Ilgaz’ın dudakları dudaklarıma kapandığı an zihnimdeki o devasa gürültü bıçak gibi kesildi. Dünya durdu, yer ayağımın altından çekildi. İlk saniyede yaşadığım o donup kalma hali, yerini göğüs kafesimi yırtmak isteyen hırçın bir kalp çarpıntısına bıraktı. O an ne Sibel’in imaları kaldı aklımda, ne doktor Ayşe’nin patron çıkması ne Sungurların kapısında evsiz bir köpek gibi yavrusu gibi bekleyişim ne de Ceylin'in Alparslan'la bana olan pis imaları... Kalbimdeki tüm buzlar onun nefesinin ve sözlerinin sıcaklığıyla birer birer eriyip ruhuma karıştı. "Öyle bir şey yok" dediği an zaten yelkenleri suya indirmiştim ama bu... Bu bambaşkaydı. Öyle bir öpüyordu ki beni, sanki ruhumu yerinden söküp kendi ruhuna mühürlemek istiyordu. Dudakları dudaklarımın üzerinde hükmünü sürerken her şeyi, her ye

