21. KÜÇÜK KÖPEK!

880 Words
YILDIZ'IN AĞZINDAN... Kadın sonradan ilettiği mesajla bana 1 ay mühlet verdiğini belirtti. "Taşın, düşün, üstüne güzelce kafanda yoğur ama sakın reddetme!" Kime güveneceğimi bilmediğim şu dünyada iki günlük yönetmene nasıl bel bağlayacaktım? Zaten yönetmen mi yoksa senarist mi anlam veremedim. Hem yazıyor, hem de yönetiyordu... Aradan iki gün geçmişti ve Egemen yanıma uğrama tenezzülünde bile bulunmadı. Aslında istemiyordum gelmesini çünkü kafam atarsa plan falan dinlemem, ağız burun dalardım. "YABANİ!" Mutfakta ellerim sabunlu suyun içinde ahenkle dans ederken dışarıdan gelen güçlü sesle köpükleri üstümdeki önlüğe sildim. "YABANİ!" Yönetmenden başkası bana yabani demezdi. İyide bunun saat 10'da burada ne işi var? "YABANİ AÇ ŞU KAPIYI YABANİ!" Sesi pek iyi gelmiyordu. "HOŞT! HOŞT! GELME ULAN HOŞT!" Hii! Acaba kurt falan mı gördü? Duvarda asılı olan tüfeğimi elime aldığım gibi koşarak çıktım evden. "YETTİM YÖNETMEN!" Arkadan kilitli kapıyı açmamla yönetmenle karşı karşıya geldim. "Nerde ula! Nerde o kurt! Hani nerde!" Elimdeki tüfeği gören yönetmen daha büyük bağırışla yan tarafa çekildi. Elleri teslim olmuş biçimde yukarıdaydı. "Manyak mısın sen!" dedi. Kuzey'in oluşturduğu boşluğun kuytusunda gördüğüm küçük köpekle ağzım açık kaldı. Lütfen! Lütfen bana bu köpekten korktuğunu söyleme! "Kurt nerde?" dedim köpeğe bakarak. "Ne kurtu Yıldız! Ayrıca ş-şu tüfeğin namlusunu aşağı indirir misin?" Kolumdan astım, aşağı eğilerek köpeğin başını okşadım. Bizim Cevdet'in köpeğiydi. Köye giren yabancılara havlar ama asla zarar vermezdi. "Naber len Hohol?" Kuyruğunu sallayarak önümde uzandı ve hareketlerime sevecen tepkiler verdi. "Isırır, uzak dur şu canavardan!" Canavar mı? Küçücük köpek miydi canavar olan? Ayağa kalkarak "Sakın bana bu köpekten korktuğunu söyleme yönetmen!" dedim. "Köpek falan değil bu! Canavar, canavar! Şuraya bak!" Önüme uzattığı ayağına baktığımda paçasının yırtık yerleri ve aşağı süzen hafif kanla "Oo!" dedim. Hohol biraz ileri gitmişti sanırım. "İçeri gel hemen! Pansuman yapalım." Yanına gidip koluna girdim. "Hadi yürümeye çalış! Sen de çabuk Cevdet'in yanına git!" dedim Hohol'a kızarak. İnsanlardan daha iyi laf anladığı kesindi. Komut vermemle birlikte köyün sarp yamaçlarında cıldık ata ata koşturdu. "Of bacağım! Bi köyün hiçbir canlısı mı normal olmaz ya!" "Söylenme de yürü!" dedim ağırlığını bana verirken. Omzum çürüdü resmen! "Ay of! Biraz da naz mı yapıyorsun ne! Öküz gibisin, taşıyamıyorum seni! Azıcık ayağının üstüne basmayı dene!" "Söyleneceksen yardım yapma! Ayrıca şu tüfeği de benden uzak tut!" "Küçücük köpekten dayak yemişsin, bence sus!" "Ne küçüğü ya! Yerden bitme! Aynı senin gibi! Sen yerden bitme küçük yeşil yer elması, o da yerden bitme köpek!" Benzetme sanatına hayran kalmıştım! Şu an, az önce resmen kapı köpeğiyle aynı konumda, aynı cümlenin içerisinde yer edinmiştim. "Sağol yönetmen! Bu sayede gözünde hangi değere sahip olduğumu öğrenmiş oldum!" "Gözümdeki değeri bir bilsen..." Sesi kısıktı ve tam olarak ağzından çıkan cümle bu muydu anlayamamıştım. Benimde yardımımla eve geçtik. Koltuğa uzandı, paçasını yırttı. "Fazla darbe almamış ama yarayı temizleyelim istersen." "Anlar mısın ki?" dediğinde güldüm. Bu yaşıma kadar tüm yaralarımı kendim sarmış küçük Yıldız'dım ben... Cevapsız bıraktığım sorunun ardından yukarıdan pansuman çantamı alarak aşağı indim. Fermuarını açtım, içinden tentürdiyot, pamuk vs. aldım. Ama istemsizce titriyordu ellerim. O günler, beynimden silindi sandığım o korku dolu günler bir bir sıralandı hafızamda. "Sana bu yemek bir dahaki sefer tuzlu olmayacak demedim mi Yıldız!" "Yenge valla az attım tuzunu." "Az mı! Bu mu az! Bu sefer seni elimden kimse alamaz!" Çığlıklarım, acılarla dolu haykırışlarım küçük odanın duvarlarında mısralar hâlinde evin her köşesine yayılırdı. Ne amcam ne de kuzenlerim... Hiçbirisi de beni acımasız yengemin elinden almaya tenezzül etmezdi. O yemek tuzlu değildi, kötü hiç değildi. Tek sorun yengemin öfke dolan yüreğini bende hafifletmek istemesiydi. Mahallede biriyle kavga mı etti, dayağı Yıldız yerdi. Amcamla arasında sorun mu çıktı, dayağı yine Yıldız yerdi. Yani ne olursa olsun yengemin öfkesinin orta yerinde kalan hep ben oluyordum. "Yıldız iyi misin!" Yönetmenin beni dürtmesiyle yerimde irkildim. "İyi misin sen?" Değildim... "İyiyim." dedim ama. Malzemeleri sırayla kullanarak yarayı iyice temizledim ve üstüne sargı bezi yapıştırdım. Dikişlik iş yoktu. Muhtemelen sabaha daha iyi hâlde olurdu. "Bitti!" dedim makası da çantaya koyarak. "Vay be! Baya baya anlıyorsun sen!" "Tecrübe diyelim ona." dedim masum tebessümümle. "Önceki mesleğin falan mıydı yoksa?" "Yok be! Yengemin öldürücü darbelerine karşı aldığım önlemler diyelim." Demeyelim Yıldız! Ne ettun sen? Ağzının ayarı yok mu be kızım! Yere bıraktığım çantayı alıp az ilerideki ardiyeye fırlatma fırlattım. Hâlâ söylediklerimin altında ezilmeye devam eden Kuzey ise suskunluğunu sürdürdü. Umarım bana acımıyorsundur yönetmen! "Ee şey... Ayağın iyi olduysa..." diyerek utangaç tavırlarla kapıyı gösterdim. Malûm, saat geçti ve dinlenmek benimde hakkımdı. "Ha... Ben de şu Egemen konusunu konuşmaya gelmiştim. Yarın yanına uğrayabilir, kendine hâkim ol diyecektim." Konuşurken bocalıyordu. Küçüklüğümün ruhumda bıraktığı yaralara ilk kez ağzımdan şahitlik yapmıştı. "T-Tamam. Bende o iş." Gözlerinin içine bakamıyordum. Bir an önce gitsede hüngür hüngür ağlasam diye düşünüyordum sadece. "O zaman... Ben gideyim, yarın müsait zamanda yine gelirim." "Hı hı!" dedim önlüğümü sıkarak. Bulaşıklarda kalmıştı iyi mi! "Son olarak... Haftaya çekimler başlar. Sana şehirden ev tutarız birlikte." "Sıkıntı yok ya! Ben burada da kalmaya devam edebilirim." "Söz konusu bile olamaz Yıldız! Çekimlerin saati belirsiz. Sabah, akşam, gece... O kadar adamın içinde seni tek bırakacak hâlim yok." "Gere-..." "Son sözümü söyledim!" Yavaştan ayağa kalkarak kapıya kadar gitti. Yardım etmek istiyordum ama şimdilik yerimde durmam daha mantıklıydı. Elini kulba attı, son kez dönüp baktı bana. "Belki bir gün beraber senin de yaralarını sararız, tıpkı benimkini sardığımız gibi." İçimde hissettiğim o değer hissiyatıyla gözlerim ışıldadı. 6 yıllık sevgililik sürecimde Egemen'in ağzından bir kere dahi olsa duymadım şu cümleyi. Dudaklarımda kocaman gülümseme bırakarak "Kim bilir, belki bir gün..." dedim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD