3

1019 Words
Uğur beni ittiği yatakta üzerime eğildi. Üzerimdeki tişörtün üzerinden göğüslerimi ellemeye başladı. Ellerimle ona engel olmak istesem de benden fazlasıyla güçlüydü. "Sütyen giymedin mi?" "Sana ne! Ba..." Baba diye bağıracakken elleri ile ağzımı kapattı. "Sana kes sesini dedim!" Kendini bana bastırırken tüm sertliğini kadınlığımda hissediyordum. Çırpındıkça ona bacak aramda daha fazla yer açılıyordu. "Annemin bahsettiği tangalar nerede?" Kapının tıklanması ile derin bir nefes alıp bıraktım. "Kızım iyi misin?" Allah'ım teşekkürler... Uğur bana odaklandı; tek kaşını kaldırıp bana baktı, çok tehditkâr bakıyordu. "İyiyim baba, ayağımı yatağın kenarına çarptım da." Hemen ayaklanıp işaret parmağımı Uğur'a salladım. Ama bu artistliğim uzun sürmedi; işaret parmağımı tutup beni kendine çekti. Anlamıyordum, bu durumu nasıl kendi aleyhine çekebiliyordu? "Seni inleteceğim bir hafta sonra. Artık altımdan çıkmak için yalvaracaksın bana." "Öyle bir şey olmayacak seni aptal..." "Sen öyle san." "Sevgiline gider misin?" "Seni test etmek için öyle demiştim, sevgilim yok." Şaşırmış gözlerle ona baktım, ciddi miydi bu? "Tamam, şimdi gidebilirsin." "Senden nefret ediyorum Erva." Sanırsın ben sana hayranım; iyice salaklaştı bu da. "Seni elde etmeden bırakmayacağım." Gözlerine bakmadım. Geldiği gibi geri gitti. Yatağa çömelip ağlamaya başladım. Saçma sapan bir adam tüm dengemi mahvetti ve bundan sanki zevk alıyordu. O yetmezmiş gibi buna tahammül etmek zorundaydım. Baba, ne hallere soktun bizi Allah aşkına! Ne kadar saçma sapan şeylere maruz kalıyordum. Üstüne bir de sesim de çıkmıyordu. Bu ne biçim durumdu böyle? Telefonum titreyince dolu gözlerimle baktım; Uğur'du bu. 0532......: "Çıkmadan önce hıçkırıklarını duydum, ağlıyor musun sen?" Uğur'u "mal" diye kaydettikten sonra telefonu kapattım. Ama bildirimler susmuyordu, sinirle telefonu açtım. Mal: "Kızım görüldü atmak yakışıyor mu sana?" Ben: "Sesini kes artık!" Mal: "Bir sakin ol be kızım." Görüldü atıp çıktım. Hem töre için evlendiğini söylüyordu hem de yılışıyordu; tam bir fiyaskoydu. Gözlerimi geri kapattım, sabah için hazır olmalıydım. Her zamankinden daha çabuk uyudum. Sabah babamın deli gibi çalması ile uyandım. "Aç şu kapıyı Erva!" Kapıyı açıp babamın bana bakan telaşlı gözlerine baktım. "İyi misin baba?" "Sen nasıl benim namusuma leke sürersin!" Bu lafın ardından bana tokat atması bir oldu. Bu adam da aklını yitirmişti. "Seni öldürürüm!" "Ne diyorsun, ben ne yaptım?" "Başıma orospu mu olacaksın sen ha!?" "Ne dediğinin farkında ol, babam demem fena olur!" Elindeki telefonu gözüme soktu. Telefona baktığımda anadan doğma çırılçıplaktım, üstümde ise yüzü gözükmeyen biri vardı. Gözlerim dolu bir şekilde babama bakışlarımı çevirdim. "Baba ben... Ben böyle bir şey yapmadım." "Senin Allah belanı versin! Bende yüz falan bırakmadın. Artık o aile de seni istemiyor. Hatta ne diyorlar biliyor musun? Seni onlara zorla kakaladığımı söylüyorlar. Şerefimizi iki paralık ettin." Babam dediğim adama da rezil olmuştum. Sinirle evden çıktım. Bunu yapsa yapsa bu rezil Uğur yapardı. Sinirle Uğur'u aradım. "Mutlu musun?" "Ne için prenses?" "Artık benimle evlenmek zorunda değilsin! Evet, anlıyorum; benimle evlenmek istemeyebilirsin ama bunu benim namusumu kirleterek yapamazsın!" "Ne saçmalıyorsun Erva?" "Bir de bilmezlikten gel... Hah, ne kadar da iyi insan rollerini oynuyorsun!" "Erva, neden bahsettiğini hâlâ anlamıyorum?" "Beni soymuşsun, utanmadan bunu fotoğraflatıp babama yollamışsın! Daha ne olsun ha!?" "Ben öyle bir şey yapmadım Erva. Dün gece senden çıktıktan sonra direkt eve geçtim." "Fotoğrafımı çekerken benden izin bile almadın! Dün gece kudurmuş bir köpek gibi saldırdın! Bunu babama anlatsaydım bugün senin babanın benim hakkımda dediklerinin aynısını senin babana benim babam söyleyecekti!" "Neredesin, yanına geliyorum?" "Yanıma gelme, istemiyorum!" "Erva bunu yapan kişi ben değilim! Evet, pis bir tesadüf ama ben asla böyle bir şerefsizlik yapmam." "Hayatımı mahvettin Uğur. Biliyor musun, seni başlarda sevebilecek bir kıvamdaydım? Hoş, tatlı bir çocuğa benziyordun ama bugün bu yaptıklarından sonra sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum! Hissettiğim tek şey nefret, anladın mı!?" "Erva, sana düşman olan başka biri var ve sen hâlâ benimle zaman kaybediyorsun. Neredesin söyle, geleyim; bunu yüz yüze konuşalım?" "Haklısın Uğur, benim için tam bir zaman kaybısın!" Telefonu suratına kapatıp sabahın sekizinde hiçbir şey yemeden kendimi dışarı atmıştım. Saçma sapan insanların tavırlarından bıkmıştım artık. Babam bile bana inanmıyordu; ben de olsam ben de inanmazdım. Sonuçta kabak gibi her şey ortadaydı. Uğur piç bir insan olabilir ama bu kadar da şerefsizleşemezdi. Acaba Uğur haklı mıydı? Benim başka bir düşmanım mı vardı? Off Allah'ım, kafayı yemek üzereyim! Telefonum inatla çalıyordu, hışımla açtım. Ama gelen ses yabancı bir sesti: "Erva?" "Sen de kimsin?" "Dün gece altında kaldığın adam..." Adeta sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Ne saçmalıyordu bu? "Seni gebertirim aşağılık herif!" "Herkesin gözünde orospusun şu anda ve hâlâ bana dikleniyorsun." "Kimsin!?" "Yakında kölesi olacağın biri..." Telefon suratıma kapandı. Neydi şimdi bu, bir çeşit şaka mı? Apar topar eve geçtim. "Baba!" Babam odada oturmuştu, gözleri kan çanağına dönmüştü. "Baba, bunu yapan kişiyi buldum!" Babam hışımla ayağa kalktı. "Altına girdiğin adamı bulmak sana ne kazandıracak!? Söyle bana Erva, ne!?" "Baba ben dün gece uyuyordum, yemin ederim uyuyordum!" "Dün gece odanın kapısı kilitliydi. Demek ki inleme sebebin yatağın kenarına vurduğun ayağından değilmiş, öyle değil mi Erva?" Gözlerim yine dolmuştu. Benden parça olan babam bile bana inanmıyordu. "Baba yemin ederim ki dün gece uyudum." "Allah kahretsin seni, kahretsin ki kurtulayım senden... Annen şimdi seni doğurduğu için ne kadar pişmandır!" Bu sözleri duymayı hak edecek hiçbir şey yapmamıştım. "Baba lütfen yardım et bana..." Sesim çok çaresizdi ama babamda acıma namına hiçbir belirti yoktu. "Bugün Yalçınkaya aşiretinin en büyük oğlu ile evleneceksin." "Ne!?" Nefesimi tutmuştum. "Baba ne saçmalıyorsun sen!? Beni istemediğim bir adama vermiş olman yeterince canımı sıkarken bir de kafalarını törelerle bozmuş bir aileye mi vereceksin? Yok baba, yok! İstemiyorum böyle bir şeyi..." "Sana fikrini sormuyorum! Diyorum ve yapacaksın. Annenin biraz hatrı varsa kaderine boyun eğeceksin, anladın mı beni?" Boynumu büktüm. Abilerim olsaydı, annem yaşasaydı belki bugün bu kadar şey yaşamazdım... "Sen Mehmet kızı Erva Salınel; Sedat Yalçınkaya'nın oğlu Kerem Yalçınkaya'yı kocalığa kabul ettin mi?" "Ettim." "Ettim mi?" "Ettim." Nikâh merasimi bitmişti. Sedat babama döndü: "Kızının bu yaptığı edepsizliği kapatmak için bize verdiğin para teklifini kabul ettim. Ama şunu unutma ki kızın hiçbir zaman evimde gelin muamelesi görmeyecek." "Boynumuz namusumuz için kıldan incedir Sedat Ağa." Bir de ağa, öyle mi? "Düş önüme Erva gelin!" Babama döndüm, son kez babama baktım. Bu evden tek bir çöp bile almama izin vermemişlerdi. Belki bugün düzgün bir nikâh yapıp telli duvaklı çıkabilirdim bu evden; ama babamın töre aşkı, namus aşkı buna engel oldu. Ben artık bir hiçtim ve bir yoktan ibarettim. Babam tarafından namusum için başka bir adama satılan bir kadındım...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD