Acıdan Yükler

1802 Words
İklim'in Anlatımından Devam Ne kadar uzun süre komutanıma sarıldığımı fark edip ellerimi çekip uzaklaştım ama hâlâ onun kolları arasındaydım. "Komutanım ben özür dilerim." dedim. Başımı yasladığım yer göz yaşlarım yüzünden sırılsıklam olmuşken ellerimle gömleğini silmeye çalıştım. "Özür dilerim ben..." dediğimde ellerimi tuttu. "Sorun yok, boşver." dediğinde geri çekildim. Ellerimi kurtarıp yanaklarımı sildim. "Özür dilerim komutanım. Ben gitsem iyi olur." "Bekle." dedi. Kolumu tuttuğunda başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Gamze ile ilgili mi?" dediğinde şaşırdım. "Anlamadım komutanım." "Seni bırakan asker ile konuştum. Huriye teyzelerin evinden çıktıktan sonra yürüyerek bir yere gitmişsin." "Beni mi takip etmiş?" "Hayır. Seni takip etmedi. Ama..." deyip nefeslendi. "Gamze ile ilgiliyse eğer söyle bana. Ben onun hakkındaki her şeyi biliyorum." Kaşlarımı kaldırdım. "Her şeyi biliyor musunuz siz?" Başını salladı. "Her şeyi biliyorum. Ben buradaki askerler hakkında her şeyi bilirim." deyip başını eğdi. "Sancar mesela. Neden hep gülüyor biliyor musun? Neden pervasızca konuşup duruyor, biliyor musun?" Başımı olumsuzca salladım. "Hayır." "Ailesi Sancar on sekiz yaşına basınca onu evlendirmek istemiş. Görücü usulü. Başta birbirlerinden hoşlanmamışlar ama sonra aşık olmuşlar. Kızın yaşı küçük diye beklemişler, iki sene sonra nişanları olmuş. Düğün gününe kadar her şey yolundaymış ama düğün günü kızın ailesinin kanlıları gelini öldürmüş." dediğinde gözlerim tekrar doldu. "Sancar sevdiği o küçük kızla beraber o gün ölmüş. Onunla beraber son kez ağlamış. Bir daha da kimse onun ağladığını görmedi. Her şeyle dalga geçer, her işini alaya alır." Sancar'la pek konuşma fırsatım olmadı ama Mehmet ile beraber her şeye güler geçerlerdi. Ben böyle bir hikayesi olduğunu bilmiyordum. "O yüzden mi böyle?" "O yüzden böyle." deyip nefeslendi. "Sen Gamze ile ilgili o şeyi mi öğrendin yoksa?" Başımı salladım. "Öğrendim." başımı eğdim. "Kız kardeşini öğrendim." "O yüzden mi ağlıyorsun sabahtan beri?" Aral komutanın bilmesine şaşırmıştım ama bildiği için de onunla konuşabileceğimi düşünüp rahatlamıştım. "Siz nereden biliyorsunuz ki komutanım?" "Dedim ya, ben her şeyi biliyorum diye. Gamze'yi de göreve başladığı zamanlardan beri biliyorum. Dosyasında yazdığı için okumuştum. Ama kardeşinin ve annesinin ölümünü kabul edemediğini de anladım. Bir kere onu takip etmek zorunda bile kalmıştım." "Siz hiç üzülmüyor musunuz? Ben neden kaldıramıyorum bunu?" "Üzüldüm." deyip nefeslendi. "Ben de kardeşimi kaybettim İklim. Üzüldüm, onu anladım ama bizler alışmaya mecburuz. Herkes dağılırsa bizi kim toplayacak?" "Ama Gamze komutanımın durumu kötü. Bu şekilde nasıl devam edecek?" "Mesleğine yansıtmayacak kadar güçlü biri o. İçine atıyor ama kafası karışmıyor ya da eli titremiyor. Sen de o yüzden bu gerçeği hiç bilmiyormuş gibi yapacaksın. Kimseye bir şey belli etmeyip içeri girip yemeğini yiyeceksin." Yıllardır bir şeyleri saklayıp duruyordum zaten. Belki bunu da yapardım ama zordu işte. Alışmam zaman alacaktı. "Teşekkür ederim komutanım. Sizinle konuşmak iyi geldi." "Bu sondu. Bir daha seni ağlarken görmek istemiyorum. En sevmediğim şeydir sulugöz askerler." Güldüm. "Her askerinize sarılıyor musunuz siz böyle komutanım?" dedim. "İklim." dedi uyarıcı bir tonda. "O içerideki ibnelere anlatma bunu, kötü olur." "Emredersiniz komutanım." deyip başımı eğip yanaklarımı sildim. "Gamze komutanımla da altlı üstlü yatıyoruz, hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapmak çok zor olacak." "Sen Gamze'nin üstündeki yatakta mı yatıyorsun?" Başımı salladım. "Evet komutanım." dediğimde kaşları hayretle havalandı. "Hayret, nasıl düşmüyorsun sen?" "Komutanım ben sakar biri değilim ki." dedim bir kez daha. Bu da iyice beni sakar ilan etmişti. Alt tarafı korktuğum için çayı elime döktüm. Hepsi bu. Kim olsa korkardı. "Bir şey demedim var say." deyip adımladı. "Elini yüzünü yıka, seni yemekhanede bekliyorum." "Komutanım ben aç değilim ki." dedim arkasından. "İki dakika içinde yemekhanede ol." "Ama..." "Süren başladı İklim!" Nefesimi bırakıp ayağımı yere vurdum. "Buna da bir şey anlatmaya gelmiyor. Her şeye karışıyor." Bıkkınlıkla adımlayıp önce banyoya geçtim. Hızlıca elimi yüzümü yıkadım, defalarca kez su çarptıktan sonra yüzümü kuruladım. Komutan bozuntusu iki dakika verdiği için hızlıca yemekhaneye geçtim. Yemeğini yiyen kalkıp gittiği için yemekhanede bir kaç asker kalmıştı. Turan timi de yemeğini bitirdiği için çay içiyordu rahat rahat. "İklim?" Kendi masamdaki yemeği ararken Aral komutanın sesiyle ona döndüm. "Buraya gel." dediğinde yanına yaklaştım. "Emredin komutanım?" "Otur." deyip yanındaki sandalyeyi çekti. "Yemeğin burada." Burada mı yiyecektim? Herkesin içinde. Oldu olacak ağzımı açayım o yedirsin. "Benim masam şuradaydı komutanım." deyip masamı gösterdim. "Otur İklim." "Emredersiniz komutanım." deyip sandalyeye oturdum. "Sen ağladın mı göz bebeğim ya?" deyip yüzüme baktı Mehmet. "Ağlamış benim papatyam." "Ağlamadım komutanım. Gözüme taş girdi." dedim hemen. "Dikkat gözüne çiçeğim." dedi. Her cümlesinde yeni bir iltifat ederken şaşırmadan edemiyordum. "Ye yemeğini." dedi Aral komutan. O da bir şeyler yemediği için önünde yemeği duruyordu. En azından tek başıma değildim ama yine de tanımadığım insanların arasında yemek yemek istemiyordum. Utanmıştım. "Emredersiniz komutanım." "Kızım yemek yiyeceksin, ihtiyaç ihtiyaç. Emir değil." deyip güldü Mehmet. Sancar da ona katıldı. Ne yapayım, adamın ağzından çıkan her söz emir gibiydi. İklim nefes alma dese emredersiniz der nefesimi tutardım. "Konuşmayın kızla. Yemeğini yesin." "Emredersiniz komutanım!" diye bağırdı Mehmet. Gülmemek için kendini zorlarken Aral komutan öldürücü bakışlarını bu kez ona gönderdi. "Üç beş nöbeti sende." dediğinde Mehmet itiraz etmeye başladı. "Ya ne nöbeti komutanım ya? Çok kırıldım." "Bekle, kafanı da kıracağım ben senin. Hele bir uyuduğunu göreyim gör bak sana neler yapıyorum." Mehmet yüzünü astı. "Emredersiniz komutanım!" dedi bıkkınlıkla. Çayından bir yudum alırken Aral komutanım yemeğine döndü. Aç olduğu için o yemeğini yerken ben de ondan cesaret alıp yemeğimi yemeye başladım. Bir yandan da kaçamak bakışlar atıyordum Gamze üsteğmene. Timin yanında hiçbir şey belli etmiyordu. Hatta bazen arkadaşlarına nadiren de olsa gülümsüyordu. "Gamze, yarın İklim'e şehri gezdir. Çarşı iznine beraber çıkın." dedi Aral komutan aniden. "Anlamadım komutanım. Neden ben?" dedi Gamze komutan. Cidden Aral komutan ne yapıyordu böyle? "Çok iyi bebek bakıcılığı yapıyorsun. Devam et." dediğinde Gamze üsteğmenim başını olumsuzca salladı. "Benim özel bir işim var komutanım. Bu kez beni mazur görün. Gidemem." "Ne kadar özel bir iş olabilir ki Gamze? Gelsin işte seninle." "Benim de özel bir işim var komutanım." deyip Aral komutana döndüm. "Tek gideceğim." dediğimde kaşları havalandı. "Ne özel işi bu?" "Özel işte komutanım." dediğimde önüne döndü. Bir şeyler yapmaya çalışıyordu aklı sıra ama ben şu an Gamze komutan ile tek kalmak istemiyordum. "İyi, peki." dediğinde konu kapandı ama Mehmet lafa girdi. "Aşklarımın sanırım manitası var. Şu an çok kırıldım." Deniz üsteğmen dirseğini karnına geçirdi hemen. "Ulan! Şu kızlara bir daha aşklarım deyip durma." "Ne o komutanım?" deyip sızlandı. "Sizin mi aşkınız yoksa?" derken Deniz üsteğmen bir kez daha vurdu ona. Mehmet ayağa fırladı. "Ne bu şiddet bu celâl! Sana olmaz dökülen kanlarımın sonra helâl!" diye bağırıp kaçarken Deniz üsteğmen onu takip etmişti. "Gel lan ibne!" deyip yemekhaneden çıkarken küçük bir kahkaha attım. "Deli bu çocuk." diye mırıldanırken Aral komutan ayağa kalktı. "Size afiyet olsun." deyip tabildotunu alıp bıraktıktan sonra yemekhaneden çıktı. Ben de yemeğime devam ederken Gamze üsteğmen de ayağa kalktı. "Size iyi eğlenceler beyler ve..." bana döndü. "Çaylak." deyip yemekhaneden çıktı. Sancar ve Selçuk ile tek kaldığımda yeme isteğim kaçtı. Tek yemek yiyen ben olunca utandım. "Eee İklim? İsmini kim koymuş ya senin?" dedi Sancar. "Bu arada sana İklim dememizde bir sorun var mı?" "Yok. Yakında ben de sizden biri olacağım zaten. Bana İklim diyebilirsin." Sadece Sancar ve Selçuk'tan rütbeliydim ben. "İsmin tuhaf. İlk defa denk geldim." Selçuk da lafa girdi. "Doğa duydum, Yaprak duydum da İklim ilk." Güldüm. "Annem koymuş ismimi. İklim krizi varmış o dönem, annem de tepkisini ortaya koymak için böyle bir şey yapmış. İklim olsun demiş." "Vay be." dedi Sancar. Elini çenesine yaslayıp mırıldandı. "Böyle isim hikayesi mi olur? Benimki dedemin adı mesela." "Benimki de." dedi Selçuk. Sonra gülerek ekledi. "Sen nene falan olduğunda torununa İklim adını mı verecekler? Çok tuhaf." dediğinde güldüm. "Muhtemelen olmaz. Ben evlenmeyi düşünmüyorum zaten. Bir gün evlensem bile torunuma ismim verilsin istemezdim herhalde." "Kocanın ismini verirler ama. Dedelerin kaderi bu." "Belki." diye mırıldandım. "Çocuklarım isterse olur." Gelecekte böyle bir şey olur muydu bilmiyordum. Şu anki İklim'den anne olmazdı çünkü. Belki gelecekte... Çok uzak bir gelecekte. Sohbete devam ederken bir yandan da yemeğimi yedim. Sancar ve Selçuk ile çok fazla konuşmuştuk. Hatta yemeğim bitince Selçuk bana çay bile getirmişti. İşte, beni tanıyan herkes beni seviyor bana kanı kaynıyordu. Bir Aral komutana kendimi sevdirememiştim. Biraz kanı kaynasa bana belki beni time alırdı. "Yani sen şimdi bizim time mi girmek istiyorsun?" Başımı salladım. Sancar düşünceli bir şekilde çenesini kaşıdı. "Sen bizi bir operasyonda görsen aslında bizim timde olmak istemezsin ama..." "Neden böyle diyorsunuz ki?" "Çünkü İklim, biz ölmeye gideriz. En önden hep biz gideriz. Bizim kaybedecek bir şeyimiz yok. Biz kurşun yağmuruna kafa tutarız." "Ben de tutarım!" dedim heyecanla. Deliymişim gibi baktılar bana. Ali abi bu time gir dedi ya, ben bu time girmek için ölmeyi bile göze alırım. Hem biz ölmeyiz ki, şehit oluruz. Razıydım. "Kızım bir sakin." dedi. "Baya isteklisin. Aklından zorun mu var senin?" "Sizin yok mu? Siz neden bu timdesiniz?" "Bizi salla. Bizim timde normal olan yok." "Ben de normal değilim." dedim. "Beni de alın timinize." "O bizim elimizde değil." dedi Selçuk. "Ama senin için istersen Aral komutan ile konuşuruz." "Yok. Ben o kadar çok sordum ki bıktı benden. Sinirlenip bu meseleyi sonsuza kadar kapatmasından korkuyorum." dedim. "Yapar bu adam." dedi Sancar. "Bizim timin asıl delisi o." "Şey diye duydum ben..." dedim sessizce. "Kardeşi şehit olmuş sanırım." Selçuk başını salladı. "Bir sene önce şehit oldu kardeşi. Göreve başlayalı üç gün olmuştu sanırım." Sancar da onu destekledi. "Üç gün olmuştu. Ural Kaan. Nasıl hevesliydi asker olduğu için." deyip gülümsedi. Ural Kaan'dı demek ismi... Abisiyle uyumlu olduğu için gülümsedim. Çok güzeldi. Keşke kaderi de güzel olsaydı. "Nasıl oldu peki?" "Aral komutanım konuşmayı pek sevmez. Onun yanında anlatma bunu." Başımı salladım. "Yok anlatmam. Konuşmam zaten onun yanında." "Bir gün buraya yine pusu attılar. Kalabalık bir gruptu. Başında da Cezami vardı. Çok net hatırlıyorum." deyip anlatmaya başladı Sancar. "Sonra işte çatışmaya başladık, Aral komutan bacağından vuruldu hatta o gece. Kan kaybediyordu ama yine de iyi çatışıyordu. Neyse işte bir yerden sonra çekilmeye başladılar. Ama bizim de takip etmemiz gerekiyordu. Ural abisini öyle görünce ben de giderim dedi. Abisi yok dedi, gitme dedi ama Ural dinlemedi. Abisi peşinden topallaya topallaya gitti ama dağdaki çatışmaya yetişemedi. Hepimiz oradaydık. İki şehit verdik." deyip başını eğdiğinde gözlerimin dolmasına engel olamadım. Otur bir de buna ağla İklim! Ne ağlak çıktın sen! "Aral komutanım kardeşinin naaşına yetişti anca. Yıkıldı adam. Kardeşini defnettikten sonra bacağının iyileşmesini bile beklemedi. Kendini dağlara vurdu, günlerce inmedi dağdan. Önüne çıkanı temizlemiş tek başına. Bitik halde geri döndüğünde çok net hatırlıyorum oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. Sanırım o an kardeşinin geri dönmeyeceğinin farkına vardı." Gözümden tek damla yaş aktığında elimin tersiyle yanağımı sildim. "Ben bu kadarını bilmiyordum." "Kimse bilmez. Biz şahidiz diye biliyoruz. Sen de konuşma bunu." Başımı salladım. "Yok, kimseye söylemem. Benden sır çıkmaz." deyip nefeslendim. "Ben gitsem iyi olur. Sabah eğitimde görüşürüz." "Görüşürüz İklim." dedi Selçuk. Sancar da görüşürüz dedikten sonra çıktım. Doğrudan koğuşa geçtim. Giyeceğim kıyafetleri alıp banyoya geçtim. Kıyafetlerimi çıkarıp bir tişört ve pijama giydikten sonra tekrar koğuşa girdim. Gamze komutan içeri girince kapının önünde öylece durup gözlerimi ona diktim. Üzerini değiştiriyordu. "Ne bakıyorsun?" dedi başını çevirmeden. Bunların arkasında da gözü vardı kesin. "Hiç komutanım." "Hiçse uyu." dediğinde başımı salladım. Hızlıca yatağıma çıkıp uzandım. Nefesimi tuttum. Artık hem Gamze'nin hem Aral'ın acısını biliyordum. Umarım bu yükleri hakkıyla taşıyabilirdim. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD