Asi Teğmen

2113 Words
İklim'in Anlatımından Devam Gürültüyle gözlerimi aralar aralamaz ayağa fırladım. "Emredin komutanım!" diye bağırdım aniden. Aral komutanım dolaba yaslanmış bana bakıyordu. Dolaba vurduğunda uyanmak zorunda kalmıştım. Ne ara uyumuştum ki? Hayır sabah olduğunu da hatırlıyorum. Uyumuşsam da en kötü yarım saat uyumuştum... "Toparlan. Eğitim yapılacak." "Emredersiniz komutanım." deyip yerdeki ceketi alıp kapıya yöneldim. "O benim." dediğinde durup aceleyle aldığım cekete baktım. Aral yüzbaşının mı? "Pardon komutanım. Benim sandım." deyip ceketini ona uzattım. Almadı. "Askıya as." dediğinde nefesimi bırakıp ceketini askıya astım. Selam verip çıktım odadan. "İnsan böyle uyandırılır mı ya? Tüm gece zaten beni ayakta tuttu." Ofladım. "Günlerdir doğru düzgün uyuyamadım bile. Delirtti bu yüzbaşı beni." Elimi yüzümü yıkayıp doğrudan eğitim alanına geçtim. Simay komutanımın yanına geçip bekledim. "Gece geri dönmedin." "Yüzbaşı iş verdi. Onu hallettim." "Sabaha kadar mı?" Başımı salladım. "Beğenmedi ki. Ben yaptım o beğenmedi. Tekrar yaptırdı." eni sonu deli olacaktım da neyse ki bitirip az da olsa uyumuştum. Omzumu ovaladım. Yine eğitim vardı. Bu gidişle her gün omzum kanayacaktı. İyileşemeyecektim. Ya da sağ kolum vardı sonuçta. Sağ kolumdan destek alarak sürünebilirdim. Başımı salladım. Yap bunu İklim. Bir an önce iyileş. Yüzbaşım geldiğinde herkes hazır ola geçti. Ben de bugün heyecanla bekledim onu. Gösterecektim ona ne kadar hırslı ve güçlü olduğumu. Sol omzum yaralı olabilir ama sağım sağlamdı. Gösterecektim ona. "Rahat." dedi. Herkes rahata geçtiğinde bu tarafa doğru adımladı. İşte yine geliyordu benim deccal. Bakalım yine ne yapacaktı bana? Tam yanımda durduğunda göz ucuyla ona baktım. O da doğrudan bana bakarken başını eğdi. "Asker?" Ona döndüm. "Emredin komutanım?" "Bugün patates günü." kaşlarımı çattım merakla. "Bir saate kahvaltı hazır olmalı. Gidip patates soyanlara yardım et." "Anlamadım komutanım?" "Git patatesleri soy diyorum. Hızlı ol." "Ama komutanım, benim de eğitime katılmam gerekmiyor mu?" "Bu kolla mı?" "Ben iyiyim. Omzuma dikkat ederek tüm bu parkuru geçebilirim." "İtiraz duymak istemiyorum İklim. Mutfağa geç." "Ama komutanım..." Elini kaldırıp beni susturdu. "Dediğimi duydun. Mutfağa gidiyorsun." deyip yanımdan uzaklaşırken yumruklarımı sıktım. Ben buraya temizlik yapıp, patates soymaya gelmedim! "Buradaki kimse seni beklemeyecek teğmenim! Git artık!" diye bağırdığında derin bir nefes alıp arkamı dönüp uzaklaştım. "Sesin götüne girsin senin! Konuşamazsın bir daha umarım! Kasıntı domuz! O patatesler var ya bir yerlerine girsin senin de çıkamasın!" "Bir şey mi diyorsun?" dediğinde beni takip ettiğinin farkında bile değildim. Eee anasını satayım ama adama sövemiyorum bile! Hızlıca arkamı döndüm. Bana doğru yaklaşırken boğazımı temizledim. "Bu yaptığınız haksızlık. Ben bunun için asker olmadım." "Sen ben ne dersem onu yapmak için asker oldun. Ben de sana mutfağa git diyorum." Tamam komutan ne derse o olur da ama bu kadarı da fazla. Patates soymak nedir ya! "Kolum için bunu diyorsanız eğer gerçekten iyiyim ve size bunu ispatlayabilirim." Başını salladı. "Güzel. O halde kahvaltıya askerler için patates kızartmalarını yetiştirebilirsin. İşinin başına." deyip arkasını döndü. Şeytan diyor al şuradan taşı, parçala o angut kafasını! "Uzun deli!" deyip mutfağa doğru adımladım. Her adımımda değerli yüzbaşıma saydırmayı da unutmadım. Mutfağa geçtiğimde askerlerden biri bana döndü. "Buyrun komutanım." dediğinde sıkıntıyla nefesimi bıraktım. "Ben... Patates soyacaktım." dedim sessizce. "Patates mi?" dedi şaşırıp. "Siz mi?" Başımı salladım. "Nerede yapabilirim?" dediğimde patatesleri gösterdi. "Buraya gelin, yardım edin." dediğinde çuvalın önüne oturdum. Bir de soyacak alınca bulunduğum durum yüzünden gözlerim doldu. Ben buraya babamı öldüren adamı bulmak için gelmiştim. Turan timine girebilmek için geldim ama yok. Dün gece temizlik yapıp dosya ayırdım. Şimdi de patates mi soyacaktım? Yanaklarıma yaşlar süzüldüğünde elimdeki soyacağı bırakıp ayağa kalktım. "Gidiyorum ben. Siz devam edin." deyip aceleyle çıktım mutfaktan. İnanamıyorum, gerçekten inanamıyorum! Patatesmiş! Ben sanki patates soymaya geldim. Elimin tersiyle gözyaşlarımı silip durdum. "Off! Şimdi buna da kızar bu adam." deyip paşa paşa geri döndüm. Askerler şaşırırken yerime oturup hırsla soydum patatesleri. Ama ben iyi bir asker olacağım ve sana göstereceğim yüzbaşı. Göreceksin sen. Beni aşağılayıp durduğun için pişman olacaksın. Bir saat boyunca patateslerle ilgilendim. Soydum doğradım. Bir yandan da diğer askerler kızartmayı yaptı. İşim bittiğinde elimi yıkayıp mutfaktan çıktım. Eğitim bitmişti, herkes yemekhaneye geçerken ben koğuşa geçtim. Sinirlerim bozuk olduğu için Gamze üsteğmenin yatağına oturup ağladım. "Time girerim diye uğraşıyorum, Kartal timine bile alınmadım ben." başımı eğdim. "Aman İklim. Daha dört gün oldu. İlla ki kendini ispatlayacağın günler olacak." Hızlıca başımı sallayıp yanaklarımı silip ayağa kalktım. "Uyuz herif." deyip koğuştan çıkıp yemekhaneye geçtim. Sıraya girip tabildota kahvaltılık koyduktan sonra yemekhaneyi taradım. Aral komutan timiyle beraber sadece çay içerken masalarına yaklaşıp tabildotu Aral komutanımın önüne bıraktım. "Buyurun komutanım." "Ne bu?" dedi. "Ben kahvaltı etmem." "Etmez misiniz? Ben seversiniz diye düşündüm. Köleniz olduğum için getirmek istedim. Hatta isterseniz siz ağzınızı açın ben yedireyim." Mehmet küçük bir kahkaha attı. "Kavga edecekler." deyip çayından bir yudum aldığında Aral komutan ayağa kalktı. "Senin canın ceza almak istiyor herhalde." "Tabiki komutanım. Lütfen bana ceza verin. Şimdi ne yapayım? Sağ cephedeki çuvalları sol cephedeki çuvallarla değiştireyim mi? Maksat bana zorluk çıkarmak olsun." "Gel ben sana zorluk çıkarayım." deyip kolumu tutup yemekhaneden çıkardı. Mehmet inatlaşma, zıtlaşma diyordu ama dayanamıyordum. Dört gündür bana yaptıklarını burada kimseye yapmamıştı. "Derdini tek seferde söyle." deyip durdu. "Anlat." deyip kolumu bıraktı. "Bana haksızlık ediyorsunuz. İki gün soğukta bekledim. Aç ve susuz. Gelip içeri gir bile demediniz ama bana sonra diyorsunuz ki ben askerlerimi ayırmam. Sana siper oldum diyorsunuz. Ama vurulan benim. Vurulmama rağmen canımı yakan da sizsiniz. Omzuma bastınız, yetmedi dövüşürken haksız yere dayak yedim ama hakkımı da savunmadınız. Gece boştan yere çağırıp dosya düzenletiyorsunuz dalga geçer gibi. Yok yıllarına göre, yok alfabetik sıraya göre sonra tekrar yıllara göre... Oyun mu oynuyorsunuz siz benimle?" dediğimde kaşlarını çattı. "Şimdi de bir teğmene alay ettirir gibi patates soyduruyorsunuz. Doğru mu bütün bunlar?" Gözlerim dolduğu ve sesim titrediği için kendime lanet okudum. "Bitti mi?" "Bitti." dedim sertçe. Yaklaşıp aramızdaki mesafeyi kapattı. "Birincisi senin hatan. Ben sana git dışarıda otur demedim. İnat eden sendin. Seni çağırmadım, ne kadar dayanabileceğini test ettim ama sen oldukça güçlü çıktın. Bu yüzden ben pes edip gelip seni aldım." nefesini bıraktı. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Önüne siper oldum, bunu binlerce kez daha yapabilirim. Buradaki herkes için yaparım bunu." başını sola yatırdı. "Revire gittin, inat ettin ve tedavi olmadın. Sırf bu yüzden sana acı çektirdim. Canın yansın istedim. İtiraz edemeyecek hale getirdim ki canının acısını da düşün istedim." deyip yaklaştı. Bir adım geriye gittiğimde az da olsa korkmaya başladım. Bu adam bir gün beni fena benzetecekti ve ben canıma susamış gibi davranıyordum. "Gamze ile dövüşmene izin verdim çünkü sana inandım. Bu kadar hırslıyken seni en güçlü askerimle dövüştürdüm. Ne olduğunu görmek istedim ve ben ilk defa daha yeni gelen bir askeri timime almayı düşündüm." Biraz daha yaklaştığında kaşlarımı kaldırdım. "Beni timinize mi alacaktınız?" "Sözümü kesme." dedi. Yutkunup başımı eğdim. Biraz daha yaklaştı. "Gamze'yi ben durdurdum çünkü ileri gitti. Kazanabilirdin ama ikiniz de kazanmadınız. Sen de kaybetmedin." nefesini bırakıp devam etti. "Gece güven testine tabii tuttum seni, geçtin." Hepsinin mantıklı bir açıklaması vardı ama yine de anlamıyordum bazı şeyleri. Madem beni timine almayı düşündün neden almıyorsun ki? "Gamze başına sert bir şekilde vurduğunu söyledi. Doktorla konuştum." başıma sert mi vurmuştu? Anın heyecanı ile hissetmemiştim. "Uyumasın dedi, ben de seni oyalamak için sana iş verdim. Çünkü inatçının tekisin. Sana uyuma desem inadından uyurdun." "Hayır ama..." elini kaldırıp beni susturdu. "Sözümü kesme dedim baş belası. Dört gündür seninle uğraşıyorum." Başımı eğdim. Benim için mi yaptırmıştı o işleri? Bir de sabaha kadar benimle uyanık kalmıştı. Hayır yetmezmiş gibi ona saydığım hakaretleri de duymuştu. Adam seni şu saatten sonra timine asla almaz zaten İklim. Yandın, vazgeç bu sevdadan. "Patates görevine gelecek olursak, omzunu daha fazla zorlama istedim. Bir bahaneye ihtiyacım vardı ve bunu buldum. Fena mı oldu? İçerideki askerler senin elinden patates kızartması yiyor." "Özür dilerim komutanım." diye mırıldandım. Bir gece önce özür dileme, hata yapma demişti ben yine kendimi özür dileyecek konuma sokmuştum. "Bana vereceğiniz her türlü cezaya razıyım." "Cezanı elbette alacaksın." deyip eğildi. Korkarak başımı kaldırdım. "Hele bir iyileş de bak ben sana neler ediyorum." dedi. "Hepsine razıyım komutanım." dediğimde güldü. Yine o belirsiz gülüşlerinden birini takınmıştı. "Gösteririm ben sana." deyip geri çekildi. "Şimdi geç kahvaltını et. Kahvaltıdan sonra revire görün. Kafanda şişlik var mı baksın Bekir." "Emredersiniz komutanım." dedim usulca. Ama kafamı kurcalayan soru yüzünden gidemedim. "Beni time almayı düşünmüşsünüz ya?" "Bir kaç saniyeliğine düşündüm." "Şu an düşünmüyor musunuz?" "Hayır." "Neden? Ben de timinize girmek istiyorum." "Asıl sana neden? Dört gün önce geldin. Neden ısrarla Turan timine girmek istiyorsun?" "Çünkü..." deyip duraksadım. "Siz varsınız. Sizin gibi başarılı, cesur, güçlü bir askerle kim çalışmak istemez ki?" dedim heyecanla. "Yemedim İklim." dedi. "Senin gibi asi birini timime almak istemiyorum." Hayallerim yıkıldı anında. "Ne yaparsam alırsınız peki?" Kaşlarını kaldırdı. "Bir düşünelim." deyip tekrar yaklaştı. "Mesela daha az gözüme görünebilirsin. Başına bela açmadan yerinde durabilirsen bir düşünürüm." Bak bu zormuş işte. Gözüne görünmezsem bu adam beni unutur. "Emredersiniz komutanım!" diye bağırdım. Sabır çekip nefesini bıraktı. "Akılsız." yemekhaneyi işaret etti. "Git bana hazırladığın tabildotu al kahvaltını yap. Sonra da revire." "Emredersiniz komutanım!" "Bağırıp durma." dedi bıkkınlıkla. Başımı sallayıp kısık sesle konuştum. "Emredersiniz." Arkasını dönüp uzaklaştığında içime bir nebze de olsa su serpildiği için mutluydum. Peşi sıra yemekhaneye girdim. Tabildotu alıp boş bir masaya bıraktıktan sonra tekrar yerine geçti. Ben de o boş masaya geçip oturdum. Çatalımı elime aldığımda masaya bir bardak çay bırakıldı. "Çabuk anlat. Çok azarladı mı?" deyip yanıma oturdu Mehmet. "Azarlamadı." "Kaç şeker?" deyip avucundaki küp şekerleri gösterirken kaşlarını kaldırdı. "İki." dediğimde iki tanesini atıp diğerlerini yemeye başladı. "Demek azarlamadı ha. Şunu ben yapsam ağzıma tuvalet yapardı." Güldüm. "Herhalde kadınım diye. Beni o kadar da zorlamadı." "Kadın olmak vardı." deyip iç çekti. "Şu adamla anlaşabilmek için koynuna bile girerdim." deyip güldü. "Az çektirmiyor bize." deyip bir küp şeker daha attı ağzına. Koynuna girmek? Yatmak? Yok İklim! Daha neler! Sil o pis düşünceleri aklından! "Ya of!" deyip patates kızartmasından bir tane attım ağzıma. "Nasıl gireceğim ben bu time?" "Valla kızım senin biraz kafa gidik ama ben senin yerinde olsam Yüzbaşı Aral'ı geçmeye çalışırdım." "O nasıl olacak?" İyice yaklaştı. "Ben sana onun hakkında her şeyi anlatacağım. Sen de onu geçeceksin. Atıyorum, yüzbaşım bir keresinde on gün boyunca sadece bir şişe suyla hayatta kalabilmeyi başarmış. Sen on bir gün dayanacaksın." On gün mü? "Görevde falan mıydı?" Başını salladı. "Öyleymiş. Bana da eskilerden biri anlatmıştı." "On bir çok." derken önümdeki tabildotu ittirdim. Ondan güçlü olduğumu göstermek için aç mı kalacaktım? Ama şu an şartlar aç kalmamı gerektirmiyordu. Bunu yapsam bana çok kızardı herhalde. "Yaparsın. Dene en azından." "Ama ya ondan iyi oldum diye bana sinir olursa? Öyle bir huyu var mıdır?" "Yok be, sen ondan iyi olsan seninle gurur duyar." "Hadi ya..." diye mırıldandım. "Bunu düşüneceğim." deyip derin bir nefes aldım. "Başka neler var?" "Mesela, su altında ekipmansız yarım saate kadar durabilir." "Yuh!" yarım saate yakın mı? "Çok değil mi? Sat komandosu falan mı bu adam?" "Bordo bereli canım. Onu fazla hafife almayacaksın." Yarım saate yakın mı? Balık mı bu adam ya? Nasıl nefes almadan su altında duruyor o kadar? "Ben o kadar duramam." dedim hemen. "Canım zaten bunlar imkansız şeyler." dedi. "İmkanlı olan bir şeyler yok mu?" "İmkanlı olan şeyler..." deyip çenesini kaşıdı. "Dört gün uyumadan durabiliyor. İstese daha da uzun sürer." "Dört gün... Bak belki bunu yapabilirim." dedim. "Tek eliyle barfiks çekiyor. Hem de hiç yorulmadan." "Yaparım!" dedim heyecanla. "Onu yapabilirim." "Sahi mi? Kaç tane?" "Elliye yakın." "Elli az. Yüz olmalı en az." "Eee ama..." deyip şikayet ettim. "İnsan değil mi bu adam ya?" "Sence insan mı? Hayvan gibi, daş gibi daş!" dedi. Gülmeden edemedim. "Bütün bunları yapsam bile beni timine alır mı ki?" "Denemekten zarar gelmez. Sen yine de dene." Başımı salladım ama aklıma bir şey takılmıştı. "Siz neden bana yardım ediyorsunuz?" "Birincisi bana siz demene gerek yok. Mehmet diyebilirsin." son küp şekeri de ağzına atıp ellerini çırpıştırdı. "İkincisi acayip seviyorum şu adamın kavgalarını ya. Tepesi attı mı çok keyifleniyorum." dedi dürüstçe. "Sen hiç kavga etmiyor musun onunla?" etse bilirdi bunun hiç de eğlenceli olmadığını. "Etmiyorum tabi. Arada atışırız ama gerizekalı mıyım ben gidip onunla kavga edeyim?" "Sağol ya. Gerizekalı da oldum sayende." Güldü. "Takılma bana. Benim ağzımın ayarı yoktur. Yakında anlarsın." Başımı salladım. "Teşekkür ederim. Bu dediklerini uygulamaya çalışacağım." "Çalış ama arada yine de kavga edin. İnan bana canım sıkılıyor." deyip güldüğünde tebessüm ettim. "Peki. İstediğin gibi olsun." Mehmet bana bu kadar yardım etmişken arada yüzbaşıyı sinir etsem herhalde hiçbir şey olmazdı. "Bak bak." dedi. Onun baktığı yere döndüm. "Bak gözlerini dikmiş nasıl kudurarak bakıyor." dedi. Aral komutan merakla ve öfkeyle buraya bakarken hızlıca bakışlarımı kaçırdım. "Çok korkunç bir adam." "Sen onu bir de operasyonda gör. Allahımdan buluyorum bazen." deyip ayağa kalktı. "Gideyim de biraz da onun canını ben sıkayım. Özlemiştir bebeğim beni." Mehmet baya cana yakındı. Aral komutan ona neden hiç kızmıyordu acaba? Şu şekil laubali olsam beni öldürebilirdi. "Görüşürüz." dedim. "Görüşürüz asi teğmen." deyip uzaklaştı. Doğrudan Aral komutanın yanına oturduğunda önüme dönüp tabildotuma baktım. Adam görevde olduğu için yememiş. Senin öyle bir durumun yok İklim. Boşuna aç bırakma kendini. Öyle daha çok kızar. Tabildotumu önüme çekip kahvaltıma odaklandım. Turan timine girmek için aklımda artık daha başka şeyler vardı. Bakalım ve görelim... ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD