Görev her zaman ki gibi başarıyla tamamlanmış, bulunan 15 şerefsiz askeriyeye sorgu için getirilmişti.
Aslan uzun zamandır ayrı kaldığı mesleğini özlediğini fark etmişti bu sürede. Az değildi. 4 yıldır eli silah tutmamış, tenine kamuflajın kumaşı değmemişti. Özlemişti haliyle. Hem mesleğini, hemde mesleğini icra ederken karısıyla olan anlarını. Her anda aklına gelmesine engel olamıyordu. Nasıl olacaktı ki.? Canım diyordu ona. Canıydı Efruz onun. Kalp atışıydı, nefes alışıydı, göz kırpışıydı, her şeyiydi o onun. Gözünden sakındığı biricik karısıydı.
"Dalma komutan boğulursun.!" Ömür'ün ikazıyla düşüncelerinden arınıp karşısında ki kadına baktı. Haklıydı. 4 yılda yeterince boğulmuştu. Karısının ardından ne kadar yas tutsa azdı fakat biliyordu ki Efruz mesleğine geri dönmesini isterdi. Onun için askerlik demek her şeydi ve Aslan içinde öyle olacaktı.
Tam konuşacakken yanlarına yaklaşan Er ile sustu Aslan.
"Rıza Kocataş/ Mardin."
"Söyle Rıza."
"Komutanım biri sizi görmek istiyor. Bahçede ki çardaklar da bekliyormuş."
"Kimmiş Rıza.? İsim vermedi mi.?"
"Hayır komutanım."
"Tamam aslanım gidebilirsin sen."
Rıza selam verdikten sonra koşar adım yanlarından ayrıldı. Aslan ise bahçede bekleyenin kim olduğunu merak ediyordu.
"Gelmemi ister misin.?"
"Bakıcım değilsin üsteğmen."
Sert sesiyle yerine sinmişti Ömür. Onun bu hallerini çok iyi biliyordu ve yine bu hallerine döndüğü için üzgündü. Umursamaz Aslan Atay gitmiş onun yerine her şeye öfkelenen Aslan Atay gelmişti. Başlarda kendisine de öyle davransa bile sonra düzelmişti fakat şimdi eski hayatına dönüş yapmak onu etkilemişti.
Aslan, Ömür'ü arkada bırakıp bahçeye çıktı. Bir kaç çardakta gözünü gezdirse bile baktıklarının hepsi boştu. Binanın yan tarafına doğru adımlayıp orda ki çardaklara baktı. Ve evet aradığı kişiyi bulmuştu. En sonda sırtı dönük oturan adamdı ve Aslan bu adamı çok iyi tanıyordu.
Hızla üstüne çeki düzen verip beresini taktıktan sonra koşarak yanına ilerledi. Çardağın içine girdiğin de karşısında ki adama selam durdu.
"Rahat ol Asker, rahat."
Aslan rahata geçip babasına bakmayı sürdürdü. Zayıflamış vücudu, ara ara ak düşmüş saçları, ışıltısını kaybetmiş gözleri.... Ali Gurur eskisi gibi değildi. Hiç bu kadar kötü olmamıştı.
"Otursana."
Aslan oturmak istemese bile yediği azarla oturmak zorunda kalmıştı.
"Dönmüşsün.!"
Sesinde ki öfkenin sebebini biliyordu Aslan. Biliyordu ve bu durumdan nefret ediyordu.
"Döndüm."
"Bir çocuğumu daha kaybedeyim diye mi döndün.! Bir kere daha evlat acısını tadayım diye mi döndün he.?! Bir canım gitti be oğlum, başka canım gitmesin. Bir kere daha evlatsın kalmayayım. Mesleğimden nefret etmeyeyim, yapmayın bu bana."
Dolan gözlerini zorla kırpıştırıp babasının önünde diz çöktü. Şimdi iki dağ birbirine yaslanmış, içlerinde kalan acıyı dışarı vuruyorlardı.
"Yapma be babam. Konuşma öyle. Efruz olsa böyle mi olurdu babam.? O devam etmemi isterdi, arkasından bu kadar yas tuttuğumuzu görüyorsa eğer bize çok kızıyordur baba. Biliyorsun sende duramıyorum evde. Yere göğe sığamıyorum. Ev, şehir, insanlar her yer bana dar geliyor, her şey beni boğuyor. Yaşarken nefes alamıyorum be baba. Onun kokusunun olduğu evde ben nefes alamıyorum. Nereye baksam onu görüyorum. Yatağa yatsam yanımda o var. Koltukta otursam karşım da o oturuyor, gülümsüyor bana. Delirecek gibi oluyorum baba. Bırakta insan gibi yaşayıp, karıma yakışır şekilde öleyim. "
Ali gözünden sicim gibi akan yaşları silip, kafasını olumlu anlamda salladı. Ne dese boştu biliyordu artık. Oğlu da kızı gibi inatçıydı. Ne kadar gurur duysa da azdı. Ondan bunu istediği için kendisine kızmıştı Ali Gurur. Ama olmuyordu işte. İçinde ki yangın sönmüyordu. Her geçen gün alevler harlanıyor, bütün bedenini kavuruyordu. Canı acıyordu Ali'nin. Kalbi acıyordu.
"Kalk bakalım ayağa." Aslan babasının yardımıyla ayağa kalkıp gözlerini sildi. Babasından da izin almak içini rahatlatmıştı. Annesi başından beri her konuda destek olsa da Ali Gurur öyle yapamamıştı. Bir evladını toprağa gömmüşken, oğlu yerine koyduğu bu adama yapamamıştı. Ama ne derse desin, ne yaparsa yapsın karşısında ki adam devam edecekti. Biliyordu Ali. Gözlerinde görmüştü. Acı, mutluluk, hüzün, sinir...bütün duygular gizlenmişti gözlerine Aslan'ın.
"Senide kaybedersem, bir daha beni kimse toplayamaz. Kendine çok dikkat et. İzinlerini kullan ve bizi görmeye gel. Her fırsatta ben geleceğim fakat annen gelemez. Malum torun bakıyor. Onu üzme oğlum, onu üzme beni öldürme." Aslan kafasını sallayıp kendisine üzgün gözlerle bakan adama sıkıca sarıldı.
"Söz baba."
Ali Gurur aldığı sözle içi rahat bir şekilde ayrıldı askeriyeden. İzmir'den habersiz gelmesi onu korkutuyordu. Kızının vefatından beri İzmir bir anne olarak çok metanetli bir şekilde ayakta kalmıştı. Ali Gurur'un belki daha dayanıklı olması gerekirdi fakat o kızına aşık bir babaydı. Efruz'un canı acısa, Ali Gurur'un kalbini söküyorlarmış gibi hissediyordu. Şimdi gerçekten sökmüşlerdi.
******
Aslan askeriye de işinin bitmesiyle lojmana geçip kendisine tahsis edilen eve girdi. Odasına geçip hızlıca üstünü değiştirip mutfağa geçti. Kendisine yemek hazırlamaya alışıktı fakat bugün en basitine kaçıp makarna için su kaynatmaya başladı. Çekmeceden sevdiği kelebek makarnayı temcereye döktükten sonra suyun kaynamasını beklerken dolaptam iki tabak ve iki çatal çıkarıp masaya karşılıklı koydu.
"Aç olduğunu biliyorum bakma öyle beraber yiyeceğiz."
***
Makarna hazır olduğun da iki tabağa da eşit şekilde koyup yerine oturdu.
"Başlasana.? Her hazırladığım da böyle yapıyorsun.! Sen bilirsin ben yerim.!"
Önünde ki tabağını bitirdikten sonra karşısında ki tabağıda kendi önüne çekip yemeye başladı.
"Zayıfladığın gözümden kaçmıyor değil.! Ama böylede güzelsin. "
Hem yiyor hemde karşısında hareketsizce duran karısıyla konuşuyordu. Evet karısıyla. Hayalinde ki, her gün yanı başında olan karısıyla konuşuyordu.
Efruz şehit düştüğünden itibaren bir kaç ay boyunca hep onu görmüştü Aslan. Nereye baksa o, nereye gitse yine o vardı. Ömür'e söylediğin de aldığı tepki hayra alamet değildi elbette. İyi olmadığını oda biliyordu fakat karısının gerçek olabilme düşüncesi daha ağır basıyordu. O yüzden Ömür'e haber vermeden 7 ay önce ilaçları kullanmayı bırakmıştı. Şimdi her yerde özlediği karısı vardı.
"Mesleğimi özlemişim güzelim. Ama seni daha çok özledim. Beraber kaldığımız odayı aldım yine. Sen kokmuyor ama idare ediyorum. "
Omuz silkip makarnasının son kırıntılarını yedikten sonra iki tabağı da makineye yerleştirip, ellerini yıkayıp salona geçti.
Televizyonu açıp, Efruz'un en beğendiği filmi taktıktan sonra koltuğa oturdu. Kucağında yastık, televizyonda karısının en sevdiği film ve karşısında tekli koltukta karısı vardı. Şuanda Aslan Atay dünyanın en mutlu adamıydı.
"Kaç kere izlersen izle bıkmayacağını biliyorum, o yüzden bakma bana öyle. Senin de hoşuna gidiyor itiraf et. "
"Yine mi.?" Arkasından gelen sesle hızlıca oraya döndü Aslan. Eskisi gibi her şeyi anında hissedemiyor oluşu onu sinirlendiriyordu.
"İlaçlarını kullanmıyor musun Aslan.?!"
Ömür'ün gür sesiyle filmi durdurup üzgünce karısına baktı. Şimdi onunla konuşmak isterdi fakat Ömür'ün ne kadar sinirli olduğu gözlerinden anlaşılıyordu. O yüzden susup sadece onu dinlemeye devam etti.
"Neden böyle yapıyorsun.?! İlaçlarını içmezsen bu sorun büyüyecek Aslan. Sağlık testlerine zaten girmedin fakat böyle devam edersen anlayacaklar! Mesleğinden men edilirsin abi. Niye dinlemiyorsun beni.? Neden.?!"
"Çünkü onu sadece böyle görebiliyorum.!"
Aslan'ın bağırmasıyla Ömür bir kaç adım geri çekildi. Onu ilk defa böyle gördüğü için hem korkmuş, hemde epey şaşırmıştı. Kendisine şuana kadar bu denli bağırmamıştı fakat sebebi olduğunu bildiği için kızmıyordu.
"Yapma be abi.! Yapma bunu kendine. Gittikçe daha kötü olduğunu, daha da arttığını biliyorsun. Bir süre sonra işte de sana engel olacak. Göreve gittiğin de aynı şeyler olursa hem kendini hemde timini tehlikeye atarsın.!"
Aslan sinirle eline gelen ne varsa yıkıp dökmeye başladı. Ömür haklıydı biliyordu. Biliyordu ve bundan nefret ediyordu. Karısını sadece böyle görebiliyorken, onu kendisinden almaya çalışmasından nefret ediyordu.
"Alamazsın onu benden anladın mı.!! Sadece böyle görüyorken alamazsın.! Git.! Git yoksa kalbini çok kötü kıracağım Ömür."
Ömür anlayışla başını sallayıp evden ayrıldı. Çok uzaklaşmasına gerek yoktu çünkü bir üst katta kendisi oturuyordu.
Aslan eline geçen içki şişesiyle bir süre bakıştıktan sonra sinirle onuda duvara fırlattı. Arkasında ki duvarın dibine çöküp kafasını yasladı.
Gözlerini kapatmış, sakinleşmek adına karısıyla olan anılarını düşünmeye başladı. Onunla olan her anı ona huzur veriyordu her zaman ki gibi.
"Beni mi düşünüyorsun.?"
Aylar sonra aşık olduğu sesi ilk defa duymuştu.
"Küs olduğumuzu düşünüyordum.?"
Karısı karşısında ki duvara yaslanmış, tek ayağını kendisine çekmiş rahatça oturuyordu. Üstünde ona çok yakışan kamuflajı vardı.
"Küs değiliz. Ben sana küsemem ki."
Aslan kocaman gülümseyip karısı gibi oturdu. Ölmeden önce ki hali gibiydi Efruz. Hiçbir değişimi yoktu Aslan'ım gözünde.
"Deli olduğumu düşünüyor." Söylediği şeyle omuz silkti Efruz.
"Herkes biraz deli değil midir zaten.?" Aslan bilmişçe kafasını sallayıp tutabilirmiş gibi elini uzattı. Olmuyordu işte. Efruz ne kadar yakında gibi gözüksede aslında ulaşamayacağı kadar uzaktaydı da.
"Sana dokunmak istiyorum güzelim. Öpmek, koklamak, boynuna sokulup yuvamda soluklanmak istiyorum. Çok yoruldum Efruz. Sensiz geçen günlerden, gecelerden, sabahlardan, saatlerden, insanlardan çok yoruldum. Kafayı yiyorum be yavrum. Sensizlik bana kafayı yedirtiyor."
Hayalinde ki kadın dizlerini karnına çekmiş çenesini dayamıştı şimdi. Gözleri hüzünlü bakıyor, Aslan'ın hayaliyle Aslan'a üzülüyordu.
"Gerçek olmadığımı biliyorsun. Ben senin burandayım."
Hayali Efruz eliyle kafasını göstermişti. Aslan ise bu hareketine dalga geçercesine güldü.
"Sen benim oramda değilsin güzelim, sen benim buramdasın." Kalbinin üstüne bir kaç kez vurdu. Doğru söylüyordu Aslan. Efruz onun kalbindeydi. Efruz onun kalbiydi.
****
Bir kaç saat sonra kapısı çalmış oturduğu duvarın dibinden zorda olsa kalkmıştı. Yıkılmış eşyaları tekmeleyerek salondan çıkıp kapının önünde durdu. Solda ki aynadan kendisine baktı ilk olarak. Saçları dağılmış, gözleri kan çanağına dönmüştü. Eski Aslan'dan eser kalmadığı işte şimdi daha net belli olmuştu.
Kapı bir kez daha çaldığında sıkıntıyla nefes alıp hızlıca açtı. Karşısında hiç beklemediği kadın vardı. Göksu Akdurmaz. Kapıyı yarım açıp içeri girmesine müsade etmedi.
"Ne vardı.?" Kaba tabirini İzmir annesi duysa çimdik atardı. Aklına gelen şeyle gülecek gibi olsada kendisini kastı. Karşısında ki bu kadının bazı şeyleri yanlış anlamasını istemezdi.
"Ben seni merak ettim." Masum sesine karşı gülümsedi Aslan. Bu kadının gözlerinde ki şeytanlığı görebiliyordu.
"Sebep.?!"
"İçeride konuşsak hava soğuk üşüdüm kapıda."
"Sen bir bordo berelisin Akdurmaz, çıplak bir şekilde kutuplarda kalsan hayatta kalmaya yönelik eğitildin. Bana maval okuma derdin ne söyle."
Göksu gülümseyip bir adım daha yaklaştı karşısında ki heybetli adama. İlk geldiği günden beri ilgisini çeken bu adamı elde etmek için sabırsızlanıyordu. Ve kendisine öyle çok güveniyordu ki Aslan'ın ona aşık olacağını düşünüyordu.
"Gerçekten seni merak ettim. İyi görünmüyorsun. Konuşmak ister misin.?"
Aslan dibine kadar giren kadınla yüzünü buruşturup arada ki mesafeyi açtı. Parfüm kokusu bütün apartmanı kaplayacak kadar yoğun ve sertti. Bu durumdan nefret etti Aslan. Karısı parfüm kullanmazdı fakat kendi kokusu dünyada ki en pahalı parfümden bile daha güzeldi.
"Bak amacın belli fakat amaca giden yolun çok yanlış asker. Ben evli bir adamım ve bir daha böyle bir şeye cüret edersen mesleğinle oynamaktan inan hiç çekinmem. Bundan sonra kimsenin gözünün yaşına bakmam sürerim seni. Emin ol böyle bir ithamla nereye gitsen mutlu olamazsın. Anladın mı.? Şimdi uza."
Aslan hiçbir zaman bir kadınla yapmayacağı bi konuşmayı yapmıştı şuanda. Kadınlarla nasıl konuşulması gerektiğini bilirdi fakat bu kadın fazla olmuştı ve Efruz'dan sonra kimseye tahammülü kalmamıştı.
"İyi geceler Komutanım."
Kapıyı sertçe kapatıp içeri girdikten sonra dağınık salonu ellemeden odasına girip yatağına uzandı. Baş ucunda ki çerçeveyi dikkatle aldıktan sonra karısının yüzünü okşayıp ışığını kapadı.
"İyi geceler güzelim."
"İyi geceler sevgilim."
*************
Linçlere hazırım. Yollayın gelsin. Nihahahah ??????