yardımınızı". Müzeyyen hanım "bu klinik yönetmeliğine oldukça aykırı bir durum ama sizin için elimden gelenin fazlasını yapacağım". Söylediklerini yapacağından adım gibi emindim. Başımı sallayarak elimi uzattım "şimdiden teşekkür ederim". Müzeyyen hanım da elimi sıktıktan sonra hızla klinikten çıkıp aracıma doğru yürümeye başladım. Bu yaşadığım hayat koca bir kabusken, dünyamı yakanların eceli olmaya sadece yemin etmek geliyordu elimden. Çok az kalmıştı, istediğimi almaya, dünyamı değiştirenlerin dünyasını yıkmaya çok az kaldı. *** Boğaza inip sahili izledim bir süre. Sonra burnuma dolan balık ekmem kokusu ile acıktığımı hissettim. Dün sabahtan beri hiçbir şey yememiş olduğumu bu mis koku ile anladım. Ağır adımlarla balıkçı teknesinin önüne gittiğimde ihtiyar bir balıkçı, küçük bir mangal ve elinde hazırladığı yarım ekmek balığı gördüm. Derin bir nefes alıp "rast gele reis". İhtiyar gülümseyerek "sağ olasın beyim". Gülümseyerek yanına gidip "bana da at bir yarım". Başını sallayıp "hemen, içine soğan ve roka da atıyorum". Derin bir nefes alarak "olur usta yalnız biraz hızlı, koku fena ciğerimi deldi". İhtiyar "yapar kurbanı olduğum denizin deryası. Ciğerde deler, kursakta doyurur". Öyle bir söylemişti ki, hem daha fazla acıktım, hem de halinden dertli olduğunu anladım. Elime uzattığı yarım ekmeği alıp dudaklarıma dayayıp bir ısırık aldım. Doğru söylüyordu ihtiyar, denizin deryası ciğeri deldiği gibi kursağı da doyuruyordu. O kadar hızlı yemiştim ki, derin bir nefes alıp "can buldum ihtiyar". Saçlarına aklar düşmüş olan adam boğuk sesi ile kahkaha atıp "afiyet olsun beyim". Cemimden çıkarttığım parayı ona uzatıp "üstü kalsın, bir akşam yine gelir bu sefer seni buralara vuran hırçın lodosu dinlerim". Gözlerimin içine bakıp "ben de senin ciğerine kor olan alevi beyim". Başımı sallayıp "eyvallah". Arkamı dönerek oradan uzaklaştım. Aracımın olduğu yere geldiğim de telefonum çalmaya başladı. Cebimden çıkartıp ekrana baktığımda dişlerimi sıkmadan edemedim. Arayan Asaf'tı. Hemen yanıtlayıp "söyle". Derin bir soluk sesinden sonra "efendim iç kana geçiriyor. Şuan acil ameliyata alındı. Yine bir gelişme olduğu an size haber vereceğim". Sert bir soluk alıp "Tuğçe'yi kim vurmuştu Asaf?". Asaf "keskin nişancı Ömer". Dişlerimi sıkıp "onu da sen öldüreceksin o zaman ve ne olursa olsun o kız ölmeyecek. Eğer ki aksi olursa bütün hastaneyi içindekilerle beraber yakarım". Telefonu kapatıp araca bindiğim de hızla eve doğru sürmeye başladım. İçimdeki bu enerjiyi atmam, kinimi kusmam, taşmam gerekiyordu. Aklıma gelen ayrıntı ile dudaklarım yukarı doğru kıvrılırken gazı daha çok kökledim. Berbat geçen günümü, Feyza muhteşem ateşi ile heyecanlı kılacaktı. Kısa sürede evin önünde durduğumda aracın kapısını açtım ve kimseye bakmadan evin kapısını çaldım. Birkaç saniye sonra evin kapısı açıldı. Feyza siyah bir gecelik ile kapıyı açtığında çarpıkça gülümseyip "odada bekle demiştim". Feyza sertçe yakamdan tutup beni içeri aldığında kapıyı hızla kapatmış ve "bu gece patron benim Cihat". Onun bu tutkulu hali beni baştan çıkartmaya yeterken biranda kucağıma alıp kahkahaları arasında merdivenlere yöneldim ve yukarı çıktık. Yatak odama geldiğimizde ise usta bir hamle ile kucağımdan indi. +18⛔ (Rahatsız olanlar bu bölümü atlayabilirler) Hızla dudaklarıma yapışmıştı. Deli gibi öpüşürken aklımdaki tek isim vardı Tuğçe! O bal sahnesi ve buna benzer birçok ateşli hali aklımdan çıkmıyordu. Feyza'nın eli gömleğimin düğmelerine iliştiğinde zihnimde canlanan tek bir sahne vardı. Tuğçe'nin tehlikeli bir gülümseme ile Yaman piçinin gömleğini iki yana açarak çıkartması. Feyza gömleğimin düğmelerini açmaya başladığında hareketleri o kadar yavaştı ki sinir olmaya başlamıştım. Zihnimi talan eden arsız tutku başkaydı. Yaşadığım ise sadece ihtiyacın hazzı. Başımı geri çekip derin bir soluk alarak sağa sola sallayıp işime adapte olmaya başladım. Gömleğim üstümden çıktıktan sonra Feyza'yı sert bir hareketle yatağa atıp altıma aldım. O dolgun kıçını zor kapatan geceliği ortadan ikiye tutup yırttım. Vahşi gibi dudaklarına yapıştığımda aynı vahşilikte bana karşılık verdi. Dudaklarından ayrılıp kulak memesini emmeye başladım. Kulak deliğinin içine dilimi sokup içinde bir kaç tur döndürdüm. Feyza şimdiden deli gibi inlemeye başlamıştı. Diğer kulağını da emip dilimi içinde döndürdüğümde Feyza birden ensemden kavrayıp beni kendi altına almıştı. Tek kaşımı kaldırıp "illa patron sen olacaksın değil mi?". Feyza kahkaha atıp "bu yatağın tanrıçasıysan, sen de bana itaat edeceksin Cihat". Kesinlikle yatakta çok başarılı bir fahişeydi Feyza. Benim neler istediğimi çok iyi bilirdi. Beni altına aldığında hızla dudaklarıma yapıştı. Dilimi içine ittiğimde zevkle alıp emmeye başladı. Islak dili ile kasıklarıma kadar geldi, kemerimi çözüp pantolonumu indirdi ve üzerimdeki boxser o da usta bir hamle ile çıkartmıştı. Gözleri yine aynı yere takıldığında kafamı sağa sola sallayıp güldüm. "Her defasında böyle bakacak mısın gerçekten?" Gözleri bir an gözlerim ile buluştuğunda yine odak noktasına kafasını çevirip konuşmaya başladı. "Daha önce hiç bu kadar büyük ve irisini görmedim". Tek eli ile kavramaya çalıştığında hala şok ile söyleniyordu. "Tek elime bile sığmıyor bu azman". İstemsizce kahkaha atıp kafamı anlık ona çevirip baktım. Ellerinin birbirine kavuşmadığını gördüm. Kafasını hızlı bir hamle ile aşağı eğdiğimde hemen ağzına alıp sert hamleler ile dişlemeye başlamıştı. O beni emerken saçlarını tutup kendime daha çok bastırdım. Tam olarak boğazına inmiş olmalıydım ki sesi boğuk çıkıyor küçük dilini ucumda hissediyordum. Feyza beni sağma konusunda çok ustaydı, kesinlikle bu iş için yaratılmıştı. Ama şuan Feyza değil umurumda olan tek bir kişi vardı Tuğçe. Onu hayatıma, cehennemime alıp bu yatağı süsleyeceği o günü iple çekiyordum. Düşüncelerle sanki Feyza değil Tuğçe'ydi beni bu yatağa bağlayan. Büyük bir haykırış ile boşaldığımda Feyza'nın yüzü darmadağın olmuş, kendini zorlamaktan gözlerinden yaş gelmiş ve yüzündeki tonlarca makyajı hep akmıştı. Yine aklıma Tuğçe düştü, asla fazla makyaj yoktu yüzünde doğal ve sade bir kadındı ama bu bile ona yapacaklarım için beni durdurmaya yetmezdi! İçimi yakan o ateşle hızla Feyza'yı yukarı çekip sert bir hamle ile içine girdim. Altımda deli gibi inliyor yavaş olmam için yalvarıyordu ama sesi bana ulaşmıyordu. Aklım fikrim hep o izlediğim görüntülerdeydi. Tekrardan boşaldığımda büyük bir haykırış ile Feyza'nın üstüne yığılmıştım. Kendimi toparlayıp bedenimi yana attığımda Feyza kalkmak için niyetlenmişti ama bu gece kolay geçeceğe benzemiyordu. +18⛔ (sahnemiz bitti) Bu gece bitmeyecekti, belki de hiçbir gece bu geceki kadar da zevk vermeyecekti ama bir yeminim vardı. Ben Cihat bey; Bu intikam alınana kadar masum olan hiçbir canlı yeryüzünde nefes almamacasına kan kokacaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD