"Asya gördüğünü indir. Temizleyerek devam ediyoruz."
Aslan telsizden direktifleri veriyor bir yandan da gördüğü adamları indirmeye devam ediyordu. 4 saattir görevdelerdi ve hepsi ciddi anlamda yorulmuştu.
"Onur soldan ikili ilerleyin, biz Hilan'la sağdan gidiyoruz."
"Anlaşıldı komutanım."
Onur yanına Emre'yi almış diğerleri ise aralarında bölünmüş ilerliyorlardı. Aslan hareketlilik görmesiyle sol elini havaya kaldırıp yumruğunu sıktı.
Sol eliyle gördüğü yeri göstermiş herkese çökmesi için emir vermişti.
"Asya saat 2 yönündeler kaç kişi olduklarını göremiyoruz.?"
"3'e 15'ler üçgen halinde konuşlanmışlar. Ellerinde roketatar var, dikkat edin."
"Anlaşıldı. Soldan gözükmeden ilerleyin, ileride ki büyük kayalar da konuşlanacağız."
"Anlaşıldı komutanım."
Herkes Aslan'ım gösterdiği yönden ilerliyordu. Aslan en arkaların da hem etrafı kontrol ediyor hemde onlara dikkat etmeye çalışıyordu. Burada ki her can ilk Allah'a sonra ona emanetti o yüzden her zamankinden daha çok dikkat etmeye çalışıyordu.
"Arkanda."
Sol tarafından gelen fısıltıyla Aslan hızlıca arkasını dönüp dürbünle baktı.
"Siktir.!"
Yaklaşık olarak 800 mt ötede 8 kişi vardı.
"Gelen var. 8 kişi. Hilan hariç, ilerleyin."
Aslan'ın emriyle Hilan hariç diğerleri önce ki konuma doğru ilerlemeye başladı.
"Sollu ilerle, ileride ki kayaya konuşlan ben sağdan gidiyorum."
"Anlaşıldı komutanım."
Hilan Aslan'ın dediği yerde konuşlanmış, Aslan'ın emriyle ateşe başlamıştı. Aslan ise sağdan onlara yaklaşmaya çalışıyordu. Hilan'ın ateşleri yanıltıcı olduğunu mercimek beyinliler daha anlamadığı için Aslan rahat hareket ediyordu.
Yakınlarına geldiğin de en yakınında ki adamın kafasına iki el ateş edip diğerine geçti. Hilan'ın bıraktığı 4 adamı yakın menzilden hallettikten sonra etrafı kontrol edip, bir şey kalmadığını anlayınca Hilan'la beraber geri döndü.
Diğerleri hedefe oldukça yaklaşmış daha fazla ilerlemeden Aslan'ı bekledikleri için oldukları yere pusu atmışlardı. 5 dakika kadar sonra Aslan ve Hilan'da geri dönmüş işaretiyle ilerlemeye devam etmişlerdi.
Hedefin asıl yakınlarına geldiklerinde hepsi kendilerini kapatacak kadar büyüklükte ki kayanın arkasına geçmiş Asya'dan haber bekliyorlardı.
"10 kişi daha eklendi, asıl adamımız solda ki büyük mağara da. Kapısının önünde 15 kişi var. Diğer 40 ise mağaranın etrafında üçgen şeklindeler. Komutanım ateşimle başlayabilirsiniz."
"Gösteri başlasın.!"
Asya'nın ateşiyle savaş başlamıştı. Düşman grup saldırı altında olduklarını anlamış ve iyice hırçınlaşmışlardı. Hepsi birbirlerine emir veriyor, ateşin geldiği yönlere doğru ateş ediyorlardı.
Şehire ine ine kendilerini birazda olsa geliştirmişlerdi fakat karşılarında kimin olduğunu unutuyorlardı. Türk Askeri ve Türk Milletini asla aşamazlardı.
"Asya 11 yönünden kuvvetli atışlar geliyor, oraya odaklan." Kartal'ın emriyle Asya atış yönünü oraya çevirip hücuma başladı. Hepsi için zor bir durumdu fakat aşamayacakları bir şey yoktu.
"Roketatar ateşlendi, Komutanım dikkat edin.!!"
Asyanın konuşmasından bir kaç saniye sonra roket oldukları yeri bir kaç metre ötesine düşmüş hepsini sarsmıştı. Kimsede fiziken bir yara olmasada onun sesi ve gücü birazda olsa dengelerini bozmuştu.
"Şirwan arkaya dolaştı. Şirwan kaçıyor."
"Sikerler böyle işi. Uzaktan takip yap Asya. Dikkatli ol."
"Emredersiniz komutanım."
Asya olduğu yerden kalkıp olduğu bölgenin diğer tarafına dolandı. Biraz zaman kaybetse bile Şirwan'ı almaya gelen kamyoneti görmüştü. Hemen pozisyon alıp atış yapmaya hazırlanmıştı fakat omzuna yediği kurşunla kendisini geriye atıp dişini sıktı.
"Nişancıları var.!"
Nefes nefese konuşması Berat'ı ve diğerlerini endişelendirmişti.
"Neyin var.? Vuruldun mu.?"
Berat'ın kızgın sesiyle gülümsedi Asya. Kendisine en ufak bir şey bile olduğunda Berat'ın bu endişesi onun bencilce hoşuna gidiyordu.
"Hayır, sıyırdı. Şirwan kaçtı.!" Ses tonunu düzeltmiş, nefesini kontrol altına almıştı. Yalan söylemek hoşuna gitmese bile görevin ortasında kimseyi endişelendirmek istemezdi.
"Yanımıza dön. Ortalı temizleyip dönüşe geçiyoruz."
"Emredersiniz komutanım.!" Asya önünde asılı olan küçük ilk yardım çantasında ki sargıyı omzuna sıkıca dolayıp, silahını topladı. Geldiği yoldan aynen geri dönüp, bir kaç metre aşağıda ki timinin yanına gidip Kartal'ın yanına konuşlandı. Berat'ın yanına gitmek istemiyordu yoksa görev onun endişesi yüzünden tehlikeye girebilirdi.
"Hani sıyırmıştı.?!" Kartal'ın kızgın sesiyle işaret parmağını dudağının üstüne koyup susmasını işaret etti.
"Berat'ın dikkatinin dağılmasını istemiyorum."
Kartal sinirle gözlerini kapatıp kafasını salladı.
Her şeyi yabancı gözlerle izleyen biri varsa oda kuşkusuz Göksu'ydu. Aldığı emirler dışında onunla kimse muhatap olmuyor, kendi aralarına kabul etmemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Özellikle Aslan ondan olabildiğince uzak duruyor sinirlerinin gerilmesine izin vermiyordu.
Görev yarı başarıyla tamamlandıktan sonra tim görev yerinde ki üstlerine düşen görevi yapmış, cesetler için askeriyeye haber vermişler, kendileri için de helikopter istemişlerdi. Yarım saat kadar sonra helikopter ve askerler gelmişti. Aslan gelenlere talimatları verdikten sonra timiyle beraber helikoptere bindi.
"Şirwan için tekrardan görev emri gelecektir. Hazırlıklı olun."
Aslan'ın söylediklerine hepsi katılıyordu. Şirwan Türkiye için tehditti. Sınırdan geçirdiği silahlar, düşman ülkerlerle yaptığı anlaşmalar, kara paralar, uyuşturucular ve daha bir sürü kötü amaçlı şey onun kontrolündeydi. Türkiye topraklarından kendisine bir taş parçası bile düşmediği içindi bu hırsı, bu öfkesi. Bu ülkeyi alabileceğini zannediyor ve bu uğurdan sayısız can vermeye devam ediyordu.
En sonunda vereceği can kendisinin olacaktı fakat öfkesi öyle gözünü karartmıştı ki bunu göremiyordu. Görmesindi. Türk Asker'i bunu göstermekten asla çekinmezdi. Bu topraklara sahip olmaya çalışan herkes gibi onunda sonu şimdiden belliydi.
Burası Türkiye'ydi. Taşında gözü olanın, yurduna mezar kazacağız dediği insanların yaşadığı yerdi.
Burası Türkiye'ydi. Binlerce ananın Vatansız kalmayalım diye evlatlarını şehit verdiği ülkeydi.
Burası Türkiye'ydi. Atatürk'ün askerlerinin olduğu ülkeydi.
Ve burası Türkiye'ydi.
Kimse burayı alamaz, taşına bile gözünü dikse, canından olacağı yerdi. Kolay savaşlar görmemiştik, kolay zamanlar geçirmemiştik, fakat hiçbir zamanda pes etmemiştik. Şimdide öyle olacaktı. Şirwan'a karşı bütün askerler ayağa kalkacak, onu bu yaptıklarına pişman edeceklerdi. Türk'ün kim olduğunu görecekti.
********
Askeriyeye döndüklerinde hepsi rapor vermiş, Asya omzuna baktırmış, Aslan ise evine geri dönmüştü. Ömür Ankara'da halletmesi gereken işleri olduğundan dolayı dün geceki tartışmadan sonra gitmiş ve Aslan yine yalnız kalmıştı.
Odasına girip kısaca duş aldıktan sonra, mutfağa geçti. Dünden kalan makarnayı ısıtma amaçlı ocağa koyup, masaya iki tabak ve çatal çıkardı. Ardından bardak koymuş ve peçeteleride Efruz'un sevdiği gibi katlayıp çatalın altına yerleştirmişti.
Ocakta ki makarnayı tabaklara eşit şekilde bölüp kendi yerine oturdu.
"Yemek hazır.!"
Yüksek sesle içeri doğru bağırmış ve hayalinde ki kadının gelmesini beklemeden başlamıştı.
Bir kaç dakikanın ardından sevdiği kadın karşısında ki yerine oturmuş, ellerini her zaman ki gibi bacaklarının üstüne bırakmış ve eşine bakıyordu. Üstünde ona yakışan üniforması, başında bordo beresi, ayaklarında iste çamurlu postalları vardı.
"Yine aynı şeyi yapıyorsun. Ye şu yemeğini.!"
Sesinde ki öfke insanın içini ürpertecek derecede soğuktu. Hem makarnasını yiyor, hemde göz ucuyla karısına bakıyordu. O ise gözünü dahi kırpmadan ona odaklanmıştı.
"Zayıfladın farkında mısın.? Nasıl böyle mesleğine devam edebilirsin ki söylesene.?!"
"Ye artık şunu.!"
Daha fazla dayanamamış ve karşısında ki tabağı hızla yere fırlatmıştı. Hızını alamayıp kendi tabağınıda yere fırlatıp, ardından bardakları da yere attı. Sinir krizi geçiriyordu ve Ömür yanında değildi.
"Ah yeter.!!"
Sandalyeleri de devirip tekmelemeye başlamıştı. Aslan Atay iyice kendisini kaybediyor, nerede olduğunu unutuyordu.
"Özledim işte seni.! Hayal olmandan nefret ediyorum anlıyor musun.?! Yanımda olmanı istiyorum! Sana dokunmak, öpmek, koklamak istiyorum.! Ölmek istiyorum ben artık Efruz. Yaşamak istemiyorum. Seninle nefes alıyordum ben be güzelim. Şimdi yaşayan bir ölüden farkım yok.!"
Hayalinde ki karısı aynı yerinde oturmuş, gözlünden süzülen yaşla kendisini izliyordu. Yüzü donuk, bir duygu belirtisi yoktu ve bu Aslan'ı daha çok çıldırtıyordu.
Yüzünü acıyla buruşturup dolabın önünde yere çöktü.
"Dokunmak istiyorum artık sana. Saçlarını okşamak, o güzel kokunda sarhoş olmak istiyorum. Çok şey istemiyorum ki güzelim. Rabbimin gücüne gitmesin diye isyanda etmek istemiyorum ama olmuyor be yavrum. Kanım olmuşsun, canım olmuşsun sensiz yaşamak çok zor geliyor. Bir söz duymuştum, Allah der ki; kimi benden çok seversen onu senden alırım... Ve ekler: Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım. Ben haddim olmayarak seni ondan çok sevmişim be güzelim. Çok sevmişim ki almış seni benden. Yaşayamam diyorum ama her gün öle öle yaşıyorum be güzelim. Delire delire yaşıyorum."
*********
"7 gün sonra ilk ışıkla göreve çıkıyorsunuz. Şerwin için büyük operasyon düzenlendi. Siz haricinde 13 tim daha olacak. Köstebekler sayesinde nerede olduğu belirlendi fakat tahminimizden daha kalabalıklar. Baya korkmuşa benziyor zürriyetini siktiğim. Tahminimizce 500 kişiler. O yüzden tek gidemezsiniz. Hazırlıklara şimdiden başlayın. Asya sen burdasın o kolla adım bile atamazsın. Ağzını açayım deme. Ömür bu gece dönüyor senin yerine o gidecek. Şimdi dağılın ve o güne kadar kendinize iyi bakın. Hepiniz tam tekmil hazılıklı olacak ve sağ salim geri döneceksiniz, yoksa elimden bir kaza çıkabilir. Anlaşıldı mı.?"
Tim hep bir ağızdan onay verdikten sonra Albay'ın izniyle odadan çıkıp kendi odalarına dağıldılar. Görev için Asya hariç hepsi hazırdı fakat o epey sinirliydi. Kurşun delip geçmişti belki ama o iyiydi(!). Daha doğrusu o öyle sanıyordu fakat 5 hafta raporluydu.
"Sikeyim böyle işi. O görevde olamıcaksam niye varım ben.!"
Asya'nın isyanıyla Berat kocaman gülümsedi. Bir kaç adımda karısının yanına ulaşıp beline sıkıca sarıldı.
"Ben seveyim diye varsın bebeğim."
Asya sinirini bir kenara bırakıp sağlam koluyla sarıldı kocasına.
"Seni seviyorum bomba."
"Seni seviyorum üsteğmenim."
*******
7 GÜN SONRA -GÖREV SABAHI-
Aslan odasında ki son hazırlıkları yapmış, aynanın karşısında ki yansımasına ve arkasında duran karısına bakıyordu. Üzerinde yine kamuflajları vardı. Gözleri Aslan'ın hayaliyle parıl parıl parlıyor, yine ona aşkla bakıyordu.
"Görev de dikkat etmelisin."
Aslan gülümseyip arkasını döndü. Şimdi aynada ki yansıma tam karşısındaydı. Aralarında sadece santimetreler vardı fakat Aslan yine dokunamıyordu.
"Ölmek istiyorum. Ölmek ve sana kavuşmak."
"Biz aynı yerde olmayız komutan."
"Doğru. Sen cennetin en güzel yerlerine layıksın güzelim." Dünyalar güzeli karısı o eşsiz gülümsemesini sunmuştu yine ona. Dudakları ahenkle iki yana kıvrılmış, gözleri kısılmış ve o güzel gamzesi belirmişti. Aslan yine aşık oldu. Yine, yeniden. Hiç bıkmadan, usanmadan tekrardan aşık oldu.
"Dikkat et komutan. Hadi git şimdi."
Aslan gülümseyip kafa salladıktan sonra son kez bakıp odadan ayrıldı. Yüzünde ki aptal gülümseyi silmek zor olsa bile başarmıştı.
Diğerlerinin yanında yerini almış Albay'ın konuşmasının bitmesini bekliyordu. Tim bütün ekipmanlarla tam bir şekilde hazırdı. Hepsi Albay'la görüştükten sonra Aslan'ın emriyle helikoptere binmiş, diğerleriyle buluşmak için operasyon bölgesine yakın olan kampa doğru yoka çıkmışlardı.
"Kimsenin tırnağı bile kırılmayacak."
"Emredersiniz."
Hepsi Aslan'ı onayladıktan sonra kendi dünyalarına geçiş yapmışlardı. Ömür canı gibi sevdiği abisini, Berat askeriye'de bıraktığı karısını, Kartal yanı başında oturan karısını, Göksu ise karşısında ki platonik olduğu komutanını düşünüyordu. Diğerleri de farklı şeyler düşünüyor, operasyonu kafalarından biraz da olsa atmaya çalışıyorlardı.
Kamp alanına geldiklerinde helikopterin alçalmasıyla bir kişi hariç diğerleri inmesini beklemeden atlamıştı. Göksu ise helikopterin iniş yapmasıyla inmiş ve kötü bakışlar altında timinin yanında yerini almıştı. Asker olmuştu fakat Şehit timine yakışır bir asker olamamıştı.
Aslan daha fazla ona bakmadan diğer timlerin olduğu alana ilerleyip hepsiyle teker teker tanıştı. Timde aynı şekilde tanışmış ve büyük masanın etrafında toplanmışlardı. Önlerinde ki olduğu bölgenin haritası vardı ve haritada tek bir her işaretliydi.
Önlerinde bulunan dağın arka tarafı kırmızı kalemle işaretlenmiş, Şirwan'ın resmi bıçakla haritanın orta yerine sabitlenmişti.
"Tek bir amacımız var. Şehit vermeden Şirwan'ı almak. Çok kalabalıklar. Şuanda yaklaşık 78 kişiyiz. Her timde 5-6 kişi var. Dizilim belli. Abluka altına alıp ilerleyeceğiz. Her timden nişancılar tepelerde ki yerlerine alacak ve karanlık ilk çöktüğü anda ateşe başlayacağız. İşimiz zor, fakat imkansız değil."
Van timin komutanı gerekli olan açıklamayı yapmış ve herkesin de onayını almıştı. Şimdi sıra geceyi beklemekti. Hepsi için en zor olanda buydu zaten. Onlar geldikleri gibi şerefsizleri tek tek öldürmek ve Şirwan'ı sağ bir şekilde ele geçirmek istiyorlardı.
***
Karanlık çöktüğün de planda ki gibi bölge abluka altına alınmış, nişancılar yerlerini almıştı. Herkesin ortak telsizi vardı ve bir kişinin konuştuğunu herkes duyacaktı. Aralarında ki mesafe oldukça fazla olduğundan bu şekilde haberleşmek en uygunu olarak görülmüştü.
"5 dakika içinde, ilk atışla başlıyoruz. Allah yâr ve yardımcımız olsun."
Aslan'ın konuşmasıyla bütün nişancılar hedefe odaklanmış gelecek emiri bekliyorlardı.
Nihayet o emir gelmiş ve ilk atış nişancılardan çıkmıştı. Hepsinin tüfeği aynı olduğundan ve zamanı iyi yönettiklerinden kurşunlar aynı anda namludan çıkmış ve hedeflerine ulaşmışlardı. 14 kişi şuanda ölüydü.
Bütün herkes ilk atışlar operasyona tam anlamıyla başlamışlardı.
Timler komutanlarında emriyle abluka alanını daraltarak ilerlemeye devam ediyorlardı. Şerefsizler bu sefer hazırlıklıydı. Roketatar yerine bombalarla savaşıyorlardı. Aralarında ki mesafeden dolayı hedeflerini istedikleri yerlere ulaşmıyor fakat timleri zorluyorlardı.
"Biraz daha girin.!"
Aslan'ın emriyle herkes biraz daha yaklaşmış atışlarını yakın menzilden yapıyorlardı. Nişancılar canla başla çalışıyor, yüksek tehdit oluşturan şerefizleri alınlarının çatılarından vuruyorlardı.
Ortalık sakinleşmeye başlamış, kimsenin burnu dahi kanamamıştı.
500 kişiden geriye yaklaşık olarak 80 civarı şerefsiz kalmıştı. Şirwan tek çıkışı olan mağarada köşeye sıkışmış, kaçacak delik arar hale gelmişti. Türk'lere baş kaldırmanın acısını şimdi çekiyor, yaptığı hatayı fark ediyordu fakat geri adım atmaya niyeti yoktu. Hala pişman olmamıştı. Olacaktı.
*
Sonunda ortalık temizlendiğin de Şehit timi emirle mağaraya girmiş ve köşeye sinmiş olan Şirwan'ı yakalamışlardı.
Dışarı çıktıklarında komutanlar yan yana dizilmiş Şirwan'ın acınası halini izliyorlardı. Tim ortada duran Aslan'ın önüne iti atıp geri çekildi.
"Layık olduğun yerdesin Şirwan."
Şirwan ağzından akan kanı yere tükürüp sarı dişleriyle sırıttı.
"Alacağız. Bu toprakları alacağız. Hepinizi havlatacağız."
Aslan daha fazla dayanamadan postalın tabanıyla yüzüne sertçe tekme attı. Tekmenin şiddetiyle Şirwan bayılmıştı.
"Temizliğe başlayın. Dönüyoruz."
Güneş doğmaya başlamıştı. Görev epeyce uzun sürmüş ve hepsini fazlasıyla yormuştu.
Aslan ve Kartal, Şirwan'ın kollarına girip ayağa kaldırdı. Ayaklarını yerde sürüye sürüye dönüş yoluna geçmişlerdi.
Bir kaç dakika sonra bir ses duyulmuş ve iki kol arasında ki beden sarsıntıyla daha çok yere çökmüştü.
Aslan ve Kartal yüzlerine sıçrayan kan ile şaşkınlıkla aralarında duran adama ve onun alnının ortasında açılan deliğe bakıyorlardı.
Herkes saldırı pozisyonuna geçmiş bütün tepeleri tarıyorlardı.
Bu sırada bütün telsizler aynı anda cızırtıyla açılmış bir ses duyulmuştu.
"Şehit Buradaydı, Yine Gelecek."
********
Uzun aradan sonra aranızdayım. Çooookkk severek yazdım, aşırı içime sindi umarım sizde seversiniz.
Sonda ki süprizimi beğenmişsinizdir umarım. ? ?
Yorumlarda kesinlikle buluşuyoru.
Yıldıza tık etmeyi unutmayın efenim.