Odanın dışından gelen çocuk sesleriyle ayrıldılar. Çocuklar abilerine sarılırken Zerrin Hanım ürkek çekingen bir tavırla Kadir e "hoşgeldiniz" dedi. Elindeki kocaman koliyle ve suratındaki şapşal bakışla çok komik görünüyordu. "Gelirken kargodan paketini aldık Zeynep. Doktor Bey bu sefer biraz abartmış. Baksana paket değil sanki..."
Kadının konuşması adeta yıldırım gibi inen, "doktor kim?" sorusuyla kesildi.
'ölmek istiyorum.' diye düşündü Zeynep. Adam o kadar acayip bakıyordu ki dileği yakında gerçekleşecek gibiydi. Zeynep koliyi aldı kadından ama adama cevap vermedi.
Zerrin Hanım, "Zeynep'in nişanlısı. Tabi siz bilmiyorsunuz daha yeni nişanlanmışlar. Buraya gelmeden hemen önce." Hâlâ konuşuyordu ya. Nasıl bir çeneydi bu. Kız kolunda kocaman koliyle, "ben atölyeye gidiyorum." diyerek herkesi kendi odasında bırakıp, çıktı kapıdan.
Atölyeye iner inmez de kutunun içindeki boya malzemelerini ve fırçalarını çıkarmayı başladı. Bir de oyuncak ayı çıkmıştı. Boyutuna rağmen hafif olması bundandı herhalde. Ayıcığı kucaklayıp düşünmeye başladı. Dağınık fikirlerinin bir ucundan tutamadan ellerinden kaçıyorlardı. Hüzünle çenesini oyuncağa bastırdı.
Kadir Melik atölyeye girerken ne söyleyeceğini bilmiyordu. Sadece kızın peşinden gitmemek gibi bir seçenek yoktu sanki. Nişanlanmıştı. "Şaka gibi" Kendisini tamamen unutmuştu. Onu unutan ve hayatını yaşayan bir kadına vurulmuştu. Yanına gidip yeniden sarılsa mı, aklı başına gelene kadar sarssa mı daha iyi olurdu. Sonra kızın sesini duydu. Kendi kendine konuşuyordu ama. Onu fark etmemişti.
"Babam beni öldürecek. Kesin öldürür. Sonra diriltip yeniden öldürür. O adamdan uzak duracaksın dedi ben adamın evindeyim. Anlatsam da... Yani çok saçma. Mustafa... Mustafa da kendini öldürür." Oyuncağa daha sıkı sarıldı. "Bana kıyamaz canım"
Kadir Melik kızın bu hâline biraz acımıştı. Biraz. Gidip başkasıyla nişanlandığı için çok kızıyordu. Ama böyle üzülsün de istemiyordu. Kafasında planlarla atölyeden uzaklaştı. Şu doktora aşık değildi. Başka bir adama âşık olsaydı; ona tırnak uçlarına kadar kızararak bakmazdı. İyi bir planlamayla bu istenmeyen nişandan kurtulabilirdi. Sonra aralarında hiçbir engel kalmazdı.
Ellerinin titrediğini görünce güldü. Bu kadına verdiği tuhaf tepkilere artık sinirlenmiyordu. Alışmış, kabullenmişti. Telefonda "efendim" diyen sesini duyduğundan bu zamana kadar bütün varlığı titriyordu zaten.
Beyefendinin gelişinin dördüncü gününde kız yine ona rastlama korkusuyla burnunu yavaşça atölyeden çıkardı. Çocukların sesini duyunca yanlarına gitti. Kadir Melik ve yanında dadı olduğunu tahmin ettiği sevimli bir kadın Aymelek ve Meteye bir şeyler anlatıyordu. Kanat Zeynep in büyük ayısına sarılmış, içli içli ağlıyordu. Adam çaresiz ve tereddüt içinde bakıyordu onlara.
Kadir Melik çocuklar burada olduğu sürece Zeynep le hiç şansı olmadığını anlamıştı. O yüzden gitmeleri gerekiyordu. Kardeşlerini başından atmaya çalışmıyordu. Sadece hepsini kalıcı bir mutlu sona ulaştırmaya çalışıyordu. 'Bunu onların iyiliği için yapıyorum' diyerek kendine yalan söyleyecek değildi. Ama sonuçta çocukların da mutlu olacakları kesindi değil mi? O zaman şimdi gaddar davranabilirdi. Kararlı bir şekilde ağzını açacakken, Zeynep 'in sesini duydu. "Kadir" demişti kız. İlk kez. İsmi onun sesinden öyle farklıydı ki. Hiç bir mesafe, saygı belirten hiç bir ön hitap olmadan. Bir çağlayanın durgun suya dökülmesi gibi. Bel kemiğine elektrik verilmişti sanki. Sadece adını dudaklarından duyduğu için böyle olamazdı. Şaşkın yüzünü kapıya döndü. Yine bacaklarını saran bir kot pantolon ve ekose gömlek giymişti Zeynep. Saçlarını bir fırçayla tepesinde toplamıştı. Dağınık, pasaklı ve çok seksi görünüyordu.
Zeynep adamla göz göze geldiğinde yine kızardı. Daha hafif bir pembelik yayılmıştı yüzüne. Yavaş yavaş bağışıklık kazanıyordu herhalde. Yani inşallah. "Lütfen çocukları gönderme. Ben burada olduğum sürece onların varlıklarını istemediğin sürece hissetmeyeceksin. Söz veriyorum. Bütün sorumluluk benim." dedi. Kanat yüzünü gömdüğü ayıdan kafasını kaldırıp aynı yalvaran ifadeyle adama baktı ve "abim" dedi. Zeynep o anda koptu. Çocuğu kucaklayıp ondan daha beter ağlamaya başladı. "Çok şanslısın" dedi. "Kardeş hiç bir şeye benzemez. Sen... Çok şanslısın." Hâlâ ağlıyordu.
Kadir kızın bitmeyen acısını iliklerinde hissetti. Aynı anda çaresizliği de. Sonra "Tamam ağlama. Göndermiyorum." dedi. Gözlerinde kızı anladığını, bu acıyı yaşamış insanların kederini yaşadığını okudu kız. Aynı şekilde değil belki ama o da birilerini kaybetmişti.
Çocuklar günün gerginliğinden uyumuştu hemen. Zeynep ve Kadir avluda serinliğin keyfini çıkarıyordu. Sonra adam "baban nasıl?" diye sordu.
"İyi. Her gün arıyor. İlk kez ayrılıyoruz."
"Benimle görüşmene izin verseydi telefonlarıma çıkar mıydın?"
"Hayır" kız gülerek kafasını iki yana salladı.
"Neden?"
Zeynep adama bakmadı. "Nişanlıyım ben" dedi.
"Sen öyle san" Bu nişanlılık meselesi canını göründüğünden daha çok sıkıyordu. Zeynep başka bir adamın yüzüğünü takıyordu. Onunla konuşurken gülüyordu. Çocuklarla yaptıklarını anlatıyordu ona. Kadir den etkileniyordu ama en ufak bir yakınlaşma isteği duymadığı ortadaydı. Önceleri bunu kızın temkinli davranmaya çalışması sanmıştı. Ama şimdi gerçekten ilgisi olmadığını anlıyordu. Kızın basit zevkleri vardı. Küçük şeylerle mutlu olan dümdüz bir kadındı. Nasıl göründüğünü bile umursamıyordu. Eskiden pantolon olduğu belli olan bol bir şort, yıkanmaktan yer yer delinmiş atlet giyiyordu. Ona güzel görünmek istemiyordu. Temelde ona görünmek istemiyordu.
Makyaj yapmıyor, parfüm sürmüyor, saçlarını bile kurutmıyordu. Önceleri bu ilgisizliği çekici bulduğunu düşünmüştü. Asansördeki ilk karşılaşmada gözleri üzerinden ilgisizce geçtiğinde ama Billur a hayran hayran baktığında bu durumu ilginç bulmuştu. Kadınlar ona bakardı genelde. Bu durum gururuna dokunmuş olabilir mi diye düşünmüştü.
Sonra çocukları korurken gösterdiği davranıştan etkilendiğini düşünmüştü. Ama çocukları çok seven, onlarla inanılmaz iyi anlaşan anaç yaradılışlı kız arkadaşları da olmuştu. Bu onları daha sempatik yapsa da Kadir Melik in sevgili seçiminde bir artıya dönüşmemişti.
Çalışma odasında kardeşine masal anlatan pejmürde kadının dudaklarında, beyaz ince parmaklarında, yanaklarına düşen kirpik izlerinde, sol gözünün hemen altındaki minik bende, güldüğünde yanaklarında oluşan çukurda bir şey vardı. Sabahları hep bu şeyi görmek istemişti.
Kadınlara daima kıymetli mücevherler gibi davranan, onları incitmekten ödü kopan Kadir Melik bu kızı hırpalamak,
dudaklarını hissetmeyene kadar öpmek, yuvarlak kalçalarını avuçlamak istiyordu. Onu görmesi bile gerekmiyordu. Neredeyse kırk yaşındaydı artık ve bir kadının sadece sesiyle sertleşmekten utanıyordu.
Konağı alırken, buraya gelirken hep flört etmeyi, kızı etkileyerek korkutmadan kendisine çekmeyi düşünmüştü. Ama geride kalan bir kaç günde anladığı bir şey varsa; o da bu kızın yemeğin, kıyafetin, yaşamın sade süssüz olanını istediği gibi hayatına alacağı erkekte de öncelikle bunu aradığıydı.
Basit bir hayat, çok yormayan sıradan bir ilişki, hatta evlilik, yaşamının tamamını doldurmayan bir köşesinde bulunan bir koca istiyordu.
Kendisini düşündü. Nereye gitse peşini bırakmayan kadınları, hiç de masum sıradan sayılmayacak yatak odası taleplerini, korumalarını, servetini, aile bağlarını. Çocukları saymıyordu. Daha sıradan bir adam olsaydı çocukları avantaj bile olabilirdi. Zira bu dörtlü şimdiden birbirine aşıktı.
Bir de baba durumu vardı tabi. Adam kızına nasıl baktığını görmüştü. Şaşırtıcı şekilde yaptığı kahve davetini kabul etmişti Celal Vezir. Onu ikna edemezse kızıyla şansı olamayacağını biliyordu. Ama o da en az kızı kadar ikna edilmekten uzaktı. Birlikte kahve içtikleri otelde, ondan özür dilemişti. Özür dilemezdi. Ama adam bunu hak etmişti. Kızını çok sevdiğini, ondan başka kimsesi olmadığını öğrenmişti. "Hiç şansın yok. Kızımı tanıyorum. Mustafa onun ilk ve tek erkek arkadaşı. Onu gülümseten ilk kişi. Daha önceki taliplerini o kadar hızlı geri püskürtürken Mustafa'ya evet demesinin bir nedeni var. O yüzden senden hoşlansam da oyumu ona atarım." demişti. Açık sözlü dürüst kendinden emin bir adamdı. O da aynısını hak ettiği için Kadir vaz geçmediğini belli etmişti. Şimdi Mustafa nın sadece erkek arkadaş olmadığını, nişanlılığa terfi ettiğini öğrenmişti.
Zeynep 32 yaşında, hiç sevgilisi olmamış, adeta dokunulmamış bir kadındı. Bu durum Kadir Melik in tek avantajıydı. Kıza farklı bir cazibe katmıyordu. Onu o kadar çok istiyordu ki isterse seksen tane sevgili yapmış olsun takılmazdı. Ama onu baştan çıkarıp, kendi cazibesine tutulmasını sağlayamazsa ancak doktorla düğününde çiçek gönderirdi. Bu düşünce içinde, derinlerde bir yerde daha önce tanımadığı bir adamı uyandırmıştı. Kötü bir adamı. Yumruklarını sıktı. Ne gerekiyorsa yapacak ve kızı onun olduğuna ikna edecekti.
Bir anda Zeynep e döndü. "Nişanlın olduğunu sandığın adam aptal." dedi.
Zeynep gözlerini şaşkınlıkla açarak, "okulunu dereceyle bitirmiş bir doktor" dedi. Mustafa'yı savunmak istemişti. Kadir Melik gibi erkeklerin karşısında her savunmaya ihtiyacı vardı.
"Yine de senin haftalarca uzağa gitmene izin veriyor. Ben olsam..."
"Sen olsan hemen harekete geçer, birlikte evine, yatağına gitmeyi önerirdin." Zeynep soktuğu laftan çok memnundu. Kendine kocaman bir aferin verdi.
Adam bozulmuştu. Tatlı dille yola gelmeyen mücadeleyi seven bir kızdı Zeynep. Dahası Kadir de yaltaklanmayı hiç beceremezdi. Derin bir nefes aldı. "Tanıştığımız ilk günün akşamında biraz tuhaf oldu kabul ediyorum. Babanı sevgilin sandım ve delirdim. Bütün gün aklımdaydın. Seni bulmak, tanımak ve..." İçinden cümleyi seni benim yapmak istedim diye tamamladı. Ama kıza bakınca başka türlü devam etti. "Ortaklarımdan biriyle yemek yemeliydim. Gerizekalı kızını göndermiş. Ondan kurtulmaya çalışıyordum tek derdim peşine düşmekti. Bir sürü şey düşünüyordum. Ne söylerim, sana ne derim, nereye davet ederim, ne giyerim..." Hafifçe başka tarafa döndü. Utanmış gibiydi. "Sonra bir baktım sen tam karşımda başka bir adamın ağzının içine düşüyorsun. Senin umurunda bile değilim. Unutmuşsun. Sabah kornaya biraz fazla basan bir şoför gibi azıcık gıcık olmuş, sonra unutmuşsun beni. Kadınların kayıtsızlığına alışkın değilim. Kızdım. Sonra dans ettik ve kollarımda tutuştun, sakın inkar etme."
"Bırakalım bunları. Burada çalışmam kötü bir tesadüf oldu. Öğrenince ne düşündün kim bilir. Belki sana kayıtsız kalamayan kadınlardan biri olduğumu düşündün. Sonra da buraya geldin. Kıramadığın ceviz ayağına geldi tabi. Ama yanılıyorsun. Burası bir vakfa aitti ve seninle ilgisi olduğunu bilsem bu işi kabul etmezdim. Çocuklara gelince de sen istediğin kadar "Özel misafir" ya da "atıştırmalık" ya da adına şimdilerde ne diyorsan çağırabilirsin. Ben hem işimi yapıp, hem de onlarla ilgilenirim. Söz veriyorum hiç birimiz ayağının altında dolaşmayacağız." Zeynep kararlı ve cesur görünüyordu bunları söylerken. En azından öyle umuyordu.
Kadir gülse mi ağlasa mı yoksa şurada bu kadını öpsün mü bilemedi. Gerçekten burada bulunuşunu tesadüf sanıyordu. Bozuntuya vermeden aynı kararlılıkla, "çocuklar anneannelerine gidecekler. Kadına söz verdim." diyerek ayağa kalkıp eve gitti.
Çocukların gidişi Kadir in elini umduğu gibi güçlendirmedi. Zeynep atölyenin neminden, sıcağından şikayet edip ne yapmış etmiş malzemelerini uzaktaki bir bağ evine taşımıştı. Çalışanları da yardım etmişti üstelik. Hepsini kovmak istemişti Kadir.
Zeynep Zerrin Hanım'ın başta çok karşı olsa da sonradan belki de konaktan kaçışının asıl sebebini sezerek kendisini desteklemesine minnet duyuyordu. "Bari düzgün bir yere dönüştürelim" deyip yatak döşek bir dolap ayarlamış, asma katı bir yatak alanına çevirmişti. Pencere önündeki koltuk, iki kapılı sade dolap, eski sırları dökülmüştü bir boy aynası ve pirinç karyolayla aslında çok güzel bir alan olmuştu. Diğer çalışanları alıp gitmeden önce, "korkarsan ara mutlaka, gelirim seninle kalırım. Doktor Bey oğluma da selam söyle" demişti. Şatonun konutunun aslında kan emici bir vampir olduğunu bilen korkutucu Hollywood kahyaları gibi uyaran belki acıyan bir bakış atmayı da ihmal etmemişti.
Yorgunluğa rağmen Zeynep kendini şaşılacak şekilde dinç hissediyordu. Buranın havası, suyu yaramıştı. Şimdi bağ evinin verandasında meyve salatasını yiyordu. Eskiden olsa paket paket cipsleri çikolataları, tabak tabak makarnayı gömer, üstüne de iki buçuk litrelik kola devirirdi. Ama artık yeme probleminin mutsuzluğundan kaynaklandığını öğrenmişti. Annesiyle kardeşini çok özlüyordu ama kayıplarıyla yüzleşmişti. Kendisiyle de barışmıştı. Bu yeni Zeynepi daha çok seviyordu. Düzenli olarak danıştığı Mustafa nın da arkadaşı olan terapisti Handan, ondaki tek sorunun öz güven olduğunu söylüyordu.
Zeynep neden bilmiyordu ama kadına Kadir Melik ten söz etmişti. Şaşkınlığını anlatmıştı. Kadın seansın ortasında yarım gözlüklerini burnunun ucuna kadar indirip, "Neden beğenilmeye değer olduğunuzu kabul etmiyorsunuz?" diye sordu. "Siz çok güzel bir kadınsınız. Genel bakış açısı ve kitlesel beklentiler sizi aksine inandırsa da her zaman güzeldiniz. Değerliydiniz. Bir erkeğin sizi beğenmesi kadar, sizin kendinizi sevmeniz kadın olağan bir şey yok."
Zeynep kadına sadece gülümsemişti. Kendini biliyordu. Bu en iyi haliyle bile olsa olsa idare ederdi. Görüntüsüne çok takılmıyordu artık. Onu bir danaya benzerken görmüş biri tarafından seviliyordu. Mustafa hem doktor hem de arkadaş olarak ona çok destek olmuştu. Adeta yepyeni bir kadın yaratmıştı ve şimdi de onun yanında durmak istiyordu. Onu düşününce gülümsedi. Bir hafta sonra bir tıp konferansı için İzmir'e gelecekti ve Zeynep ten izin günlerini onunla geçirmesini istemişti. Zeynep gitmeye karar verdi. Gidecek Mustafa'ya karısı olmaktan onur duyacağını söyleyecekti. Sonra boynuna sarılıp onu ölecekti. Gayet "Fransız" . Dudaklarından çıkan kıkırtıya engel olamadı. Mustafa nasıl şaşırırdı kim bilir.
En son ayrılırken minik bir öpücük kondurmuştu kızın dudaklarına. Evet belki küçük bir heyecandan başka bir şey hissetmemişti ama güvenliydi.
Simsiyah gözler, dolgun dudaklar, kara ormanlar gibi kokan esmer bir ten değildi. Dizlerini titretmiyor, bel kemiğinde ya da varlığını bile bilmediği yerlerinde elektriklenmeye neden olmuyordu. Mustafa ona dokununca bacaklarının arasında bir nokta alev almıyordu mesela. Burada düşüncelerinin üzerine bir kapı kapadı.
Haftasonu Mustafa'ya gidecek hatta belki onunla yatacak ve şeytanlarını kovacaktı. 32 yıllık azgınlık yüzünden ellerinin arasındaki huzur, mutluluk güven şansını kaybetmeyecekti.
Kadir Melik zaten şunun şurasında üç hafta sonra hayatından tamamen çıkacak, yeni yuvasının beyaz eşya parasını çıkardığı bir "eski patron" olacaktı.
Çocukları düşününce üzüldü. Ama abilerinin esmer kasıklarına dişlerini geçirmeyi hayal ettiği sürece onlara yakın olması imkansızdı. Yine yapıyordu. Kafasını iki yana sallayıp üzerindeki perişan atleti zorlayan meme uçlarına dil çıkardı. "Salak Zeynep. Yaparsın sen de üç çocuk. Onlarla avunursun. Gerizekalı ergen kız kurusu" diyerek kendine sövdü.