Hem korkudan hem soğuktan titrerken “Kimsin sen Meyra?” sorusu yine banyoda yankılandı. Ses tonuna biraz alışmışken bile hissettirdiği korku hafiflemiyordu. Sular üzerimden damlıyordu.
“Ben- ben”
Titremekten kekelerken Serkan yine silahı kaldırdı bu kez o siyah tabancanın namlusuyla göz göze geldim.
“Söyle!”
“Meyra Bolat!”
Ellerim göğsümde birleştirip yumruk yapmıştım. Onun karanlık gözlerinden kaçmak ister gibi gözlerimi kapattım. Çok korkutucuydu.
Emin’le uzaktan yakından alakası olmayacak kadar korkunçtu hem de. Emin gücü sayesinde her şeyi yapabilir, istediğini elde edebilirdi, onun gücünden korkulurdu ancak Serkan, Serkan Kılıçarslan’ın bakışları ruhunuzu teslim etmeye yeterdi.
Şu an Emin’le bu işe girdiğim için pişmandım. Benim meselem Baran’laydı. Serkan dengim değildi. Baran’da değildi ancak Serkan hiç değildi. Onu öldürüp bu işi bitirmek varken Serkan’ın ayağına dolaşıp ezilerek can verecektim.
Gözlerim sıkı sıkıya kapalıydı, ellerimi tuttu beni sertçe duvara yasladı.
Derin nefesle gözlerimi açtım. Çünkü bakmamı istiyordu. Hissediyordum.
Gözlerini kırpmadan bana bakarken sanki hatırlamaya çalışmış ama bulamamış gibi “Meyra Bolat! Seni nereden tanıyorum?” diye sordu.
Bunu söyleyemeyeceğime göre ona yalvarmaktan başka çözümüm yoktu.
“Sizi ilk kez bugün gördüm. Bilmiyorum. Ne hata yaptıysam affedin! Beni korkutuyorsunuz!”
Sözlerime yabancı değildi, hiç etkilenmemişti.
Sessizliğinden güç alıp “Lütfen bırakın, gideyim. Bir daha buraya asla gelmeyeceğim!” dedim.
Sesimin küçüklüğü ve çaresiz oluşum bile onu etkilememişti. Bu adamı inandırmak dünyanın en zor şeyiymiş gibi görünüyordu.
Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Sıcak nefesi yüzüme çarpıyordu, ıslak olduğum için daha çok hissediyordum. Nefesimi tuttum onun fermanına kulak kesildim.
Gözlerini gözlerime dikti. Nefes aldı “Çok yakın, yakındı.” Dedi ve gözlerini kapattı. Ellerimi bırakıp geri çekildi.
Göğsüm tuttuğum nefesin ardından aldığım derin soluklarla inip kalkarken telefon sesi Serkan’ın bakışlarını üzerimden çektirdi. Salona gitti.
Ben ne yapacağımı bilmezken orada öylece bekledim. O Gittiğinden itibaren baya zaman geçmiş olmasına rağmen yere oturmuş, duvara dayanmış nerede olduğumu ve ne yaptığımı gözden geçiriyordum.
Emin kolay olmayacağını söylemişti. İntikamın, kan dökmenin bedeli vardı. Kendimi tehlikeye atmak bedelin başlangıcıydı.
Emin’den önce de biliyordum. Baran’ı canım pahasına öldürmek istiyordum, razıydım. Ancak böyle bir oyuna girmek bambaşkaydı. Eğer onu öldüremeden ölürsem hiçbirine değmeyecekti.
Ben muhakememi kafamda bitirmemişken içeriden iki adamın konuştuğunu duydum.
“N’apıyor bu? Kırklanıyor mu? Kaç saattir çıkmadı?”
İlk konuşan sabırsızdı.
“Ogün, sessiz ol, abi banyoda dedi ya!”
“Dedi demesine de, yıkanıyor demedi, su sesi de gelmiyor, hem süre çok kısa, abinin göz değdirmesine bile yetmez!”
“Fesuphanallah! Hesabını yapmadığımız bir bu konu kalmıştı! İstersen bi de buna bahis açalım.”
Sabırsız olan eğlenerek “Bana uyarda işte, sonucu nasıl öğreneceğiz? Abi uçağı kaç kez piste indirdin diye soramayacağımıza göre.” Dedi.
Diğer adam kahkahasını zapt etmeye çalışarak “Lan, eğer sorarsan abi seni hadım eder, Çarklı’ların hormonu bozuk tüysüzüne hediye olarak gönderir.” Dedi.
“Boş yapma Reis, sen boş yapınca gülmek için ayrı bir enerji harcamam gerekiyor. Bir bakalım olmadı.”
“Bakalım, ondan sonra dalgamıza dönelim.”
Ogün, Reis.
Bunlar Serkan’ın has adamlarıydı, asla yanından ayırmadığı adamlar. Emin her şeyi anlatmıştı.
Kapı açık olduğu için geleni görüyordum ama o benim uygunsuz olduğumu sanarak görmemek için başını eğiyordu. “Üzerine bir havlu al, dışarı gel.” Dedi.
Ayağa kalktım, havluyla saçlarımı, yüzümü sildim. Kıyafetin hala ıslaktı ama içimi göstermeyecek kadar kalın olduğu için sorun değil gibiydi.
Salona geldiğimde ikisi de bana çok olağanmış gibi bakıyordu. Serkan her kızın makyajını silip onu banyoya katıyor ve yıkıyor muydu?
Bıyıklı olan üzerime ceketini verdi. “Gidiyoruz.” Dedi.
Personelin kullandığı asansöre binip diğer bloğa geçtik. Kalmamız için ayrılan odalardan birinin kapısını açıp “Gir içeri!” dedi.
Birkaç adım atmışken “Baksana bir.” Dediğini duyarak ona döndüm. Üzerimdeki ceketi yavaşça çekiştirip aldı.
Başını bir sağa bir sola çevirirken “İsteğin olursa kapıyı.” Deyip eliyle çalma işareti yaptı.
Ve kapı kapandı.
******
Akşam saati yaklaşırken hala aynı odada yalnızca bekledim. Saat yediyi gösterirken kapı çaldı, içeri beni buraya getiren adamlardan biri girip karton poşeti önüme koydu.
“Bunları giy, casinoya gideceğiz.”
Odadan çıktığında gözlerimi şükreder gibi yukarı diktim. Oyun bozulmamıştı, devam ediyordu.
Siyah saten ince askılı sırt dekoltesi olan kısa bir elbise ve aynı renk parıltılı ince topuk ayakkabıları giydim. Yüzümü renklendirecek gözlerimi ortaya çıkaracak kadar makyaj yaptım. Saçlarım düz ve uzunluğu omuzlarımı geçiyordu.
Kapıya tıkladım, açılınca kıyafetleri getiren adam bana “Gel!” dedi. Yana yana ilerliyorduk. Asansörle diğer bloğa geçtik, casinoya doğru ilerlerken yanımdakinin telefonu çaldı. Cevaplayıp yürümeye devam ederken durdu, bende durdum. Etrafında dönüp birini arar gibi bakınmaya başlayınca bende baktım.
Adam beni kolumdan tutup orta yerden kenara çekti.
“Yok burada, göremiyorum.” Deyip onaylayarak telefonu kapattı.
Bana bakıp “Sakın bir yere ayrılma!” diyerek koridor ayrımına doğru ilerledi. Hemen sonra aceleci adımlarla “Gel.” Diyerek beni yeniden peşine taktı. N’oluyordu kesinlikle anlamıyordum.
Casinoya girmemize beş on adım kala iki kişi içeriden çıktı. Biri Kont’tu, diğeri ise tanıdık gelen bir yüz.
Yanımdaki adamın suratı gerilirken kolumdan tutup yanlarından hiçbir şey olmamış gibi bir an önce casinoya katmaya çalıştı. Ancak Kont, yüzüme oldukça uzun bakmıştı.
Girdik, kumarhane aynı dünkü gibiydi, çok kalabalık yoktu.
Adam bana “Biraz tenha bir yerlere geç. Çok görünürlerde olma.” Diye emretti. Yüzündeki sinir ayan beyan okunuyordu.
Dediğini yapıp geçtim, kısa sürenin ardından oyuncular tek tük içeri girmeye başladı. Dünden tanıdık yüzler vardı. Anlaşmaya varamayan ya da teklifleri değiştirmek isteyen karanlık adamlar yine buradaydı.
Barın oraya baktığımda Serkan Kılıçarslan’ı gördüm. Bana bakıyordu. Aslında direkt bakışlarımı çekmem gerekiyordu ancak ben ona baktıkça karanlığına çekiliyor gibi hissediyor gözlerimi alamıyordum.
Anlamadığım şekilde resmi bakışları giderek kararınca yutkundum, bu adam kesinlikle beni mimlemişti, çok dikkatli olmalı, asla fire vermemeliydim.
“Benim sert kadınım!”
Duyduğum sesle başımı sola çevirirken Kont’u gördüm. Elinde iki tane içki kadehi bana öfkeyle bakıyordu.
Öfkesine rağmen gülümseyerek “Kont.” Deyip aynı şekilde bacaklarımı kırarak selam verdim.
Dudağı gülümsemeyle yukarı kalktı ancak gözleri için aynı şeyler geçerli değildi.
Rulet masasına baktı, içkiyi bana uzattı.
“Dün akşam gibi bana şans getirecek misin?”
Çok öfkeli bakıyordu, dün gece gibi onu oyalamak, beraber olmamak gibi bir seçenek bırakacağını sanmıyordum. Beni çatır çatır yiyecekti, gözleri öyle söylüyordu. Onu vazgeçirmek için tek seçeneğim vardı.
“Elbette.” Deyip verdiği bardağı onunkine tokuşturarak içkiden içtim.
Sarhoş olmalıydım.
Rulet masasına bahislerini koydu, sayıları söyledi. Ve zar atıldı.
Bugün şansının pek döndüğü söylenemezdi. Morali bozuldukça onun içkisini yeniliyordum. Kendimde üç bardak içmiştim. Hafiften bir baş dönmesi beni tutmuştu ama iyiydim.
Bardağını yenilemek için alırken bana dönüp “Beni sarhoş etmeye mi karar verdin?” diye sordu.
Kont zeki adamdı, zeki olmasa onca bağlantıyı zaten kuramaz, düzen olmazdı.
“Belki başka oyunlarda şansını denersin!” Diyerek dikkatini dağıtmak istedim.
Kont cevap vermedi. Son atılan zara, rulete baktı.
Bahsi bu kez az tutmuş çifte oynamıştı, iyi bir şeyler gelmesini beklerken sıfır gelmiş ve komple kaybetmişti.
Daha da sinirlendi ancak göstermemek için uğraşıyordu.
“Gidiyoruz!”
Kumarhaneden çıkacakken birinin Kont’a seslenmesiyle durduk. İşle ilgili üstü kapalı konuşuyorlardı. Emin’in adı geçince daha da dikkatle onları dinlemeye başladım ancak umurumda değilmiş gibi duruyordum.
Adam geçmekte olan garsonu durdurup kendine içki alırken Kont’ta aldı ve bana da uzattı. O an adam bana bakıp inceledi.
Kont’u omuzundan kavrayıp döndüler, gizli kapaklı şeyler yine gizli kalmıştı. Konuşma uzun sürmeye başlayınca boş olan slot makinalarının yanına gittim.
İçkim bitmişti, yeni bir tane daha almıştım. İyiden iyiye sarhoş olmaya başlıyordum. Eğer Kont’un üzerine kusarsam her şeyi batırabilir ve kendimi onunla olmaktan kurtarabilirdim.
Ona baktığımda hala hararetli hararetli konuşuyorlardı. Boş bardağı bıraktım, yeni bir tane daha aldım.
Tam içeceğim sırada yanıma Ozan şef geldi. Yüzündeki ciddi ifadeyi bozmadan insanlara belli etmemeye çalışarak “Ne yaptığını sanıyorsun? Sarhoş olmak yasak dememiş miydim?” diye çıkıştı.
“Sarhoş değilim, biraz içtim!” diye söyledikten sonra elimdeki bardağı hızla bitirdim. Zar zor gözlerimi açtığımda Ozan şefin sinirle gözlerini kapattığını gördüm.
Arkasına döndü. Boşta olan kadınlardan birini çağırıp “Lavaboya götür, kendine gelsin! Rezillik istemiyorum.” Dedi.
Kadın benim koluma girip “Gel aşkım,” diyerek yürümeye başladı. Kont’un yanına geldiğimizde koca gülümsemesini takınıp “Makyaj tazeleyip geliyoruz.” Dedi.
Lavaboya geldiğimizde gülen yüzünü salıvermiş kızgınca “Yüzünü yıka, iyi görünmüyorsun!” dedi.
İyi değil berbattım. Alkol iyice kanıma karışmıştı.
Bunu yapacak gücü bulamayınca tezgaha tutunum yere çöktüm.
Kadın eğilip biraz kızarak “Bana bak, eğer bugünde Kont seni alamazsa burayı rüyanda görürsün! Nurcan’ın sadist adamlarına kalırsın ona göre!” diyerek adeta tehdit etti.
Ancak ben onun bunu nasıl bildiğine takıldım.
“Sen nereden biliyorsun?”
“Biliyorum, çünkü senin yerine Kont’a giden kardeşimdi! Çok kızmış ve ona hiç iyi davranmamış!”
Başımı eğdim, gücüm kalmamıştı sanki ben tutunmuyordum da beni tutuyorlardı sanki. Kadın ben kollarımdan tutup kaldırdı. Yüzümü inceliyordu.
“Bana bak! Senin derdin ne? Buraya seni isteyen tüm adamların si**** yalamak, altında inlemek için geldin! Bunu unutma, yüzünü yıka şimdi!”
Yapmam gerekenleri hatırlayıp, Kont’u memnun etmem gerektiği bir an hayal edince midem bulandı. Değil onu memnun etmek aletini bile görmek istemiyordum.
Elimi ağzıma kapatırken kadın beni tuvalet kabinine sokup başımı eğdirdi. Saçlarımı arkada toplarken kasılan midemden tüm içtiklerimi dışarı çıkardım. Tekrar ve tekrar. Hiçbir şey kalmayıncaya kadar.
Sonunda bittiğinde tuvaletten çıktık, ağzımı yüzümü yıkadım. Aynada baktığımda gözlerim kıpkırmızıydı. Midemi hala tam yatışmıştı hissetmiyordum.
Kadın makyajımı düzeltirken onun sarı saçlarına baktım. Çok uzun ve güzeldi.
“Neden yardım ediyorsun?” diye sordum.
“Şef istedi, hatırlamıyor musun?” dediğinde cevap vermedim. “Kapat gözlerini.”
Göz kapaklarıma far uyguluyordu.
“Durgun görünüyorsun! Kimse bu surat için para ödemez! Eğer kurallara uymazsan burada kalamazsın! Bir hata daha edersen güzelliğinde seni kurtarmaz. Aç.”
Çantasına farı koyup ruju çıkardı “İstemiyorum!” dedim.
Yüzüme baktı. “Ne istemiyorsun?”
“O adamla olmak, Kont!”
Kadının kahkahası lavaboda yankılandı.
“Sen en iyisi yarın çıkışını iste güzelim, yapamayacaksın! Ama bu gece Kont’un yatağında sabahlanman gerekiyor!”
“Neden?” diye sordum. İşim buydu evet ama neden? Altında başka bir şey olduğuna emindim.
Elini beline koyup başını hafifçe eğdi.
Öfkeli ses tonuyla “Anlamıyor musun? Dün patron seni adamın koynundan aldırdı diye adam kardeşimi dövdü! Elinden zor aldılar. Patron müdahale etmeseydi, tanınmayacak hale gelecekti! Bak bu akşam kumarhanede bile yok, odasında. Kont’un bugün gitmesi gerekiyordu ama işte gitmedi. Şansına yine sana denk geldi! Adam sana taktı kızım taktı! Şimdi eğer bu adamı seni istemesine rağmen memnun etmezsen ne olur biliyor musun? Karışır! Tüm düzen karışır, Serkan Kılıçarslan hepimizi o karışıklığa gömer! Bunlar sıradan adam değiller! Ayağını denk al! Gençsin, aptal olma!” dedi.
Neden bana kızgın olduğunu anlıyordum artık. Eğer Kont’la kalsaydım, kardeşi normal bir gece geçirebilirdi.
Başka çarem olmadığını anlatmak ister gibi ruju bana uzattı. Bu bir silahtı ya kendime sıkacak ya başkasına sıkacaktım.
Ruju aldım, dudaklarımı kırmızıya boyarken gözlerimin içine baktım. Bu gece Kont’un olacaktım.
*******
“Kızı odama istiyorum!”
Kontun Ozan’a üstten emir verişinde bile meydan okuma vardı. Yılların şefi, onun nasıl davrandığını önemsemeden profesyonelce “Gönderiyorum!” dedi.
Kont kumarhaneden çıkarken Şef patronun adamlarını arıyordu. Patronunun ilerden kendini çağırdığını görünce onun yanına gitti.
O sormadan konuyu bilerek olanı anlattı.
“Kont, yeni kızı odasına istiyor!”
Serkan’ın bakışları kısılırken Ozan ilk kez onda başka bir şey görüyordu. Kararsızlık.
O kararsız bakışlara rağmen “Gönder.” Dedi.
Ozan Meyra’yı bulmak için giderken Serkan yanındaki Reis’e bakmadan “Odanın kapısında bekle.” Diye emretti.
Reis “Abi!” diye itiraz etmeye hazırlanıyordu, adamların koynundan karı almak, kapısında beklemek âlemde görülmüş, duyulmuş şey değildi. Zaten Kont dün gece ortalığı birbirine katmış, yatıştırmak hiç kolay olamamıştı.
Baran ağabeyden alınan düzenden sonra hiç yaşanmayan bir şeydi.
Serkan hala fedaisine bakmazken “Ne dediysem o Reis!” dedi.
Reis mecbur başıyla kabul edip casinodan çıktı.
Meyra ve kadın lavabodan çıkıp kumarhaneye geçtiğinde şef onları çağırdı.
Kadına gitmesini söyleyip Meyra’ya “Gel benle!” dedi. Meyra bir an Kont’tan kurtulduğunu düşündü. Kumarhanede onu görememişti. Asansöre bindiklerinde Ozan şef bir adım arkasında duran kıza “Ne derse yap! Sataşmak isterse bile, yumuşatmaya çalış! Gönlünü et! Güzel kelimeler söyle, onu öv!” diye emir buyurdu.
Asansör durmak üzereyken Meyra’ya dönüp “Eğer yapmazsan, patron değil seni ben mahvederim.” Dedi. Onun bal sarısı gözlerindeki korkuyu görüyordu Ozan. Bu düzenin bozulmaması için Serkan Kılıçarslan’da bile gizli itlaf ettikleri vardı. Bir yenisini eklemek hiç zor olmazdı.
Aldığı tehditler, gözdağları artık Meyra’yı ürkütmüyordu. Burada her şey olabilirdi. Kont’un ağzından laf almak için başka fırsatı olmazdı ya bu gece buna çalışacaktı. Lavabodan çıktığından beri bunu düşünüyordu.
Odanın kapısını çalan Şef “Gel!” sesini duyduktan sonra kapıyı açtı, Meyra içeri girecekken “Gülümse!” dedi.
******
Meyra içeri girdiğinde Kont koltukta oturmuş bekliyordu. Perdeler sonuna kadar açıktı.
Adam içkisini içtikten sonra baştan aşağı Meyra’yı süzdü. Arzulu değil, öfkeliydi.
Koltuktan kalkıp onun hemen arkasına geçti.
“Ayakkabılarını çıkar!”
Meyra çıkarınca Kont onun saçını çekip boynunu kokladı. “Güzel kokuyorsun!”
“Yatağın üstüne çık otur, arkan bana dönük olsun!”
Birkaç adım sonra dediği gibi oturdu.
“Elbiseni çıkar.”
Meyra biraz titreyerek de olsa eteğinden tutup başından geçirerek çıkardı. Dizlerinin üzerine oturmuş sadece siyah, dantel bir g-stringle kalmıştı. Sırtı apaçık karşısındayken siyah saçları akıcı duruyordu.
Adam yine kulağının yanına gelip fısıldayarak “Güzelsin! Belinin inceliği, kalçalarının genişliği, seni arzulamayan kesip atsın!” dedi. Ancak sesinde gizliden bir intikam duygusu vardı.
Adamın ellerini sırtında hisseden Meyra ürperdi.
“Size layıksam ne mutlu bana!”
Adam geri çekilmeden önce “Layık değilsin ama olacaksın!” dedi sertçe.
Meyra ne hissedeceğini bilemedi. Başı ona dönükken adam “Önüne dön, konuşma!” dedi.
Meyra korkuyla yutkundu.
Bıçak gibi keskin ama yakıcı bir acı sırtını kamçıladığında acıyla bağırdı.
Çığlığı odayı yıktı, dışarı taştı.
Acıyla kollarını önüne kapatıp yere eğilirken aynı acıyı bu kez kalçasında hissetti.
“Kalk orospu!”
Reis duyduğuyla eli kapıya gitse de açamadı.
Bir çığlık, bir daha ve bir kez daha. Meyra’nın acı dolu bağırışları tüm koridorda duyulurken telefonu alıp abisini aramaya karar verdi.
Tam ararken Serkan Kılıçarslan asansörden inip ölüm vaat eden bakışlarıyla adamına bakmadan odaya girdi. Reis abisinin nereden çıktığına şaşırırken telefonu kapatıp peşinden içeri girdi.
“Daha çok bağır orospu! Herkes sesini duyacak! Sana bunu Kont’un yaptığını bilecek!”
Sağ kolunu sol taraftan savurup kemeri yeniden Meyra’ya indireceğinde Serkan onu tuttu. Beklemeden kafa atıp Kont’u yere serdi.
Konuşmadan burnundan soluyarak adamın üstüne çöktü. Kararmış bakışlarıyla, yumruklarını art arda acımadan onun yüzüne geçirdi. Çenesine, yanağına, burnuna art arda balyozla vuruluyordu sanki.
Kont ona direnemezken karşılık vermesi mümkün bile değildi.
Serkan har soluk ayağa kalktı. Yerdeki kemeri alıp Reis’e “Üstünü çıkar!” diye emretti.
Reis yutkundu, dediğini yapmaya girişti, aksini yapmanın, itiraz etmenin imkanı olmadığı bir durumdaydı.
Yerde kanlar içinde yatan Kont’un gömleğinin önünü açtı.
Bir kemer darbesi, Kont’un göğsüne indi, çapraz kırmızı bir çizgi belirdi.
Serkan “1.” Dedi.
Kemeri bir kamçı gibi göğsüne vurdu, saydı.
Reis artık abisinin durmayacağını sanıyordu. Kendini saklamak için kapanmış Meyra’nın üzerine yatağın ucunda duran çarşafı örttü.
On oluncaya kadar vurdu. Sonunda Serkan durdu.
Nefesini düzenledikten sonra titrek cılız bir ağlama sesiyle başını yatağa çevirdi. Meyra elleriyle yüzünü kapatmış ağlıyordu.
Serkan Reis’e baktığında onunda Meyra’ya baktığını gördü.
“İti al, şoförüyle gönder. Sessizce.”
“Tamam abi.”
Ogün’ü aramak için dışarı çıkınca Serkan Meyra’nın yanına geldi. Hiçbir şey söylemeden onu çarşafla kucağına aldı. Meyra sırtında hissettiği acıyla inlerken ve bağırmamak için dudaklarını ısırıyordu.
Ellerini yüzünden asla çekmedi. Serkan kucağında Meyra’yla dışarı çıkarken Reis’in çağırdığı adamlar hayretle Serkan’ın gidişini izliyordu.
Reis, Ogün’e “Sen abiye yardım et, ben kalanlarla hallederim.” Deyince Ogün abiye yetişmek için koştu.
Ogün asansöre bineceğinde Serkan, “Diğeriyle benim kata gel!” dedi.
Ogün geri adımlarken diğer asansörü çağırdı.
Kendi katına geldiklerinde Ogün kartı okutup kapıyı açtı, geçmesi için abisine yol verdi.
Serkan içeri geçmeden önce Ogün’e “Zeynep’i çağır, çantasıyla gelsin!” diye emretti.
Ogün dışarıda kalması gerektiğini anlayıp “Tamam abi.” Dedi, Serkan içeri girdi kapılar dıştan içe doğru kapandı.
Hala titreyen Meyra’yı yuvarlak, siyah başlıklı yatağın üzerine bıraktı.
Ona eğilip “Bana bak!” dedi.
Meyra kendini biraz güvende hissederken bir hata yapmış olmaktan hala korkuyordu.
Ancak ne derlerse oydu.
Ellerini yavaşça indirdi.
Yine kararmış bakışlarla karşı karşıyaydı ancak bu kez nefesini tutmuyordu.
Serkan ayağa kalkıp kızın sarındığı çarşafı çekti. Diğer tarafa ilerlediğinde sırtındaki 3 tane kırmızı uzun çizgiyi ve bir o kadar kalçasındakileri gördü. Bazı yerler kanamıştı.
Kont’a daha fazlasını yapmadığı için pişman oldu. Kız oturamayacak, sırtının üstüne uzanamayacak haldeydi.
Öfke yine onu ele geçirmeye başlarken telefonu alıp Reis’i aradı.
“O iti bir yere salmayın! Geberteceğim!”
Reis “Abi şoförüne hazır ol demiştik. Emin misin? Salalım gitsin!” diyerek daha çok bela çekmekten kaçmaya çalışırken Serkan bir ses duydu.
“Lütfen!”
Arkasına döndüğünde Meyra ayağa kalkmış ona yaşlı, yalvaran gözlerle bakıyordu.
Serkan telefonu kulağından çekip kıza bakmayı sürdürdü. İçin için ağlıyordu.
“Lütfen o adamı bırakın!”
Bu isteğe anlam veremedi Serkan “Neden?” diye sordu gerçekten merak ederek.
“Çünkü benim yüzümden oldu. Ben, benim! -”
Meyra daha da içli hıçkırırken devam edemedi, gözleri kapandı ve ayaklarında güç kalmayıp yere düşecekken Serkan onu tuttu.
Serkan Kılıçarslan kollarında tuttuğu yaralı kuşun yüzüne bakarken yine aynı soru aklında dönüp duruyordu.
“Kimsin sen Meyra?”