4

1045 Words
Babamın evinden soğukkanlılıkla çıktım. Bahçede bir sürü insan vardı. Herkes ayrı arabalara binerken ben ve Kerem aynı arabaya bindik. "Gerçekten neden bir adamın altına girdin?" Sinirle Kerem'e döndüm: "İnan bana, senin ne düşündüğün umurumda bile değil! Tek diyeceğim, kendi isteğimle o adamın altında değildim." "Ne kadar verdi sana?" "Anlamadım?" "Seni altına almak için ne kadar verdi?" "Durdur arabayı!" "Bana bak! Sırf senin namusun iki paralık olmasın diye seninle evlendim. Sen benim karım değil, kölemsin; bunu o beynine sok!" "Babam benim iki paralık namusumu size kaça sattı, söylesene?" "Baban bile senden nefret ediyor, yüzünde o nefreti gördüm. Yerinde olsam bana iyi davranırım; ne de olsa evde seni neyin bekleyeceğini bilemezsin küçük hanım." Ben yirmi yaşında olmama rağmen bu adam en az yirmi beş gösteriyordu. Sesimi kestim ve sadece dışarıya odaklandım. Sonunda evlerine gelmiştik. Büyük bir konak gibiydi. İçeriye girdiğimde bir kadın yanıma geldi, benimle yaşıttı. "Hoş geldin..." Sesi hüzünlüydü. Gülümsedim... "Geç içeri!" Arkadan gelen ses Sedat'ın sesiydi. Dediğini yaptım. Konağın ortasına geldiğimde yaşlı bir kadın yanıma geldi. "Ah canım yavrum, sen misin benim gelinim?" Muhtemelen Sedat'ın karısıydı. "Lan kahpe! Ben sana demedim mi bu kadın bu evde gelin muamelesi görmeyecek diye!" Bu adamı boğardım ama neyse... Saçma sapan hareketler yaptıklarının tek açıklaması bu. Kerem'in kolumdan tutup sürüklemesi ile arkadan bir kızın sesini duydum: "Ben olsam bu kızı gebertirdim, siz üstüne bu namussuzu gelin olarak eve getirdiniz." Yüzüm kızardıkça kızardı, kim bilir daha ne kadar bu cümlelere maruz kalacaktım. "Duydun mu Erva? Bu evdeki herkes senden nefret ediyor." Bir odaya geldik. "Burası bizim odamız." Oda büyük ve güzeldi, yatak ve duvarın rengi uyumluydu. Böyle varoş bir adamdan beklenilmeyecek hareketler. "Eğer bana asilik yaparsan..." "Eee?" diyerek ona döndüm. "Bu odada değil, ahırda yaşarsın." "İğrençsin." "Senin gibi iffetsiz olacağıma..." Kerem odadan çıkarken ben olduğum yere diz çöktüm. Bu kadarını hak etmemiştim. O Uğur pisliğine bile razıydım. Allah'ım, gelen gidenin yerini aratmaya başladı bile. Odanın kapısı açıldı. İçeriye az önce arkamdan boş konuşan kız girdi. "Abimin yerinde olsam seni şu ana kadar gebertmiştim." Neden kimse normal değildi bu evde? "Anlamıyorum, bizim gibi saygın bir aile nasıl olur da senin gibi ucuz bir orospuyu bu eve alır?" Kız benden küçüktü, muhtemelen on dokuz yaşındaydı. "Sana acıyorum Erva... Ve tanışalım, ben Hatice. Bu evde çok sık duyacaksın." Ayağa kalkıp Hatice'nin karşısına dikildim. Meydan okurcasına gözlerine baktım. "Memnun oldum. Bu evde yaşadığım sürece siz de benim bir orospu olmadığımı anlayacaksınız." "Güldürme beni, basit şey seni..." İçeriye Kerem girdi. "Al şu kıyafetleri, bu evde şort ile gezemezsin." Hatice odadan çıkarken Kerem'in karşısına geçtim. "Emin ol bu yaptıklarına pişman olacaksın." Histerik bir şekilde güldü. "Bakire misin?" Uğur iki oldu başıma! "Şaka mısın?" Telefonundan babamın aynı bana gösterdiği fotoğrafı açtı. "Bunu çerçeve yapıp odama asmamı mı istiyorsun?" "Bunu yapan kişi bunu bilerek yaptı. Benim uyumamı fırsat bildi, anladın mı beni aptal!" Kolumdan tutup beni duvarla arasına aldı. "Emin ol seni burada sabaha kadar beceririm; ama eğer o çeneni kapatmazsan seni becermem sana zevk değil, acı verir." Gözleri koyulaşmıştı. "Altımda inlemek istemiyorsan o sikik çeneni kapat!" Çaresizce sustum. O yatağına yayılırken ben yere uzandım. Bu adam gaddardı. Babam bile beni satmış, üstüne bir de para vermişti. Ağlıyordum; hıçkırıklarım duyulmasın diye kendimi sıkıyordum. Ama elimde değildi, canım çok yanıyordu. Bir eve orospu gibi gelmiştim, o şekilde hor görülüyordum. "Uğur Kara kim?" Uğur'un ismini duyunca şaşırdım. "Ne yapacaksın?" "Seni arıyormuş?" "Olabilir, sözlümdü." "Hah, sözlüymüş! O yüzden bugün benimlesin." Uğur benden kurtulmuştu, ben ise kaderime teslim olmuştum. "Kimlerden? Bir aşiretten değil gibi." "Ne bileyim ben!?" "Şşş, bağırma bana! Alırım altıma." Şizofren... Gözlerimi zorlukla kapadım. "Uyan be kadın!" Gözlerimi araladığımda Kerem'le göz göze geldik. "Sonunda! Kalk, pazara gideceksin." "Saat kaç?" "Sabahın beşi, başka sorun yoksa kalk!" "Saat daha beş... Uyuyayım biraz daha lütfen." "Ya sabır, kalksana kızım!" "Şimdi gitsem bile pazar daha kurulmamıştır." "Daha iyi ya, uzun uzun üç saat beklersin orada." Bu adam harbiden geri zekalı. Polise gitme şansım olabilirdi. "Ha küçük hanım! Sakın polise gideyim deme, yoksa babanı gebertirim." "Benden ne istiyorsun ya, ne!? Ha, ne istiyorsun, söyle bana! Ben sana ne yaptım!? Babam beni sana namusumu koru diye verdi, bana eziyet et diye değil, anladın mı!?" Güldü... "Ben senin ahlak bekçin miyim? Baban hatanın bedelini iyi bir şekilde öde diye seni bana verdi." Adi şerefsiz. "Hazırlan..." Yatağa fırlattı kıyafetleri ve çıktı. Bunlar benim alıştığım kıyafetler değildi, uzun abiye tarzı bir elbiseydi. Giyindim ve evden dışarı çıktım. Kahvaltı yapmadan resmen evden kovar gibi atmışlardı beni. Bir restorana benzer bir yer vardı, orada bir şeyler yesem ne olurdu ki sanki? Restorana girdim ama aklıma sadece pazar için yetecek para olduğu geldi. Harika, mal gibi ortada kaldım yine. Tam restorandan çıkacakken tanıdık bir ses duydum: "Erva?" Bu Uğur'un sesiydi. "Öldün sandım kızım?" "Öldüm zaten Uğur." "Ne o, kostüm partisi mi var? Bu ne kılık?" "Müstakbel piç kocamın emri." "Ne kocamı?" "Evet, aşiret çocuğuymuş." "Tüh, ne kadar şanslısın." "Şanslı mı? Babamın zoru ile evlendim, ne şansı!?" "Benimle evlenmedin ya, ondan dedim." "Seninle evlensem daha iyiydi." "Nasıl yani?" "O evde orospudan farkım yok çünkü..." "O evde kalmak zorunda değilsin." "Zorundayım, babamı öldürmekle tehdit etti. Üstüne bana köle muamelesi yapıyor." "Taş Devri mi bu ya?" "Demek ki öyle." "Sen iyisin, değil mi?" "Korkuyorum Uğur. O adamdan da korkuyorum, o evdekilerden de... Her yer silahlı adamlarla dolu." "Siktir... O zaman seni de takip etmişlerdir." "Ne?" "Off Erva, başımıza bela mı açmak istiyorsun? Git işine bak." Gözlerimi Uğur'dan ayırdım, haklıydı. Haksızdım. "Sadece derdimi anlatmak istemiştim..." Cevap vermeden restorana geri girdi. Ben ise pazara doğru yöneldim. Ama önüme siyah bir Doblo kırınca durmuştum; manyak mı bunlar? Kerem arabadan inip saçlarımdan tutarak arabaya bindirdi. Sıkıyorsa bunu insanların işlek olduğu saatte yapsaydı. "O sikik kim?" Uğur'dan bahsediyordu. "Sana sordum!?" "Arkadaşım." "Aşirete gelin geldiğini unutuyorsun Erva. Bunun bedeli ağır olacak." Benden gözünü ayırıp telefonunu eline aldı. "O çocuğu ne yapın edin, ben konağa varmadan onun leşi konağın kapısında olsun!" Korku ile ona baktım. "Manyak mısın sen!?" "Kes sesini!" "O hiçbir şey yapmadı, ne haddine onu öldürmek!" "Burada bana haddini bildirecek son insan bile değilsin, o çeneni kapat." "Ona zarar verme!" "O kim amına koyayım, o kim!?" "Arkadaşım, lütfen zarar verme ona." "Adamlarım onun leşini konağın önüne atınca da böyle bağırırsın!" Benim yüzümden Uğur'un başı yanmıştı. Konağın önüne geldiğimizde korku ile arabadan indim. Ama gördüğüm cesetler Uğur'un cesedi değildi. "Bu ne lan!? Beş adam gönderdik, nasıl hepsi ölür!?" Anlamaz gözlerle çevreme bakındım. Bu nasıl olurdu? Uğur o kadar uzun boylu değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD