3

1021 Words
uğur beni ittiği yatakta üzerime eğildi. üzerimde ki t shirtin üzerinden göğüslerimi ellemeye başladı. ellerimle ona engel olmak istesemde benden fazlası ile güçlüydü. "sütyen giymedin mi?" "sanane! ba..." baba diye bağıracakken elleri ile ağzımı kapattı. "sana kes sesini dedim!" kendini bana bastırırken tüm sertliğini kadınlığımda hissediyordum. çırpındıkça ona bacak aramda daha fazla yer açılıyordu. "annemin bahsettiği tangalar nerede?" Kapının tıklanması ile derin bir nefes alıp bıraktım. "kızım iyi misin" Allah'ım teşekkürler... uğur bana odaklandı, tek kaşını kaldırıp bana odaklandı. çok tehditkâr bakıyordu. "iyiyim baba ayağımı yatağın kenarına carptımda." hemen ayaklanıp işaret parmağımı, uğura salladım. ama bu artistlenmem uzun sürmedi. işaret parmağı mı tutup beni kendine çekti. anlamıyordum bu durumu nasıl kendi aleyhine çekebiliyordu. "seni inleteceğim bir hafta sonra. artık altımdan çıkmak için yalvaracaksin bana." "öyle bir şey olmayacak seni aptal..." "sen öyle san." "sevgiline gider misin?" "seni test etmek için öyle demiştim sevgilim yok." şaşırmış gözlerle ona baktım ciddimiydi bu? "tamam şimdi gidebilirsin." "senden nefret ediyorum evra." sanarsin ben sana hayranım iyice salaklaştı buda. "seni elde etmeden bırakmayacağım." gözlerine bakmadım. geldiği gibi geri gitti. yatağa çömelip ağlamaya başladım. saçma sapan bir adam tüm dengemi maf etti ve bundan sanki zevk alıyordu. o yetmezmiş gibi buna tahammül etmek zorundaydım. baba ne hallere soktun bizi Allah aşkına ne kadar saçma sapan şeylere maruz kalıyordum. üstüne bir de sesim de çıkmıyordu. bu ne biçim durumdu böyle. telefonum titreyince dolu gözlerimle baktım, uğurdu bu. 0532......: 'çıkmadan önce hıçkırıklarını duydum ağlıyor musun sen?' uğuru 'mal' diye kaydettikten sonra telefonu kapattım. ama bildirimler susmuyordu sinirle telefonu açtım. mal: 'kizim görüldü atmak yakışıyor mu sana?' ben: 'sesini kes artık!' mal: 'bir sakin ol be kızım.' görüldü atıp çıktım. hem töre için evlendiğini söylüyordu, hemde yılışıyordu tam bir fiyaskoydu. gözlerimi geri kapattım sabah için hazır olmalıyım. her zamankinden daha çabuk uyudum. sabah babamın deli gibi çalması ile uyandım. "aç su kapıyı evra!" kapıyı açıp babamın bana bakan telaşli gözlerine baktım. "iyimisin baba?" "sen nasil benim namusuma leke sürersin!" bu lafın ardından bana tokat atması bir oldu. bu adamda aklını yitirmişti. "seni öldürürüm!" "ne diyorsun ben ne yaptım." "başıma orospuvmu olacaksin sen ha!?" "ne dediğinin farkında ol babam demem fena olur!" elinde ki telefonu gözüme soktu. telefona baktığım da anadan doğma çırıl çıplaktım, üstümde ise yuzu gözükmeyen biri vardı. gözlerim dolu bir şekilde babama bakışlarımı çevirdim. "baba ben, ben böyle bir şey yapmadım." "senin Allah cezasını versin! ben de yüz falan bırakmadın. artık o ailede seni istemiyor. hatta ne diyorlar biliyor musun? seni onlara zorla kakaladigimi söylüyorlar. serefimizi iki paralık ettin." babam dediğim adama da rezil olmuştum. sinirle evden çıktım. bunu yapsa yapsa bu rezil uğur yapardı. sinirle uguru aradım. "mutlu musun?" "ne için prenses?" "artık benimle evlenmek zorunda değilsin! evet anlıyorum benimle evlenmek istemeyebilirsin ama bunu benim namusumu kirleterek yapamazsın!" "ne saçmalıyorsun evra?" "bir de bilmemezlikten gel... hah ne kadar da iyi insan rollerini oynuyorsun!" "evra neyden bahsettiğini hâlâ anlamıyorum?" "beni soymuşsun utanmadan bunu fotgraflatmis babama yollamışsın! daha ne olsun ha!?" "ben öyle bir sey yapmadım evra. dün gece senden çıktıktan sonra direkt eve geçtim." "fotoğrafımı çekerken benden izin bile almadın! dün gece kudurmuş bir köpek gibi saldırdın! bunu babama anlatsaydım, bu gün senin babanın benim hakkımda dediklerinin aynısını senin babana benim babam söyleyecekti!" "neredesin yanına geliyorum?" "yanıma gelme istemiyorum!" "evra bunu yapan kişi ben değilim! evet pis bir tesadüf ama ben asla böyle bir şerefsizlik yapmam." "hayatımı mafettin uğur. biliyor musun seni başlarda sevebilecek bir kıvamdaydım? hoş tatlı bir çocuğa benziyordun ama bu gün bu yaptıklarından sonra sana karşı hissetmiyorum! hissettiğim tek şey nefret anladın mı!?" "evra sana düşman olan başka biri ve sen hâlâ benimle zaman kaybediyorsun neredesin söyle geleyim bunu yüz yüze konuşalım?" "haklısın uğur benim için tam bir zaman kaybısın!" telefonu suratına kapatıp sabahın sekizinde hiç bir sey yemeden kendimi dışarı atmıştım. saçma sapan insanların tavırlarından bıkmıştım artık. babam bile bana inanmıyordu, bende olsam bende inanmazdım. sonuçta kabak gibi her şey ortadaydı. uğur piç bir insan olabilir ama bu kadar da şerefsizleşemez. acaba uğur haklı mıydı? benim baska bir düşmanım mı vardı. off Allah'ım kafayı yemek üzereyim. telefonum inatla çalıyordu hışımla açtım ama ses yabancı bir sesti "evra?" "sende kimsin?" "dün gece altında kaldığın adam..." adeta Sudan çıkmış balığa dönmüştüm. ne saçmalıyordu bu. "seni gebertirim aşağılık herif!" "herkesin gözünde orospusun şu anda, ve hâlâ bana dikleniyorsun." "kimsin!?" "yakında kölesi olacağın biri..." telefon suratıma kapandı. neydi şimdi bu bir çeşit şaka mı? apar topar eve geçtim. "baba!" babam odada oturmuş gözleri kan çanağına dönmüştü. "baba bunu yapan kişiyi buldum!" babam hışımla ayağa kalktı. "altına girdiğin adamı bulmak sana ne kazandıracak!? soyle bana evra ne!?" "baba ben dün gece uyuyordum yemin ederim uyuyordum." "dün gece odanın kapısı kilitliydi demek ki inleme sebebin yatagin kenarına vurduğun ayağından değil miş öyle değil mi evra?" gözlerim yine dolmuştu benden parça olan babam bile bana inanmıyordu. "baba yemin ederim ki dün gece uyudum." "Allah kahretsin seni kahretsin ki kurtulayım senden... annen şimdi seni doğurduğu için ne kadar pişmandır!" bu sözleri duymayı hakedecek hiç bir şey yapmamıştım. "baba lütfen yardım et bana..." sesim çok çaresizdi ama babamda acıma namına hiç bir belirti yoktu. "bu gün Yalçınkaya aşiretinin en büyük oğlu ile evleneceksin." "ne!?" nefesimi tutmuştum. "baba ne saçmalıyorsun sen!? beni istemediğim bir adama vermiş Olman yeterince canımı sıkarken bir de, kafalarını törelerle bozmuş bir aileye mi vereceksin? yok baba yok istemiyorum böyle bir şeyi..." "sana fikrini sormuyorum! diyorum ve yapacaksın. annenin biraz Hatrı varsa kaderine boyun egeceksin anladın mı beni?" boynumu büktüm, abilerim olsaydı annem yaşasaydı belki bu gün bu kadar şey yaşamazdım... **** "sen Mehmet kızı erva salınel, Sedat Yalçınkayanin oğlu kerem yalçınkayayı kocaliğa kabul ettin mi?" "ettim." "ettin mi?" "ettim?" ..... nikâh merasimi bitmişti. Sedat babama döndü "kızının bu yaptığı edepsizligi kapatmak için bize verdiğin para teklifini kabul ettim. ama şunu unutmaki kızın hiç bir zaman evimde gelin muamelesi görmeyecek." "boynumuz namusumuz için kıldan incedir Sedat ağa" bir de ağa öyle mi? "düş önüme evra gelin!" babama döndüm son kez babama baktım. bu evden tek bir çöp bile almama izin vermemişlerdi. belki bu gün düzgün bir nikâh yapıp telli duvaklı çıkabilirdim bu evden, ama babamın töre aşki namus aşkı buna engel oldu. ben artık bir hiçtim ve bir yoktan ibarettim. babam tarafından namusum için başka bir adama satılan bir kadındım...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD