Narin Kaya
"Beni özledin mi minik serçe?"
Zihnimde fısıldanan karanlık kelimeler korkunçtu. Zihnimin duvarlarına çarpıyor daha sonra farkındalıkla tenime bir korku salıyordu. O adamın nefesini tenimi her yerinde hala hissediyordum.
Titrediğimi üstelik hala, ama yanımda konuşan insanlara tepki dahi veremiyordum.
"Şükürler olsun, uyanıyor"
Seda'nın endişeli sesi kulaklarımı tırmalamaya başlamıştı. Az önce ya da saatler önce yaşadığım o an rüya mıydı yoksa? Savaş Karabey'in yüzünden hissettiğim korku ile kendi kendi hayallermi görmüştüm. Bu kadar kafayı yemiş olamazdım.
Hayal değildi biliyorum, hissetmiştim o adamı.
Nerede olduğumu bilmeden bedenimi rahatsızca kımıldattım. Kemiklerim uyuşmuş bütün uzuvlarım ağrıyordu.
"Narin? Narin kuzum kendine gel"
"Seda! Rahat bırak kızı!" diğer çalışan arkadaşlardan Fuat'ın sesiydi, onunda endişe ettiğini sesinden anlamak mümkündü.
"İlacını son anda yetiştirdim Fuat. 20 dakikadır bu halde baygın yatıyor sence normal mi? onun için ne kadar çok korktuğumu bilmiyorsun!"
"Biliyorum, bende korktum ama rahat bırak artık kızı! Uyandığında neler olduğunu öğrenirsin"
Fuat'ın sert uyarıcı sesinden sonra Seda "Tamam" dedi iç çekerek "Uyandığında konuşacağım, neler olduğunu soracağım akşamda iyi değildi zaten" dedi.
O ikisi aralarında konuşurlarken, ne konuştukları kelimesi, kelimesine kulaklarıma doluyordu ama ben tepki veremiyordum. Yaşadığım şok ve korku ile felç geçirmiş gibiydim, ya da felç olamazdım değil mi?.
Göz kapaklarımı usulca aralarken yüzüme vuran ışık ile gözlerimi kısıp etrafıma bakmaya başladım. Kıyafetlerimizi değiştirdiğimiz odada küçük koltuğun üzerine yatırmışlardı beni.
"Seda..." dedim sesim fısıltıdan ibaretti, boğazım kurumuştu ve acıyordu. Seda sesimi duymaz iken tekrar ismini fısıldadım "Seda"
Fuat'tı seslenişi mi duyan, acele adımlarla yanıma gelip başımı kaldırdı ve başımın altındaki yastığı düzeltti.
"Narin iyi misin"
"İyiyim" dedim "Su verebilir misin lütfen"
Fuat Seda'ya baktığında Seda koşarak odadan çıktı, kısa sürede geri dönerken elinde getirdiği küçük su şişesindeki suyu arkadaşımın yardımı ile zorlukla içtim.
Boğazımdan geçen bir kaç yudum su mideme inerken alev gibi yakıyordu sanki.
Öksürerek tekrar kendime gelmeye çalışırken, üzerime yoğunlaşan iki çift meraklı gözlerin bakışlarınıda hissettim. Bana birden bire ne olduğunu merak eden arkadaşlarım bir açıklama yapmamı bekliyorlardı. Ama ne diyebilirdim ki? Doğum günü kızının yanındaki adamı, muhtemelen de o kızın sevgilisi olan Savaş Karabey'i eskiden tanıma fırsatı bulduğumu ve iğrenç ötesi bir adam olduğunu mu anlatacaktım...
Kesinlikle bana deli gözüyle bakarlardı.
Seda koltuğun boş kısmına oturup dikkatli bakışlarını üzerime dikti "Seni dört yıldır tanıyorum Narin, ilk defa bu kadar kötü olduğuna şahit oldum"
"Seda iyiyim ben" diyerek lafını yarıda kestim Seda'nın.
Seda sinirlenerek "İyi değilsin! Neler olduğunu bana anlatıyorsun hemen!" diye direnmeye devam ederken odanın kapısı gürültü bir sesle açıldı.
Kaan bey öfkeli bir boğa gibi burnundan soluyarak bakışlarını üzerime diktiğinde, bu defa bittiğimi hissettim.
Bu defa beni kovmaması için bir sebep yoktu artık. Özellikle bu gece iyi iş çıkarmamız için saatler öncesinden uyarmışken, aniden kötü olmam işleri daha fazla çıkmaza sokacaktı.
"Çıkın dışarıya!"
Seda ve Fuat Kaan beyin isteği karşısında sessiz kalıp odadan çıktılar.
Koltukta bacaklarımı aşağı sarkıtıp rahat bir oturma pozisyonuna geçtim, henüz başımın dönmesi geçmemişti.
Kaan beye baktım çok fazla öfkeliydi, sert soluklarını burnundan vermeye devam ederken, "Sen bu gece beni bitirdin Narin!" dedi sağ elinin işaret parmağını üzerime salladı.
Kovulmak istemiyordum, ne desem kendimi affettiremezdim bu saatten sonra onuda çok iyi biliyordum.
"Kaan bey ben çok özür dilerim, bi-"
"Bir daha! Asla olmayacak! Bitti Narin!"
Gözlerim sözleri karşısında yanmaya başladı, yanaklarımdan süzülen yaşlar çaresizliğimdendi artık.
"Efendim lütfen son bir şans verin bana" diyerek yalvarmaya başladım ama Kaan beyin suratı öyle katı bir hal almıştıki.
"Kovuldun!"
"Yapmayın lütfen" kalbime çöken huzurluğun tarifi yoktu, isteyerek bayılmamıştım oysaki, insandım bende sonuçta, hasta olabilirdim bayıla bilirdim, normalde olabilecek şeylerdi bunlar.
"Senin yüzünden bu gece mahvoldu! Senin yüzünden bu gece zarara uğradım ben!" dedi "Ben birşey yapmadım, elimde olmadan bayılmak benim suçum değil"
"Evet elinde olmadan bayılmak senin suçun değil onu biliyorum, ama o adamın senin peşinden gitmesi senin suçun!"
Anlamayarak yüzüne baktım. Savaş Karabey'i mi kast ediyordu. Benim ne gibi bir suçum olabilirdi ki?
"Ne demek istiyorsunuz siz!" diye sert bir sesle sorarken sorumu, tüylerim diken diken olmuş bedenim tir tir titremeye başlamıştı.
"O şımarık kadın cıngar çıkardı seni o adamın kucağında gördüğünde. Beni bu gece çok zarara uğrattın Narin! Tekrar söylüyorum kovuldun!"
Az önce Seda bana bu olayla ilgili neden bir şey bahsetmemişti?
"Zararınız ne ise her ay maaşımdan kesin, ama beni kovmayın lütfen. Bu işe çok ihtiyacım olduğunu biliyorsunuz Kaan bey"
Kaan bey katı ifadesiz suratı ile bana bakarak "Kovuldun Narin!" diyerek odadan çıkıp giderken, gözlerimde biriken yaşların akmasına engel olmadım..
İçim dışıma çıkana kadar ağlamak istiyordum şuan ama ne yeri ne de zamanıydı.
Savaş Karabey yıllar önce hayatımı mahvedip bizi sokaklara mahkum ederken, yine karşıma çıkmıştı hayatımı mahvetmişti.
Onun yüzünden işsiz kalmıştım.
Titreyen ellerimi koltuğa yaslayıp oturduğum yerden kalkarken, kıyafetlerimin olduğu dolaba yürüdüm. Kabinde üzerimi değiştirip çantamı alıp odadan çıktım. İyi olmadığımı bilsemde dik durmaya çalışarak çıkış kapısına yürüdüm.
"Narin bekle"
Seda arkamdan seslendiği anda durup ona baktım, "Nereye gidiyorsun?" diye sorarken, durumu zaten bildiğini biliyordum neden soruyordu ki saf arkadaşım.
"Kovuldum Seda" dedim "Artık burada kalamam biliyorsun"
Seda üzgün gözlerle bana baktı "Üzülme tamam mı, iş bulman konusunda ben sana yardımcı olacağım" diyerek eli ile kolumu sıvazdı.
"Teşekkür ederim Seda" dedim ve restoranın kapısından dışarı çıktım.
Biraz yürüyüş yapmak ve herşeyi daha detaylı düşünmek istedim. Bundan sonra ne yapacağımı, nasıl iş bulacağımı bilmiyordum kafam karışmış haldeydim. Üşüdüğümü hissettiğimde yürüyüş yapmam kısa sürdü, hava buz gibiydi, hem de saat gece yarısına yaklaşıyordu, yol üzerinde olan durağa yürüdüm.
Kısa bir dolmuş yolculuğunun ardından yaşadığım mahalleye geldim. Bu zamana göre hem eski hemde sessiz bir mahalleydi, akşamın bu geç saatlerinde ise tamamen sessizleşiyordu. Korkutucu bir hal alıyordu.
Tıpkı korku filmlerindeki sokaklar gibi sessiz kalıyordu.
Etrafıma bakınarak evimizin olduğu sokağa geldim, lanet olsunki sokak lambası dahil yoktu bu köşe başındaki ışıktan başka. Az kalmıştı evime varmak üzereydim, bir an önce evime gidip duş almam dinlenmem lazımdı, üzerime çöken o yorgun his hala geçmiş değil di.
Son bir iki saattir yaşanılanların ağırlığı kara çarşaf gibi sarmıştı sanki bütün benliğimi, öylesine garip bir huzursuzluk da vardı içimde.
Köşe başını döndüğümde kulağıma dolan seslere dikkat kesildim, yine sarhoşlar gelmiş olmalıydı mahallenin köşe başlarına. Evime yaklaştıkça sesin tanıdık olduğunu fark ettim. Kardeşim Yekta'nın sesiydi bu, sesi garipti. Sanki... Sanki birine yalvarıyordu. Gecenin bu saatinde kiminle konuşuyor olabilirdi ki?
Üstelik kime böyle içten bir şekilde yalvarıyordu.
Kalbim korku ile çarpmaya başlarken, nefesim sanki kursağımda tıkanmıştı. Kardeşime kötü bir şey olma düşüncesi beni olduğum yerde yerle yeksan etmişti. Adımlarım hızlanmaya başladığında apartmaların duvar diplerinden yürümeye başladım. Kalbim hala deli gibi atmaya devam ederken, kafamda kurduğum ihtimalleri def etmeye çalışıyordum.
Hissetiğim korku bana herşeyi düşündürüyordu. Ona birşey olma düşüncesi ayaklarımı birbirine dolandırmıştı. Evimizin bulunduğu dar sokağa girdiğimde hala kardeşimin sesi geliyordu kulaklarıma.
"Abi vallahi isteyerek olmadı, mecbur kaldım abi!"
Yekta'nın ağlayan sesini duydukça kendime hakim olamadım, ben de ağlamaya başladım. Neler oluyordu?
Sesler kalabalık olmaya başladıkça korkum daha çok artıyordu. Koşmak istiyordum koşamıyordum, yürüdükçe yol ayaklarımın altında kayıyor ben kardeşime ulaşamıyordum.
Nefes nefese kalmıştım, geçtiğim dar sokaklarda. Nihayet dairemizin olduğu binaya yaklaştığım anda gördüklerim ile şok geçirdim.
Yekta'yı direnişlerine rağmen iki adam kollarından tutmuş zorla sürüklüyorlardı. Şoktan ellerim ağzıma kapanırken nefes alamadığımı hissettim. Nefes alamıyordum kanım çekiliyordu sanki gördüklerim karşısında.
Karanlıkta yüzleri görünmeyen iri yarı adamlar ellerinde tuttukları silahlar ile birlikte aheste aheste benim kardeşimi nereye götürüyorlardı?
Kimdi bu adamlar?
Ne istiyorlardı benim kardeşimden?
Ne yapacaktım ben?