Şirketin büyük toplantı masasında otururken, kravatımı sinirle gevşettim. Önümdeki dosyaları imzalayıp kenara fırlatıyordum. İçimde tuhaf, ismini bir türlü koyamadığım, zehir gibi bir sıkıntı büyüyordu. Sol göğsümün tam altı sızlıyordu sanki. Masanın diğer ucundaki avukat Selim hararetle hisse devir işlemlerini anlatıyor, babamın şirketteki yetkilerinin nasıl kısıtlandığını açıklıyordu. Sözlerini yarıda kestim. “Yeter Selim. İmzalar atıldı, şirketlerin tüm kontrolü tamamen bende. Hukuki boşluk kalmadı değil mi?” “Kalmadı Aslan Bey,” diyerek başını salladı Selim. “Babanızın hesaptan tek kuruş çekme yetkisi bulunmuyor. Şirket tamamen sizin emrinizde.” “Güzel. Şimdi çık dışarı, Kutay’ı çağır.” Selim odadan çıktı. Elim istemsizce masanın üzerindeki telefona gitti. Berfin’i aramak, karımın

