İklim'in Anlatımından Devam
Akşam yemeği için yemekhaneye geçtiğimde Turan timinin dikkati üzerimdeydi. Özellikle Gamze üsteğmenim bana yiyecekmiş gibi bakıyordu. Benim dudağım, onun da burnu dağılmıştı.
Off bir time girmek için dövüştüğümüze inanamıyordum ama yapacak bir şey yoktu. Ne gerekiyorsa yapmalıydım.
Yerime oturdum. Tek başıma yemeğime odaklanmışken üzerimdeki bakışları yok sayıp yemeğimi yedim. Kahvaltı da edemediğim için ve üç gündür aç olduğum için bu yemek ilaç gibi gelmişti doğrusu.
Ben yemeğime odaklanmışken Aral komutan da girdi yemekhaneye. Sıraya girmeden timinin yanına oturduğunda göz ucuyla o tarafa baktım. Gamze üsteğmenim hâlâ bana bakarken aşırı rahatsız hissedip önüme döndüm.
Gece uyurken beni boğmaya falan çalışabilir miydi ki?
"Yok daha neler?" diye mırıldandım. O kadarını da yapmazdı herhalde.
Ama bakışları üzerimdeyken yemek yiyemedim daha fazla. Suyumdan bir yudum almak üzereyken biri kolumu sertçe tuttu. Neredeyse su boğazımda kalacaktı. "Gel benimle." dedi Gamze üsteğmenim.
Panikle başımı kaldırıp ayağa kalkarken Aral komutan da geldi. "Ne yapıyorsun sen Gamze?" dedi sessizce.
"Komutanım siz karışmayın. Bizim küçük bir hesaplaşmamız var."
"Gamze." dedi. Sinirli olduğu her halinden belliyken lafa girdim.
"Olur, ben de hesabı kapatmak istiyordum zaten." dedim. Kapatalım bakalım şu hesabı.
Adımladığında kolumu bırakmadı. Sıkıca kavramıştı ama canımı yakmıyordu da.
Beraber yemekhaneden çıktıktan sonra arka tarafa doğru ilerledik. Aral komutan da Deniz üsteğmen de peşimizden geliyordu.
Kolumu bırakıp bana döndü. Komutanlarını görünce sıkıntıyla nefesini bıraktı. "Sadece konuşacağız yüzbaşım." dedi.
Aral üstüne gitmedi, Deniz ile beraber geri çekildiklerinde sadece konuşacağımız için şaşırmıştım. Ne konuşacaktık ki?
"Adın İklim'di değil mi?"
Başımı salladım. "Evet komutanım." dedim sakince.
"Beni tanıyorsun?" dedi sorarcasına.
Başımı salladım. "Tanıyorum komutanım."
Ağır hareketlerle başını salladı. "Güzel." dedi. Elini cebine atıp bir kağıt çıkardı. Kağıda uzun uzun baktıktan sonra bana uzattı. "Bana bir söz vermeni istiyorum." dedi.
Kağıdı elinden alıp ona baktım. "Ne sözü komutanım?"
"Aç." dedi. Kağıdı açıp içinde yazan adrese baktım. Şırnak'ta bir yer...
"Bu ne komutanım?" dediğimde aramızdaki mesafeyi kapattı.
"Bu..." dedi. Sesi titredi bir anlığına. "Kardeşimin adresi." başını eğdi. "Eğer ben şehit olursam, ona sen bak." dediğinde başımı kaldırıp yüzüne baktım panikle. "Ve bu aramızda kalsın."
"Komutanım ne diyorsunuz siz öyle?" birden bire şehit olmak da nereden çıkmıştı?
"Duydun işte İklim. Kardeşimi sana emanet ediyorum. Ben şehit olursam ona sen bakacaksın ve itiraz istemiyorum."
Dudaklarımı araladım ama diyecek bir şey bulamadım. "Neden ben?" diye sorabildim sadece.
Gülümsedi. "Beni yenmeye en çok yaklaşan kişi sendin. Acemi olmana rağmen." derin bir nefes aldı. "Kardeşime sözüm vardı. Bir gün onu benden daha güçlü birine emanet edeceğim demiştim. Onu benden daha iyi koruyabilecek birine." başını kaldırıp yüzüme baktı. "Maalesef o kişi bir çaylak ama yapacak bir şey yok. Bu benim ona sözüm. Bu yüzden kardeşim sana emanet."
Bu fazla ağır bir yüktü. Benim kardeşim olmamıştı ki. Ben başkasının kardeşine nasıl bakacaktım? "Komutanım ben yapamam." dedim. Kağıdı tekrar ona uzattığımda elimi tuttu.
"Yapacaksın. Senden başkasına güvenemem."
"Beni tanımıyorsunuz bile. Bana nasıl güvenebilirsiniz?"
"Tanımıyorum ama söz verdim. Benden güçlü ilk kadına kız kardeşimi emanet edeceğim dedim. O sensin."
"Sadece acemi şansı. Ben sizin kadar güçlü değilim." dedim çaresizce. Böyle bir şeyi yaşayacağımı bilsem asla dövüşmezdim onunla.
Birinin gelip size ölmeden önce sevdiği birini emanet etmesi çok zor.
Kendimden biliyorum. Babam da beni Ali abiye emanet etmişti. Bu çok ağır bir yüktü. Ali abi beni gözünden sakınmıştı, zorlandığını çok iyi biliyordum. Üstelik ben kocaman kızdım.
"Sen yapacaksın. Gonca'ya sen bakacaksın."
"Kaç yaşında?"
"Sekiz." dedi. Şok oldum, sekiz yaşındaki kızı mı emanet ediyordu bana? Ben ona bakamazdım ki.
"Komutanım ben yapamam." dedim. Bir kez daha şansımı denedim ama çok kararlı görünüyordu.
"Yapacaksın." dedi. "Yapmak zorundasın. Kardeşime söz verdim. Yapmalısın. Yoksa burayı dar ederim sana."
Hayatımda daha saçma bir olay yaşamamıştım. Gamze komutan kağıdı elime tutuşturup giderken kağıda uzun uzun baktım. Ben ne anlarım sekiz yaşındaki bir kıza bakmaktan? Olacak iş değildi.
"Ne söyledi sana?"
Aral komutanın sesiyle kağıdı cebime koyup ona döndüm. "Hiç komutanım." dedim aceleyle.
"Hiç mi?" kaşlarını kaldırdı. "Eğer bana onun söylediği şeyi söylersen seni time alırım." dediğinde gözlerimi kocaman açtım.
"Ne? Sahiden mi?"
Başını salladı. "Sahiden. Seni Turan timine alırım İklim. Bana ne söylediğini söyle."
Başımı eğip cebimdeki kağıda dokundum. Olmaz. Kimseye söyleme dedi. Time girmek uğruna bana güvenip söylediği bu şeyi söyleyemezdim ona. Her şeyi yapardım ama bunu yapamazdım.
"Olmaz komutanım. Gamze komutanım bana güvenip söyledi. Ben onu size söyleyemem."
"Seni asla time almam." deyip yaklaştı. "Burada olduğun süre boyunca yemeğe yardım eder, tuvalet temizlersin. Silah bile vermem eline. Ve inan bana, bunu yaparım." dediğinde yumruklarımı sıktım.
Ben bir gün bu herifin yüzünü dağıtacaktım! Resmen tehdit var şantaj var!
"Söyleyemem dedim komutanım." dedim dişlerimin arasından. Çok sinir olmuştum. Gıcık herif!
"İyi. Defol git." deyip ellerini cebine yerleştirip adımladığında yumruklarımı sıktım. Onun tersi istikametinde yürürken sıkıntıyla nefesimi bıraktım.
"Öküz."
"Teğmen İklim!" bağırdığında irkildim. Ne yaptı, duydu mu bu adam beni?
Hızlıca arkamı dönüp selam verdim. "Emredin komutanım."
"Hâlâ bir şansın var." deyip bana doğru yaklaştı.
"Anlamadım komutanım?"
"Hep böyle aptal mıydın yoksa kaza falan mı geçirdin?"
Ama adam iki saniye laf sokmuşturmadan duramıyor ya! Az kaldı, sabrım taşıyor. "Kaza geçirmedim komutanım." dedim sakince.
"Yani hep aptaldın?" dediğinde başımı eğip bıkkınlıkla nefesimi bıraktım.
Mehmet'in dediği gibi evet aptalım deyip anlayış mı göstersem yoksa çirkefleşsem mi diye düşünürken tekrar konuştu. "Gamze'nin sana söylediği şeyi benimle paylaşmış olsaydın seni asla time almazdım. Seni buradan göndermek için her şeyi yapardım." biraz daha yaklaştı. "Neden biliyor musun?" dediğinde konuştum.
"Çünkü bir asker her zaman güvenebileceği birini arar. Bizim için en önemli şey güven, değil mi?"
Önce kaşları havalandı. Sonra belli belirsiz gülümsedi. "Bizim için en önemli şey birbirimize duyduğumuz güven. Sırtımızı yaslayacağımız insana duyduğumuz güven."
Gülümsedim. Ben sanırım farkında olmadan bir teste tabii tutulmuştum ve o testi geçmiştim. "Sizin güveninizi asla kırmayacağım komutanım."
"Aptalsın ama güvenilirsin yani?"
Gülüp başımı eğdim. Katlanabilirsin İklim. Bir süre daha bu adama katlanabilirsin. "Öyle komutanım." dediğimde sesli bir şekilde nefesini bıraktı.
"İçeri girip yemeğini ye. Açsın."
"Emredersiniz komutanım." dedim. Fazla uzatmadım. Yanında kalırsam hakaret işitmeye devam edebilirdim, bunu istemedim. Bu yüzden paşa paşa yemekhaneye geri döndüm.
Yerime oturdum ama aklım Gamze komutanın söylediklerindeydi. Ben bakabilir miydim o kıza? Ama ona bakmam demek Gamze komutanın şehit olması demekti. Anlaşamamış olabilirdik ama umarım Gamze komutana hiçbir şey olmazdı da kardeşine o bakardı.
Yemeğime dönüp sessizce devam ettim. Yapacak başka bir şeyim yoktu şu an.
~ ~ ~ ~ ~
Aral'ın Anlatımından Devam
Kapı tıklatıldığında gözlerimi açtım. "Gel."
Gamze içeri girip selam verdi. "Beni çağırmışsınız komutanım."
"Otur." dedim sakince. Masanın önündeki sandalyelerden birine oturdu. "Sabahki halin neydi öyle?" dediğimde başını eğip elleriyle oynadı.
"Bir an için kendimi kaybettim komutanım. Özür dilerim."
"Özür dilemen kişi ben değilim. İklim." nefesimi bıraktım. "Biz eğitim için birbirimizle de dövüşüyoruz, ama kimse kimseye o kadar sert vurmuyor. O kıza bir şey olabilirdi."
"Haklısınız komutanım." dedi.
"Şu an haklı olmam bir şey değiştirmez. İş işten geçtikten sonra haklı olsam ne olmasam ne?" bir şey demedi. Canı sıkkın olduğu için üstüne gitmedim. "Canın acıyor mu?"
"Hayır komutanım."
"İklim'e ne dedin?" ona bir kağıt verdiğinden emindim. Görmüştüm.
"Özür diledim komutanım."
"Senin özür dilemeyeceğini yedi cihan bilir Gamze. Ne dedin?" diye sordum tekrar.
Sıkıntıyla nefesini bırakıp yüzüme baktı. "Özür diledim komutanım." dedi tekrar.
Ağır ağır başımı salladım. Anlaşılan o da söylemeyecekti. Benim de daha fazla üzerine gitmem uygun olmazdı. "Peki, çıkabilirsin." dediğimde başını sallayıp ayağa kalktı.
"Emredersiniz komutanım." dedi. Çıkmadan önce tekrar bana döndü. "Komutanım, ben sanırım İklim'in kafasına biraz sert vurdum." kaşlarımı çattım.
"Ne zaman?"
"Onu altıma aldığım zaman. Kafasına biraz sert vurdum."
Başımı salladım. "Tamam. Ben hallederim."
"Anlaşıldı komutanım."
Gamze odadan çıktığında nefesimi bırakıp ayağa kalktım. Odamdan çıkıp revire doğru ilerledim. Açık kapıdan içeri baktığımda Bekir'i gördüm. "Bekir?"
"Buyrun komutanım?" deyip ayaklandı.
"Askerlerimden biri kafasını biraz sert vurmuş. Ne yapmak lazım?"
"Kanadı mı?"
"Kanaması yok."
"Şişlik var mı?"
Saçları bağlıydı, şişlik olup olmadığını fark etmemiştim. "Bilmiyorum." dedim. "Varsa ne olur?"
"Şişlik varsa buz koyalım. Ama kafa travmalarında içeride bir şeyler olmuş olabilir. Şu şartlarda tek yapabileceğimiz yirmi dört saat uyumamasını sağlamak."
"Yirmi dört saat?" kaşlarımı çattım. "Sonra ne olacak?"
"Kusma, bayılma olmazsa iyidir. Olursa hemen hastaneye götürürüz."
Başımı salladım. "Tamam, sağol Bekir." deyip revirden çıktım. Yine açtı başımıza belayı. Çekiyor falan mıydı?
"Musa?" dedim bizimkilerden birini görünce. "Teğmen İklim'i odama çağır." deyip odama geçtim.
Sandalyeme geçip oturduktan sonra arkama yaslanıp onu bekledim. Bir kaç dakika sonra kapı tıklatıldı. "Gel."
İklim içeri girip selam verdi. "Beni çağırmışsınız komutanım." yatmak üzere olduğu için herhalde, saçlarını açmıştı.
Ayağa kalktım. "Çağırdım." deyip ellerimi arkamda birleştirip İklim'in arkasına geçtim. "Senden bir şey isteyecektim." saçlarının şekline baktım. Şişlik var mıydı acaba? Dışarıdan bakınca görünmüyordu da... "Önemli bir şeydi." dedim.
Arkasını dönmedi. "Nedir komutanım?"
"Dolaplar..." deyip dolapları işaret ettim. "Dosyaları düzenle." deyip yerime geçtim.
"Anlamadım komutanım?"
"Anlaşılmayacak bir şey yok. Dosyaları yıllarına göre düzenle. Güzelce sil, tekrar yerleştir."
Arkama yaslandığımda yüzü bozuldu. "Anlamadım komutanım. Benim görevim mi bu?"
"Benim söylediğim her şey senin görevin." dedim. "Şimdi başla. Sabaha kadar anca bitirirsin." dediğimde dolaba baktı.
İtiraz edemedi ama. "O zaman ben bir bez alıp geleyim komutanım." dedi.
Dudaklarımı birbirine bastırdım gülmemek için. "Tamam." dediğimde odadan çıktı. Çıkar çıkmaz bana saydırdığından emindim.
Ama keçi işte, uyuma desem inadıma uyurdu. En azından bir işe yarasın da temizlik yapmış olsun.
Ayağa kalkıp odanın içinde volta atarken kapı çaldı. "Gel." İklim tekrar döndü. Bıkkınlıkla nefesini bırakıp dolabın önüne geçti. Üstteki klasörleri yere indirip o kısmı sildikten sonra dizlerinin üzerinde çöküp dosyaları ayırmaya başladı.
Yatağıma oturup postallarımı çıkardım. "Çok ses etme. Uyuyacağım."
"Emredersiniz komutanım." derken sesinden bile ne kadar sinirli olduğunu anlayabiliyordum.
Yatağa uzanıp elimi başımın altına yerleştirip gözlerimi kapattım. Diğer elimi de karnımın üzerine koyup derin bir nefes aldım.
Gözlerim hafif aralık arada bir onu izlerken dönüp beni kontrol etti. Yarım saat kadar sonra sessizce mırıldandı. "Çekeceğim var benim ya." dedi. "Manyağın teki. Üç gündür benimle uğraşıyor."
Manyağın teki? Konuş sen İklim, konuş. Ben sorarım sana manyak kimmiş?
"Az ye de kendine uşak tut be. Hizmetçin mi var senin?" deyip hayıflandı.
Yüzbaşının odasında bu şekilde konuşmak da iyi cesaretti. "Sanki ben bu yüzden teğmen oldum." deyip dosyaya vurduğunda sesli bir şekilde nefes alıp verdim.
"Sessiz ol." dediğimde küçük bir korku nidası yükseldi.
"Özür dilerim komutanım." dediğinde gözlerimi açıp doğruldum. Oturup ona bakarken dosyalara bakındı. "Çok özür dilerim." deyip başını eğdi.
"Şansını zorluyorsun teğmenim. Sabrım da bir yere kadar."
"Özür dilerim komutanım." dedi büyük bir utançla.
"Özür dileme. Hata yapma yeter."
"Emredersiniz komutanım." dedi. Başını kaldıramadı.
"Devam et. İşini bitir hemen."
"Emredersiniz komutanım." dedim.
Tam çaylaktı bu kız ya. Hatta biraz da çatlak. Nasıl akademi birincisi oldu asla anlamıyorum. Gözü kara mıydı yoksa aptal mı onu da anlamıyordum. Ama onunla işim bittiğinde iyi bir asker olacağından emindim.
Ayağa kalkıp sandalyeme oturdum. Nefesimi bırakıp arkamı yaslandıktan sonra onu izlemeye devam ettim.
Dosyaları düzenledikçe bahaneler üretip aynı işi defalarca kez yaptırdım. Benden şu an kesinlikle nefret ediyordu ama onu saatlerce oyalamanın en iyi yolu da buydu.
Yorgunluktan gözlerini açamıyordu. Geldiği zaman iki gün boyunca uyumamıştı. Dün gece de belki ağrısı yüzünden uyuyamamıştı. Ve şimdi başı yüzünden uyuyamamışken sabaha karşı dolaba yaslandı. Gözlerini kapatıp uyuyakaldığında ayağa kalktım.
Bu kadar yeterli miydi bilmiyorum ama en azından yarım saat de olsa kestirsin diye karışmadım. Askıdaki ceketimi alıp omuzlarına bıraktığımda sanki yeri rahatmış gibi kıpırdanıp uyumaya devam etti.
Sesimi çıkarmadım. Bir saate eğitimde canını okurdum zaten.
~ ~ ~ ~ ~ ~