Bölüm 19

1193 Words
Ani bir hareketle döndü ve genç kadını bedeninin altına aldı. Kulağında çalan şarkı her ne idiyse kulaklıkla birlikte duyma mesafesinden uzaklaştı. Önce gözleri, yüzünün her santimini ağır ağır, içercesine dolandı. Ardından da uzun dakikalar boyu dudaklarını esir alırken, bedeninin kadının üzerine doğru eriyerek aktığını hissediyordu. Dudakları çenesine doğru tatlı ve güzel kokulu bir yolculuğa çıktı. Milim milim boynuna inerken, onun çıkardığı ufak sesler beynini yakıyordu. Kıymet’in üzerindeki mavi gömleğin düğmelerinden iki tanesi parmaklarının marifetiyle çabucak açıldı ve dudakları açılan kaymak gibi yoldan aşağıya doğru indi. Tam iki tepenin ortasına geldiğinde aniden durdu. Her zamanki gibi! Bu, kendisine işkence etmekten başka bir şey değildi. Fakat onunla yaşayacağı anın özel olmasını istiyordu. Ne zaman telefon çalacak ve gideceğim diye düşünürken değil. Dudaklarıyla indiği yolu burnuyla çıkarken, Kıymet’in göğsü sert nefes alışlarıyla yukarı kalkıp iniyordu. En az kendisi kadar yoğun bir hasretle kendisini istediğini biliyordu. Fakat daha zamanı vardı. Bunun için ölüyordu. Buna çıldırıyordu. Burnunun ucuyla çenesine tırmanırken dişlerini öyle bir sıktı ki, sesi aralarında titreşti. Ve tekrar, bir manyak gibi kendisine işkence ederek dudaklarını dudaklarına bastırdı. *** “Senin ne işin var burada, göt herif?” Timur Çallı, hemen yanında konuşlanan adamı gördüğünde dişlerini sıktı. Bulut’a özel bir işi olduğunu anlatmış, özellikle yalnız olması gerektiğini söylemişti. Fakat deli herif onu yine de takip etmekten geri durmamıştı. Kafasına, üzerinde kendi el yazısıyla ‘Cadaloz’ yazdığı şapkasını takmış, kendisine baya baya bol gelen, ince deri ceketini giymiş, sanki gezmeye çıkmış bir edası vardı. Bazen, onun kendisini takip etme işini fazla abarttığını düşünüyordu. Kısa zamanda çok para kazanma niyetinde olduğunu söyleyip duruyordu, Timur da ona bu işlerden hayır gelmeyeceğini anlatıyordu. Fakat adam bir türlü anlamak bilmiyordu ve her yerde peşindeydi. Yüzü o kadar aşina olmuştu ki, bir akşam Bulut bile kuryelik yapmak durumunda kalmıştı. Timur’un yanında gezindiği için kimse onu sorgulamıyordu. En azından ilk başlardaki gibi! Artık resmen içlerinden biri olmuştu. Fakat kendisi bunu hiçbir zaman istememişti. Bazen adamın derdinin sadece yanında olup Timur’u korumak olduğunu düşünüyordu. Bulut, kayıtsızca omuz silktiğinde Timur, onun ağzında çevirip durduğu sakızı alıp gözlerine sokmak istedi. Ona gelme demişti. “Buralardan geçiyordum,” Bulut’un cevabı da hoşuna gitmemişti. Biraz ötede Mehmet, başını hafifçe kaldırarak gözlerini Bulut’a dikti. Limana henüz gelmişlerdi. Çok büyük bir sevkiyat yapılacaktı. Ve Timur, sonunda yeminini yerine getirebilecekti. Onu okutmak için götünü yırtarak çalışan abisini bu batağa sokup, ölüme gönderen adamların çarklarına çomak sokmak için çok uzun yıllar beklemişti. Torbacılıktan başlamış, sabırla, kimi zaman hırsla, kimi zaman da azimle ilerlemişti. İlerlediği yolda da bir sürü boklukla karşılaşmıştı. Sonunda da ödülünü alacaktı. Ölebilirdi. Umurunda da değildi. Zaten uzun yıllar boyunca hapis yatacaktı. Fakat yanında bu aptal göt oğlanını da tehlikeye sokmak istemiyordu. İyi adamdı Bulut! Kendisinde ne bulmuştu bilmiyordu, ama abisi kadar ona da saygı duyuyordu. Bunun için de onu o gün yanında görmek istemiyordu. “Siktir git, Bulut!” “Niye?” Bulut’un yandan, sorgulayıcı bakışı da kararlı çenesi de hoşuna gitmedi. “Git işte!” Hafifçe genç adama doğru eğilirken, gözleri çevreyi tarıyordu. Büyük patron da Profesör de henüz ortalıkta yoktu, ama gelmeleri an meselesiydi. O anda hizmetli görünümündeki kişiler bavulları lüks yata taşıyorlardı. Bavulların içinde de kilolarca uyuşturucu vardı. “İşler karışabilir,” “Sen niye buradasın?” Bulut’un bakışları bir noktaya kilitlendi, ardından da hemen ileriye doğru baktı. “Madem işler karışabilir?” Konuşurken birbirlerine bakmıyorlardı. Timur, cebinden sigara paketini çıkardı. Bir tane dal alıp Bulut’a uzattı. Sırf normal görünebilmek için. Bulut da sigarayı aldı. Timur, parmaklarını yaktığı çakmağın üzerine doğru kıvırırken sigarasını yakmak için yine Bulut’a doğru eğildi. Bu defa daha yakınına! “Oğlum, siktirip git diyorum sana,” dişlerini sıkmış arasından fısıldayarak konuşuyordu. “Bir laf dinle.” Karşısındaki kayıtsız puşt sigarasını yakıp geriye doğru çekildi ve tek cevap vermeden içine çektiği dumanı dışarı üfledi. Timur, taş kesmiş bir ifadeyle ona saniyelik bir bakış attı. Tam o anda da lüks bir aracın arkasından birçok araç limana girdi ve kendilerine doğru ilerledi. “Hay sikeyim! Gitme götüne koyayım. Gitme. Gerek kalmadı.” Ya Bulut’un bir dudağının kenarı yana kaymıştı ya da kendisine gölgeler yüzünden öyle gelmişti. Fakat Bulut’tu bu! Adam karabatak gibiydi ve kendisinden bile boklu işlerin içinde olabilirdi. Adamı şaşırtan, kızdıran, öfkelendiren bir durum henüz görmemişti. Soğukkanlı piç kurusu kendisini bile gölgede bırakırdı. Onun için gülmüş de olabilirdi. Araçlar kendilerinin hemen önlerinde park eder ve içlerinden tüm elemanlar teker teker çıkarken Profesör araçtan indiği anda Timur’u parmağıyla yanına çağırdı. Timur ise gözlerini lüks araçtan inenlere dikmiş medya devi Nazif GÜÇLÜ’yü arıyordu. Ancak araçtan tanımadığı insanlar inmişti. Aslında Profesör ve Mehmet haricinde orada bulunan kimseyi tanımıyordu. Bu, aniden ensesini karıncalandırdı. Profesör ona bu kez de adıyla tekrar seslendi. Bu adama hepsinden daha fazla sinir oluyordu. Kızını seviyordu. Ama muhtemelen bu akşam tüm ilişkileri bitecekti. Defne’yi tanıyordu. Ondan uzak kaldığı anda birilerinin peşinden gidecek ve ona kim mal bulursa onunla olacaktı. Timur, onun bu kadar düzelmesini bile beklemiyordu. Hayatına temiz olarak devam etmesini ummaktan başka çaresi yoktu. Tam adama doğru ilerken adımları aniden dondu. Profesörün arkasından Defne, usulca araçtan indi. Bakışları da doğrudan Timur’un bakışlarını buldu. Genç adamın kalbi kulaklarında atmaya başlamışken, Bulut’tan bir mırıltı döküldü. Ancak ne söylediğini anlayamamıştı. Defne’nin bakışları hesapçı ve soğukkanlıydı. Belki de kafası güzeldi. Babası onu her zaman bir şeyler için kullanmıştı. Ve bu defa da ne için kullandığı kahretsin ki belliydi. Profesör, onu tekrar yanına çağırdı. Şerefsiz herif hafifçe gülmeyi bile göze almıştı. Ki adamın daha önceden güldüğünü hiç görmemişti. Anlamışlardı. Timur’un ne boklar yediğini anlamış, Defne’yi götüne takmış ve Timur’u da emniyeti de alt etmişlerdi. Profesöre doğru usul adımlarla ilerlerken ve hiçbir şey olmamış gibi davranırken birazdan polislerin baskın düzenleyeceği ve ortada hiçbir şey bulamayacakları gerçeği kalbini resmen taşa çeviriyordu. Araca doğru ilerlerken arkasında bir gölge belirdi. Başını çevirip bakmasına gerek yoktu. Bulut da sanki komut almış gibi hemen arkasından geliyordu. Ve bir şey daha vardı. Göz ucuyla Mehmet’in de kendisine yaklaştığını fark etti. Timur, Profesöre ve Defne’ye yaklaştığında aralarında iki adam boyu mesafe kalmışken durdu. Yutkundu. “Evet, efendim?” Sesinin oldukça düz olmasına dikkat ediyordu. Ancak hafif bir titremeyi kendi kulakları da kendinden tiksinerek yakalamıştı. Defne’ye bakmıyordu bile. Yoksa zor tuttuğu tüm kontrolünü bir saniyede kaybedebilirdi. Lanet olsun. Aynı anda yata son bavulun da yerleştirildiğini gördü. Artık her şey bitmişti ve bunun yenilgisini nasıl kaldırabileceğini bilmiyordu. Belki de çenesinin altına dayayacağı bir namlu onu tüm bu yıkılmışlıktan kurtarır, abisinin yanına uğurlardı. “Biz,” Profesör burada durup kızıyla kendisini işaret etti. “Kısa bir tatile çıkıyoruz. Sağ olsun Nazif bize yatını ödünç verdi. Seni de evinde bir hediye bekliyor.” Gözleri kendi gözlerine öylesine kilitlenmişti ve ölümcül nefreti öyle büyüktü ki, resmen bedenine çarpıyordu. Timur, başını sallasa da tek kelime etmedi. Etse ne olurdu ki? Sıçıp batırmıştı, bunu da o alanda bulunan herkes biliyordu. Belki Bulut hariç! Umacağı tek şey; Bulut’u görmezden gelmeleriydi. Profesör, Timur’a tepeden bakışlarla bakan Defne’yi de kolundan tutarak yata doğru ilerledi. Hiçbir şey olmamış ve gerçekten tatile çıkıyormuş gibi davranıyordu. Daha yata gidemeden polis araçları sirenlerini açmış halde limana daldı. Profesör şaşırmış gibi görünmeyi bile başarmıştı. Olduğu yerde durup, topuklarının üzerinde döndü. Bakışı bir saniyelik bir zamanda Bulut’u buldu, fakat orada kalmadı. Gözleri ve orada bulunan diğer herkesin gözleri polis ekiplerinin sivil ve diğer araçlarına kilitlenmişti. Polis sirenleri acı acı çalarken Timur, batırdığı için büyük suçluluk duyuyor, neredeyse ağlamak ister gibi burnunun ucu sızlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD