Avluda kopan o kıyametin, Aslan’ın amcamın alnına dayadığı o soğuk namlunun ve herkesin gözü önünde beni kendi namusu ilan edişinin üzerinden saatler geçmişti. Olayın ardından Aslan, “Şirkette halledilecek işler var,” diyerek konaktan ayrılmış, beni de Kutay’ın koruması altındaki bu odaya, kendi zindanına bırakmıştı. Odanın penceresinden, Mardin’in uçsuz bucaksız, sarı sıcağıyla kavrulan ovasına bakıyordum. Güneş tepedeydi, taş duvarlar alev alev yanıyordu ama benim içim buz gibiydi. Boynumdaki o mor iz sızlıyor, Aslan’ın dudaklarının dokunduğu o yer, görünmez bir damga gibi tenimde zonklamaya devam ediyordu. Kapının kilidi usulca, neredeyse korkak bir tıkırtıyla açıldığında irkilerek pencerenin önünden geri çekildim. İçeriye giren, elinde katlanmış temiz havlularla bana doğru bakan Ecem

