Sabah gözlerimi araladığımda tavana birkaç saniye boş boş baktım. Derin bir nefes alıp doğruldum. Ayaklarım halıya değer değmez başım hafifçe döndü, dengemi toparlamak için yatağın kenarına tutundum. Elimi saçlarıma geçirdiğimde parmaklarım kazık gibi birbirine dolanan tellerin arasında takılı kaldı. "Kahretsin!" diye homurdandım. Zaten ince telli saçlarım, uykuda birbirine aşık olup iyice sarmaş dolaş oluyordu. Bunları açmak, sabah sabah işkenceye dönüşecekti. Tam o sırada alarm çalmaya başladı, tiz sesi odanın her köşesine yayıldı. Telefonu elime alıp ekranı kaydırarak susturdum. Parmağım geri çekilirken bildirimlere gözüm ilişti—Ateş’ten gelen bir mesaj vardı. Mesajı açtım. Gece saat üçte yazmıştı. "Aramaya fırsat bulamadım, kusura bakma. Uyanınca ara." Kaşlarımın biri kendiliğin

