“Artık kendini iyi hissediyorsun değil mı yenge?” Eylül bu soruyu kaçıncı defa sormuştu kendisi bile hatırlamıyordu. “Bak iyi hissetmiyorsan söyle. Ben bu gün gitmem okula!”
Çiçek “Eylül, canım iyiyim ben” dedi yüzünde beliren sıcak bir gülümsemeyle. Neyse ki bu koca dünya da onun için endişelenen bir insan vardı “Gerçekten iyiyim canım. Sen rahatça gidebilirsin okula. Hem bak geç bile kaldın…” bir yandan saati gösteriyordu Çiçek.
Eylül dudaklarını büzerek yengesini kucakladı birden.
Çiçek muzipçe gülümseyerek “Sen son günlerde fazla mı sulu göz oldun, iyice duygusallaştın. Nerde o sert Eylül?” dedi.
Eylül burnunu çekerek geri çekildi. Gülümsüyordu bir yandan da. “Yenge gerçekten çok özür dilerim. Bundan sonra çok dikkatli olacağım. Asla hastalanmayacaksın. Dünde sana ben bakmak istemiştim ama abim izin vermedi işte, yoksa ben bir saniye bile seni yalnız bırakmazdım!”
Çiçek kaşlarını çatarak düşünmeye başladı. Ne demek oluyordu bu? Dün ona bakan Eylül değil miydi? O zaman… Kim yanında oldu dün gece?
“Canım dün benim yanımda Meltem abla mı oldu? Ben pek hatırlamıyorum da. Sabahta kimse yanımda yoktu.”
Hayretle kaşları havalandı Eylül’ün “Dün sana Meltem abla bakmadı mı?” diye sordu. Çiçek başını hayır anlamında iki yana salladı.
“O zaman sana gece ilaç verip başına bu havluyu koyan kim?” Eline aldığı, sabah odaya girdiğinde yengesinin alnında olan havluyu yukarıya kaldırdı Eylül. “Biri bütün gece yanında olmuş yenge. Ateşin düşsün diye. Bak yerde ki su dolu leğene…” Eylül yerdeki küçük leğeni gösteriyordu.
Çiçek gözlerini kırpıştırarak “Hatırlamıyorum...” dedi omuz silkerek “Gece birinin bana ilaç verdiğini hatırlıyorum ama. Ağzımda iğrenç bir tat hissetmiştim. Başkada bir şey hatırlamıyorum.”
“Allah Allah…” Eylül sessizce oturuyorken aniden telefonu çaldı “Ayyyy!!! Ben geç kaldım! Deniz arıyor beni! Kesin bana niye geç kaldığımı sormak için arıyor!”
“Sen rahatça cevap ver canım” Çiçek solgun yüzüyle gülümseyerek Eylül’ün omzuna dokundu “Şey.. senden ricam var. Dün resim defterim balkonda kalmış. Rica etsem..”
“Hemen getiriyorum yengem” Eylül hemen oturduğu yerden kalkarak kapıya gitti “Sakın kalkma sen yenge dinlen. Ben hemen getiriyorum!”
Odadan koşarak çıktıktan sonra balkona vardı Eylül. Yengesinin resim defteri ahşap masanın üzerinde duruyordu. Defteri alır almaz gene yengesinin odasına koştu.
“Niye böyle koşuşturuyorsun.” diye sordu biri “Okula geç kalmadın mı sen? Niye hala evdesin?”
Eylül ağabeyine bakarak “Evet, biliyorum. Geç kaldım zaten. Şu defteri yengeme vereyim sonra çıkarım!” diye aceleyle cevap verdi.
Alpay kardeşinin elindeki defteri bakarak hemen “Ver bana” dedi “Ben veririm. Sen git okuluna. Geç kalma.”
Eylül yüzünü buruşturarak “Bu iyi bir fikir olmayabilir” dedi, ağabeyine ne olmuştu birden bire amma hevesli yengesinin yanına gitmeye “En iyisi benim vermem..”
“Eylül… Güzel kardeşim benim sabah sabah beni sinirlendirmesen?” Bu evdeki herkes karısına yaklaşmasını engellemek istiyordu. Bu Alpay’ın daha da öfkelenmesine neden oluyordu. Kızı gördüğü yerde yiyecek değil ya! İnat o da o kızın odasına girmek istiyordu.
Eylül “Abi… lütfen yapma.. Ah! Hey!” Daha konuşmasını bitiremeden Alpay kardeşinin elindeki defteri çekip almıştı. Küçük kız şaşkınlıkla ağabeyine bakıyordu. “Abi ne yapıyorsun ya! Ver şu defteri bana!”
“Hop dikkat küçük!”
“Abi! Of çok uzunsun!”
Küçük kızın ağabeyi kolunu yukarıya doğru tutmuştu. Tabi böylece adamın iki metrelik boyu yüzünden Eylül ne kadar zıplasa da yetişemiyordu resim defterine. Sonunda sinirlenerek “Abi versene ya defteri! Yengem bekliyor!” dedi.
Adam birkaç adımda kız kardeşinden uzaklaşarak işaret parmağını havada ona doğru havada salladı “Eylül okula! Hadi! Marş marş!” sonra hızla kardeşinin yanından geçerek “Sakın arkamdan da geleyim deme! Bu senin için iyi olmaz!” diye son bir kez sert bir şekilde uyardı.
“Ahhhhhh!!!!!”
“BEN!… Ben..” Alpay şaşırmış bir vaziyette kapıyı çalmadan girmenin utancını yaşıyordu tam şu anda.
“Ahhhh! ÇIK! ÇIIIIIK!!!”
“T-tamam, tamam!”
Hala bağırmakta olan kızın sonunda çık dediğini duyduktan sonra Alpay afallayarak kapıyı kapattı. Gözlerini kırpıştırarak boşluğa bakıyordu. Az önce ne yapmıştı! Lanet olsun!
KIZI NEREDEYSE ÇIPLAK HALDE BASMIŞTI! Üzerini değiştirirken öküz gibi dan diye içeriye dalmıştı!
“İyi bok yedin Alpay!”
Sinirle bir elini saçlarına daldırdı genç adam. Böyle olsun istememişti. Ah, kızı çıplak halde görmüştü! Yani neredeyse çıplak… Üzerinde iç çamaşırı vardı…
“Hay ben aptallığıma!”
Genç adam öfkeyle başını iki yana salladı. Lanet olsun kızın göğüslerini görmüştü! Ve bu görüntüyü kafasından atamıyordu! Büyük bir nefes alıp verdi. Elindeki deftere bakarak “Kötü bir niyetim yoktu! Sadece… defterini verecektim… Şimdi bu b*ktan durumu anlat kıza!” dedi dişlerini gıcırdatarak. Tekrar kapıya vardı. Büyük bir soluk alıp vererek kapıyı tıklattı. Bekledi. Kapıyı açan yoktu.
“Az önce sıçtıktan sonra kız sana gir demez elbet Alpay” dedi kendi kendine adam sonra da bir daha kapıyı çalarak içeriye girdi.
Genç kız yatakta, neredeyse çenesine kadar üzerini örtmüş olduğu pikeyi sıkıca kavrayıp pencereye doğru bakıyordu. Kaşları çatık, yanakları da kırmızıydı.
Alpay içinden ‘Öfkeden mi kızardı acaba ya da utançtan’ diye düşünmeden edemedi. Boğazını temizler gibi ses çıkararak kızın yüzünü çevirdiği tarafa gitti.
Kız aniden yüzünü diğer tarafa çevirmişti. Alpay biraz gerilerek yan tarafta duran tekerlekli sandalyeyi çekerek oturdu. Bir bacağını diğerinin üzerine attı. Arkasına yaslanarak elindeki resim defterini kaldırdı.
“Senin diye biliyordum” dedi.
Genç kız gözlerinin kenarıyla defterine baktı. Sadece başını evet anlamında sallamakla yetindi. Alpay sinirle dişlerini gıcırdattı.
‘Bu kız..! Yüzüme bakmamasını geçtim, bana cevap bile vermiyor anasını satayım!’ Alpay Kendi düşüncelerine dalmıştı. Kendi kendine sakın bağırma, sesini yükseltme, kız zaten senden korkuyor – diye hatırlatıyordu.
“Az önceki durum için özür dilerim. Kabalık ettim. Kapıyı çalmadan girmemeliydim” dedi birden bile, sesinin olabildiğince yumuşak çıkması için özen göstermişti. Fakat kız! Lanet olsun kız hala onun yüzüne bile bakmıyordu!
Sabrı taşarcasına soludu genç adam zaten kendini bildi bileli pek nezaketli bir adam olmamıştı. Şimdi niye olsun ki!
“Sen mi çizdin içindekileri?”
Defteri yukarıya kaldırarak havada salladı umursamazca. En iyisi konuyu değiştirmekti.
Ani sorusu karşısında genç kız şaşırmıştı. Kaşları havalanmış, gözleri hayretle açılmıştı. Hemen yüzünü başka yana çevirerek sadece başını evet anlamda salladı. Yine aynı hareketi yapmıştı. Adam hırıltıya benzer sesler çıkarmıştı.
“Tamam” dedi birden genç adam “Madem benimle konuşmak istemiyorsun. O zaman defterini geri alamazsın! Benim için hava hoş! Şömineden küllerini toplarsın!”
Çiçek gözleri dolmuş vaziyette adama baktı. Niye bunu yapıyordu? Ne istiyordu ondan? Yetmemiş miydi bu zamana kadar çektikleri?
Niye zorbalık yapmaya başlamıştı. Bilmeden öfkesini mi getirmişti? Yanlış bir şey mi söylemişti? Ama o hiç bir zaman onunla muhatap olmamıştı ki…
Nasıl yanlış bir şey söylesin ki… Onunla bu güne kadar konuşmamıştı bile…
Adam ona sert bir şekilde bakmaya devam ediyordu. Çenesi seğiriyordu. Yanaklarında ki belirgin kemiklerin nasıl hareket ettiğini görebiliyordu genç kız.
Karşısındaki adamın şu anda öfkesine zar zor hakim olduğunu anlamıştı genç kız. Bu onu daha da tedirgin ediyordu. Adam aniden yerinden kalktı. Resim defteri hala elindeydi. Genç kız dayanamayarak yutkundu.
“Benden… benden ne istiyorsunuz?”
Alpay’ın yüzünde bir gülümseme oluşmuşta. Kıza doğru döndü. Az önce kalktığı yere tekrar oturdu. Otoriter bir şekilde “Demek konuşabiliyorsun,” dedi. Ama kız sadece yüzüne bakıyordu. Alpay sabırla tuttuğu soluğunu verdi. Bu kız sabrıyla oynuyordu resmen. Konuşmuyor ve üstelik dolmuş gözleriyle ona nefretle, korkuyla bakıyordu.
Kendisini DÜNYANIN EN BÜYÜK PİSLİĞİ olarak hissetmesine neden oluyordu.
“Uzatmayacağım,” dedi birden Alpay “Defterindeki çizimlerin ilgimi çekti. Belki onlar hakkında anlatırsan… Ve bende böylece sana defterini geri verebilirim…”
Çiçek sessizce karşısında ki adamı dinliyordu. Ne bilmek istiyordu ki çizimleri hakkında? Allah’ın cezası diye iç geçirdi kız. Sonra da yüzü salık bir şekilde başını peki anlamında salladı. Adamdan çekiniyordu. Hatta korkuyordu.
Evet, bir senedir onunla evliydi ama hala onu tanımıyordu. Bu bir yıllık evlilik sürecinde ona bir kere bile vurmamıştı bunun farkındaydı genç kız. Ama bu ondan korkmamak için iyi bir neden değildi. Onun nasıl gözünü kırpmadan adamın birini geberttiğine tanık olmuştu. Muhtemelen o bunu bilmiyordu bile. O yüzden bu adamı öfkelendirmemesi onun yararına olurdu.
Adam defteri açarak birinci sayfadaki resme bakındı. “Bak bu resmi merak ettim?” dedi resmi kıza doğru kaldırarak “Bu sen misin?”
Çiçek sadece başını salladı.
Adam gene sinirlenerek “Sana konuşmazsan bu defteri geri alamayacağını belirttim!” dedi dişlerinin arasından.
Çiçek yanağından süzülen bir damla yaşı gelişi güzel silerek “Tamam” dedi çaresizce “E-evet, o resmi çizerken… Ken-kendi hayatımı resmetmek istemiştim” sesi fısıltıya yakın çıkmıştı genç kızın.
Alpay bir kaşını kaldırarak resme baktı. Sonra bakışlarını gene karısına çevirerek “Neden?” diye sordu “Nasıl resmettin hayatını bu resme? Sadece suyun içinde bir kız işte” niyetinde alaycılık yoktu genç adamın ama sesi alay eder gibi çıkmıştı.
Belki de nedeni az önce kıza sesini yükselttiğinde kızın gözünden süzülen yaş yüzündendi… Yanağında süzülen o gözyaşı kalbinin acıyla titremesine neden olmuştu. Ve onunla beraber iliklerine kadar öfke hissetmişti.
Öfkesi kıza değil kendisineydi.
Burada durmuş tam bir pislik gibi kız istemese de onu konuşmaya zorluyordu. Yaptığının yanlış olduğunu biliyordu ama kendine de engel olamıyordu.
Çiçek burnunu çekerek “Resimdeki su benim hayatım, benim neredeyse boğulmak üzere olduğumu gösteriyor” dedi alçak ses tonuyla. Gözlerini boşluğa doğru dikmişti. Evet, neredeyse boğulmak üzereydi. Hayat onu acımasız girdapların içine çekiyordu. Nefes alamıyordu.
Alpay “Peki ya elinde ki şu fenere benzer şey? O ne anlama geliyor?” diye sordu. O sırada kızın yüzünü inceliyordu. Gözlerinde bir gram ışık yoktu. Solgun teni ölüleri andırıyordu. Güzel bir yüzü vardı fakat acı çektiği her halinden, her bakışından belliydi.
“O da benim umut ışığım” dedi kız yarım ağız gülümseyerek “Elimden umut etmekten başka hiç bir şey gelmiyor ki…” sesi yoğun duygu doluydu.
Alpay acıyla yutkundu. Boğazında bir yumru oluşmuştu. Saçma sapan sıradan bir resim işte – diye tanımlayacağı bu resmin altında karşısında ki genç kadının hayatı yatıyordu. İç karartıcı, yapayalnız olduğu hayatını anlatmaya çalışıyordu çizdiği resimde. Boğazını temizleyerek diğer sayfayı çevirdi. Bu kez piyona çalan çocuk resmiydi.
“Bu resmi de anlamadım. Piyano çalmayı mı seviyorsun?”
Genç kız bir an anılara daldı. Yanaklarından yine yaşlar süzülmeye başlamıştı. İki eliyle yanaklarını sildi. Burnunu çekerek başını iki yana salladı.
“Hayır” dedi fısıldayarak, gözünden bir damla gözyaşı bir kez daha firar etmişti o sırada “Hayır, ben değil o seviyordu…”