MİNA
Tanımadığım bu adamın evine giderken yol boyunca ağlamaya devam ettim.
Sesim azıcık çıksa bile kızdığı için hıçkırıklarımı zor da olsa içimde tutmaya çalışıyordum.
Bu adam babamdan bile daha korkunçtu. Bir bakışıyla bile beni yerime gömmeyi başarıyordu.
Korkudan tir tir titreyerek geçirdiğim yolculuğun ardından araba evin önüne park ettiğinde Malik denen adam beklemeden indi.
Bense ne yapacağımı bilemez bir halde öylece oturmaya devam ettim.
Kesinlikle arabadan inmek istemiyordum. O adamın evinde ne işim vardı ki zaten benim?
Ben burada oturmaya devam etmeyi planlarken arabayı kullanan adam gelip benim tarafımdaki kapıyı açtı.
"Bugün inmeyi düşünüyor musun?"
Açıkçası pek düşünmüyordum. Hatta mümkünse beni evime geri götürebilirdi.
"Hadi insene. Seni mi bekleyeceğiz sabaha kadar?"
Sesimi güçlükle bulup konuştum.
"Ne olur beni bırakın. Ben kimseye bir şey yapmadım."
Diğeri insanlıktan nasibini almamış olsa da belki bu insafa gelir diye umudediyordum.
"Duymadın mı abimi? İşi bitince bırakacak merak etme."
Bahsedilen iş tam olarak neydi? Bu adam benimle ne yapacaktı?
"Ne yapacak bana?"
Adam benim kendi isteğimle inmeyeceğimi anlayınca uzanıp kolumdan tuttu.
Zaten kendine doğru çektiğinde ben otomatik olarak arabadan çıkmıştım.
Öküz gücü vardı mübarek!
Adam beni tüm direnmelerime rağmen eve soktu. Üstelik soruma da cevap vermemişti. Bari başıma neyin geleceğini söyleseydi!
Salona geldiğimizde asıl korktuğum kişi burada değildi. Derin bir nefes aldım. O adamla bir daha karşılaşmayı kesinlikle istemiyordum.
Yokluğundan istifade edip kaçabilir miydim acaba buradan?
"Abim yukarıya çıkmıştır. Sen burada bekle, ben geleceğim."
Usluca başımı salladım.
Uslu duracaktım ki yalnız kalıp kaçabileyim.
Adam gerçekten de beni burada bırakıp salondan çıktığında biraz şaşırdım. Sonuçta kaçmayacağımdan nasıl emin olabilmişti ki?
Buna kafa yorup daha fazla zaman kaybetmek istemediğimden hızla salondaki diğer kapıya yöneldim. Sanırım bahçeye çıkıyordu.
Sessizce dışarıya çıktığımda ileride bekleyen birçok koruma olduğunu görebiliyordum. Ama onlar beni fark etmesinler diye olabildiğince yavaş ve sakin hareket etmem gerekiyordu.
Allah'tan bahçeyi aydınlatan tek şey köşelerdeki ışıklardı da şu an ben karanlıkta kalıyordum.
Duvar dibinden ayrılmadan etrafı kolaçan ettim. Kendime kaçacak bir boşluk bulmam gerekiyordu.
Allah'ın cezası ev de sanırım ev değil kaleydi! Neden zibilyon tane koruma dikmişti ki bu adam her köşeye?!
Beni içeri sokan adamın neden bu kadar rahat davranabildiğini şimdi anlamıştım. Bu kadar korumayı atlatıp kaçabileceğime tabii ki ihtimal vermiyordu!
Açıkçası artık ben de veremiyordum. Bunlardan en fazla kaç tanesini atlatabilirdim ki?
Nefesimi sıkıntıyla verip bir yol düşünmeye çalıştım.
Bana ne yapacağını bile bilmediğim bu korkunç ve yabancı adamla daha fazla kalamazdım.
Etrafıma bakınmaya devam ederken ileriden gelen bir adamı gördüm.
"Lan Mahmut, nereye gidiyon?"
Uzaktan gelen sesle adamın adının Mahmut olduğunu anladım.
"Bir su döküp geliyorum."
"Bak yine telefonla oyalanma sonra Emir abi fark edip kızıyor niye sınırı boş bıraktınız diye!"
Mahmut cevap verdi.
"Tamam, tamam! Gidip geleceğim hemen oğlum!"
Mahmut gözden kaybolunca ses de kesildi.
Göz ucuyla Mahmut'un geldiği yöne baktım. Demek ki şu an onun durduğu alan boştu.
Mahmut işini halledip dönmeden bu fırsatı değerlendirebilmek için acele ettim.
O tarafa doğru seri adımlarla ilerlerken kimse beni göremesin diye evin karanlık duvarlarına saklanmaya devam ediyordum.
Nihayet açığı bulduğumda hızla sınıra yaklaştım. Bulduğum arka kapıyı açıp kendimi hemen bahçeden dışarıya attım.
Daha sonra fırsatım olursa Mahmut'a ve çişine kesinlikle teşekkür edecektim.
Karşım full ormandı.
Allah'ın cezası evi ormanın ortasına yaptırmıştı, yakınlarda başka tek bir ev yoktu.
Her taraf ormanlıktı.
Gecenin bir yarısı kurda kuşa yem olmak mı yoksa bu tanımadığım adama yem olmak mı diye düşünüp kararımı çabucak verdim.
Kesinlikle kurtlar beni yesin daha iyiydi!
O adamın insafına kendimi hayatta bırakamazdım.
Ya bana dokunmaya kalkarsa? O zaman ne yapardım?!
Yok, asla olmazdı. Kaçıp gidecektim ben buradan!
Ormanın içine daldığımda ilk hedefim uzaklaşabildiğim kadar uzaklaşmaktı. Sonrasını ise sabah düşünecektim.
Tabii umarım sabaha çıkardım.
MALİK
Eve gelince ilk iş odama çıktım.
Sabahtan beri işlerle uğraşıp durduğumdan bir duş alıp kendime gelmek istiyordum.
Sonuçta kız kaçmıyordu, onunla ilgilenmeye gece bolca vaktim olacaktı.
Neyse ki çirkin bir şey değildi. Sarı boyalı saçlardan hiç hazzetmezdim ama yüzü bu kusurunu kapatacak kadar iyiydi.
Henüz tamı tamına incelemeye fırsatım olmasa da gördüğüm kadarıyla hatları da beni mutlu edecek kadar vardı.
O p.çin kızını s.kecektim, bari biraz zevk alsaydım da harcadığım efora değseydi.
Kapının açılmasıyla kaşlarımı çatıp gelene baktım.
Neyse ki Mithat'ın soysuz kızı böyle bir densizlik yapma gafletinde bulunmamıştı.
Kendi kendine odama gelmeye cesaret etseydi onu şu suyun altında ellerimle boğardım.
"Ne oldu lan?"
"Abi, kızı ne yapayım?"
Bir küfür savurdum. Beni bunun için mi rahatsız etmişti bu puşt?
"Ulan s.ktir git, ne yaparsan yap! Duş alıyoruz burada görmüyor musun?!"
Dönüp duşuma devam ettim.
Şerefsiz, s.kik bir sebep yüzünden beni rahatsız ediyordu.
Zaten o o...puyu da eve getirmekle hata etmiştim. Daha şimdiden huzurumu dolaylı da olsa kaçırmayı başarmıştı.
Aradan geçen birkaç dakikada yıkanmayı bitirip suyu kapattım.
Belime havlu sarıp tam banyodan çıkıyordum ki Emir şerefsizi kapıyı benden önce açtı.
"Abi-"
"Hay s.keyim abini! Derdin ne lan senin?!"
G.tveren bir huzur bırakmamıştı adamda!
"Abi bir sorun var."
Dişlerimi sıktım.
"Sorun varsa git çöz oğlum! Benim bu gece işim var."
Mithat'ın o...pu kızını s.kecektim. Korkut'u öldürüp hıncımı alamadığım için enerjimi başka şekillerde boşaltmam gerekiyordu.
"Ne işin var sorması ayıptır abi?"
"Lan madem sorması ayıp, sormasana oğlum o zaman!"
Emir göz devirdi. Biraz daha odamdan çıkmazsa s.çacaktım ağzına.
Giyinme odasına girip kendime bir çamaşır çıkardım.
Havluyu bırakıp çamaşırı bacaklarımdan geçirdim. Üzerine bir de eşofman çektiğimde odadan çıktım.
G.t Emir hala odamdan çıkmamıştı.
"Ne oldu lan?"
Yüzü epeyce asıktı. Telefonundan bir şeye bakıyordu.
"Abi kız kaçtı."
Duyduğum şeyle kaşlarımı çattım.
"Hangi kız?"
"Kaç tane kız var abi? Mithat'ın kızı işte."
Yumruklarımı sıktım.
"Kaçtı ne demek Emir?"
"Valla gitmiş demek işte abi. Aradık ama hiçbir yerde yok."
Başımı yukarıya kaldırıp sabır dilendim. Yok, bunlar hep bir elden delirteceklerdi bu gidişle beni!
"Ulan el kadar kız nasıl kaçtı o kadar adamın arasından? Bir yere saklanmıştır, git bul!"
"Abi bu kız dört yaşında mı? Nereye saklanacak Allah aşkına? Kaçmış, gitmiş işte."
Sinirim iyice tepeme fırlarken bağırdım.
"Nasıl diye soruyorum ben de sana g.t herif!"
"Çocuklardan biri tuvalete gitmiş. O da fırsat bu fırsat vın turizm yapmış."
Başımla kapıyı gösterdim.
"S.ktir git getir kızı."
"Abi orman tarafına kaçmış, adamlar arıyor ama-"
Lafı gevelemesine daha çok kızdım.
"Yürü git dedim Emir! Bana bahane üretme, kızı getir!"
Elimle yatağı gösterdim.
"O kız bu gece yatağımda olacak!"