"Kahir siyah odada ki denemeye giren tek kişi kılıcın üstünde ki siyah iz bu kılıcın o odadan çıktığını gösterir yanılmıyorsam sen mor odada orta seviyeye girmiştin o vermediyse bunu elde etmen imkansız"
Akai'nin açıklamasını dinleyince yüzünde ki ihtiyatlı ifade kayboldu. Uzun süredir zihnini kurcalayan soruyu sordu.
"Anlamıyorum bu kule hakkında sen ve o çok şey biliyor gibisiniz siz kimsiniz?"
Akai durumunu ortaya çıkarmadan ne kadar söyleyebileceğini düşünürken tabağında ki yemekle oynadı. Kısa bir zaman kazanmaktı yaptığı. Bu bir rüya yada 2D oyunun içine sıkışmış bulunuyorum. Sende bu oyunda ki bir karaktersin. Tabi ki bunları söyleyemezdi. Eğer bu oyunun içine sıkıştıysa oyunun sonunda bu saçma rüyadan uyanmış olmalıydı değil mi? Bu yüzden bu teoriye inanmak istedi. Aksi taktirde çıldırma eşiğine girerek aklını yitirebilirdi.
"Kule'nin amacı benim için de belirsiz. Gerçek olan bir şey var ki şimdi buradayız. Bizler deneme denilen sınavı geçen temeli atan kişiler olduk. İyi veya kötü dışarıda var olan ahlaki kuralları burada uygulamaya çalışmak saçmalık olur, denemeler bunun bir örneği."
Onun sanki denemede ne yaşadığını biliyormuş gibi bakan gözlerle karşılaştı ihtiyar.
" Kule de güvenebileceğin kişi kendinsin. Dybbuk'lar her ne kadar gardiyan olarak sınavlarda ve bu gibi testlerde ortaya çıkacak olsalar da onlar kaos ve kargaşayı seven özlerinde şeytani yaratıklar. Kule onları bir yere kadar sınırlar. Bizler sormadığımız sürece bilgileri düzenli bir şekilde paylaşmayacaklar. Daha önce ki Dybbuk'un bize söylemediği envanter ve statü özellikleri gibi. Eğer söylemiş olsaydı şuan bir çok kişi yaşıyor olurdu. "Envanter" yemek su ve silah olan üç kutu bulunan uzaysal bir çanta görevi görür. Alt köşede puanların yazar. Puanlar kule de para görevi görür. Bu vermesi gereken bir bilgiydi. İkinci bilgi ise denemeden sonra temel puanlar için geçerli onlarla statü de ki sayıları artırabilirsin. Tahmin ediyorum ki bunu da söylemedi "
Akai sırıtarak şaşkın adama doğru baktı "Sana önden yararlı bir bilgi vereyim. Bir insan temel yeteneğini uyandırmak istiyorsa statüde beşten aşağı özelliği olmamalı."
Bu bilgiyi sadece ihtiyar kahraman ile yoldaş olduğunda kendi çıkarlarının peşinden koşmadan kahraman için kendini feda ettiği için verdi.
"Benim kim olduğuma gelirsek... Bu sorma çünkü ben senin kim olduğun ile ilgilenmiyorum."
Akai son sözünü söyleyip masadan kalkmaya niyetlendi.
Ancak ihtiyarın farklı bir fikri var gibiydi.
"Ben tek çocuğum tarafından buraya satılan bir adamım"
Akai kalkacakken tekrar oturdu.
"Bunu yapma.. Buraya gelen herkesin acınası bir hikayesi var ihtiyar... Kendine acımayı bırak"
Sözleri biraz acımasız olsa da Akai en başından ihtiyarın geçmişini biliyordu. Kızı için uzun yıllar çalışmış evlenmeyi bile reddetmiş bu adam damadının borçları yüzünden yalvaran hamile kızını reddedemedi. Para karşılığı kule denemesine geldi.
Kule de en ahlaklı adam olarak onu gözü kapalı seçerdi. Ancak ahlak zamanı geldiğinde önüne en büyük engeli getirecek olan şeydir.
Akai bu adamın ölme sebebinin bu olduğuna emin.
Biraz daha kendini düşünmüş olsaydı. Ölmesine gerek kalmadan kahraman kurtulurdu. Kendini feda etmek her zaman onur getirmez. Geride bıraktıkların için yük bindiren acıları da hediye eder.
Kahramanın kararmaya ve dünyadan vaz geçip yok etmeye karar verdiği ilk zaman onun ölümüydü.
İhtiyar sessizce masada oturduğunda Akai kalkma zamanının geldiğini fark etti.
"Teşekkür ederim. Sana söylediğin şeylerin karşılığını nasıl verebilirim?"
Kulede bilgi bile para demekti. Yeni karşılaştığı kişi ona bilmediği bir çok şey söylemişti. Her ne kadar doğruculuk peşinde olan yaşlı bir adam olsa da bunun karşılığını ödemesi gerektiğinin farkındaydı.
Akai" Karşılık beklemiyorum " demek istedi ancak kulede bedava iyilik olmadığını bilmesini istediği bu adama yeni öğrettiği doğruların etkisini kaldıracak bir şey yapmak istemedi.
"Zamanı geldiğinde kurt köyüne gidersen Kahir'i durdur"
İhtiyar gelecekten bahseden kızın sanki bunun olacağını biliyormuş gibi gelen konuşmasına şaşırdı. Tüm konuşmada Herşeyi bildiğini hissettiren o gözler.. Artık emin gibiydi.
Ancak aklına gelen soruyu sormadı.
Onun dediği gibi kulede birinin sırrını sormak sağ duyu dışı olurdu.
O kendisine sormadığı için kendisi de ona sormaktan kendini alıkoydu.
"kurt köyü mü? Orası neresi bilmiyorum bile"
Akai yüzünde gizemli bir gülümseme ile baktı.
"Gelecekte... Kurt köyünde bulunduğunda ihtiyar lütfen isteğimi yerine getir."
***
Akai odaya geldiğinde gizemli duruşundan eser kalmadı. Çığlık atarak kendini yatağa attı.
"Çok pis batırdım adamım!"
Ya gelecek onun sözleri yüzünden değişirse bu yüzden geleceği bilmek artık bir avantaj olmayacaktır (!)
Yinede kurt köyünün kaderi değişirse bu iyi bir şey olurdu.
Buraya geldiğinden beri çoktan günler geçmişti. Rüya olarak kendini kandırmakta zorlanıyordu.
Eğer onun rolü bu oyunun sonunu getirmekse kahramanın kararmasına kötü adam olmasına neden olan fedakarlıkları engellemekle işe başlamalıydı.
Her şeyden önce bunu başarabilmek için güçlü olması gerekiyordu.
Nagalar ile görüşerek yumurta görevini hallettikten sonra büyü gücünü artırmak önemli olacaktır.
Statü puanlarına göre seçebileceğin yetenekler çıkıyordu. Oyunda hiç gitmediği gitmek istese de elde edemediği yetenekler.
Bu oyunda var olan en iyi yetenekler kahraman ve yol arkadaşları için ayrılmıştı. Akai büyü gücü hakkında düşünürken Lisa ve Bella aklına geldi. İngiliz kökenli iki arkadaş. İkiz cadılar olarak biliniyordu. Kahramana yarı yola kadar destek olmalarına rağmen en ihtiyacı olduğu zaman ihanet ettiler. Rakip takımın kaptanı ile sevgili olan Lisa, Bella'yı da peşinden sürükledi.
Lisa'nın yeteneği yıkım üzerineydi. "Erozyon" destansı bir büyü elde etmişti. Ona yapılan her maddi saldırı kendisine dokunmadan yok oluyordu. Büyüsü geliştiğinde savaşçıların ona saldırması imkansız hale geldi. Ellerinde ki silah ne kadar sağlam olursa olsun. Erozyon yeteneği yüzünden yok oluyordu.
Bella ise bitmeyen mana akışı ile kutsanmış bir rahibe gibiydi. İyileştirme özelliği tüm karakterlerden daha iyiydi.
Aslında iyi olan büyüsü değil. Mana kalbi olarak kazandığı yetenekten kaynaklıydı. Mana kalbi normal bir insanın tükenen manasının yenileme hızını beş kat artırdığı gibi mana hacmi on kat daha fazlaydı. Mana kalbinden daha iyisi ejderha kalbidir ki bu da bir ejderha ırkından doğmadıysan else etmen imkansıza yakındır. Ne kadar muhteşem bir şey olduğu burdan anlaşılırdı.
Akai bu sefer ki hedefi kahramanı sırtından vuran yol arkadaşlarının yetenekleri olarak belirledi. Eğer sonu değiştirmek istiyorsa kahraman ihaneti hiç yaşamadan durdurması daha iyi değil miydi?
Kendi zekasını övdü.
***
"Bay Liam ile anlaştım. Nagalar yabancılardan hoşlanmaz. Bu ticarete katılmana izin veriyorum ancak bana sorun çıkarma"
Tüccar Axe önden tembihleyerek kervanı hareket ettirdi.
"Mümkünse arabada kal ve dışarı çıkma"
Akai sessizce onaylayarak ona ayrılan arabanın içinde oturdu.
Tüccar Axe küçük bir karakterdi. Oyunda hatırladığı kadarıyla kulenin kartlarını çıkmak için hiç istek duymamış ilk katında ticarete atılarak yaşamanı sürdürmeye karar vermişti.
Önemli olan onun kardeşi Alex oldu. Şuan yirminci katta bir savaşçı olarak uzman seviyeye geçmişti.
Axe'ye ticaret işinde zorluk çıkarmamalarının sebebi buydu.
Akai'de düşman edinmek istemedi onu.
Kahramanın sağlam yoldaşlarından biriydi Alex.
Ne yazık ki ölümü lisa ve Bella'nın ihaneti ile gerçekleşti.
Akai, her ne kadar lisa olmasa bella ve Alex'in sevgili olacağına inancı büyük olsa da hikayede bu hiç gerçekleşmedi.
Bella ihanetten sonra Alex'in yasını uzun süre tuttu.
Dünyanın sonu gelene kadarda hiç sevgilisi olmadı.
Sona yakın söylediği sözleri hatırladı.
"Sonunda.. Onu tekrar görebileceğim"
İsim geçmese de Akai bu sözün Alex için söylendiğine emindi.
Bella'nın geçmişi hiç bahsedilmeyen biriydi genelde arkadaşı lisa üzerinde açıklamalarla ilerleyen bir oyundu.
Karakter geçmişinde bile Bella için sadece yetim sözü geçiyordu.
Bir Yetim için ailesini görmek değilde kaybettiği aşkı için bu sözlerin söylediğine daha çok inandı.
Sonuçta Alex ve Bella arasında geçen ince bir ilişki vardı.
Bakışmalar iyi niyet ve düşünce üzerine kurulu.
Mesela savaşta Alex daima Bella'nın bulunduğu tarafın cephesinde yer alırdı. Oyun içinde yine oda bulunmadığı için dışarıda kaldıkları bir zaman dilimi vardı. Alex kızlar içinde pelerinini Bella'ya vermiş. Diğer erkeklere de kızlara pelerin vermelerini söylemişti.
Ancak daima kızlara bir yardımda Alex'in eşyaları bella üzerinde kalmıştı.
Bu ayrıntılar göze batmayan ancak dikkat ettiğinde göze hoş gelen şeylerdi.
Akai her ne kadar bella'dan lisa kadar nefret etmese de arkadaşı için sevdiğini geride bırakan kıza dışarıdan okuyucu bakış açısı ile kırgındı.
Neden böyle yaptı?
Hiç Alex'i sevmemiş miydi?
Ya da hiç pişman oldu mu?
Bunları sormayı bırakalı çok oldu.
Nagalar için yol yağmur ormanlarından geçtiği için bir çok saldırı meydana geldi. Ancak tüccar takımı isimden ibaret değildi. Akai sadece yerinde durarak rahat bir yolculuk sağladı.
Nagalar mağaralarda yaşadığı için geniş dağın girişinde kervan durana kadar kendi içinde yeni yolunu izlemeye karar verdi.
Belinden Altı yılan üstü insan olan bu ırk özellikle gözlerine dikkat edilmesi gerekiyordu. Elbette medusa gibi seni taşa döndürmez ama sinirlendiklerinde oval göz bebeği ince bir çizgi halini alır kısa süreli felç etkisi verirdi. Dahası asosyal yapısı yüzünden kolaylıkla düşmanlık sergileyebilirlerdi.
Akai tüccar kervanı mağara yakınına geldiğinde direk aşağı inmektense arabada kalmayı tercih etti.
Naccal'in onayı ne kadar etki ettiğini bilmiyor üstelik yabancı olduğu bu dünya için tek canı vardı yeniden canlanma hakkının olduğunu düşünüyordu.
Üç Naga mağaradan sürünerek çıktı ellerinde ki Mızraklar pekte dost canlısı durmuyordu.
"Axe?"
Axe tıslamalar içinde adını duyunca hızla eğildi.
"Yeni ürünleri getirdim. Tiers yok mu bugün?"
Axe de mağaradan çıkan üst rütbeli Nagayı görünce şaşırdı.
Normal Nagaların derisi mavimsi bir parlaklık yayan siyah olsa da önde duran ve onunla ilgilenmeden kervana bakan kuyruğu parlak parlament mavisi derisi olan Naga'nın varlığından dolayı gergindi.
Nagalar üçe ayrılırdı. Halktan kesim siyah kuyruklu olanlar asil kesim parlement mavisi ve kraliyet ailesi olarak sınıflandırılan üst kesim altın kuyruklu.
Mavi kuyruk ne kadar koyu ve parlaksa o Naga o derece güçlü sayılırdı.
Bu yüzden ortaya çıkan parlement mavisi kuyruğu olan naga normal bir asil değildi.
"Birini getirmişsin"
Axe'nin sorusunu görmezden gelerek gözlerini Akai'nin. Bulunduğu arabaya dikti.
Axe içten içe Akai'yi getirdiğine pişman olarak yanıtladı.
"Onu bir tanıdığımın kefil olması nedeniyle getirdim. Rahatsızsanız gönderebilir..."
Konuşmasını bitiremedi zira Naga çoktan Akai'nin bulunduğu arabaya doğru ilerledi.
"Aşşşağı inecek misssin?"
Ses tonu Axe ile konuştuğundan daha kibardı.
Akai tıslama dolu soru üzerine yavaşça arabanın kapısını açtı.
"Rahatsız etmek istemedim"
Elinde olmadan gerildi. Zira oyunda olduğu gibi hemen yanında yanıp sönen bir yazı oluştu.
[Tehlikeli(?)]
Yani tehlikeli olmasının derecesini bile göremediği kadar güçlü bir rakipti.
Naga komik bir şey duymuş gibi hafifçe güldü.
Tıslama karışık kıkırdama oldukça ürpertici geliyordu kulağa.
"Bizlerin Tanrısı Naccal'in onayını almış bir misafir ne kadar rahatsız olabiliriz. Kral seni görmek istiyor."
Geldiğimi nereden biliyor daha inmedim bile arabadan!
Akai ne kadar inkar etmek istese de sözlerini yuttu. Anlık şaşkınlık gözlerini irice açmasına neden olsa da hızla kendini toparladı.
Naccal'in onayı iyi bir etkisi olduğu görülüyordu.
" Ah bende selam vermek isterim kendisine. Müsait değilse rahatsız etmek istemem "
Hatta hiç gitmek istemiyordu.
"Rahatsız değil."
Gurup Nagal'in peşi sıra mağara ya doğru ilerledi. Axe yaşadığı karmaşayı mantığına koyamadı. Yıllarca ticaret yapmış biri olarak o ilk defa böyle yüksek rütbeli bir Naga görüyordu bırak kral ile tanışmayı.
Bu kız ne gibi bir sırrı olabilirdi ki?
Ticaretini olumsuz etkilemeyeceğini fark ettiği an Akai. Hakkında olumlu görüşü hızla arttı.
Mağara içinde saklı bir şehir vardı. Yer Altı şehri için söylenebilecek bir yer. Etrafta bir çok Naga iki insanı izliyordu.