Hıdırnebi Yaylası'na vardığımızda, karşımızdaki manzara adeta nefes kesiciydi. Yeşilin her tonunu barındıran geniş tepeler, sisle dans eden ormanlar ve uzakta gökyüzüyle birleşen ufuk çizgisi... Bir süre hiçbir şey söylemeden sadece seyrettim. Sanki doğa bana uzun zamandır unuttuğum bir huzuru sunuyordu. İçimdeki ağırlık, yavaş yavaş rüzgârla birlikte dağılıyordu. Yaylanın en yüksek noktasında, tamamen ahşaptan yapılmış küçük ama sıcacık bir kafeye oturduk. Pencereden dışarı bakınca sanki bulutlara dokunacakmışız gibi geliyordu. Masamız cam kenarındaydı, manzara önümüzde serili bir tablo gibi uzanıyordu. Hepimiz bu sessiz güzelliğe dalmışken Ebru menüyü eline alıp neşeyle sordu: "Acıkan var mı?" Gözlerini menüden ayırmadan devam etti, "Ben sabah yediğim her şeyi unuttum sanki." Ben kah

