Alev, iki dirseğini dizlerine dayamış, elindeki soğuk su dolu bardağı sıkıca tutuyordu. Sol bacağını durmadan sallıyor, gözleri yerdeki halının desenlerine takılı olsa da, aklı içerideki Yüzbaşı’dan bir an olsun ayrılmıyordu. "Sakin ol canım." dedi yanındaki kadın yumuşak bir sesle. "Ateş Alper güçlüdür. Kaç kez geldiler buraya. Hele o ekibindekiler yok mu? Her biri muhakkak uğramıştır Ramazan’ın yanına." Alev başını yavaşça sağa çevirdi. Orta yaşlardaki kadının yüzüne baktı. Sıcak bir gülümseme, göz kenarlarında hafif kaz ayakları… Olgun yüz hatlarında garip bir çocukluk ışığı vardı; tanıdık, güven veren bir parıltı. "Ama çok yakından vurdum..." dedi Alev, sesi suçlulukla kırılmıştı. "Kurusıkı silah. Yakından vursan da o kadar tehlikeli sayılmaz. Hem hayati bir organa da gelmemiş." "

