Satırlara saklı

1602 Words
Deniz'in anlatımı. "Sıkışıp kalmış ruhum karanlık gecenin yalnızlığında. Ruhum kalbimin, kalbimse, çektiği acının esiri. Her gün biraz daha düşüyorum. Her gün biraz daha kaybediyorum, bendeki beni. Sonra dönüp bakıyorum arkaya, benden geri yürüyen cesetten başka bir şey kalmamış ki. Söylediği her kelime, verdiği her tepki çok yabancı bana. Sanki bir başkasını uzaktan izliyorum. Bazen onu bile yapamıyorum. Tek kelime edemiyorum ona. Karşısında çok savunmasız kalıyorum benliğimin. Bir yerde büyük bir hata yapmışım gibi. Ne olduğunu bilemediğim büyük bir hata. Özür dilerim annem. Sana bunları anlattığım için, canını yaktığım için özür dilerim. Kim ne derse desin umrumda değil. Sen benim annemsin. Ne yaşadığını bilmiyorum. Belki beni isteyerek bırakıp gittin. Belki de zorla gittin. Ama biliyor musun, sen benden hiç gitmedin. Bir tarafım hep sen annem. Diğer tarafım ise saklı sevdam. Canı çok yanıyor anne. Kalbi çok kırıldı. Sevdiği tarafından çok kırıldı. Yanında olmak isterdim. Geçecek demek isterdim... Geçmiyor evet ama bir süre sonra alışıyorsun demek isterdim. Ben alıştım sanırım. Belki de alıştığımı sanıyorum. Kabul ediyorum korkağın birisiyim. Sevdiğine sevdiğini söylemekten korkan acizin tekiyim. Ona bir mektup yazdım. Bir söz verdim anne, kalbimden söküp atamasam bile, aklımdan çıkaracağıma dair kendime söz verdim. Sevdiğimi söyleyemesem bile, ona veda ettiğimi satırlara söyledim. En azından bunu bilmeye hakkı var. Onun hep oturduğu ağacın altında kitap okurken döktüm içimdekileri. Konuştuklarımın ne kadarını duydu bilmiyorum ama ona mektup yazanın ben olduğumu anlamadığını gördüm. İçimde bir yerlerde kırıldığımı hissettim. Ama sonra iyi ki, de anlamadı diyorum. Bakamazdım sonra yüzüne. Nasıl bakarım ki, başkasını seven birini sevecek kadar gurursuz biriyim ben. Oysa kalbim izin istemedi ki, onu severken. İzin isteseydi de verirdim sanırım. Bana kızma anne. Dayanacak gücüm kalmadı artık." Son mısraları yazarak kapattım defterimi. İyi geliyor yazmak, içimdekileri anlatmak. Anneme sarılmayı çok isterim. Yazarak değil, başımı dizlerine koyarak anlatmak isterdim içimden geçenleri, uğurlayamadığım anıları. Bazen istemekle olmuyormuş. Ben yalnızdım şiirlerimde, bilmeden misafir etmişimmeğer. Onunla kısa da olsa, bir anım olması beni dünyanın en mutlu insanıyapmaya yeter de artar bile. Ah be sevdiğim. Ben seni severken ne çok eksilmişim. Ne çok yok olmuşum. Sevdan o kadar büyük ki, benden eksilenler bile çok. Sahi sen de böyle sevdin mi? Sen de böyle yok oldun mu? Her gece kendi çığlıklarında sağır olup, kendi gözyaşlarında boğuldun mu? Sana sormak istediğim o kadar çok sorum var ki. Hiç bir zaman cevap alamayacağım sorularımla boğuluyorum. En acısı da ne biliyor musun? Sana soru sormaya bile korkuyorum. Alacağım cevapların ağırlığını yüreğim kaldıramaz. "Deniz yemek hazır hadi gel" Düşüncelerimden sıyrılmama halam yardımcı olmuştu. Gözyaşlarımı elimle silip aşağı indim. Babam her zamanki heybetiyle masanın başında oturmuştu. Bazen merak etmiyor değilim? Neden burada? Beni görmeye tahammülü yokken, neden bu evde? Sahi beni neden sevmiyor? Kızı değil miyim? Yakınken bu kadar uzaklık niye? Çok mu zor konuşmak, anlatmak, içinde çığ gibi büyüyüp seni yok edenleri haykırmak? "Orada öyle dikilip iştahımı kaçırma. Geç otur şuraya." Sessizce geçip oturdum. İçimde avaz avaz bağıran yanıma inat geçip oturdum. Lokmalar boğazıma dizilmişti sanki. Daha fazla yiyemeyeceğimi anladığım zaman kalktım masadan. "Yarına ödevim çok izninizle" deyip indiğim merdivenleri koşar adım çıktım. Daha fazla orada kalacak gücüm yoktu. Yemeği zehir etmemiş olurum. Hiçbir zaman erken uyumadım ben. Bu gece tüm acılarımın üstüne yorgan çekip erken uyudum. Sabah hiç yerimden kalkmak istemiyordum. Korkuyordum. Ya ben olduğumu anladıysa? Nasıl bu kadar dikkatsiz davrana bildim hala aklım almıyor. Diğer yanımsa, onu görmek için avaz avaz bağırıyordu özlemini. Yine yenik düştü kalbim özlemin ağır basan yanına. Üzerimi giyinip kahvaltı yapmadan çıktım. Ne kadar çabuk unutmuşum hapis kaldığım aracı. Sahi unutmak bu kadar kolay mı? Bir yanım keşke diyor. əKeşke seni unuta bilsem. Diğer yanım hemen karşı çıkıyor. 'Unutursan senden geriye ne kalır?' diye. Sahi sevdiğim sen olmasan benden geriye ne kalır? Cevabını bilemediğim sorularımla boğuluyorum ben. Bir defa el uzatsan çok mu zor olur senin için? Bir defacık baksan etrafına, göremez misin beni? Benim gözlerim senden başkasını görmeyi bırakalı yıllar oldu. Kalbim her atışında senin ismini haykıralı yıllar oldu. Ama sana söz kalbim, üniversitenin son günü söyleyeceğim. Sana söz. Belki geç kalacağım, belki de yine erken davranmış olacağım. Sonu ne olursa olsun, susmayacağım. Kampüse girdiğimde kimseye bakmadan ilerledim. Her zaman ki, yerimde oturup gelmesini bekledim. Dersin başlamasına çok az kalmıştı. Ama hala gelmemişti. Hasta olsa bile derse gelirdi. "Yeter Deniz. Kendini yedin bitirdin. İşi çıktı belli ki. Gelir birazdan." Alya ne kadar sakinleştirmeye çalışsa da, içimde kötü bir his vardı. "Bilmiyorum Alya. İçimde kötü bir his var. Bir şey oldu sanki. Hem o hasta olsa da, gelir biliyorsun." "Biliyorum canım. Birazcık sakin olsan, dikkat çekiyorsun." Başımı olumlu anlamda salladım. Haklıydı dikkat çekiyordum. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Tam Alya'ya cevap verecekken hoca gelmiş, ikimiz de önümüze dönmüştük. İlk dersin bitmesine rağmen gelmemişti. Tamam dün de derse girmemiş, ama burada olduğunu biliyordum. İçim rahattı. Yerimden arka bahçeye çıkmak için kalktığımda, kolu sargılı içeri girdiğini görünce yerime çakılıp kaldım. Aldığım nefes ciğerlerime ağır gelerek beni yok etmek için elinden geleni yaptı. Izledim öylece nefessiz kalarak. Canım yanıyordu. Gözümden akan yaşların bile farkında değildim. Yanına gitmek için ayağa kalktığımda, Yaren benden önce davrandı. 'Bu manzarayı görmeye alış Deniz. Belki de el ele göreceksin. Belki de sarıldıklarını göreceksin. Alış.' diyerek kendime kızmaya başlamıştım. "Ne işin var burada?" Mert'in sesiyle kendime gelmiştim. Yüzümdeki yaşları kurulayıp onları dinlemeye başladım. "Merak ettim seni. Geçmiş olsun demek için geldim." "Ben tüm kelimelerimi o gün harcadım senin için. Şimdi yanımdan kalkarsan sevinirim." Hıı bunları Mert mi söylemişti? Uzun zamandır onu karşılıksız seven? Bir kalp kırıklığıyla bitti mi sevdası? Bu kadar kolay mı? "Geçmiş olsun Mert. İyi misin? Bu halin ne?" Düşüncelerimden Alya'nın sesiyle sıyrılmıştım. Benim soramayacağımı bildiği için sormuştu. "Teşekkür ederim Alya. İyiyim. Küçük bir trafik kazası geçirdim. Sınavdan sonra gideceğim. Sınavın ne kadar önemli olduğunu biliyorsun." Adil hoca dersine geç kalanı bir dönem derse bırakmıyordu. "Keşke rapor alıp gelmeseydin. Öyle yapınca sınava tekrar alıyor biliyorsun. Ayrıca sağlığından kıymetli değil sınav." "Haklısın ama bir sözüm var başarıyla bitireceğime dair. Riske atamazdım." "Sen bilirsin ama yine de dikkatli ol. Sağlık bu şakaya gelmez." "Teşekkür ederim." diyerek tebessüm etmişti. "Bana bak sakın ağlayayım deme paralarım. Bak iyi. Yoksa sınava gelemezdi." Yanıma oturup carlamıştı. Biliyor çünkü kendimi tüketeceğimi. "Tamam be. Ne bağırıyorsun. " "Aferin söz dinle." Sınav hiç bu kadar zor geçmemişti. Aklım hala ondaydı. Onu düşünmekten önümdeki sorulara konsantre olamamıştım. Sınav bitince yanına gitmek için ayağa kalktım, ama yine gidemedim. Güzel bir kız oturdu yanına. Bizim bölümden değil. Tanımıyorum. Sevgilisi mi? Bukadar çabuk mu unutup başkasını sevdi? Kendimi yemek üzereyim resmen. "Nasılsın Mert beyciğim?" "İyiyim ve özür dilerim. Seni de endişelendirdim, ama bak iyiyim." "Bu mu iyi? Kalk hadi doktora gidiyoruz!" "Daha yeni doktordan çıktım iyiyim bir şeyim yok." "Olsun hem de rapor alacağız, hadi kalk ayağa." Ayağa kalktığı zaman dengesini kaybedince korkmuştum, ama kendisini çabuk toparlayıp odadan çıktı. Ben de onların peşinden odadan çıkıp kendimi arka bahçeye attım. Mert bilmez ama burası benim gizli sığınağım. Hüzün ağacımla birlikte mutluyuz. Ne çok gözyaşıma tanık oldu koca ağaç. "Bak yine geldim sana. Tüm acılarımı yanıma alıp. Bir tek senin yanında kendimim ben. Tüm acılarımın tek sığınağı. Yargılamadan, sorgulamadan, lafımı bölmeden tek dinleyicim. Biliyorum beni en iyi sen anlarsın. Evet ben yine ağlıyorum. Onun canının yanmasına ağlıyorum. Ama sana söz bir defa da olsun mutlu geleceğim yanına. " Burnumu çekip devam ettim konuşmaya. "Biliyor musun kaza geçirmiş. Onu öyle görünce dayanamadım. Çakılıp kaldım yerime. Nasıl adım atabilirdim ki? Onun her canı yandığından benim ki, iki kat daha yanıyor. Ne zaman bu kadar ben oldu bilmiyorum? Bilmek bile istemiyorum artık. Onu düşündüğüm her an canım daha çok yanıyor. Ama aklımdan bir an bile çıkmıyor. Ne onunla oluyor, ne de onsuz. Sen söyle Hüzün ben ne yapayım şimdi? Karşısına çıkıp seni seviyorum mu diyeyim? Benim adım atacak gücüm kalmadı artık. Ne tarafa baksam o var. Şimdi sen söyle ben nasıl bir adım ileri gideyim? Onsuz nasıl başaracağım ben? Dün akşam bir şiir paylaşmış. Beni anlatıyor. Gittikten sonra canımın ne kadar yanacağını. Bilmediği onu gördüğüm her an canım yanıyor. Görmediğim zaman da canım yanıyor. İki arada bir derede, arafta kaldı ruhum. Ne ileri bir adım atabiliyorum, ne de geri.Ne onsuz olabiliyorum, ne de onunla. Gözlerimi her kapattığımda gözlerimin önünde resmi. Gözlerim bile bana ihanet ediyor artık. Resmini göz kapaklarıma hapis ederek. Kızmıyorum ona da. Nasıl kızabilirim ki. Sevdiğini her zaman görmek istemek gözlerimin de hakkı. Kalbimin her atışında ismini fısıldadığı gibi. Fazla konuştum değil mi yine? Benimle birlikte yine gözyaşı döktün değil mi? Tüm dalların benim acıma ortak olmak ister gibi dört yana sallandı değil mi? Özür dilerim Hüzün. Seni acıma ortak ettiğim için özür dilerim. Biliyor musun hep ben özür diledim. Benden özür dilemediler. Neyse bu kadar yeterli. Birazda şiiri anlatayım sana. O bilmiyor, ama ben o şiiri her okuduğumda onu hatırlıyorum. Sen de haklısın ben okuduğum her şiirde onu buluyorum. Ama olsun sana okuyacağım yine. 'O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, Yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer... Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, Öylesine derince bakmasalardı eğer... Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, Kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer... Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, Meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer... Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, Tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer... Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından, Dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer... Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, İhanetinden de onlar payını almasaydı eğer... Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer... Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, Ya canım ellerini tutmak isterse? Evet sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu? Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına? Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa, Tanıklık etmiş olmasalardı eğer...' "Bir kadın Can Yücel okuyorsa, ve her satıra gözyaşı damlıyorsa, canını yakan birisi vardır demek. Sen de onun canını yaktın mı?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD