Konağın devasa demir kapıları arkamızdan tok bir sesle kapandığında, dışarıdaki dünyanın o kavurucu sıcağını ve şirkette yaşanan o fırtınalı anları geride bırakmıştık. Ama içeride bizi çok daha büyük bir yangın bekliyordu. Aslan’ın eli hala belimdeydi, parmakları elbisemin kumaşını sahiplenici bir şekilde kavramıştı. Avluya adım attığımız an, sedirde oturan Esma Hanım’ın ve etrafta dolanan birkaç çalışanın bakışları üzerimize kilitlendi. Esma Hanım’ın gözleri önce Aslan’ın dağınık gömleğine, omuzlarındaki o gergin ama tatmin olmuş duruşa, ardından benim darmadağın olmuş saçlarıma, kızarmış yüzüme ve ellerimle sıkıca kapalı tutmaya çalıştığım, düğmeleri kopmuş bluzuma kaydı. Kadının yüzündeki ifade, önce bir şok, ardından saf bir dehşete dönüştü. Elindeki kehribar tespih taşların üzerine

