Vicdanın Sesi

1324 Words
İklim'in Anlatımından Devam Bandajımı yeniledikten sonra dışarı çıktım. Nihayet herkes uyumuştu, akşamı nasıl ettiğimi bilmiyordum heyecandan. Ama yarın sabah o yüzbaşıya gösterecektim. Ben bu omuzla bile harika bir şekilde bu eğitim parkurunu geçecektim ki kiminle uğraştığını görsün o. Eğitim alanının başına geçtim. Derin bir nefes alıp koşmaya başladım. Sonra tekerleklerin üzerinden birer birer geçtim ve en son engellerin üzerinden zıplayıp çamurlu zemine geldim. Eğilip sağ kolumdan destek alıp sol elimi belime götürdüm. Sadece sağ kolum ve bacaklarımdan destek alarak ilerlediğimde gerçekten de işe yarıyordu. Belki biraz daha yavaştım ama bunu bir kaç kez daha tekrar edersem eğer hızlanabilirdim. "Yüzünü şimdiden hayal edebiliyorum." dedim keyifle. "Mosmor olursun umarım." Tamam hani bir kaç şeyi benim için yapmış da olsa... Olsun istemiyorum. Temizlik yapmak istemiyorum, patates soymak istemiyorum. Kendimi ispatlamak istiyordum. Omzuma rağmen bunu ispatlamak istiyordum. "Şahikalar üstünde meydan okur bu erler. Yaklaşacak düşmana mezar olur bu yerler Bağlayamaz bu kuvvet bu kasırga milleti Tarihlere sorunki bize ölmez Türk derler." Kendi kendime bildiğim marşlardan mırıldanırken ayağa kalkıp bir kez daha eğildim. Sürünerek dikenli tellerin altından defalarca kez geçmişken ter içinde kalmıştım. Dikenli tellerin altında tam ortadayken nefeslendim. " Türküz Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi..." derin bir nefes alıp devam ettim. "Türke durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri." Gülümsedim. Tüm bunlar keyfimi yerine getirirken ayağa kalkıp barfiks demirine yaklaştım. Ellerimi belime yerleştirip başımı kaldırıp baktım. "Tek elimle en az elli tane çekerim." Çekerim ya, çekerim. Yıllarca her gece çalıştım. Uyumadım doğru dürüst. İyi bir asker değil en iyi asker olmak istedim. Umarım en iyi askerlerden biri olabilirdim. Barfiks demirine asıldım tek elimle. Diğer elimi arkamda tutup barfiks çekmeye başladım. "Bir.. İki.. Üç..." birer birer çekerken düşündüğümden zor oldu. Sağlam vücutla rahatlıkla çekebiliyordum ama yine de omzum acımaya başladı. "Yirmi iki." deyip nefeslendim. "Bu kadar mı?" Aral komutanın sesiyle panikleyip ona dönerken kendimi yere bıraktım. Elleri arkasında bu tarafa doğru geldi. "Komutanım?" "Neden durdun? Yoksa sadece yirmi iki tane mi çekebiliyorsun?" Gecenin bu saatinde niye uyanık bu adam? Dün gece de uyumadı zaten. "Yok komutanım. Ben iki yüz tane çekebiliyorum da sizi görünce durdum." dedim yalandan. "Çek." dedi. Kaşlarımı çattım. "Anlamadım komutanım." "İki yüz tane çek, seni time alayım." "Gerçekten mi komutanım?" dedim heyecanla. Başını salladı. "Yalan söyleyecek halim yok. Çek iki yüz tane, timdesin." Başımı salladım. "Hemen komutanım." dedim. Omzumu incitmemek için yine sağ elimle asıldım demire. Heyecanla hızlı hızlı çekmeye başladım. Bu umutla öyle hızlı çekmiştim ki yorulduğumda yetmişlerin ortasındaydım. Ve daha yüz otuz küsür vardı. "Yetmiş yedi." deyip nefeslendim. "Ne oldu? Su gibi oldun." dedi. Aşağıda havalar güzel tabi. Geç dalganı. "İnanın, sabaha kadar çekebilirim komutanım." dedim hırsla. "İki yüzü görürsen çekersin tabi." Göreceğim. İnat ettim bir kere. İki yüz tane çekmeden bu demiri bırakmayacağım. Elimi kesmeden beni buradan indiremezlerdi. "Çekeceğim." dedim. Aldığım gazla çekmeye devam ettim. Dakikalar geçti. Kolum ağrımaya başladı, solu da katmak istedim ama sol koluma bir şey olursa yarın yine patates soyardım. Bu yüzden devam ettim. "Yüz elli bir." dedi benden önce. "Pes et. Kötü görünüyorsun." "Çok iyiyim komutanım." dedim nefes nefese. Devam ettim. Yıldırmaya çalışıyordu ama yılmayacaktım. Bir kaç adım atıp etrafımda dönerken iyiden iyiye yol kat etmiştim. "Yüz doksan iki." dedim neşeyle. Son sekiz. Sonra Turan timine girecektim. "Baya iyi gidiyorsun." dediğinde çok pis gaza geldim. "Sağ olun komutanım." bıraktığım gibi yatağa girip uyuyacaktım. Vücudum hamlamıştı ve art arda iki yüz barfiks beni mahvedecekti. "Yüz doksan altı..." deyip bir kez daha nefeslendim. "Yüz doksan yedi." dedim bir kez daha kendimi yukarı ittirip. Biraz da orada dinlenip aşağı salındıktan sonra tekrar yükseldim. "Yüz doksan sekiz." Gülümsedim. Sözünde durursa eğer beni time almak zorundaydı. Alacağım demişti. Alması lazımdı. "Yüz doksan dokuz." deyip keyiflendim. Kendimi aşağı bırakırken kendimi son kez yukarı ittirmek için derin bir nefes aldım. Aral komutan bacaklarımdan kavrayıp beni aşağı doğru ittirdiğinde afalladım. Kendisine doğru çevirip dikkatle kucağına alırken kaşlarımı çattım. "Hile yaptınız!" dedim bağırıp. "Kes sesini." deyip beni yere bıraktı. "Ne diye yapıyorsunuz bunu ya? Son bir tane kalmıştı." "Ben sana iki yüz tane yap dedim. Benim gibi bir engeli hesaba katamadın. Düşünmeliydin." "Sizin bunu yapacağınızı nereden bilebilirdim ki!" "Ben de sana bil diyorum. Bu da sana bir ders olsun İklim. Bir şey için çabalarken kimse sana destek olmayacak. Aksine, herkes düşmeni bekleyecek. Sana köstek olacaklar. Bu yüzden arkanı kolla İklim. Bu gece sana bunu öğrettim." Bıkkınlıkla nefesimi bıraktım. "Almayacak mısınız beni timinize?" "Almayacağım." dedi. Kollarını birleştirirken sayemde onun da üstü çamur olmuştu. "Yüz doksan dokuz tanesi time girmeme yetmiyor yani." boşuna çektirmişti. Bir şeyler yapacağını tahmin etmem gerekirdi. Bir daha bu adama güvenir miyim ben ya? Asla. "Yetmiyor. Gidip dinlen. Sabah canına okurum." "Hep okuyorsunuz zaten. Benimle şahsi meseleniz mi var?" "Olmaz mı?" deyip yaklaştı. "Hayatımda senin kadar sinir bozucu birini görmedim." Başını eğip yüzüme yaklaştığında bozuldum ama belli etmedim. "Hakkımı arıyorum." "Ben hakkını veririm. Önce hak et." Yumruklarımı sıktım. "Daha ne yapmam gerekiyor ki? Sizin gözünüze girmek için ne yapmam gerekiyor?" "Benim gözüme girmek için mi?" dedi. Biraz daha yaklaşıp eğildi. "Yaptığın her şey gözüme batıyor İklim. Time girebilmek için yaptığın her şey aşırıya kaçıyor gözümde. Sana hiç güvenmiyorum." Başımı eğdim. "Sadece time girmek istiyorum." Ali abim istedi diye değil, babamın katilini bulabilmek için. "Vicdanımı rahatlatmak istiyorum." Babam öldü, annem öldü ve ben mezarlarına bile gidemiyorum. Rahat değilim, huzursuzum. Ailemi yıkan kişiyle yüzleşmek istiyorum. Bunun için bu time girmem gerekiyorsa girerdim. "Neden? Vicdanın niye rahat değil?" "Söylemek zorunda mıyım?" dedim başımı kaldırmadan. "Sana güvenmemi istiyorsan söylemelisin." Derin bir nefes alıp başımı kaldırdım. Yine haddinden fazla yakındık. "Çünkü komutanım." deyip biraz geri çekildim. "Ailemi kaybettim." kaşları çatıldı, yüzü gerildi. "Onları kaybederken ben ikisini kurtaramadım. Beni bırakıp gittiler diye ben asker oldum. Şimdi tek istediğim iyi bir asker olmak. Hatta..." dedim. Boğazım acıdı. "En iyi asker olmak istiyorum." Bakışlarını kaçırdı. "Başın sağ olsun." gözleri tekrar gözlerimi buldu. "Terör saldırısı mıydı?" Başımı olumsuzca salladım. "Hayır. O kadarını anlatmak istemiyorum. İzin verirseniz tabi." "Anladım. Daha fazla soru yok." dedi. Başımı sallayıp ayak uçlarıma bakarken gözlerim doldu. Ailem beni bırakıp gitti ve yalnız kaldım. Bir kez daha bunu hissederken ne için burada olduğumu hatırlayıp daha sıkı tutundum hedefime. Bu time ne olursa olsun girecektim. "İklim?" başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Ben kardeşimi görevine başladıktan sonra üçüncü gün kaybettim. Üçüncü gün kardeşim benim kollarımda şehit oldu." dediğinde dolan gözlerimdeki yaşları serbest bıraktım. "Özür dilerim komutanım. Hatırlatmak istemedim." "Ben de sana." dedi. Eğildi. "Seni anlayabiliyorum. Her şeyini kaybetmek ne demek çok iyi biliyorum." "Aileniz..." diye mırıldandım. Geri çekildi. "Babam askerdi. Şehit oldu bir kaç sene önce. Annem de acısına dayanamadı." dedi. Farklı zamanlarda neredeyse aynı kaderi yaşıyor oluşumuz beni şok etmişti. "Annem de vefat etti. Sonra da kardeşim işte. Bir yıl oldu ama acısı hâlâ taze." Bana karşı bir anda bu kadar dürüst olması da tuhaftı ama belki de beni rahatlatmak için konuşuyordu. "Sonra ne oldu biliyor musun?" Başımı olumsuzca salladım. Nereden bilebilirim zaten? "Gözüm hiçbir şey görmedi. Kardeşimden sonra vicdanımın sesini susturabilmek için dağlara kaçtım. Günlerce... Önüme geleni indirdim. Karşıma çıkanı geberttim. Hiçbir şey değişmedi. Kardeşimi kaybettim, ona bunu yapanları cezalandırdım ama hiçbir şey değişmedi. Vicdanımın sesini hiçbir zaman susturamadım. Onun yanında olsaydım böyle olur muydu diye düşünüp durdum. Hâlâ düşünüyorum." nefesini bıraktı. "Olmuyor İklim. Sen ne yaparsan yap, olmuyor. Vicdanının sesini asla susturamıyorsun." "Ama..." dedim. Babam hakkında bir şey diyemeyeceğim için sustum. Ona hain denildi diye öldü diyemedim. Babamın hesabını sormadan içim rahat etmez diyemedim. "İyi geceler komutanım." dedim. Yanından geçecekken kolumu tutup kendisine çekti. Bedenim bedenine çarptığında kollarını sıkıca doladı. Başımı göğsüne yasladım. Ellerim yanlarda salık bir şekilde dururken gözlerimi kapattım. "İçin rahatlasın istiyorsan ağla. Çünkü öfkeyle kalkan zararla oturur. Mutlaka zarar görürsün İklim. Bu kadar hırs fazla." Başımı salladım. "Emredersiniz komutanım." diye mırıldandım. "Emir değil aptal. Dertleştik var say." Kısa bir an gülümseyip başımı kaldırıp yüzüne baktım. Kollarının arasında olmak tuhaftı. "Beni time alacak mısınız komutanım?" Gülümseyip kollarını çözdü. "Git uyu İklim. Bir daha bana tim deme." Güldüm. "Emredersiniz komutanım." deyip elimin tersiyle yanaklarımı silip adımladım. Biraz ağlamak ve Aral komutanımla dertleşmek iyi gelmişti. Sanırım uzun zaman sonra ilk defa ağlamış, birine az da olsa içimi dökmüştüm. İyi gelmişti... Bu gece ağrılarım olsa da rahat uyuyacaktım. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD