Bölüm 2

1788 Words
Zeynep doktoru Mustafa ile buluşacağı için heyecanlıydı. İçi içine sığmıyordu. Bu gerçek anlamda altıncı buluşmaları oluyordu ve genç adamda onu çeken bir şeyler vardı. Sıcak, ilgili, huzur veren biriydi. Yakışıklı olduğu da söylenebilirdi. Evet belki ayaklarını yerden kesmiyordu ama birlikte vakit geçirmekten çok hoşlanıyordu. Babası da onaylıyordu. Gerçi babası ona ilgi gösteren bir erkek olduğunda hemen "evlen artık, yaşıtlarının çocukları okula başladı" gibi şeyler söylerdi. Sadece birine itiraz etmişti. "O adamla görüşmeyeceksin Zeynep. Beni duydun mu? Seni aramaya falan kalkarsa da bana söyleyeceksin." diyerek ikaz etmişti. Kadir Melik gerçekten de aramıştı. Hem de defalarca. Hatta bir seferinde Zeynep'in öğle yemeğine biraz geç çıktığı bir gün ofise bile gelmişti. Ama en sonunda pes etmişti herhalde. Zeynep ne zaman magazinde ya da ekonomi mecmualarında adamın fotoğrafını görse; bel kemiğinde tanıdık bir karıncalanma hissediyordu. Çok tuhaftı. TV de rastgele bir kanalda pat diye karşısına çıkan yüz, o ifadesiz soğuk gözler kendisine nasıl da yana yana bakmıştı hâlbuki. Mustafa'yı akşam yemeğine davet ettikleri bir gün yine televizyon izlerken babası yeni yapılan rüzgar terminallerinin açılış haberine odaklanmıştı mesela. Ama "O ADAM" bir anda bakan, vali kim varsa hepsinin ortasında görünüp kameralara mutlu gururlu gülümseyince "ırz düşmanı sapık" deyip TV yi kapatmıştı. Zeynep adamı kafasından biraz da bu hatırlatıcılar yüzünden atamadıysa da Mustafa ona her şeyi unutturacak kadar kararlıydı. Karşısında oturan doktora odaklanmak çok kolaydı. Yemek enfes, Mustafa ilgili ve çekiciydi. Evet öz güvenini yeni kazanmış, dişiliğiyle yeni tanışmış otuz yaşını aşmış bir bakire olarak libidosu resmen hiroşima gibiydi ama adam gerçekten çekiciydi. Amerikan pastası filmindeki stifler karakterini bile çekici bulabiliyordu gerçi. Kendine gözlerini devirdi. Eğer gerçekten umut vadeden bir ilişkiye başlamayı düşünüyorsa; birikmiş azgınlığıyla değil, kalbiyle ve beyniyle karar vermeliydi. Bu sırada Mustafa "Ne konağı?" diye sorunca düşüncelerinden sıyrıldı. Yeni işini hevesle anlatmaya devam etti. "Beykonağı. İkinci derece tarihi eser ve mirasçılar anlaşamadığı için fiyat kırmıyorlar, dolayısıyla da kimse satın alamıyordu. Ben bir şekilde bakanlığa devrolur diye beklerken yeni sahipleri yenileme ihalesini bizim şirkete verdi bile." Mustafa Zeynep'e bu heyecanlı ve hevesli hali çok yakıştırıyordu. Maalesef kolay kolay heyecanlanan biri değildi Zeynep. Ya da hislerini iyi gizliyordu. "Senin elin değince eminim eskisinden daha güzel olacaktır Zeynep. Ne zaman gidiyorsun?" "Yarın yola çıkıyorum. Ben sadece vitrayları yenileyeceğim. Şaşırtıcı derecede iyi korunmuşlar. Üstelik malzeme alımı konusunda da çok cömertler. Yurt dışından da danışmanlık alabiliyoruz. Yine de nereden baksan en az bir aylık iş." Mustafa'nın kaşları çatıldı. Bir ay dile kolay geliyordu ama Zeynep'i özleyecekti. Cebinden kadife bir kutu çıkardı. "Seni sevdiğimi biliyorsun değil mi?" dedi biraz çaresiz bir şekilde. Kız hiç şaşırmadı. Kutuyu açtı. İçinde sade pırlanta bir yüzük vardı. "Bu bir evlenme teklifiyse bilmelisin ki düşünmeliyim Mustafa." dedi. Adam "İyi işte. Bu bir ayda bol bol düşünürsün. Ama lütfen yüzüğü al. Hatta tak. Sana düşünmek için neden verir, oralarda yakışıklı İtalyan mermer ustalarını falan da uzak tutar." İkisi de güldüler. Ortak bir şakaydı bu. Zeynep Mustafa'nın hastasıyken, 'her köşe başında yakışıklı İtalyan mermer ustaları olacak sanıyorsunuz bu restorasyon işinde ama kıçının çatalı görünen kıllı ve kabak kafalı abilerle karşılaşıyoruz.' demiş, Mustafa ilk kez o gün hastasının canlı ve enerji dolu karakterini keşfetmişti. Kıza ışıl ışıl bakarken, "Döndüğünde yüzük parmağında olmazsa anlar ve hayatından çıkarım. Ama bil ki halen takıyor olursan beni dünyanın en mutlu adamı yaparsın." dedi. ..... Zeynep Muğla yolunda sürekli elindeki yüzüğe bakıyor, ağırlığını iliklerine kadar duyumsuyordu. Bu yüzük işi Mustafa'dan çok başka dudakları başka gözleri hatırlamasına neden oluyordu. Tuhaf. Adamı çok uzun süre düşünmemişken şimdi başka birinin yüzüğüyle niye kafası karışırdı ki. Konağa bayılmıştı. Yıllardır bir eserin aslına bu kadar uygun yenilendiğini görmemişti. Binada sadece hizmetlilerin kaldığı odalar eşyalıydı. Onun dışında başka varsa da Zeynep henüz görmemişti. Onu karşılayan kadın "Kahya Hanım", başka bir adı varsa da kız bilmiyordu çünkü bu soğuk ve resmi kadın söylememişti, kızı üst katlardaki bir odaya götürdü. "Burası aslında geçici odanız tabi. Evin diğer odalarının restorasyonu bitmediği için, size bu misafir odasından başka verecek yerimiz yok. Umarım beğenirsiniz." Zeynep kadının yüzündeki kaygılı ifadeye şaşırarak baktı. Hangi deli böyle bir odayı beğenmezdi ki? Antika oymalı ahşap mobilyalar, çiçekli porselen soba, sobanın durduğu duvara oyulmuş bir niş gibi duran işlemeli ocak. Camların önünde boydan boya uzanan sedir, hepsi şahaneydi. Ama Zeynep özellikle kocaman alçak yatağı beğenmişti. "Burası sadece misafir odasıysa ana yatak odalarını merak ettim doğrusu. Burayı kim döşediyse harika bir iş çıkarmış. Peki benim atölyem nerede?" Kahya şaşkınlıkla "Atölye mi?" diye sordu. "Evet. Yenilenmesi gereken o kadar çok detay var ki. Tabi bazılarını yerinde de yapabilirim. Ama kapılardaki vitrayları mesela sökmek zorundayım." Kadın şok geçiriyor gibiydi. "Siz çalışan mısınız?" "Ben kalan restorasyon işleri için geldim." diye yanıtladı kız. Kahya kuşlar gibi şakıyarak; "Öyle desene be kızım. Beyefendi özel misafiri geleceğini söyledi. Ben de seni o sandım." dedi. Zeynep kadının tavırlarının yumuşamasına sevinse de farklı bir odaya alınmasına üzülmüştü. Burası hizmetkarlar için düzenlenmiş, daha sade, içinde banyosu tuvaleti olmayan küçük bir odaydı. İhtiyaç duyabileceği her şey vardı aslında. İnternet, bir kaç kitap, minik bir tezgahta su ısıtıcısı, çay, kahve... Ama otel odaları gibi kişiliksizdi işte. Kahya kadın, daha doğrusu Zerrin Teyze bir anda insancanlısı, konuşkan biri olmuştu. Aslında biraz da fazla konuşuyordu ve dedikoduya bayılıyordu. Zeynep kadının söylediklerinde kaybolduğunu hissetti. "... Aslında çok şaşırdık tabi. Biz yazlık evde kalırız. Beyefendi senede bir veya iki hafta kullanır orayı. Düşünsene bütün yıl evi temiz ve bakımlı tutmak dışında işimiz yoktu. Ama sonra bu konak işi çıktı. Bir de "özel misafir" işi. "Özel misafir" bizde metresin kibarcası. Yani adam bekar istediğini yapar ama o modeller, aktiristler öyle görgüsüz, kaba kaprisli oluyorlar ki. Seni görünce o yüzden şaşırdım. Kızıl değilsin, sarışın değilsin, sonra güzelsin. Yani öyle değil, gerçek güzelsin. Aaa parmağında da nişan yüzüğü varmış. Düğün ne zaman?" Kadının susmasına çok sevinen ve daha fazla soru sormasını istemeyen , Zeynep, "Yaz sonu" dedi. "Damat Bey de boya badana işinde mi?" Zeynep gülümseyerek "Hayır doktor o." dedi. Böylece Zerrin Hanım kızın hem Türkan Şoray kadar güzel, hem de Aliye Rona kadar akıllı olduğuna karar verdi. Bu kız bir doktorla evlenecekti. Zeynep'e saygı duyabilirdi. Birkaç gün sonra Zeynep bütün çalışanlarla arkadaş olmuştu. Kendi kaldıkları kısıma açılan geniş hole "ortak salon" diyordu. Akşamlarını orada geçirmeye bayılıyordu. Bahçıvana göre 'camcı' aşçıya göre "çakma Türkan" temizlikle görevli kızlara göre Zeynocan, Zerrin e göre 'Zeynep hanım kızım" dı o. Yine bir gün kahvaltıdan sonra atölye olarak kullandığı çatı katına çıktığında gördüğü manzara neredeyse aklını yerinden oynatıyordu. Aymelek, Mete ve Kanat, ellerinde meyveler ve içeceklerle, suratlarında da kocaman gülücüklerle ona bakıyordu. Önce Aymelek koşarak gelip genç kadının bacağına sarıldı. Ardından oğlanlar onu izledi. Zeynep neredeyse baygınlık geçirecekti. "Şaka değil mi? Şaka olmalı" diyerek söyleniyordu. Aymelek sürekli konuşuyordu. "Kadir Melik bize uslu duracağımıza dair söz verdirdi. Yoksa o yeni dadıyla İstanbul'da bırakacaktı bizi. Ama Mete onun senden söz ettiğini senin burada çalıştığını duymuş. Çok ağladık. O da bizi göndermek zorunda kaldı. Ama söz verdik tabi o gelince biz İstanbul'a büyüklerin yanına gideceğiz." Zeynep küçük kızın yabancı bir dilde konuştuğunu sandı bir süre. Çünkü hiç bir şey anlamamıştı. Sonra kalbinin olması gereken yerdeki küçük kabile tam tam çalmaya başladı. Kadir Melik buraya geliyordu galiba. 'beyefendi' yani. Burayı özel misafirhaneye dönüştürmesi için ona para ödeyen kişi. Sinirle dudaklarını ısırdı. Zerrin Hanım'ın çocuklara yemek yedirirken bir taraftan da Zeynep le nasıl tanıştıklarını sorguladığını fark etti. Sonra hepsi birlikte konağı dolaşmaya karar verdiler. Zeynep kadının daha derin bir kurcalama yapmak istediğini anlamıştı. Kahya geri döndüğünde dedikodu başladı. "Ne yalan söyleyeyim rahmetli büyükbey oğlundan daha genç bir kadınla ikinci evliliğini yaptığında hiç sevinmedim. Ama hanımefendi aralarındaki yaş farkına rağmen kocasına tapıyordu. Beyefendiye de büyük bir içtenlikle"ağabey" diye hitap ederdi. Karmaşık bir vaziyet olmasına rağmen harikalardı. Düşünsene Zeynep hanım kızım, kim kocasının oğluna abisi gibi saygı gösterip sever. Ama hanımefendi başka bir terbiyeyle büyümüştü. Sonra Aymelek doğdu. Büyükbey çok genç yaşta baba olduğu için sanki ilk kez evladı olmuş gibi mutluydu. Ah hele beyefendi. Yere göğe sığamıyordu. Sonra Mete geldi. En son da Kanat. Ama şimdi hepsi yalnızlar. Üstelik artık hem yetim hem de öksüzler." Zerrin Hanım kıza yan bir bakışla bakarak konuşmaya devam etti. "Beyefendi elinden geleni yapıyor tabi ama sonuçta çok meşgul bir adam. Bir keresinde evlenmeyi düşünüp düşünmediğini sordum. Sağolsun haddimi aşsam da bana "saygıdeğer" bir hanım bulamadığını etrafının sadece atıştırmalık dolu olduğunu söylemişti." Tuhaf bir şekilde gerdanını kırdı. "İyi ki nişanlın akıllı bir doktor Zeynep Hanım Kızım. Senin kıymetini anlamış, bu zamanda ne kadınlar ne de erkekler evlenilecek birini öyle kolay bulamıyor baksana." Kadın hâlâ konuşuyordu. Ama Zeynep"atıştırmalık ha gösteririm ben sana atıştırmalığı itoğlu it" diye içinden söylenmeye başlamıştı bile. Demek kendisi de bir atıştırmalıklar tı onun gözünde. Tanımadığı bir adamla ateşli danslar yapabilecek onunla evine gidecek, yatacak bir kadın. İçindeki kinin arkasına saklanan hayal kırıklığına "sus" dedi. Nedense sonu olmayacağını bilse de bu adamla aralarında bir şey olsa, bunun çok büyük çok yoğun bir şey olacağını düşünmüştü. Onun da böyle hissettiğini ummuştu. O gece hayal kırıklığıyla uyumaya gitmeden önce oğlanları öpüp, Aymelek in saçlarını taradı. Çocuklarla zaman harika geçiyordu. Bütün gün çalışmasına rağmen küçük kızın saçlarını örmek, Mete ile tavla oynamak yük gibi gelmiyordu. Kanat kucağında uyumaya alışmıştı çoktan. Bazen ama çok nadiren ağlayarak, "abim, abimmm" diyordu. Ablasına göre Kadir Meliki özlüyordu. Neden bilinmez o zamanlarda Zeynep de küçük çocuğa sıkıca sarılıp, onunla ağlıyor, "evet canım abin" diyordu. Gelişlerinin beşinci gününde telefon sesiyle uyandı Zeynep. Çalışanların izin günüydü. Zerrin Hanım izinli değildi ama o da çocukları kabristana götürmüştü. Zeynep zar zor uyanıp, nefes nefese telefona koştu. "Efendim" diyerek açtı. Önce karşıdan hiç ses gelmedi Zeynep bir kez daha "alo" dedi. Sonra boğuk bir erkek sesi, "benim" dedi. Bu adam kendini ne sanıyordu ya? Aradan aylar geçmişti. Onu tanıyacağını da nereden çıkarmıştı. Sertçe; "kimsiniz?" diye sordu. Adam "havaalanındayım, birinin beni almasını istiyorum. Plansız geldim." dedi. Hiç istifini bozmamıştı. Zeynep iyiden iyiye sinirleniyordu. "Bugün herkes izinli. Bir zahmet taksi tut" dedi ve telefonu kapadı. Yüreği yine dört nala gidiyordu. Yarım saat sonra bir araba sesiyle ışık hızına çıktı. Pencereden baktığında taksi değil özel araç gördü. Herhalde başkasıydı. Sonra Kadir Melik ağır ağır indi araçtan. Zeynep saklandığı perdenin ardından heyecan içinde adama bakıyordu. Daha önce gördüğü yakışıklı adamları düşündü. Şişman ve erkeklerin ilgi göstermediği bir kadınken de karşı cinsi izlerdi. Eğer hedeflerinde değilseniz daha açık daha okunabilir oluyorlardı. Bu adamın farkının ne olduğunu merak ederek bakmayı sürdürdü. Onda diğerlerinde olmayan ne vardı? Adam kafasını kaldırıp binaya bakınca sanki kendisini görebilecekmiş gibi geri çekildi. Odasında oyalanırken ayak seslerini işitti. Sanki biri tek tek bütün odaların kapısını açıyordu. Sakin kalmaya çalışarak kurumuş çamaşırlarını katlamaya devam etti. Kendi odasının kapısı açılınca bakmakla tepkisiz kalmak arasında tereddütlerim etse de bir an sonra adama döndü. 'şu anda kızarıyorum, kulaklarıma kadar kızartıyorum lanet' diye içinden saydırdı kendine. Kadir... Geniş omuzlarını saran gömleği ve kot pantolonuyla öyle çekici görünüyordu ki .. O da kapı ağzında durmuş Zeynep e bakıyordu. Sonra artık kendine engel olamıyormuş gibi müthiş bir hızla içeri girip kızı kollarına aldı. Sarılması da çarpmıştı. Garip hasretle, rahatlamayla, başka bin türlü şeyle doluydu. Zeynep sadece put gibi hareketsiz donup kalmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD