Komuta merkezine iki tim birlikte girdiğinde, içerideki hava buz gibiydi. Albay Onur Sungur, ekranlardan birine kilitlenmiş, adeta taş kesilmişti. Yüzündeki her kırışık, derin bir endişeyle kazınmış gibiydi. Sırtı dimdikti, komutan duruşunu koruyordu, ancak masanın kenarına sıkıca kenetlenmiş parmaklarının beyazlaşmış olması, içinde kopan fırtınayı ele veriyordu. Bir baba olarak hissetse, olduğu yere yığılırdı. Ama şu an bir komutandı.
"Komutanım, ne oldu?" Ilgaz'ın gür sesi, odanın ağır sessizliğini yırttı. Hızlı adımlarla içeri girmiş, nefes nefeseydi. Albay, yavaşça başını çevirdi. Gözleri, Ilgaz'ın dağınık saçlarına, terle ıslanmış üniformasına kaydı, ardından hemen arkasındaki Feza'ya... Kadın da aynı vaziyetteydi; üniforması buruşuk, yüzünde yorgunluk ve taze bir dövüşün izleri vardı. Patlak dudağından sızan kan kurumaya yüz tutmuştu. Albay'ın aklı, bu manzarayı sorgulamaya yetecek kadar meşgul değildi.
"Siper Timi pusuya düştü," dedi Albay, sesi çelik gibi sert ama altında bir titreme vardı. "Beklemediğimiz bir grup arkadan yaklaştı. İki ateş arasında kaldılar."
Ilgaz, bir panter gibi ekrana atıldı. Görüntü, tim üyelerinden birinin kask kamerasından yayınlanıyordu. Titreyen, sarsıntılı görüntülerde çatışma anları gözüküyordu. "Sesi aç!" diye gürledi Ilgaz, bilgisayar başındaki astsubaya.
Ses açıldığı anda, komuta merkezi mermi sesleri, patlamalar ve çığlıklarla doldu. Tüm askerler, nefeslerini tutmuş, ekrana kilitlenmişti. Feza, gözlerini kıstı, birkaç adım daha atarak ekrana iyice yaklaştı. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyor gibiydi. Görüntüde, Siper Timi önlerindeki grupla çatışırken, arkadan gelen bir silah sesiyle irkiliyorlardı. Kamerayı taşıyan asker aniden arkasına dönüp çığlık attı: "Arkada da varlar komutanım!"
Ardından, gür ve otoriter bir ses duyuldu. Yüzbaşı Alparslan olmalıydı. "Melek, Utku, Cemil! Arkanıza dönün, karşılık verin! Efe, benimlesin, tam ileri! Tolga, cevap ver! Arkadakiler kaç kişi?"
Çatışma sesleri şiddetlendi. Alparslan sürekli Tolga'ya sesleniyor, ama cevap alamıyordu. Sonunda, kamerayı taşıyan Efe seslendi, sesi gergin ve nefes nefeseydi: "Komutanım, Tolga'yla bağlantı kuramıyoruz! Arkada ondan fazla saldırgan olduğunu tahmin ediyorum!"
"Efe, bana bak!" Alparslan'ın emriyle kamera döndü. Ve ekran, Alparslan'ın yüzünü yakın plan gösterdi.
Feza'nın nefesi tutuldu. Boğazında bir yumak oluştu. Bu adam... ona ne kadar da benziyordu? Aynı kumral ten, aynı çarpıcı yeşil gözler... Ancak Feza'nın yumuşak, kadınsı hatlarına tezat, yüzü sert ve erkeksi çizgilerle oyulmuştu. Yeşil gözleri, kaskının altından inci gibi parlıyor, ekrana, yani merkeze bakarken bir kararlılık ve hüzün barındırıyordu.
"Efe, bu kaydı merkeze yolla. Baba..." dedi Alparslan, sonra boğazını temizledi. Feza, yan gözle Albay'a baktı. Adam hiç kıpırdamıyor, sıkılı yumruğuyla ekrana bakıyor, oğlunun sesine odaklanıyordu.
"Bu güzergahtan geleceğimizi bilmiyorlardı komutanım," diye devam etti Alparslan'ın sesi. "Sanki yerimizi çoktan biliyorlarmış gibi pusuya düşürdüler. Destek gelene kadar dayanmaya çalışacağız ama olur da..." Sesini tamamlayamadı, gözlerini bir an kapattı. O an, Albay'ın başını hafifçe öne eğdiğini gördü Feza. Kendisinin de gözleri buğulanmıştı. Bir askerin böyle çaresizce sıkıştırılması, yüreğine hançer gibi saplanmıştı.
Görüntü burada kesildi. Ilgaz, öne fırladı. "Helikopter hazırlansın komutanım! Pençe Timi beş dakika içinde yola çıkacak!"
Albay, yavaşça Ilgaz'a döndü. Dolmuş gözlerini sıkıca kapatıp açtı. O anda, yüzündeki tüm baba acısı silinmiş, yerine çelik gibi bir komutan ifadesi oturmuştu.
"Çok geç, Binbaşım," dedi.
Feza ve Ilgaz aynı anda şaşkınlıkla Albay'a baktılar. Ne demek çok geç?
"Ne demek çok geç?" diye bağırdı Ilgaz, sesi çatallaşmıştı. "Sakın bana devamının düşündüğüm gibi olduğunu söyleme komutanım!..." Dişlerini ve yumruklarını öyle bir sıkmıştı ki, damarları boynunda atıyordu. Alparslan onun her şeyiydi; canı, kanı, olmayan kardeşi... Bağları kan bağından çok daha derindi.
"Bu görüntüler bir saat önce çekilmiş, bize yeni ulaştı" diyerek albay astsubaya işaret verdi. Astsubay ekrana bir harita açtığında Feza ilerleyerek ekrana yaklaştı. Kaya, Kerem, Ersin ve Uğur da sessizce bekliyor, Feza gibi önemli ayrıntıları kaçırmıyorlardı. Ekrandaki haritada bir nokta işaretlenmişti.
"Nasıl yeni ulaşır. Görüntünün anında düşmesi gerekir?" Diye sorgulayan Ilgaz da haritaya çevirdi bakışlarını. Tüm vücudunu deli gibi adrenalin hormonu salgılayıp kanını aleve veriyordu.
"İhalardan aldığımız istihbarata göre yarım saat önce timi esir aldıklarını belgeledik. Tolga içlerinde gözükmüyordu." Albayın cümlesiyle ekranda bir görüntü belirdi. İhadan çekilen görüntüde beş asker art arda götürülüyordu. Elleri bağlanmış, silahları alınmıştı.
"Alparslan asla teslim olmazdı, komutanım!" Ilgaz'ın sesi acı ve inançsızlıkla titriyordu.
Feza, Albay'ın Ilgaz'ı onaylar bir baş hareketi yaptığını gördü. "Biliyorum," dedi Albay, sesi buz gibi. "Şehit olurdu, yine de teslim olmazdı."
Feza, ilk kez söze girdi, sesi mantıklı ve analitikti: "Tolga denilen askerle bağlantı kuramıyorlardı. Belki de önce Tolga'yı ele geçirdiler. Sonra timi, onun hayatıyla tehdit ederek teslim aldılar."
Albay'ın ve Ilgaz'ın bakışları anında Feza'ya döndü. Albay'ın gözlerinde bir kıvılcım yandı. "Olabilir, Yüzbaşı. Bir şekilde esir alınmışlar. Şimdi hemen kurtarma operasyonuna başlamamız lazım." Eliyle haritadaki bir noktayı işaret etti. "Bölge çok riskli. Sızma görevlerinde sizin ekiplerinizin ne kadar iyi olduğunu dosyanızdan biliyorum."
"En iyisi biziz, komutanım," diye düzeltti Feza, sesindeki güven tartışılmazdı.
Albay başını sallayarak devam etti. "Ilgaz, bölgeye indiğinizde sen geride kalıp SİHA (silahlı insansız hava aracı) kontrolünü yapacaksın. O konuda senin yetkinliğine güveniyorum. Feza yüzbaşı ve timi, Siper'leri kurtardıktan sonra kalan ne varsa havaya uçuracaksın!"
"Komutanım, sızma operasyonuna ben de katılmak istiyorum!" diye itiraz etti Ilgaz, sesi gergindi. "Alparslan ve timi esir alınmışken geride durup kurtarılmalarını bekleyemem! Zaten Avcı Timi de yeni. Onlarla birlikte bir tecrübemiz yok. Nasıl hareket edeceklerini bilmiyorum. İzin verin, tüm görevin yetkisi bende olsun!"
Feza, normal şartlar altında böyle bir talebe öfkeden deliye dönerdi. Ama şu an Ilgaz'a hak veriyordu. Esir düşen tim ve Alparslan, Albay dahil herkes için çok önemliydi. Ilgaz risk almak istemiyor, tanımadığı bir timle değil, kendi ekibiyle hareket etmek istiyordu. Yerinde olsa, o da aynısını yapardı.
"Avcı Timi'yle tecrüben olup olmaması önemli değil," diye kesin bir tonla cevap verdi Albay. "Geride kalıp SİHA kontrolü ve Avcı'ların yönlendirmesini yapacaksın. Beş dakika içinde helikopterde olun. Planınızı yolda kurarsınız."
"Emredersiniz komutanım" diye bağırdıktan sonra herkes koşturarak dışarı çıkarken, Feza bir an Ilgaz'a baktı. Adam son bir kez haritaya bakıyor, yumruklarını sıkarak içindeki öfke ve çaresizlikle baş etmeye çalışıyordu. Feza tam çıkacakken nedeni kendisine de mantıklı gelmeyen bir dürtüyle Albay'a döndü. İçinden ona teselli edici bir şeyler söylemek gelmişti.
"Komutanım," dedi, sesi alışılmadık bir yumuşaklıkla. "Merak etmeyin. Timimin ismini boşuna Avcı koymadım. Sahada her bir askerimin hayaletten farkı yoktur. Allah'ın izniyle, o askerleri sağ salim getireceğiz."
Albay, kelimelere boğulmuş gibiydi. Sadece hüzün dolu gözlerle başını hafifçe salladı. Feza da daha fazla bir şey söylemeden, operasyon için hazırlanmak üzere hızla komuta merkezinden ayrıldı.
***
İki helikopter kalkışa hazırdı. Birinde Avcı Timi varken, diğeri Siper Timi'nin tahliyesi için boş tutulmuştu; içinde sadece iki doktor vardı. Ilgaz Binbaşı, SİHA kontrolü için geride kalacağından, timinden sadece keskin nişancı Kudret ve iletişim uzmanı Ali'yi yanına almıştı. Avcı Timi ise tam kadro, tam teçhizat yerlerini almıştı. Helikopterin içi, motorun gürültüsü ve ağır bir sessizlikle doluydu.
Ilgaz elindeki tabletteki haritaya odaklanmış, yapılması gerekenleri hızlı ve net bir şekilde anlatıyordu. Sesindeki gerginlik ve telaş hissediliyordu. Feza onu dinlerken bir yandan da Kerem'in önündeki tabletten İHA görüntülerini inceliyor, yabancı olduğu araziyi zihninde canlandırmaya çalışıyordu. Kerem sessizce verileri işliyor, Feza'ya yardımcı oluyordu. Şimdiden kafasında üç ayrı sızma planı şekillenmişti bile. En büyük belirsizlik teröristlerin kesin sayısıydı. Bu bilgi ancak bölgeye intikal ettiklerinde netleşecekti.
"Feza Yüzbaşı?" Ilgaz'ın sesi, Feza'nın dikkatini dağıttı.
Helikopter havalanmıştı. Pilot, kırk beş dakikalık bir uçuş olduğunu bildirmişti. Feza, başını Ilgaz'a çevirdi. "Buyrun, komutanım."
Ilgaz'ın gözleri, Feza'nın patlak dudağına takılı kalmıştı. Feza ise Ilgaz'ın kaskının altındaki şişmiş göz kapaklarını fark etti. Aralarında, az önceki dövüşün ve şimdiki ortak endişenin yarattığı garip elektrikli bir bağ vardı.
"Aşağıda sözümden çıkmayacaksınız," dedi Ilgaz, sesi komutan tonundaydı ama altında bir yalvarma, bir teminat arayışı seziliyordu. "Disiplinsizliğinizi operasyon sırasında da devam ettirirseniz, sonuçları ağır olur."
"Anlaşıldı, komutanım," diye kısa ve net cevap verdi Feza, yeniden tabletine döndü. Operasyon sırasında emre itaatsizlik etmek aklının ucundan bile geçmezdi. Karargahta Ilgaz'la didişmek eğlenceli olsa da, o acemi bir asker değildi. Belki de Ilgaz'dan daha tecrübeliydi. Onun hayatı boyunca karşılaşmayacağı durumlardan sıyrılmayı başarmıştı. Kendini bildi bileli askerdi. Ne gençliğini ne de çocukluğunu diğer insanlar gibi yaşamıştı.
Yol boyunca Ilgaz'la plan üzerine konuştular. Feza, kafasındaki planları anlattığında Ilgaz'ın itiraz etmeyip hatta planı beğendiğini söylemesi, Feza'yı oldukça şaşırttı.
"Kudret sizin ekibe uzaktan destek verecek. Keskin nişancınız kimdi?" diye sordu Ilgaz, bakışlarını Feza'nın timine çevirdi. Gözleri her zamanki gibi ilk önce Kaya'nın üzerinde duraksadı. Feza, bu tekrarlanan bakışları fark etmişti. Ilgaz'ın abisine olan bu garip ilgisi dikkatini çekiyordu.
"Ersin," diyerek timin en yumuşak yüzlü üyesini işaret etti Feza. Yüzündeki masumluk onun kamuflajıydı.
Kaya, bakışlarını Ersin'e çevirip sonra yeniden Feza'ya dönüp sessizliğini korudu.
"Timinizi kısaca anlat," dedi Ilgaz.
Feza, derin bir nefes alarak anlatmaya başladı: "Dediğim gibi, Ersin keskin nişancım. İki kilometreden hedefini ıskalamaz. Kerem, bilişim ve harita uzmanım. IQ'su 130. Şu an çoktan tüm bölgeyi detaylarına kadar ezberlemiştir. Uğur, ağır silah uzmanım. Üç bölük askere bedeldir. Ve Kaya, timin doktoru. Aynı zamanda komutan yardımcım."
Sözleri bittiğinde, Ilgaz, Ali ve Kudret'in şaşkın bakışlarıyla karşılaştı. Özellikle Kudret, Ersin'e ağzı açık bakıyordu. Öne eğilip, "İki kilometre mi?" diye hayretle bağırdı.
Ilgaz derin bir nefes alıp yeniden haritaya döndü. Yüzünde bir rahatlama ifadesi vardı. Avcı Timi'nin yetenekleri, onu bir nebze olsun ferahlatmıştı.
"Evet," dedi Ersin, rahat bir tavırla. "İki kilometre, kesin atış için en iyi mesafem. İki buçuğu zorlamışlığım var, ama hedef istediğim noktaya tam isabet etmedi. Yine de ölümcül oldu. İki buçuğa çıkmak için hâlâ antrenman yapıyorum."
Kudret, hâlâ gözleri fal taşı gibi açık, Ersin'in silahına bakıyordu. Kendisininkiyle aynıydı. Dudaklarını yalayarak "Ben karargahtaki en iyi keskin nişancıyım" dedi, sesi biraz küçülmüştü. "Rekorum bir kilometre iki yüz metre."
Ersin, mütevazı olmaya gerek duymadan sırıttı. Gözleri zaferle parlıyor, takdir beklercesine Feza'ya baktıktan sonra Kudret'e döndü. "Demek ki ünvanını elinden aldım."
"Sen gittiğin her yerde ünvanları elden alıyorsun, kardeşim," diyen Kerem'e döndü herkesin bakışları. Kerem, tabletiyle meşguldü, kafasının içindeki hesapları dinliyor gibiydi. Analizini bitirdiğinde fikrini Feza'ya söyleyecekti. Feza onun fikirlerine her zaman çok önem verirdi çünkü Kerem verilerle, olasılıklarla konuşurdu. Ve her zaman nokta atışı yapardı hesapta. Bu da onu paha biçilmez kılıyordu.
"Timin iki sene önce kuruldu değil mi?" Diye sordu Ilgaz . Feza'nun bakışlarımı anında ona döndü. Ilgaz, otoritesini bir pelerin gibi kuşanmış ama gözlerinin derinliklerinde bir şeyler, belki de kıpır kıpır bir endişe kımıldanıyordu. Feza'nın cevabını beklerken dikkat kesilmiş hali, sadece bir komutanın emrindekileri sorgulaması değil, çok daha kişisel bir merakinin izlerini taşıyordu. "Toplam kaç operasyona çıktınız birlikte?" Diye devam etti sorusuna Ilgaz.
"Büyük küçük toplam 110" dediğinde Feza'nun sesindeki kendinden emin ifadeyi yakalamıştı Ilgaz. Kafasını sallarken yeni sorusunu yöneltti.
"Kaçı başarılı?"
"110..."
Feza'nın gururlu sesiyle, Ilgaz'ın bakışlarında takdirin yanı sıra rahatlamayı da çok net gördü Feza. Siper timi onun için önemliydi ve şimdi bu açıklamayla içi bir nebze de olsa rahatlamış gibiydi. Çünkü o geri planda kalırken kurtarma görevinde Feza ve timi olacaktı.
Ali'nin "Helal olsun komutanım" sözüne Feza hafifçe kafasını sallarken, Ilgaz'ın bakışları hâlâ kızın üzerindeydi.
"Henüz iki sene önce kurulan bir time göre oldukça başarılı. Birbirinizi iki senedir mi tanıyorsunuz?" Diye sorularına devam etti Ilgaz.
Feza başını olumsuz anlamında salladı. Gözleri timinin üyelerine kaydı. Her biri, hayatının farklı bir döneminden, farklı bir mücadeleden bir parça taşıyordu. "Ben herkesi önceden tek tek tanıyordum," diye açıkladı, sesinde geçmişin yorgun ama güçlü yankıları vardı. "Kaya hariç hepsi farklı tim ve şehirdelerdi. Görevlerim sırasında tanışmıştık. Yarbaydan tim oluşturma emri alınca onları ben seçtim."
"Kaya komutanımla ikinşz aynı timde miydiniz yani?" Diye soran Kudret'ti. Ilgaz ve Feza'dan sonra en rütbeli Kaya'ydı bu helikopterde.
"Kaya ve ben bir time bağlı değildik. Sadece bu kadar açıklayabilirim" diye açıkladığında Ilgaz'ın bakışları yeniden abisini buldu. Başbaşa veya timi yanlarındayken Feza ona abi derdi ama operasyon sırasında veya yanlarında yabancı birileri varken rütbe mevzusundan dolayı abi diyemiyordu. İlişkilerini de kimseye açıklamak istemezlerdi zaten. Eğer ki Kaya da Feza ile beraber seçilseydi çoktan Feza'dan üst rütbede olurdu. Feza'nın ondan tecrübe değil yıl farkı vardı. Kaya da bir tim yönetebilecek yeterlilikteydi.
Pilotun "Komutanım bölgeye intikal ettik. İniş için izin istiyorum" anonsu, gerilimi katlanılır kılan o hassas ipi kopardı. Ilgaz anında değişti. Omurgası çelik bir çubuk gibi gerginleşti, yerinden doğruldu ve kulaklığından net, emin bir sesle, "İniş izin onay verilmiştir," dedi.
Sonra askerlere döndü. Yüzündeki tüm kişisel ifadeler silinmiş, yerine operasyonun liderinin keskin ve sorumlu ifadesi yerleşmişti. "Allah yar ve yardımcınız olsun. Siper timi ve Avcı timini sağ salim görmek istiyorum. İlk planımıza şimdilik sadık kalacağız. Kudret ve Ersin farklı yerlere konumlanarak bize uzaktan atış desteği sağlayacaklar."
Sonra sadece Feza'ya bakacak şekilde döndü. O an helikopterin titreyen gölgeleri içinde gözleri daha da derinleşti, Feza'nın içlerinde kaybolacağı kadar koyu ama aynı zamanda ilgiliydi bakışları. Sesi, motor gürültüsünü delen bir sükunetle, doğrudan kızın ruhuna hitap eder gibiydi: "Sana güveniyorum Yüzbaşı Feza. Kardeşimi bana sağ salim getir..."
Feza o derin, kahverengi gözlere bakarken, içinde bir şeyler yerli yerine oturdu sanki. Bu adama karşı hissettikleri meraktan öteydi. Artık bunu anlamıştı. Korktuğu başına gelmişti işte. Bal gibi de adama karşı çekiliyordu her defasında. Ağzından çıkan sözler sadece bir emir değildi Ilgaz'ın. Bu, bir adamın en kıymetli varlığını, umudunu teslim edişiydi. Feza dudağının kenarında hissedilemez bir gerginlikle, tüm sorumluluğu üstlendiğini bilerek, hiç tereddüt etmeden cevap verdi:"Emredersiniz Komutanım."
O birkaç saniyelik bakışma, sayfalar dolusu konuşmaya bedeldi. Adamın endişesi ve güveni, kızın kararlılığı ve son sözü, hepsi o bakışlarda saklıydı. Ve helikopterin inişe geçmesiyle sarsılan gövdede bu sessiz anlaşma operasyonun ilk resmi emrinden çok daha ağır basıyordu.
Şimdi sırada yüzbaşı Alparslan'ı sağ salim almak vardı. Feza kafasını Ilgaz'dan çekerken gözlerinin önüne ekrandan yansıyan yüzbaşı Alparslan'ın son görüntüsü geldi. Etrafı kızarmış yeşil gözleri, sanki aynaya bakıyormuş gibi hissettirmişti ona...
Feza düşünceler içindeyken abisi Kaya, Feza'nın her hareketini analiz ediyordu. Operasyondan sonra Sürmene ile yaptıkları görüşmeyi detayına kadar Feza'ya anlatacaktı. Alparslan'ı görür görmez şüpheleri iyice artmıştı çünkü.
Kurtarma operasyonu başlıyordu...