5.bölüm

2519 Words
Satır arası yorumlarınızı bekliyorum. Ne kadar yorum o kadar bölüm erken gelir:) Nazım Hikmet'in "Sen benim sarhoşluğumsun. Ne ayıldım, ne ayılabilirim, ne ayılmak isterim" dediği yerdeyim. İyi okumalar... Seslenen çocuklarla herkes şaşkınca gelen ağlama seslerine dönerken, iki kız arabaya binmeden yakaladıkları için çocuklar çok sevdikleri ablalarının kucaklarına koşmaya başladı. "Serhad" diyen Viyan gözyaşlarını tutamayarak ağlarken, Asi ise Mustafa'ya sarılıyordu üzgünce. Çocuklar ablalarının mahalleden gideceği için hüngür hüngür ağlamaya başladıklarında, Berze xanım dahi diğer kadınların hepsi ağlamaya başlamıştı. "Tamam bak ağlama, biz hep sizi görmeye geleceğiz sizde gelin ben abime derim sizi haftada bir konağa getirir." dedi Asi hıçkırıklarının arasında çocuğun göz yaşlarını silip yanağına sulu bir öpüçük bırakırken. Mustafa ,aynı ablaları gibi hıçkırıkları arasında"Artık bizle oyna...mıyacaksınız...bizi koruyamıyacaksınız...Gitmeyin Asi abla nolur..." konuştuğunda ablasının kolundan tutup çekiştirdi. Viyan, Serhad'ın gözlerindeki yaşı elleriyle silip gözlerinden öpüp"kurbanın olayım ağlama...hem bak bizide ağlattınız. Siz bizim ağlamamıza dayanamazsınız ki?"dedi kirpiklerini kırpıştırırken. Jehat ve Miran karşılarında küçük çocuklarla konuşup ağlayan kızlarla birbirlerine baktılar anlamsızca. Bu kızları gerçekten çözemiyorlardı. Serhat, küçük ellerini Viyan'ın gözlerinden akan damlaları silerek" sen ağlama ben senin yerinede ağlarım...hem seni ben gelin alacaktım."diyerek kızların arkasında duran damatlara öfkeyle baktı. "Bunlar sizi üzerler, hade gelin bizle evlenin."dediğinde iki adam yerlerinden rahatsızca kıpırdamışlardı. Bu iki velet kendilerine lafmı çarptılar? Jehat yanındaki kardeşi Miran'a kaşını çatarak baktığında, kardeşininde kendisinden bir farkı yoktu. Kızlar gözyaşları eşliğinde çocuklara tekrar sarılıp yanaklarına sesli öpücükler kondurup kulaklarına doğru fısıldadılar. "Merak etmeyin biz onların canına okuruz! Kimse bizi üzemez! Hem siz ablalarınızı tanımıyorsunuz?"diyerek geri çekilip kendilerine gülümseyen çocuklarla ayağa kalktılar. İki küçük çoçuk ablalarının sözleriyle gülümserlerken,son defa ablalarıyla sarıldıktan sonra, kızları alan kaynanaları arabaya bindirerek konağa yol almışlardı. Arabanın içi koca bir sessizlik içinde giderken iki adamın bakışları kızlara karşı aşırı ürkütücüydü. Asi ve Viyan sadece ardında bıraktıkları ailelerine bakıyordu. İkisi göz yaşlarını akıtırken bu pek iki adamın umrunda olmamıştı. Araba sonunda Şahman konağının önünde dururken, herkes arabadan inip konağa giriş yapacakken, evin yaramaz çoçuğu Agit, elinde mendili ile davulcuyla kapıda belirmişti. "Çak keke çal!"diye sevinç içinde bağırdığında tek başına oynamaya başladı. Zaten Jehat ağa, Miranla sinirliydi birde Agit'in hareketleri canlarını sıkmıştı epey. İki kız kardeş kayınbiraderilerine gülerlerken, Agit iki yengesinin karşısında durup söze girdi. "Hoş geldiniz konağımıza Jinbıralar(yengelerim)!" İkisi birbirine baktıktan sonra karşılarında duran yakışıklı çocuğa bakışlarını çevirdiler "Hoş bulduk" diye cevap veren kızlar ile Jehat, Miranla dişlerini bir birine kenetlemiş öfkeyle soludu. Daha canı sıkılan Jehat'ın kükremesiyle, Agit yerinden sıçradı. "Ulan geveze çekil lan kapıdan!" diyerek, konaktan içeri girmişlerdi. Gelinler, gelin masasına doğru yürütülürken, adamlarda yanlarından istemeyerekten yürüyordu. Miran, Viyan ile yan yana otururken Asi Jehat ile oturmuştu. Konak ağzına kadar dolup taşarken Şahmanların kendilerine layık gördükleri kızları gelip geçen bütün kadınlar duvağı kaldırıp yüzlerine baktıktan sonra "Tüüüüttüüü maşallah!"diyip gidiyorlardı. En son gelen kadının yüzlerine tükürmesiyle Viyan sinirle duvağının altında söylenmeye başladı. "Kadın resmen yüzüme tükürdü. Bu nasıl maşallah demek?" Dediğinde yanında oturan Miran gülmemek için dudaklarını birbirine sıkı sıkı bastırdı. Genç adamın kıkırdamasını duyan Viyan sinirli bir soluk verirken"Gül sen, gül."dedi hırsla. Miran kendisine dişleri arasında tıslayan kadınla içinden" Oh olsun"diyordu. Bu kızlara bunlar az bileydi. Asi gelinliğin içinde terleyip belinin sıkışması ile yerinde huzursuzca kıpırdanıp durmasıyla Jehat, yan bir bakış attı kadına. "Rahat dur!" diye keskin tonda konuştuğunda, Asi burnunu havaya dikerek duvağın altında adamın yüzünü zar zor görerek"Tabi sen rahatsın sabahtan beri bunlarla oturan siz değilsiniz ağam(!) "dedi sinirle. Jehat kendisine sinirlenen kızla başını iki tarafa kütletip sıkıntılı bir nefes verdi. " Senin yanında durmam kadar kötü değildir emin ol! " Dişlerini sıkan Asi, kendini bir olay çıkartmamak için zor tutuyordu. Bir kaç saniye derin derin nefes alıp kendini sakinleştirmeye çalışırken bakışlarını düğün alanına çevirerek halay çekenlere baktı. Şahman kızları ve oğulları halaylarını çekerek sevinçlerini gösterirlerken Berze xanım halaydan çıkarak oğlunun başında durdu. "Oğlum hade gelinleride alın gelin halaya." Jehat annesinin söyledikleriyle kaşlarını çattı. "Daye hiç bir şey olmamış gibi, güle oynaya halay mı çekeceğiz?" Miran ağabeyin katılarak başını salladı. "Halay falan çekmem ben!" dedi hiddetle. Berze xanım iki damadın kızmasıyla son kozunu kullanmaya başladı. "Koskoca Mardin'e kendinizi rezil mi edeceksiniz? Herkes size bakıyor eğer şuan kalkıp halaya girmezseniz babanızı çağırırım!" Viyan ve Asi karşılarında duran otoriter kadına gözlerini büyüterek baktılar. İyi yerden vuruyordu veselam. Annesinin söylediğiyle ilerisinde ağaların yanında oturan babasının bakışlarının kendisine çevrilmesiyle başını sabırla salladı. " Yarabbi sabır!" diyerek babasının adının lekelenmemesi için mecburen ayaklandı. Yanında sandalyede oturan kızın kolundan tutmadan önce kardeşi Miran'a baktı. "Çekecek çilemiz varmış, kalk lan!" dedi. Miran ağabeyini ikiletmeden ayağa kalkıp yanındaki gelinin koluna girerek halayın çekildiği alana dörtlü yürümeden evvel annelerinin ikazlarıyla gelinlerin duvakları kaldırılmıştı. Onların kalktığını gören eş dost zılgıt ve alkış sesiyle gelin ve damat'ın yanına koşarlarken evin kızları ve oğulları ağabeylerin önünde durarak oynadılar. &&&&&&& Karanlığın çökmesiyle halen devam eden düğün ile sabahtan beri hiç bir şey yemeyen gelinlerinin bitap düşen hallerine bakan Berze xanım, yanında oturan büyük kızı Zilan'a gelinleri bir odaya götürüp yemek yemelerini söyledi. İki gelin sabahtan beri karınlarının guruldaması ve çalan davul zurnayla başlarının ağrıyıp sızlanması ile kaynanalarına minnet duymuş şimdi geldikleri boş odada iki gelin yemeklerini yiyiyorlardı. "Valla bizim kaynanalar çok iyi Asi ya?"diyen Viyan, tepsideki ayranı dudaklarına götürüp pilavını yiyen kardeşine baktı. Asi yemeğini yerken"Kaynanalardan kafamız rahat edecek lakin erkeklerle işimiz çok."dedi. Asi son kaşığıda alıp ağzına attıktan sonra elini karnına götürdü. "Bir an hiç yemek vermiyecekler sandım."dediğinde Viyan kıkırdadı. "Al bendende o kadar. Hele benim gibi günde 5 öğün yiyen birine bugün tek öğünle ölmediysem bir daha ölmem." İki kız kardeş aralarında sohbet edip gülüşürlerken onları dikizleyen İki delikanlı adam, kapı aralığında gizlice izledikleri gönül yaralarıyla gözleri doldu. "Cihangir ben öldüm... bugün öldüm."diyen Boran yanındaki dostuna baktı. "Boran ben dayanamıyorum onları böyle görürken. Ulan ben bu konağı başlarına yıkarım! Kimse benim Asi kızıma dokunamaz!"diye sertçe konuşup daha fazla uzaktan izleyemeyip kapıyı hiddetle iterek içeri girdi. Peşinden kendisi gibi deli divane Boranda takip etti dostunu. İçeriye aniden giren adamlar ile ağızları açık kalırken, yerlerinde sinirle ikiside kalktı. Kaşlarını çatarak ilk konuşan ise Asi oldu. "Ne işiniz var burda?"dediğinde, Cihangir genç kızın gelinlikler içindeki haline dişlerini sıkarak baktı. "Viyan! Ulan o kadar peşinizden deli divane olduk ulan! Bir kere yüzümüze bile bakmadınız? Yüzlerini bile yeni gördüğünüz adamlarla ne diye evlendiniz lan!"Diyen Boran içindeki yangını püskürdüğünde Viyan aynı şekilde karşılık verdi adama. "Bana lanlı lunlu konuşma Boran! Hem ne utanmaz insanlarsınız? Ne diye geldiniz buraya?" Boran sevdiği kızın yüzüne bakarak ciddi bir sesle"Seni kaçırmaya geldim!" dedi. Boranın söyledikleriyle iki kızın gözleri fal taşı gibi açıldı. "Asi'm...beni neden sevmedin? Neden istemedin? Bizim ne farkımız vardı onlardan?"diyen Cihangirle yutkundu Asi. Genç kadın dudaklarını yalayarak"Bir nedeni yok! Şimdi başınız belaya girmeden çekip gidin burdan!"diye sertçe konuştuğunda kendisine kaşları çatılmış elleri yumruk olan adamın yüzünde gözlerini kaçırıp yere baktı. Sevdiği kızın sözleri yüreğine dokunurken" Nedeni yok mu? Ben nedenini diyeyim Asi sana! Biz AĞA oğlu değiliz marabanın oğluyuz diye istemediniz bizi dimi?"dedi sertçe. Cihangirin ağır ithamı ile gözleri açılan Asi, "Saçmalama! Biz öyle kızlar mıyız? Kaderimizde bu varmışta yaşadık! Şimdi gidin kimse sizi görüpte yanlış anlamasın!"dedi sona doğru yumuşayan sesi ile. Viyan oldukları durumdan rahatsızlanarak kendisine delice bakan adama"Boran sen keçilerini mi kaçırdın? Koskoca ağanın konağında elini sallaya salaya girip bizi kaçıracağınızı mı söylüyorsunuz? Siz çıldırmışsınız! Şimdi basın gidin adımızıda çıkarmayın!"diyerek kapıyı işaret etti. Kapının önünde onları izleyen iki erkek kardeş dişlerini sıkmış, ellerini yumruk yapmışlardı. Elini kolunu sallaya sallaya gelmiş kızları kaçıracaklarınımı söyliyorlardı? Her ne kadar bu fikir kendilerine cazip gelmiş olsada bu saatten sonra namusları sayılan bu kızlarla sinirlenmişlerdi. Jehat bir süre ses etmeden kızların hareketlerini izlemiş nasıl kızlar olduğunu anlamaya çalışıyor ve kafasına dank edilenle başını yan çevirip kendisine aynı şekilde bakan Miranla bir süre bakışmışlardı. Gerçektende bu kızlar herkesin anlattığı kadar edepli kızlar olduklarını anlamışlardı. "Yürü gidiyoruz!" diyerek kızların kollarından tutup çekiştiren delikanlılarla, kızlar kollarını zar zor kurtarıp konuştular. "Sakın dokunmayın bize!" diyen Viyan ile Asi devam etti. "Biz evliyiz! Bu saatten sonra siz bize haramsınız! Gidin!"dediğinde, içeriye bir hışımla giren damatlarla yanaklarının içini korkuyla ısırdılar. "Ulan siz kimin evinden kimi kaçırıyorsunuz!"diyerek abi-kardeş iki adama yumruk atıp vurmaya başladılar. Her yumrukta dahada öfkelenerek, kafa göz dalan damatlar ile iki gelin elini dudaklarına götürüp çığlık attılar. Karşılarında dört adamın kavgalarına daha fazla karışmadan beklemeyerek aynı anda adamların koluna yapıştılar. "Lütfen bırakın! " "Öldürdünüz yeter!" Kızları duymayan damatlar dahada öfkelenip suratlarına ard arda yumruk geçirmeleriyle sonunda kızların kollarından hızla çekip kendilerine dondürmeleriyle hızlı nefes alışlarıyla kızlara baktılar. Cihangir ve Boran yerden kalkıp öfkeyle iki adama bakarak "bu burda bitmedi!" diyerek odadan kimse görmeden gitmelerinin ardından sinir küpüne dönen iki adam kudurmuş gibi kızlara yüklenmeye başladılar. "Birde demezler mi edepli kızlarmış?"diyen Miranla, Jehat başını sallarken kesik kesik konuştu. "Ulan.. utanmadan birde aşığınızı mı çağırdınız buraya? " Kükrediğinde iki kız ağızlarını açarak iki adama öfkeyle soludu. Viyan sinirle"Bana bak biz senin o takılıp eğlendiğiniz kızlar değiliz!"dediğinde, Asi haklarında kötü konuşan Jehat'ın göğsüne işaret parmağını bastırırak sertçe uyardı. "Haddini bil! Kimse bizim namusumuza tek kelime edemez!" Adamlar öfkeyle kızlara bakıp sertçe tekrar konuşmaya başlayacakken odaya girip aşağıya inmelerini söyleyen analarıylı olanların hesabını tek tek soracaklarını akıllarına kazımışlardı. &&&&& Düğünün sonunda bütün herkes dağılırken, kızlar odalarına çıkarılmıştı. Asi beyaz gelinlikler içinde yatağın üzerinde otururken odasına göz gezdiriyordu. Kendi Evlerinden daha büyüktü. Geniş; lacivert ve siyah ile her yeri döşenmiş, yeni eşyalar alınmış ve her şey yerli yerinde düzenlenmişti. Lakin kendi evleri gibi olmayacaktı ne kadar küçükte olsa orda mutluydular iki kız kardeş. Şuan her ne kadar zengin evinde olsalarda kendi evlerindeki huzur yoktu. Küçük bir odada iki kardeş beraber uyurlarken daha mutluydular. Şuan ikisi korkuyla odalarında damatları beklerlerken, birazdan olacakları düşündükçe ikisi deli gibi korkuyordu. Konu Miran ve Jehat Şahman olunca korkmamak elde değildi ki. Zoraki olarak evlendikleri içinde canlarını yakmaya yemin etmişlerdi. Halbuki kendileri gibi suçsuz ve günahsızdı iki kız. Babalarının başlık parasıyla satılan iki kız kardeşti onlar! İki ayrı odalarda kızların nefes alış verişleri dışında sessizlik hakimdi. Geçen 20 dakikanın sonunda iki kapıda hiddetle aralanmış iki ağada odalarına annelerinin zoruyla girmişti. Kapının kapanma sesiyle Viyan yerinden sıçramıştı. Evet bu adamdan korkmuyordu ama bu gece ilk olduğu için korkuyordu. Miran gelişi güzel süzdü beyazlar içinde ayakta duran genç kızı. Göz uçuyla bakmaya devam ederken içindeki acıyı bastırmak için acımasızca konuşmaya başladı. "Beğendin mi cehnnemini Viyan xanım! Beğenmişsindir, beğenmez olur musun?" Dediğinde, genç kız öfkeyle baktı karşısında duran adamın gözlerine. Ama susmayacaktı! Adama boyun eğmeyecekti! "Beğenseydim şu an kollarında olurdum Miran ağa!" dedi alayla. Miran kendisiyle cesurca konuşan kadına yaklaştı. "Birazdan olacak zaten Viyan xanım! Evlendik ya, bu gecenin olması şart!" Yavaşça elini kızın beline atıp fermuarını aşağıya istemeyerekte olsa indirdi. Bu gece bu odada o kanlı çarşaf çıkmak zorundaydı. Ama gönlü bunun olmasını istemiyordu. Şimdi dibinde duran kıza dokunmak istemiyordu. Fakat şu saatten sonra hayır desede bir şey değişmeyecekti. Önceden de olduğu gibi. Gelinliği çıkartmasıyla genç kızın boynuna yapışması bir olmuştu. Diğer odadaysa Asi gelinde kız kardeşiyle aynı durumdaydı. İkiside bu gecenin olacağını adı gibi bilerek evlenmişlerdi. Bu günden Sonra onlar kocalarıydı. Karşı çıkmak ne hadlerine? Üstelik ağa konağındaydılar. Bu gece kapıda bekleyen kadınlara o çarşaf verilmeliydi. Yoksa tüm Mardin'e rezil olurlardı. Namuslarına laf gelinmesini asla kaldıramazlardı. Görünüşe göre iki damat bu konuda rahatlardı. İki kızda namusları için şuana kadar yaşadılar ve öylede devam edeceklerdi. Jehat genç kızın kolundan tutup yüzüne bakarken, gözlerini Asi gelinin gözlerine kenetlemişti. İstanbul'da sevgilisi varken bu adam burda ne yapıyordu? En önemlisi nasıl dokunacaktı? Ama bu gecenin olması şarttı. Bunuda biliyordu. "Sana dediğim şeyi hatırlıyorsun Asi?" Diye sorduğunda titreyen gözleriyle baktı karşısında tüm heybetiyle duran adama. Daha doğrusu kocasına. "Bu gecede sana karşı çıkabilecek miyim demiştin! " Diyerek sakince karşılık verdi. "Ne oldu o asi kadına? Hırçın kız? Bana diklenen kadın nerde?" diye üstüne giderek bağırmasıyla gözlerini sıkıca kapatan kız, dudaklarını birbirine bastırdı. 'Korkma Asi, korkma yenilme bu adama canını yakmak için elinden gelen her şeyi yapacak! 'Diye geçirdi içinden adam. Güçlü olması lazımdı tıpkı bundan bir kaç gün öncesi gibi yine dik başlı yine asi ve hırcın olmalıydı ki burnundan getirebilsin. Lakin şimdi bu adama karşı gelirse biliyordu ki canını yakacaktı. O yüzden en azından bu gece daha fazla konuşmadı. Bir an önce bitsin şu lanet olası gece diyere kendini adamın kollarına bıraktı. Jehat Şahmanın karısı olmuştu artık. Bu adama ait, bu adamın olacaktı bu gece. Tıpkı her zaman olduğu gibi bu gecede bitecekti lakin acı bir gerçekle! &&&&&&&&&& Sabah uyanan genç kızlar dün gece yaşadıkları lanet geceyi atlatmak için ilk iş banyoya koşmuşlardı. Her genç kızın hayal ettiği bir evlilik olmadığı gibi, ilk geceleride istedikleri gibi iyi geçmemişti. Şimdi biri kalkıp ilk geceniz nasıldı dese ikiside cevap vermeyecekti! Erkeklerinde uyanıp hazırlanmasıyla odalarından çıkmışlardı. İkisi ilk gün olduğu için tepeden tırnağa beyaz giyinmişlerdi. Viyan, Miran'ın yanında dururken, Asi Jehat'ın yanında duruyordu. Tek kelime etmeden aşağı inerlerken herkes çoktan uyanmış avluda sofra başına geçmişlerdi. Agit yengelerini gördüğünde ayaklanıp cebindeki hazırda duran mendili çıkarıp zılgıt çekmeye başladığında, Fırat'ın ensesine çakması bir olmuştu. "Ah! ağabey ne yapıyon çürüttün ensemi! "Diye söylenirken Hevidar xanım Ve Berze xanım, inen dörtlüye endişeyle bakıyordu. Kızlarında yüzündende anlaşıldığı gibi çocukları iyi davranmamıştı. "Roj baş gelinler. "Diye başlayan Berze xanımla beraber ikiside başını kaldırıp kaynanalarına bakmışlardı. "Rojbaş." diyerek yerlerini alarak herkesin çayını doldurulup önüne konulurken, Agit yine şen şakrak sesiyle sesiz ortamı şenlendirmeye karar vermişti. "Allah'ıma Şahmanlara yakışan en güzel gelinler!" Küçük kardeşinin sesiyle, iki adamda tek kaşlarını kaldırıp Agit'e baktılar. "İstersen sus ha yine başlama!" "Her sabah seni çekmek zorundamıyız! " Abilerinin sözleriyle Agit kırılmış, tabağına dönmüştü. Amacı kötü değildi ki yüzlerindeki tebessüm olmak istemişti. Ama yinede yaranamamıştı abilerine. İki yaşlı kadında oğullarının sinirli hallerine bir anlam vermemişlerdi. Tamam istemeyerek evlenmiş olabilirlerdi ancak babalarının karşısında böyle yapmaları hiç hoş değildi. Üstelik suratlarında ki ifadeden zaten hee şey anlaşılıyordu. Kahvaltı sessizce edildikten sonra iki adamda ayaklanmış, işe gitmek için merdivenlere yönelirken kızlar yemeklerini yiyorlardı. Aslında 3 gün evden çıkmamaları gerekirdi adet gereği ama bu konuda kesin kes annelerini reddetmişlerdi. Şuana kadar her şeylerine yeterince karışmışlardı. İstedikleri olmuştu artık karışmaya hakları yoktu. "De hayde gelinler kocalarınızı geçirin?" diyen Berze xanımın sesi ile iki kızda başlarını kaldırıp kayınvalidelerine baktılar. "Hadi."diye ekleyen Hevidar xanımla ikisi mecburen yerinden ayaklanmış, kocalarının peşi sıra aşağı inmişlerdi. Kızların arkalarından gelmeleriyle"Gerek yok! " Diye soylenen Jehat öfkeyle soludu. Asi, genç adamın sert tonuyla"Seni geçirmeye meraklı değilim Jehat ağa, Anan istedi diye indim! " Dediğinde geç adam dişlerini sıkıp yüzüne doğru tısladı. "Bana sesini yükseltme bu bir! İkincisi bundan sonra atacağın adımlara dikkat et maraba kızı! Bu konak sizin kırık dökük evinize benzemez! " acımasızca sözlerini sıralayan adam ile sinirden gülmeye başlayan Asi tırnaklarını avuçlarına batırdı. "Marabayım ama senin karınım değil mi? Marabayım ama senin kadar karaktersiz değilim! Sende benimle konuşurken dikkat et! Ben senin o İstanbul'daki aşıklarına bezemem! " Diyerek bir iki adım geriledi. Diğer taraftada Viyan, Miran'ı uğurlamaya çalışıyordu lakin Miran'ında abisinden bir farkı yoktu. Aynı öfke aynı sinir. "İstemiyorum beni geçirmeni, bir daha anam dese dahi inme aşağıya!" Demesiyle Viyan devam etti. "Siz varya kendinizi iyice yükseltmişsiniz ha! Bana bak Miran ağa! Keyfimle sana gelmiyorum buda bir adettir anan yap dedi yaptım!" Dediğinde Miran aralarındaki mesafeyi kapatıp genç kızın gözlerine baktı. "Ulan Viyan! Çok konuşuyorsun dilsiz kalırsan sebebi bu laf sokuşlarındır bilesin! " Dudaklarını dişlerinin arasına alıp ezen Viyan, kocasına bakmayı sürdürdü keskin bakışlarıyla. "Sana laf sokabiliyorsam, dün yaptıklarının acısınıda çıkarırım bunu unutma! Ha ikinizde fazla kendinizi beğenmişsiniz ama çok yüksek uçarsanız sert çakılırsınız!" dedi ve biraz daha yaklaştı Miran'a. Ayak uçlarını kaldırıp kulağına doğru acımasızca devam etti sözlerine. "Ben senin ölen sevdiğine benzemem! Senin gibi bir adam için ölünmeye bile değmez! " İkisi tek tek sözlerini söylerken onları izleyen kayınvalidelerinden habersizdiler. Bölüm sonu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD