Amore Mio
ÇAKIRBEY SERİSİ -2-
Yanar döner ışıkların ve yüksek sesli müziğin ritmine ayak uydurarak ilerleyen genç kızın dudaklarında beliren gülümseme varla yok arasındaydı. İnce ve kıvrımlı vücudu yürürken ahenkle dans ediyordu adeta.
Sonunda arkadaşlarının yanına geldiğinde ikisine de sarıldı. Üniversitede tanışmış olsalarda bağları kopmamış, arada böyle kaçamaklarla buluşuyorlardı.
"Nazlııı, nerdesin kızım ya."
Nazlı, yüksek sesten dolayı Pınar'ın sesini zar zor işitsede ona doğru eğilerek konuştu.
"Biraz geciktim farkındayım."
"Şimdi sorsak sır küpü söylemeyecek. O yüzdeen şerefe Kızlaarr."
Pınar'dan gözlerini çekerek Lina'nın sözlerine kafa sallayan Nazlı, arkadaşını onaylıyordu. Hep böyleydi çünkü. İşini kimseye anlatmazdı.
Üç genç kız, ellerindeki kadehleri tokuşturduklarında dudaklarından istemsizce kahkahalar döküldü gece kulübünün kalabalığına doğru.
İstanbul'un belirli semtlerinde olan bu gece kulübü çok fazla ihtişamlı ve büyüktü. Herkesin içeriye girmek için verdiği çabaya rağmen Nazlı, elini kolunu sallaya sallaya giriyor ve arkadaşlarınıda rahatlıkla içeriye aldırıyordu.
Yanındaki kız arkadaşlarının ısrarlarını görmezden gelen Nazlı, kol kola girerek pistin ortasına giderek delice dans eden arkadaşlarını izledi bir süre. Seviyordu bu iki arkadaşını ama ona göre biraz fazla oynaktılar. Düşünceleriyle kendi kendine gülerek kafasını salladığında yanına oturan adama gözlerini kısarak baktı.
Bir iki saniye ne kendisi ne de yanı başına oturan adam konuştu. Sabrını sınamaya başlayan adam daha fazla tepkisiz kalmak istememiş olacak ki kafasını genç kıza doğru daha da eğerek konuştu.
"Merhaba güzellik. Can ben."
Dik dik bakmaya devam eden Nazlı, sürekli sırıtan adamın kendisine olan güvenini ayakta alkışlamak istiyordu. İçki iyice başına vurmuş olmalıydı demek ki.
Gözlerini devirerek yanından kalkmaya yeltendiğinde adının Can olduğunu öğrendiği adam, bileğine yapışarak aynı laubalilikle seslice konuştu.
"Burası sıktı yaa. Hadi bana gidelim."
Genç kızın onunla gelmeye dünden razıymış gibi konuşması Nazlı'nın iyice sinirlerini bozmaya başladığında elini sertçe geriye çekmeye çalıştı. Aynı zaman da dişlerini sıkarak adama doğru tıslamayı da ihmal etmedi.
" Çek o pis elini üzerimden. HEMEN!"
"Oooo bak sen. Sert kız havaları demek. Eenn sevdiğim."
Son cümlesini iyice kızın dudaklarına doğru üfleyen adam, Nazlı'nın dudaklarında beliren gülümsemeyi görmesiyle iyice rahatlamıştı ki bir kızdan asla beklemeyeceği kafayı yemesi çok hızlı olmuştu.
Kafayı yemesiyle geri sendeleyerek yere düşen adama tiksinerek baktı Nazlı. Yüksek ihtimalle kırılmıştı. Çünkü burnundan oluk oluk kan akıyordu. İçindeki sinirler depreşmişti ve adamı daha fazla dövmek istiyordu.
Dans eden kalabalığın durmasını ya da yüksek sesle çalan müziğin kesilmesini zerre önemsemeden biraz önce adamın kendisine yaptığı gibi yere boylu boyuna serilen adamın yüzüne iyice eğildi. Ve mırıldandı.
"E hadi. Gitmiyor muyuz şerefsiz piç? "
Tükürürcesine konuşmasını daha da devam ettirmekti niyeti ama onu durduran şey yanına gelen siyah adamlar olmuştu. Üç adamda görevi biz teslim alalım der gibi bakıyorlardı.
"Nazlı hanım, buyrun lütfen."
En önde iri vücutlu olan koruma yani Alparslan, eliyle mekanın arka tarafına doğru yol gösterdiğinde iyice ayağa diklendi. Ve itiraz etmeden barmenlerin yanından doğru üst kata çıkan merdivenleri takip etti. Alışmıştı artık bu ezbere bildiği yolu çıkmaya.
Alparslan'ın kafa işaretiyle gece kulübündeki eğlence aynı şekilde devam ederken Nazlı, üst kata çoktan çıkmıştı.
Gösterişli Vip localardaki müşteriler mekanı üst kattan aşağıya rahatlıkla izleyebilmenin keyfini çıkarırken kendisi yürümeye devam etti. Sonunda diğer localara göre fazlaca gösterişli ve mekanı tamamıyla ayaklarının altına seren locaya geldi.
Beklemeden içeriye girerek siyah pufa oturan genç kız, hemen karşısında bacak bacak üzerine atmış tesbihini sallayan adama baktı. Gözlerini iyice kısan adam, genç kızın konuşmasını bekliyordu ama sabırsızlığı tesbihi iyice sert çevirmesinden de anlaşılıyordu.
Nazlı, adama istediğini vermeyi ısrarla reddediyordu. Saniyeler dakikaları yakaladığında genç kız, daha fazla adamın kısılmış ve avına odaklanmış gözlerine bakmak istemediği için kafasını aşağıda delice eğlenen kalabalığa çevirdi.
Kalabalıktaki gözlerini mekanın nişanesi olan resme çevirdiğinde içi ürpersede sessizliğini korumaya devam etti. Çünkü biliyordu. Karşısında ki büyük resmin gerçeği tam karşısında oturuyordu.
Kimera.. Ağzından alevler saçan, yılan kuyruklu bir aslan. Karşısında oturan adam, tıpkı kendisiyle harmanlanan bu canavar gibiydi. Bütün camianın onu Kimera olarak tanıdığını elbetteki biliyordu. Bir Ejderha kadar güçlü, bir Aslan kadar Lider ruhlu ve bir yılan kadar intikamcı'ydı.
Başını tekrar karşısına çevirdiğinde adamın ne yüzünde ne de duruşunda bir değişiklik görmüştü. Donmuş gibi kendisine bakıyordu.
"Bana şöyle bakmayı keser misin artık?"
Genç kızın konuşmasıyla birlikte adamın elinde sabırsızca çevirdiği tesbihi anında durdu. Nazlı'nın gözlerine odaklanan bakışları kısa süreliğine konuşan dudaklarına insede tekrar yüzüne tırmanarak gözlerini buldu.
"Kafana göre iş yapmaman konusunda benimle daha ne kadar zıtlaşacaksın?"
Adamın sert ve katı sesiyle, Nazlı'nın içini kara bulutlar kaplasada genç kız asla kuyruğunu indirmiyordu. Ne zaman indirmişti ki.
"O piç kurusu bana sarkıntılık ederken ne yapmamı isterdin çok merak ediyorum Kimera?"
Adama seslenişi fısıltıyla olmuştu. Bu durum ikisinin arasına bir uçurum koyuyor olsa bile genç kız bunu hep yapıyordu. Birbirlerine yaklaşarak konuşmak yerine o araya uçurumu ısrarla sokuyordu.
" Anla bunu artık. Bana geleceksin. "
Adamın yüzündeki kararlılık ses tonuna iyice yansıyordu. Kara gözleri Nazlı'nın yüzünü tekrar tekrar ezberlerken genç kız ellerini ortadaki masaya koyarak ayağa kalktı. Ve heybetli adamın üzerine doğru eğildi.
"Senin egonu tatmin etmeni bekleyecek bir kız değilim ben Mehmet Çakırbey. İşimi kendim görecek kadar güce de bilgiye de sahibim."
Mehmet Çakırbey, üzerine doğru eğilerek kendisine diklenen genç kızın laflarını duysada tek odak noktası vardı. O da dolgun dudaklarıydı. Hele burnuna dolan vanilya kokusu onu şuandan alıp çocukluğuna götürüyordu.
Birbirlerine çekildiklerinin farkındaydılar. Ilık nefesleri karışırken Nazlı, hemen kendisini geriye çekti. Adamın alev gibi yanan kara gözlerinin içine baktığında hissettikleri daha da ele geçiriyordu bedenini. Başka bir şey demeden arkasını dönerek locadan dışarıya çıkmaya yöneldiğinde ardında kalan adamın kalın sesi kulaklarına doldu.
"Nereye gidersen git. Yolun bana çıkacak Amore mio."