Operasyon

1303 Words
İklim'in Anlatımından Devam Askerler hafta içinden başlayıp hafta sonuna kadar izin günlerine ayrılmıştı. Bizim Turan timi de bugün çarşı iznine çıkacaktı. Aslında benim izin günüm cumartesiydi, dün Aral komutan öyle deyince ben aniden özel işim var demiştim de bir işim de yoktu. Bu yüzden gitmeyecektim. Kendi izin günümde gitmem daha doğru olurdu. Yine eğitimi bir köşeden izledikten sonra herkes toparlanıp yemekhaneye geçmişti. Ben de bir tabildot alıp her zamanki yerime geçtim ama bugün yalnız değildim. Mehmet de tabildotunu karşıma bırakıp oturdu. "Günaydın aşkım." dediğinde gülümsedim. "Günaydın Mehmet." "Baktım yine yalnızsın aşkımı yalnız bırakmayayım dedim." dedi keyifle. "İyi yapmışsın ama bana neden aşkım diyorsun ki?" "Aşkımsın çünkü. Gamze de aşkım." deyip kahvaltısına odaklandı. "Ben seviyorum dişli kadınları. Tahtanız eksik çünkü, seviyorum öyle kadınları." Güldüm. "Sağol, önce gerizekalı oldum şimdi de tahtası eksik." "Beni tanıdıkça bunların iltifat olduğunu anlarsın." "Tanımak isterim seni." dedim heyecanla. Bence hepsinin bir hikayesi vardı ama zamanla öğrenecektim. Aral komutan timine delileri almıyordu, yaralıları alıyordu. Hepsinin kalbinde bir yara vardı tahminimce. "Tanırsın güzelim. Zamanla tanırsın da..." deyip etrafına bakındı. "Çayımız yok bizim ya. Ben bir çay alıp geleyim." deyip ayaklandı. Giderken de ağzına bir lokma attı. Nefesimi bırakıp kahvaltımı yapmaya başladım. Mehmet de elinde iki çay ile geri döndüğünde teşekkür ettim. Baya kibardı, burada anlaşabildiğim tek insandı. Gerçi dün gece Sancar ve Selçuk ile de konuşmuştuk. Yavaş yavaş onlarla da yakınlaşırım diye düşünüyordum. Ondan sonra Turan timine girmeme hiçbir şey engel olamazdı. Mehmet'le laflayarak kahvaltımızı ettikten sonra hepsi dağıldı. Ben dışarıda otururken bir kaç kişi sivil olarak çıktı dışarı. Aral komutan dışında Turan timi de sivil olarak çıktığında kollarımı bağladım. Araca binmeden önce Gamze üsteğmen bu tarafa doğru gelirken toparlanıp ayağa kalktım. "Sen gelmiyor musun?" diye sordu. "Hayır komutanım. Benim izin günüm cumartesiydi." dedim hemen. Başını salladı. "İyi o zaman. Cumartesi günü sana şehri gezdiririm." "Emredersiniz komutanım." dediğimde arkasını dönüp araca bindi. Araç haraket ettikten sonra tekrar yerime oturdum. Aral komutanımı o an fark ettim. Elini saçlarından geçirip yanıma geldi. Rahat yeri bulmuşum tabi, bu sıcakta gölgede oturuyorum ya gelip kaldırır şimdi. " Özel işin iptal mi oldu?" deyip yanıma oturdu. "Özel işim yoktu ki komutanım. Gamze üsteğmen ile yalnız kalmak istemediğim için uydurdum." "İlla ki yalnız kalacaksın." deyip kollarını arkaya attı. "Kaçışın yok. Onunla yalnız kala kala onun acısına da alışacaksın." Başımı salladım. "Zaman gösterir." dedim. Ama şu an onunla yalnız kalmak istemiyordum. Yüzüne baktıkça ağlayasım geliyordu, aptal gibiydim. "İstiyorsan çıkabilirsin. Dün dediğim gibi yani..." "Yok komutanım. Bir yere gideceğim yok zaten. Belki cumartesi günü şehri gezerim." deyip ona döndüm. Benimle konuşurken hep gözleri kapalı mıydı acaba? Başını arkaya atmış, gözlerini kapatmıştı. "Gamze üsteğmen gezdiririm ben seni dedi." "İyi, ısınıyor sana yavaştan. O öyledir. Kimseye en başından ısınmaz." "Ben de ısınılmayacak insan değilim, değil mi komutanım?" deyip sırıttığımda başını çevirip gözlerini açtı. Yine o gergin bakışlarını üzerimde hissettiğimde başımı çevirdim. Gülme bu adamın yanında İklim, hevesimi kursağımda bırakıyor. "Aptalın tekisin. Aptal insanları hiç sevmem." dediğinde bozuldum ama belli etmedim. "Birincisi ben aptal değilim. Aptal dediğiniz insan akademide birinciydi." deyip ona döndüm. "Zeki olabilirsin ama bu aptal olduğun gerçeğini değiştirmiyor." deyip kollarını bağlayıp önüne döndü. Uzun deli! Sen de delinin tekisin. Dışarıdan bakınca heybetli, cesur, korkusuz gibi görünüyor olabilirsin ama nemrut suratlı bir aptalsın! Tüm bu düşünceleri içimden söylediğim kendimi tebrik edip önüme döndüm. "Siz öyle sanın." dedim huzursuzca. Sıkıntıyla nefesimi bırakırken güldü. "İçinden bana saydırıyorsun değil mi şu an?" "Yok estağfurullah komutanım. Hiç size saydırır mıyım ben?" "Ya, hiç yapmazsın." dedi keyifle. Adam iç sesimi bile duyuyor olabilirdi. Dikkatli ol İklim. "Komutanım!" diye bağırdı bir asker. Görev noktasını terk edip koşturarak gelirken Aral komutanım aniden ayağa kalktı. "Komutanım gelen var!" askerlerden bir kaçı gelen teröriste doğru yaklaşırken Aral komutanın peşinden adımladım. "Kontrol edin şunu." dedi. Askerler teröristi kontrol altına alırken Aral komutan da çıktı dışarı. "Çok yaklaşmayın." "Teslim olmuşem! Ateş etmeyin!" Görünene bakacak olursak üzerinde bomba falan yoktu. Silahı da yoktu zaten. Tamamen zararsız görünüyordu. Askerler onu kontrol ettikten sonra Aral komutanımın yanına getirdiler. "Teslim olmuşam." dedi bir kez daha. Nefes nefeseydi. "Alın beni." dedi. Yirmi beşlerinde bir gençti. Numara yapmıyorsa korkmuş görünüyordu. "Kimsin, necisin sen?" "Kaçtım. Örgütten kaçtım. Dayanamıyorum artık." dediğinde Aral komutan askerlerine döndü. "Alın bunu nezarethaneye. Geleceğim." "Emredersiniz komutanım." dedi askerlerden biri. İki kişi koluna girip onu götürürken Aral komutan içeri girmek için adımladı. Ben de onu takip ettim. Bir süre sessiz kaldı. Odasına girip çıktı, kapıda onu bekledim. Çünkü onu sorguya çekecekse yanında olmalıydım. Bir saniye bile ayrılamazdım şu an yanından. Tekrar odasından çıktığında bakışları beni buldu. "Ne bekliyorsun?" "Sorguya gideceğiz ya komutanım." dedim heyecanla. "Ben giriyorum. Sen değil." deyip adımladığında onu takip ettim. "Daha önce sorgulara katıldım ben komutanım. Hem sessiz dururum. Varlığımı bile hissetmezsiniz ki." "Yine bir saçmalık yaparsan yakarım seni İklim." "Asla komutanım." dediğimde beraber nezarethaneye geçtik. Neyse ki bu kez çabuk ikna olmuştu. Ben de onunla sorguya katılabilmiştim. Genç bizi görünce ayağa kalktı. Önden Aral komutan içeri girdi. Gözlerim teröristin üzerindeyken Aral komutanımın sırtına çarptığımda durdum. Başını çevirip yüzüme baktığında kısık sesle konuşup başımı eğdim. "Pardon komutanım." dediğimde sesli bir şekilde nefes alıp önüne döndü. Dakika bir gol bir be İklim! "Adın ne?" "Hasan." "Neden kaçtın?" "Dayanamadım." dedi. "Çok zor şartlar altında yaşıyorduk. Kimi zaman bizi aç bırakıp kendileri yiyordu sadece. Biz eşşek gibi onlar ne dese yapıyorduk ama onlar keyfini sürüyordu." "Geçen geceki baskında var mıydınız siz?" Başını salladı. "Vardık, he. Sonra çekildik. Şehit vermeden ayrıldık diye hepimiz dayak bile yedik." dedi. "Ben niye yardım edeyim sana şimdi?" deyip çocuğa yaklaştı. "Sen benim askerime ateş etmişsin. Ben ne diye şimdi sana yardım edeyim? Kafana sıkmamam için bir sebep söyle şimdi bana." dedi sakince. Kafasına sıkacağından değildi ama işe yaramış gibi dile geldi Hasan. "Eylem yapacaklar. Size her şeyi anlatırım. Beni kurtarın, ben devletimize teslim olmuşam, bana yardım edin." dediğinde Aral komutanım geriledi. "Yumurta göte dayanınca devletiniz oluyor tabi." Sıkıntıyla nefesini bıraktı. "Ne eylemi bu?" "Bir müsteşar gelecekmiş diye duydum. Bu cuma." dediğinde kaşlarımı çattım. Buraya müsteşar mı geliyor ki? "Bu cuma onun kaldığı otele baskın yapacaklar. İlk hedefleri müsteşarı öldürüp ülke gündeminde sansasyon yaratmak. Ama oteldeki halkı da hedef alacaklar." "Gökmen Karatay mı?" "İsmini bilmiyorum. Laf arasında geçtiyse bile hatırlamıyorum." dedi. Gökmen Karatay mı geliyordu? O adamı biliyordum. Kendisinden oldukça söz ettiren bir adamdı. "Perşembe gelecek o adam." diye devam etti. "Cuma günü akşam toplantıda indirecekler." Bak bu işte işimize yarar bir bilgiydi. Bunun önüne geçebilirdik. "Tekrar geleceğim, seni alıp götürecekler. Bildiğin her şeyi anlatsan iyi olur." "Siz ne derseniz yapmaya hazırım komutanım." dedi. Çok korkmuş görünüyordu. Belki de gerçekten doğruları söylüyordu ama araştıracaktık tabi. Aral komutan dışarı çıkarken ben de hızlıca onu takip ettim. "Ne yapacağız komutanım?" dedim ona yetişip. "Mesela sen bir şey yapmayacaksın." dedi. "Albayla görüşeceğim. O ne derse o." "O bir şeyler derse ben de bir şeyler yapabilir miyim?" dediğinde odanın önünde durup bana döndü. "Hayır İklim." deyip odaya girip kapıyı yüzüme kapattı. "Öküz." diye mırıldanıp arkamı dönüp dışarı çıktım. "Ne güzel operasyon var işte. Beni de alsana. Daha ne yapayım yani ben?" Sıkıntıyla banka oturup kollarımı bağladım. "İnsana ağız tadıyla askerlik yaptırmıyor. Çekeceğim var benim bu adamdan." Koğuşun önündeki askerlere takıldı gözlerim. Bir süre onları izlerken telefonum titredi. Cebimden çıkarıp arayan kişiye baktım. Ali abiydi. Telefonu açmadan önce etrafıma bakındım. Yalnız olduğuma kanaat getirince açtım. "Efendim Ali abi?" "Ne yaptın İklim? Girebildin mi time?" "Henüz değil. Beni deneme aşamasında Aral komutan. Giremedim." "Hadi ya, bu kötü oldu işte. Keşke bir an önce girebilseydin." "Neden kötü oldu ki?" diye sordum. "Daha erken zaten. İlla ki girerim ben bu time." "Öyle ama... Her neyse işte İklim. Ben sana güveniyorum zaten. Bir gün illa ki gireceksin." "Umarım." deyip nefeslendim. "Şimdi askeriyedeyim, ben seni müsait olunca ararım." "Tamam İklim. Hoşçakal." dediğinde telefonu kapattım. Kollarımı tekrar bağlayıp nefeslendim. "Otur İklim otur. Sen anca otur. Herkes bir şey yapsın, sen çay taşı, temizlik yap. Sen anca otur." Ama dur sen yüzbaşı, ben bir gün kendimi gösteririm. Sen o günü bekle. O zaman sana İklim Kurşun kimmiş göstereceğim. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD