Emin’in söyledikleri beynimin içinde dönüp duruyordu, “Serkan seni aldı ve buraya koydu.”
Koymuştu koymasına ama bunun bedelini acı bir şekilde ödemiştim, hatta beni canımdan edecek kadar büyük bir acıydı. Neredeyse Kont’un ellerinde can verecektim.
Serkan gelmişti, yine gitmeyecekse temkinle ondan mafyatik işleriyle alakalı bilgi aktarımı yapacağım kısma gelmiştik, tehlikeliydi, hata kaldırmaz derecede tehlikeli hem de.
Serkan gibi adamlar tehlike arz eden her durumu kolayca ortadan kaldırabilir, üzerinde düşünmezdi bile. Biraz önce beni göklere uçurduğu gibi ruhumu bedenimden güçlük çekmeden ayırırdı.
Bunun tehlikesini göze almış biri olarak az önce jakuzide olanlar ise, diğer bedellere kapı açıyordu.
Bir fahişeyi kapatması yapması çok konuşulacak bir durum değildi, yine onun bilmediğim fantezi dünyasının gizli yerinde duruyordu. Ve o istediği müddetçe ben yanında olacaktım, onun odasında, kucağında, nerede isterse.
Ön sevişmenin neredeyse yok olduğu en kısa ve zevkli yoldan beni orgazma ulaştırması yaşadıklarım arasında en keyiflisiydi.
Çok derin şeyler yaşadığım zaten söylenemezdi, Serkan yakıyordu, Bakışları, duruşu, sesi, her şeyi.
Onun karanlık cazibesi bana hem ödüldü, hem ceza.
Emin haklıydı, ona kapılmamam gerekiyordu.
Kapılmış gibi yapmalıydım.
Kolay olacağını söyleyemezdim.
Şu anda buharla geride bıraktığı banyonun önünde belinde havlusu, silmediği teninden akan su damlaları, taş gibi duran göğsüyle karşımdaydı. Az önce onu seyretme imkanım olmamıştı, şimdiyse çikolataya bulanmış çilek gibi karşımda duruyordu. Gözlerinizi kapatıp yavaş yavaş tadını çıkara çıkara yiyeceğiniz kadar mükemmel.
Six packleri yoktu bu iyiydi, nedense erkeklerin o kadar vücutlarını geliştirmesini gereksiz bulurdum. Ancak kaslarının yerleri belliydi. Bu onu inanılmaz seksi gösteriyordu. Göğsünün ortasından göbeğine uzanan büyük çizgi, yan tarafında baklavalarına yer olan iki küçük çizgi ve belinden kasıklarına uzanan iki v çizgisi. Görmemiştim ama sıkı bir poposu olduğuna emindim.
Serkan Kılıçarslan sizi meze bile edecek olsa sofrasında olmak isteyeceğiniz bir adamdı. Tadınıza bakması bile birçok erkeğin veremeyeceğini verirdi. Henüz yaşamamıştım ama bakışları bana başka türlüsünü hayal ettirmiyordu.
Ve ben bu hayallerle açıkça onu seyrederken hafifçe kaşlarını çattı. Eliyle üzerimdeki kalçalarımı örten bol tişörte bakıp “Sana kıyafet göndertmiştim!” dedi.
Bu yüzden mi bakışları katılaşmıştı, gönderdiklerinin yerine tişörtünü giydim diye?
“Bu daha rahat.”
Cevabımı önemsemedi, yüzünde değişen bir duygu yoktu. “Sırtını aç!” dedi.
Jakuzideyken bakmıştı neden tekrar görmek istiyordu ki? Bakışları konuşmadan icraat kısmına odaklanmış olduğundan itiraz etme seçeneğim yoktu. Ona arkamı döndüm. Tişörtü etek uçlarından çekerek başımdan çıkardım.
Ne kadar böyle duracağımı soracakken parmaklarıyla ince belimi tuttu, yanıma geldiğini fark etmemiştim bile. Saçlarım çok uzun değildi yine de onu omuzumdan göğsüme doğru bıraktı.
Elini belimden çekti, parmağı izlerin boyuna narin dokunuşlarla geçiyor bu da huylanmama neden oluyordu. Sanırım yine krem sürüyordu, tabi kimse yatağında böyle iz taşıyan birini görmek istemezdi.
Parmaklarının kalçama doğru yol aldığını hissediyordum, ama dudakları yakınımda olmalıydı ki ılık nefesi popoma değiyordu. Bunun heyecanıyla yutkundum ve hissettiğim doğru mu diye başımı yana çevirip görmeye çalıştım, öyleydi.
Serkan eğilmiş popoma bakıyordu, bakışları kısıktı, külotun popomu tamamen kapattığını söyleyemezdim, ağırca aşağı indirdi, bordo, küçük çamaşır ayaklarımın üzerine düştü. Yine elindeki kremi bir önceki gibi sürdü.
Dokunuşları tenimden kayboldu. Sesini hemen kulağımın yanından duydum emir dolu tınılarla “Yatabilirsin!” dedi.
İçimden gülmek geldi bakışları gözlerime değmediğinden bunu eğlenceli bulmuştum, hem benimle bebek gibi ilgilenip kremi sürüyor hem de sarsılmaz otoriter bir sesle emrediyordu, biraz komik hissettirmişti. Ona bakmadan “Tamam efendim!” derken sesimi kontrol edemedim ve küçük bir kıkırtı dudaklarımın arasında kaçtı.
Serkan hızla beni döndürürken öfkeliydi, bana kızmıştı. Onun sert ve öfkeli bakışları arasında ezilirken alt dudağımı dişledim. Çokta eğlenilecek bir şey değilmiş.
“Ben, bir an!” deyip açıklama yapacakken bakışıyla beni susturdu. Yaramazlık yapmış gibi korkulu bakışlarından kaçmak için başımı biraz eğdim.
“Bana bak!” dedi. Ve ben ona baktım, bakmak zorundaydım. Gözlerimi ona çevirince bakışları çok azda olsa yumuşadı. Belimden tutup beni arkamdaki yatağa doğru düşürdüğünde çıplak ve zayıf bedenim saten siyah kumaşla buluştu.
Serkan yalnızca belindekiyle havluyla üzerime uzandı. Tenlerimiz temas etmiyordu ama siyah bakışları yalnızca bal sarısı gözlerimde olmasına rağmen ben vücudumun, tenimin her yerinde onu hissediyordum. Sanki sırtından iki, siyah dev kanat çıkmış ve bizi onun arasına hapsetmiş gibiydi.
Farkında olmadan daha derin nefes alırken “Şimdi söyle!” dediğini duydum.
“Komik geldi.”
“Hala komik buluyor musun?”
Delici bakışlarıyla korkuyu en derinine kadar hissettiğim halde mi? Kesinlikle hayır!
Başımı iki yana salladım.
“Güzel.” Dedi anladığım için gerginliği gitmişti. Ancak bakışlarının kıskacından kurtulmak öyle kolay değildi. Serkan etkisi hemen geçen bir şey değildi.
“Şimdi tekrar söyle!” diye emrettiğinde anlamayarak “Neyi?” diye sordum. Vücudundan kopan birkaç su damlası göbeğime göğsüme konarken göğsümü şişiren hızlı ve derin bir nefes aldım.
Mümkünmüş gibi Serkan’ın bakışları daha da koyulaştı. Gözlerimi kırpmadan onu izlerken bir an başka birine dönüşecek kadar koyu.
“Tamam efendim!”
Ses tonunun vadettikleri cennetten bir köşe gibiydi. Öyle hislerle kuşatacaktı sanki.
Dediğini tekrarladım. Bu kez gülmeden alay etmeden. Bana öğretiyordu. O alay edilecek bir adam değildi.
“Tamam efendim!”
Duyduğundan memnun olduğunu bakışlarındaki parıltılar anlatırken “Çabuk kavrıyorsun!” dedi. Ve üzerimden çekildi. O çekilince sanki aydınlığa çıkmış gibi hissettim. Siyah kanatları kapanmıştı.
Ben yataktan kalkıncaya kadar çoktan giyinmişti. Üzerinde siyah bol tişört ve yine siyah eşofman altına benzer bir giysi vardı. Nemli saçlarını eliyle geriye yatırdı. İnce halka küpesi ışıklarla değince parlıyordu.
Ben üzerime yine tişörtü geçirirken hizama gelip “Uyu!” dedi ve kendi mutfağa doğru gitti.
******
Bedenim uykuya doymuş halde yatakta doğrulurken odada yalnızdım. Serkan hiçbir yerde görünmüyordu. Banyoya gidip yüzümü yıkadım. Oturma yerine geçtiğimde orada da yoktu. En son mutfağa giderken gördüğüm için oraya yöneldim. Mor camlı kapıdan geçip güneşin daha çok aldığı, diğer odanın karanlığının aksine beyaz, dikdörtgen mutfağa girdiğimde burada da onu göremedim.
Geriye mutfaktan geçilen küçük odalar kalıyordu. Serkan yokken her yeri detaylıca incelemiştim. Mutfaktan koridora yöneldiğimde onu duydum.
“Sıkıntı çıkardıysa çıkardı. Onu unut ve başka bağlantılara odaklan!”
Sesi öfkeli ve tahammülsüz geliyordu.
İlerlemeye devam ederken kapının aralı olduğunu gördüm. Görünmeden onu dinleyebilirdim.
“Paslandığın için olmasın! İki yıldır, o puşta koltuğu elinle teslim ettiğinden beri ben ayakta tuttum her şeyi! Uyanma vaktin geldi, gözlerin çapaklı, bedenin uyuşuk diye bana söylenme! Ben nasıl hallettiysem öyle hallet!”
Giderek öfkelenirken onu daha iyi duymak için kapıya yaklaştım fark etmeden değdiğim için kapı hafifçe açılmaya başladığında hemen oradan kaçmam gerektiğini biliyordum. Beklemeden mutfağa dönerken “Kapat!” dediğini duydum. Hem de diğerler kelimelerden çok daha sert.
Mutfaktan kaçamayacağımı bildiğimden hemen buzdolabını açıp bir şeyler arıyormuş gibi yaptım.
Elime ilk gördüğüm şeyi alıp kapağı kapatınca Serkan’ın sert yüzüyle karşılaştım. Dün kadar öfkeli değildi de ilk geldiğim gündeki gibi bakıyordu.
Bakışlarını elimdeki şeye çevirince bende baktım süt almıştım.
“Ne yapacaksın?” diye sordu ama bana bakışları yalan söyleyip söylemeyeceğimi tartar gibiydi.
Sütle ne yapılırdı Allah aşkına.
“İçeceğim!” dedim ve onu inandırmak için cam şişenin tıpasını açıp sütü başıma kaldırdım. Birkaç yudum içerken gözlerim ondaydı.
Şişeyi ona uzatıp “İster misin?” diye sordum. Cevap vermedi. Elimden alıp tezgahın üzerine koydu. Ben bu işten yırttığımı düşünürken belimden kavrayıp mutfak masasına oturttu.
Masa yüksek olduğundan onunla tamamen yüz yüze gelmiştik.
Hatırlamamı ister gibi bakıp “Sana burada daha önce ne söylemiştim?” diye sordu.
Yutkundum “Yalan söylemeyecektim!” diye cevap verdim.
Bakışlarını kısıp “Sen ne yaptın?” diye sorunca biraz heyecanlı “Yalan değil, süt napılır, içilir bende sütü içmek için aldım!” deyince dudağının kenarı hafifçe kıvrılır gibi oldu.
Gülecek miydi? Gülünce nasıl görünecekti?
“Hala yalan söylüyorsun!”
Ağzımı açıp itiraz edecekken parmağını dudağıma koydu “Şşş!” dedi.
“Gizlice beni dinliyorsun! Yalan söylüyorsun! Üzerine bir daha yalan!”
“Ben seni arıyordum! Sesini duyunca-”
“Beni arasaydın yanıma gelirdin! Kapıda beklemezdin!”
İlk defa bu kadar uzun konuşuyorduk bunun verdiği cesaretle “Konuştuğunu duyunca giremedim, rahatsız etmek istemedim, bir daha olmayacak!” diye tutmayacağım bir söz verdim.
“Olmayacak çünkü ben, sende bunu unutmayacağın için iz bırakacağım!”
İz mi? Ne izi? Bana ne yapacaktı? Sırtımda tamamen geçmeyi bekleyen uzun uzadıya izler vardı zaten.
Gözbebeklerimin korkudan titrediğini hissediyordum. O geceki gibi bir acıyı bir daha yaşamak istemiyordum. Yanıyormuş hissi veren hemen ardından bıçakla derin bir çizik yapıyormuş gibi hissettiren kuvvetli ve sert bir acı. Uzun süre derin kesik gibi yanan bir acı.
O anı hatırlayınca gözlerimin dolmasına engel olamadım ama bu kez öylece durmayacak kendimi kimsenin insafına bırakmayacaktım!
Hemen kaçsam bir şansım olur muydu? Kendimi banyoya kilitleyebilirdim. Ya da süt şişesini onun başına geçirip engel olabilirdim.
Ben bunları düşünürken alnını alnıma yasladı sanki korktuğumu anlamışta beni sakinleştirmek ister gibi öyle durdu. Yalnızca nefes alışverişini hissediyordum.
Alnını uzaklaştırdı, burnu burnuma değiyor bu kez nefeslerimiz birbirine karışıyordu, dudaklarıma çok yakındı.
“Şu bakışların, öyle bakmaktan vazgeç! Canını yakmayacağım!”
Ya yalansa düşüncesi aklımda yoktu, Serkan söylüyorsa yakmayacaktır diye düşünüyordum ama ona olan güvenim nereden geliyordu? Çok araştırmıştım ama tanımıyordum ki!
Kısık sesi kulaklarıma dolarken gözlerimi açıp kapattım, beklentiyle dudaklarımı araladım beni öpmesi an meselesiydi çok yakındık ama öpmüyordu. Dayanamayıp ben öpeceğimde geri çekildi.
Tişörtü üstümden çıkardı. Sürekli onun karşısında çıplak kalıyordum ama bu kez mutfak çok aydınlık olduğu için fazlaca utanmıştım. Kollarımı doğal bir hareketle örtsün diye kaldırdım. Oturduğum için kalçalarım ve kadınlığım çok görünmüyordu.
Bir adım geri atıp dondurucunun kapağını açtı, içinden plastik bir kutu çıkardı.
Onu hemen bacağımın yanına koydu.
Gözlerime baktı, bacaklarımı eliyle aralayıp boşluğa girdi, kollarımı göğsümden çekip yana koydu. Kokusu onun tarafından kuşanmış hissettirirken boynuma eğildi ama hiçbir şey yapmadı. Burnu kulağımın hemen altında duruyordu.
Sıcaklığı tenime çarparken dudaklarını boynumda hissettim, öpmüyordu ama yavaşça keşfetmek ister gibi gezdiriyordu.
Aniden dudaklarının arasından boynuma yol çizen buz gibi bir soğukla gözlerimi kapatıp inledim.
“Gözlerini aç!”
Dediğini yaptığımda başını boynumdan çıkarmış yüzüme bakıyordu. Elindeki buz parçasını dudaklarıma yaklaştırdı.
“Sana yapacaklarımı görmeni istiyorum!”
Ağzımı açıp buzun girmesini beklerken yalnızca daire çizerek dudaklarımda gezdirdi. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan ağzına atıp göğsüme eğildi.
Bakışlarını çekmeden göğsümün ucunu ağzına aldı ve sıcak soğuk aynı anda hissederken derin bir nefes aldım.
Göğsümün ucu onun dudakları arasında hem sıcak hem soğukla buluşurken iyice sertleşmişti ve dişlerinin bıraktığı küçük canımı yakmayan ısırıklar dudaklarımın arasından dizginlenemeyen “Ah!” sesi çıkarmama neden olmuştu. Serkan’ın elleri bacaklarımın iki yanında dururken ellerimi geriye yaslayıp bedenimi ona sundum. Başımı döndüren dokunuşlarıyla iz bırakacaksa tüm bedenimi ona teslim edebilirdim.
Onu izlerken bakışlarını bana çevirdi. Dudaklarını geri çekip dilini dışarı çıkardı, buz eriyerek yok olmak üzereyken onun sonunu göğsümün üzerinde gezdirerek getirdi.
Kadınlığım aldığı titreşimlerle devamını beklerken iki göğsümü eliyle ortada birleştirdi, bu kez diğerini ağzına aldığında çok daha yüksek sesle inledim, çok daha güçlü, iştahla emiyordu. Bu kez buz yoktu ama bu da diğeri gibi sertleşmişti. Ellerim onun uzun siyah saçlarına gitti. Isırıkları tüm bedenimi yalvartacak hazzın merkezi olmuştu.
Başının üstünden ensesine kaydırdım elimle onu kendime daha çok çektim, onu hissetmek istiyordum.
Ama anlaşılan o istemiyordu, birden elimi çekip benden uzaklaştı. Sert bakışlarını yüzüme dikmişken nerede hata yaptığımı anlamaya çalışıyordum.
Belimden tutup kaldırdı biraz daha ileri oturttu, “Yaslan!” dedi. Geriye uzanıp dirseklerimi masaya yaslayarak kollarımın üzerinde durdum. Masanın üzerinde yenilmeye hazır bir yemek gibiydim. O da karşımda heybetiyle dikilmiş aç bir avcıydı.
Buzu alıp göğüslerimin arasından tenime sürterek aşağı indirirken hissettiğim serinlik ve ne geleceğini bilmemenin heyecanıyla ona kendimi bırakmış derin nefesler alıyordum. Bakışları tenimden çok yüzümde gezdiren Serkan’a baktığımda birbirimize kilitlenmiştik.
Koyu gözlerinde haz bana geçiyor bana burada sahip olmasını isteyerek yanıyordum.
Kadınlığımda hissettiğim soğukla başımı geriye düşürüp inledim.
Aşağı yukarı oynattığı buzla klitorisim uyarılmıştı, sesimi zaten tutmuyordum ama artık kontrolüm dışına çıkmıştı. Buz sıcak tenimde eriyip suya dönüşüyordu ben soğuğa alıştığımı düşünürken küçülen buzu kadınlığımın içine itti ve ben titremeyle birlikte daha büyük bir çığlık attım. Böyle bir hamlenin beni zevkle kıvrandıracağını asla düşünmezdim.
Buzun kadınlığımda eriyip aktığını hissederken etkisi vücudumda devam eden tatmin olmayı bekleyen dürtüleri ayağa kaldırmıştı.
Dudaklarım aralı istekle, Serkan’a bakıyordum. O ise bende gördüklerinden memnun olduğu bir yüz ifadesiyle bakmaya devam ediyordu.
Kadınlığıma eğilip bana baktı, dudakları çok yakındı üfledi ve ben yeni bir zevk dalgasıyla neredeyse küfredecektim. Çok kısaydı, içinde kaybolmak istediğim o dalgalar hemen tükeniyordu ama benim içimdeki ateş tükenmiyordu.
“Seni yalamamı ister misin?” diye sorduğunda ne diyeceğimi bilemedim. Bunun için ölebilirdim ve o bana sorarak sabrımı sınıyor, zaman kaybediyordu.
“Evet!” diye yalvarırcasına inledim. Dudaklarını yaladı iyice yaklaştı ben kendimi sarsıcı etkiyle karşılaşmaya hazırlayıp heyecanla beklerken hafifçe gülerek başını iki yana salladı.
Doğrulup üzerime doğru eğildi. “Uslu bir kız olana kadar bekleyeceksin!”
Beni zevksiz bırakarak kıvrandırıyordu. Bedenimin ona ihtiyacı varken bu yoksunluğu tarif edemiyordum.
Doğruldu arkasını dönüp “Giyin, kahvaltı edeceğiz!” dedi.
Sinir olunacak bir durumda beni öylece bırakmasına kızarak kalktım ve masadan indim.
Bunun acısını çıkarmalıydım ama nasıl?
İşe yaramayan şeytani çözümler üretmek benim işimdi ancak bunun sağlamasını yapmadan direkt atağa geçmem aptallıktı.
Yine öyle bir aptallığım tutmuştu.
Masadaki buzlardan birkaç tanesini alıp Serkan’ın ensesinden tişörtün içine salmıştım bir iki tanesi tişörtün içinden yere düşerken bir ikisi içinde kalmıştı. Serkan hissettiği soğukla kollarını kaldırıp kürek kemiklerini germişti. Keşke yüzünün aldığı şekli görebilme şansım olsaydı.
Ve öyle de oldu. Ama ben bunu dilediğim için bin pişmandım Bakışları ölümü fısıldar gibi kararmıştı. Üzerime yürüyerek beni kendiyle masa arasına sıkıştırdı.
Titrekçe ona bakarken “Aynısını yine yap!” diye emretti ancak gözleri bunu yaparsan öleceksin der gibi bakıyordu. Öyle korku salıyordu içime.
“Hadi!” dediğinde yerimde sıçradım oysaki çok yükseltmemişti sesini.
Gözlerimi ondan çekmeden elimi buzların olduğu kaba daldırdım ve birkaç tane aldım. Onun öfkesini geçirmeliydim. Başka bir şey bulmalıydım.
Aklıma da tek bir yol geliyordu. Bir elimle buzlardan birini dudaklarımın arasına koyarken diğer elimi onun tişörtünün altına soktum. Ondan bakışlarımı ayırmadan yere eğildim, öfke bakışlarını terk ederken gözlerine merak duygusu yerleşti. O bakışlarla tişörtünün içine başımı soktum.
Bana engel olması hiç zor değildi ama ne yapacağımı bekliyordu. Dudaklarımı onun göbeğine değdirdiğimde titredi ve göbeğini içeri çekerek kaçmaya çalıştı. Bense onun belinden tutarak dudaklarımı ve buzu tenine değdirerek ayağa kalktım, ona göre zayıf kalan benim rahatça sığdı, geniş göğüslerinin arasından geçtim ve tişörtün içinden, başımı geniş yakasından çıkardım. Çıplak tenim onun tenine değiyordu yüzlerimiz birbirine çok yakınken onunda haza bulandığını gördüm.
Beklediği asla bu değildi.
Dün ve bugün onun isteği olmadan ilk kez onu zevkli bir seyre sürüklemiştim. Kollarım tişörtün içinde olduğu için hareket edemiyordum, bir bütün gibiydik ve Serkan belimden tutarak bakışlarını dudaklarımdan çekmeden sertçe beni yeniden masaya yasladı. Dişlerini sıkarak nefes alıyordu.
Eğildi, beni öpecekti. Bu kez bu isteğe dur demeyecekti. Arzuyla derin nefesler alırken dudaklarıma yaklaştı ama tam o anda dairenin kapısı çaldı.
Serkan gözlerini kapattı başını benden uzaklaştırdı. Bana bir şey demeden kollarını hızlı bir şekilde tişörtten çıkarıp ensesinden tutup altından çıktı. Üstü çıplak bir halde odadan çıkarken “Sakın çıkma!” deyip kapıyı çekerek mutfaktan ayrıldı.