İnsanların dürüst olmamaları artık Nazlı'nın midesini bulandırıyordu. Çiçek kokulu cümlelerin ardındaki pislik içerisinde çürüyen kalpleri iyi tanıyordu artık. Ve bunu istemeden öğrenmişti.
Yirmi yaşına kadar hayatında olan biten her şey çok güzeldi. Geniş arazinin üzerine kurulu olan Çakırbey imparatorluğunda kalabalık ailesiyle birlikte güzel bir yaşamı vardı. Taa ki o lanetli geceye kadar. Israrla gitmek istemediği o davete gecesine kadar..
Egemen. Daha onbir yaşında olan erkek kardeşinin kollarının arasında öldürüldüğü geceye kadar. Annesinin acı feryatlar içinde, hıçkırıklar içerisinde boğulana dek ağlayarak kendisini kahrettiği, babasının ellerini kırmak istercesine mekanın duvarlarına attığı sert yumrukların acısını yüreğinde hissettiği geceye kadar..
İşte o geceden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmamaya yemin etmişti. Ve Nazlı bu yemine muhtaçmış gibi boyun eğmişti. Çünkü bu koca yerde de, malikanede de, şehirde de yaşayamamıştı. Her nereye baktıysa kardeşiyle olan güzel anılar aklına gelmiyordu. Öldürüldüğü an aklına geliyordu. Acımasızca kafatasını delip geçen kurşunlardan sıçrayan kanların kendi yüzünü nasıl kırmızıya boyadığını hatırlıyordu.
Her aklına gelişinde elini yüzüne atıp kanları siler gibi yapıyordu çünkü yüzünde yoğun kanın varlığını hissediyordu. Tıpkı yoğun demir kokusunu aldığı gibi.
İtü'de inşaat mühendisliği okuyordu o yıllar. Ama psikolojisi tamamen yerle bir olduğu için her şey alt üst olmaya başladığında Eflin yengesinin teklifini kabul etmiş ve İngiltere'de devam etmişti okuluna. Oradan uzaklaşmak ona en iyi gelecek şeydi.
Nejat Kara, Poyraz Çakırbey'le birlikte masada olduğu için kızının peşinden gidemesede gözü kulağı hep üzerindeydi. Nazlı, annesinin kendisi ve babası arasında gidip gelmesinin, evinden uzak kalmanın onu yıprattığını fark ettiğinde tamamıyla onu Türkiye'ye yollamıştı. Biliyordu ki bir annenin yüreği en çok evladıyla yanardı. O ev, Egemen'in odası annesine iyi geliyordu.
Ama kaçınılmaz son. Üniversitesi bittiğinde bir yıl da oradaki özel bir şirkette çalışmış olsa da annesinin ve babasının artık dön ısrarlarına dayanamayıp istemediği yere dönmüştü. Ve bu koca malikanede yaşayamayacağını bildiği için babasının itirazlarına rağmen amcası sayesinde kendisine yeni bir yaşam kurmuştu. Ama ettiği İntikam yeminini unutmadan..
"Seni burada görmeyi özledim."
Dalgın bakışlarıyla önünde sakince akan nehiri izleyen Nazlı, duyduğu sesle gözlerini kapattı Ve dudaklarını kıvırdı. Kabul etmeliydiki o da çok özlüyordu. Ayağa kalkarak arkasına döndüğünde kendisine ışıl ışıl parlayan mavi gözleriyle bakan kızı gördü.
"Asya."
"Hoşgeldin Nazlı abla."
İki genç kız kollarını birbirine dolarken samimiyetle de gülüyorlardı.
"Kaç kere diyeceğim bana abla diyip durma diye. Aramızda sadece üç yaş var ve beni yaşlı hissettiriyorsun!"
Annesinin kopyası olan Asya, gamzelerini göstererek güldüğünde omuzlarınıda silkti. Yirmi üç yaşında olan genç kızın güzelliği su gibiydi. Kadınlar gördüğünde gözlerini Asya'nın üzerinden alamazken erkeklerin hali nice oluyordu ki o da yürek yiyip bakabilene.
"Hıhııı. Sonra abim o senin yaşıtın mı diyip kafamı koparsın. Yok canım ben almayayım."
Mehmet'in varlığını her daim üzerinde hisseden Nazlı, şuan nerede olduğunu merak ediyordu. Durgunlaştırdığı sesiyle karşısında ki genç kıza sordu.
"Mehmet. Nerede?"
"Fidanlıkta toplantı vardı. Biliyorsun orada olmak zorunda. Ama bitti mi bilmiyorum."
Amcasının veliahtı Mehmet'ti. Onun gibi gözü kara, korkusuz ve acımasız oğlu olan Mehmet Çakırbey'di. Atlas ise abisinin tam tersiydi. Yaşamı seven, eğlenmeyi seven, deli dolu birisiydi. Annesi, Eflin Çakırbey gibi..
" Anladım canım. Sen nasılsın, neler yapıyorsun?"
"İyiyim Nazlı abla. Biliyorsun okulum bitti. Çalışmak istiyorum ama babam ve abim holdingten başka bir yere asla sıcak bakmıyorlar. Hatta bırak bakmayı duymak istemiyorlar."
"Ben bile İngiltere'den kalkıp aile şirketine geldiysem sende yavaştan kendini hazırla."
İki genç kızda kıkırdarken Nazlı, karşıdan gelen babasını gördü. Altmışlarına merdiven dayayan adam hala dinçti. Yüzündeki çizgiler görmezden gelinirse eğer. Oğlunun ölümünden sonra eski Nejat'tan eser kalmamıştı çünkü. O her şeye gülen, eğlenen adamın yerini Durgun, içine kapanık bir adam almıştı.
"Kızım. Nazlı'm."
"Babacım."
Babasının geniş kollarının arasına giren Nazlı, başını adamın göğsüne yatırarak derin soluklar almaya başladığında yanlarına gelen adamlar yüzünden tekrar ayağa diklendi. Kafasını çevirdiğinde amcasının açtığı iri kollarına baktı. Bu adam yaşından da utanmayıp halinden hiç bir şey eksiltmemişti. Hala çok karizmatik ve güçlüydü. Aile yaşantısı ve karısına olan büyük aşkı adama ayrı bir yaşam sevinci katmıştı.
"Nazlım?"
"Amcacım." Diyerek Poyraz'ın açtığı kolların arasına giren genç kız, Mehmet'in delici bakışlarını üzerinde hissediyordu.
"Hoşgeldin, kızım. Üst kata çıkalım. Seninle konuşmak istediklerimiz var."
Yavaşca geriye çıkan Nazlı, konuşulacakları az çok tahmin edebiliyordu. Amcası ve babası arkalarını dönerek evin en üst katındaki toplantı odasına giderken Asya, telefonla görüştüğü için rahatça yürümeye başlayan Mehmet'in yanında aldı soluğu.
" Sen beni mi ispikledin?"
Konuşan genç kıza göz ucuyla bakan Mehmet, yürümeye devam ederken ılıman tutmaya özen gösterdiği sesiyle konuşmaya başlamıştı.
"İspiklemek mi? Yaşın kaç kızım senin?"
Duyduklarıyla tek kaşı havalanan Nazlı, omuzlarında olan boyalı saçlarını parmak uçlarıyla düzelterek Mehmet'in yüzüne baktı.
"Geçmişte yaşayıp oradan çıkamayan sensin, Çakırbey. Asıl senin yaşın kaç?"
Mehmet, genç kızın neyi ima ettiğini çok iyi anlıyordu. Yüzündeki tepkisiz mimiklerinden ödün vermeden yanında geçip hızlıca yürümeye başlayan kızın ardından konuştu.
"Benim geçmişim sensin Nazlı. Hatırlamazsam ölecekmiş gibi yaşadığımı seninle hissediyorum. "
En üst katta bulunan ferah çalışma odasındaki sessizliği Poyraz'ın anlayışlı sesi böldü.
"Babanla konuştuklarınızı biliyorum, Nazlı'm. Ve biz Seni buraya artık yaşamını güzelleştirmen için çağırdık. Alınan bir intikamın tekrar peşine düşmen için değil."
Masasında oturan amcasından gözlerini çeken Nazlı, önce karşısındaki tekli koltukta sıkıntılı bir şekilde oturan babasına çevirdi. Sonrada ayakta sırtını duvara yaslayıp kollarını önünde birleştiren Mehmet'e baktı.
" Siz kardeşimin intikamını almadınız ki!"
Sesindeki tını çaresiz bir yalvarıştı. Onu anlamaları için, hak vermeleri için olan bir yalvarış.
Gözleri üç adamında yüzünde gidip geldikten sonra ellerini hareket ettirerek konuşmaya devam etti.
"Baba. Kardeşim kucağımda öldü. Ona acımadılar. Deli gibi yalvarmalarımı duymadılar. Egemen'i kucağıma bastırıp saklamaya çalıştığımda bana sadece güldüler. İçlerinde küçücük merhamet kırıntısı dahi taşımayan adamlara nasıl merhamet edersiniz!"
O anı anlattıkça yüzünü silmeye çalışan Nazlı'yı içleri kan ağlayarak izliyordu üç adamda. Genç kızın hararetli konuşması gittikçe sertleştiğinde Poyraz Çakırbey, masasında ki ellerini iki yanına açarak masayı sıktı.
" Nazlı. O kancığı ellerimizle öldürdük. İntikamımızı aldık."
"Amca İntikamı sadece kardeşimin kafasına sıkan adamı öldürerek mi aldınız?"
"Kafana koyduğun şeyden vazgeçeceksin, kızım."
Bu durumun masaya alakası olduğunu biliyordu Nazlı. Ne amcası ne de babası onlardan çekinecek insanlar değillerdi. Sülalelerini kurutmalarını beklerken sadece İdris Sancakoğlu'nun kafasına sıkmalarını hazmedemiyordu.
Babasının sakin sesine anlamsızca baktı genç kız. Onu anlamıyordu. Kafasını olumsuz anlamda sallayarak konuştu.
"Kardeşimin kanının tadını biliyorum ben baba. Yüzüme fışkıran kanın tadını biliyorum. Gözlerindeki can çekişi sonrası boş bakışı, abla demeye çalışıp ama diyememesini biliyorum."
Sesindeki korkutucu tınıyla konuşan genç kız, bir taraftan da refleks olarak eliyle yüzünü silip duruyordu. Dün gibi etkisindeyi olayın.
" Nazlı'm. Yaşadıkların, yaşadıklarımız kolay şeyler değildi. Biz gerekeni altı yıl önce yaptık.."
Amcasının sözlerini yarıda kesen Nazlı bir hışım ayağa fırladı ve yaşlı gözlerini amcasından ayırarak babasına inanamayan bakışlarla baktı.
"Altı yıl. Koca altı yıl geçti baba sen kardeşimi unuttun mu? Ben unutmadım. Unutamam. Seninde unutmadığını biliyorum. Annemin daha fazla üzülmesine dayanamadığın için her gece Egemen'in yastığına sarılıp ağladığını biliyorum. Sende benim istediğimi istiyorsun baba ama yapmıyorsun. "
" Nazlı, baban gereken intikamı aldı. Bu işe bulaşmayacaksın. "
Çakırbey'in ses tonu bu sefer daha sertti. Ve itiraz istemeyen cinstendi. Yiğeninin neler planladığını biliyordu. Nejat'a her şeyi anlatmasada daha fazla intikamın peşine düşeceğini söylemişti.
"Amca! Senin çocukların, ailen yanında. Bizi anlıyormuşsun gibi konuşma."
Çakırbey, Nazlı'dan ilk defa bu tavrı görüyordu. Çatık kaşları anında havalanırken Mehmet, yaslandığı duvardan beklemeden diklendi. Ama Poyraz, ne Mehmet'in ne de Nejat'ın konuşmasına fırsat vermeden ayağa kalkarak genç kızın yanına gitti. Ve kızı ayağa kaldırarak kuvvetli kolları arasına hapsetti.
"Ne Egemen'in ne de senin benim çocuklarımdan farkınız yok Nazlı. Sizde benim evlatlarımsınız."
Poyraz'ın babacan sesiyle birlikte Nazlı, titreyen dudaklarını amcasının omzuna bastırarak gözlerinden aşağıya akan ve yanaklarını ıslatan göz yaşlarına izin verdi. Çakırbey'in kemikli eli genç kızın saçlarını sevdikten sonra kendisine bakmasını sağladı ve gözlerinin içine ikna etmek için güvenle baktı.
Nejat, kızını Poyraz'ın kucağında alarak yanaklarını öptü ve hüzünle konuştu.
"Senide kaybedemeyiz, kızım. Bu kargaşada yanımızda, güvende olman gerekiyor."
Nejat oğlunu, kaybettikten sonra çektiği acının şiddetini ömrü boyunca hiç hissetmemişti. Ama bu olayda en ağır hasar alanında kızı olduğunu biliyordu.
Mehmet Çakırbey ise ellerini yumruk yaparak kenardan sessizce sevdiği kızın ağlamasını izliyordu. Bu zamana kadar asla yalnız bırakmadığı kızı çekip kendi kollarının arasına almamak için, saçlarını öpmemek için kendisini zor tutuyordu.
"Sizin aldığınız İntikamı kabul etmiyorum, etmeyeceğim. Gitmem gerek. Sevkiyatı kontrol edeceğim."
İngiltere'ye gelen sevkiyatları her zaman Nazlı kontrol edip amcasına ya da babasına rapor verdiği için burada da bu işlerle ilgilenmek istemişti. Çünkü en ince ayrıntısına kadar her şeyi öğrenmek istiyordu.
" Çocuklar halleder kızım. "
" Ben hallederim baba." Diyerek babasından ayrılan genç kız, kafasını sallayarak odadan dışarıya çıktığında Nejat, sıkıntıyla yüzünü sıvazladı. Biliyordu kızının inadını. Vazgeçmeyeceğini biliyordu.
"Başına bir iş gelmesinden korkuyorum, Poyraz."
"Altı yıldır nasıl gölgesi olduysam devam edeceğim. Hiç bir şey olmayacak."
Mehmet Çakırbey, sessizliğini bozarak konuştuktan sonra babasına ve amcasına bakarak genç kız gibi çalışma odasını terk etti.
Bu altı yılda değişen çocukluğunu içine batan bıçaklarla izlesede ucu ona da dokunmuştu. Her anlamda. Büyük adımları hızlanarak alt kata indi ve Nazlı'yı dışarıya çıkmak üzereyken yakaladı.
Genç kızın çıkmak için açtığı kapıyı eliyle sertçe geri kapatarak sarıya boyattığı saçlarını gözlerini kapatarak kokladı. Kalbi cayır cayır yanıyordu hasretinden.
Kapanan kapıya bakan Nazlı ise hemen arkasındaki adama dönmekten korkuyordu. Ne babasından ne de amcasından çekinmiyordu. Ama ardındaki adamdan, müptelası olduğu o kara gözlerden korkuyordu.
"Beni sevmeni özledim, Amore mio."
Saçlarından doğru boynuna değen ılık nefesle ürperen genç kız, anında gözlerini yumdu ve adamın neredeyse tenine değen dudaklarının vücudunu heycanlandırmasına izin verdi.
" Kokunu özledim. Seni özledim."
Mehmet'in sessiz ve çatallı sesiyle daha da ağlamaya meyillenen Nazlı, daha fazla dayanamayarak önünü adama döndü.
"Mehmet. Yapma Nolursun. Zamana ihtiyacım var."
Genç adam, çakmak çakmak yanan gözleriyle Nazlı'nın kıpkırmızı olan gözlerinin içine baktı.
"Zamana mı ihtiyacın var?"
"Mehmet..."
"Ne zamanından bahsediyorsun, Nazlı'm. Senin benden uzak kaldığın her Allah'ın belası günden sonra ben daha da acımasız oluyorum. Yumuşak hiç bir tarafım kalmadı. Hiç mi görmüyorsun beni?"
Elbetteki görüyordu Nazlı. Mehmet'in, Poyraz Çakırbey'in namını hiç zorlanmadan taşıyor olmasıda bunun delili değil miydi ki. Ama içinde aşamadığı şeyler varken adama yaklaşamazdı. Buna hazır değildi.
"Gitmem gerek."
"Aklında geçen planların her aşamasını yüzünden okuyorum. Ve biliyor musun bu durum benim içimdeki canavarı şaha kaldırıyor. O siktiğim piç kurusundan uzak duracaksın yoksa.."
Adamın gözlerindeki öfkeden ötürü bir adım gerileyen genç kız, saniyelik gözlerini kara gözlerden kaçırsada burnunu dikleştirdi.
" Ne yoksa Mehmet? Ne yoksa? "
" Hele sen o kurban olduğum burnunun dikine bir git. Bak bakalım neler oluyor. "
Nazlı, asla geri adım atmazdı ama Eflin yengesinin içeriye girmesiyle susmak zorunda kalmıştı.
"Nazlı, canım hoşgeldin. Bende annenin yanından geliyordum. Yemeğe kalıyorsun di mi?"
"Yengecim çok isterdim ama çıkmam gerekiyor. Sizlere afiyet olsun."
Eflin Çakırbey'in itiraz dolu cümlelerini duymaktan kaçan Nazlı, kadının yanaklarını öperek hemen evden çıktı. Peşinden heybetli adımlarla gelen Mehmet Çakırbey'le birlikte.
Malikanenin biraz ötesine park ettiği aracının kapısını açtığında Mehmet'in büyük eli anında bileğini yakaladı.
"Yalvarırım artık gölgem olmayı bırak. Beni kendime bırak Mehmet."
Mehmet'in kendinden emin bakışlarının aksine büyük bir ikilem yaşıyordu genç kız. Ama ısrarla adamı kendisinden uzak tutmak istiyordu.
"Ne yaparsan yap, her daim yanı başında, seninle olacağım Amore mio."
Mehmet Çakırbey, genç kızı bırakmadan başını eğerek ince bileğinini iç kısmına dudaklarını bastırdı. Vazgeçmeyecekti. Ne olursa olsun Nazlı'nın içini soğutacak onu geri kazanacaktı.
Genç kız, adamın bu hareketine alışıktı. Onu öptüğü tek yerdi bileği. Sanki ona ait bir yer gibiydi artık orası. Sadece Mehmet Çakırbey'in dudaklarına özel bir yer.
Arabasına yerleşerek kontağı çalıştırdı ve gaza basmadan önce kafasını kaldırarak adamın gülmeyen sert yüzüne baktı. Mehmet'e karşı çok yoğundu duyguları. Tıpkı adamın ona karşı olan duyguları gibi. Otuzlarına dayanan adamın ağzından bir kere bile seni seviyorum lafını duymasada her hareketiyle iliklerine kadar yaşatıyordu ona sevgisini.
Ama yine de ettiği İntikam yemininden Vazgeçmeyecekti. Orada kardeşini canice öldüren adamın oğlunun gülen yüzünü hatırladıkça kanı donuyor, kalbi öldürme arzusuyla kıvranıyordu.
Gaza basarak ihtişamlı malikaneden uzaklaşırken hatırladıkları yüzünden eli istemsizce yüzüne giderek ısrarla yüzünü silmeye başlamıştı.
Aldığı onlarca tedavi sonrası çok daha iyi olsada bu hareketinden vazgeçemiyordu. Çünkü sanki o anı yaşıyor gibiydi.
Arkasında baktığı araç ağaçların arasında kaybolurken Mehmet Çakırbey, hemen ilerideki adamına sertçe seslendi.
"Alparslan?!"
Anında yanında biten Alparslan, hemen hemen Mehmet Çakırbey'le yaşıt olsa da saygısından asla ödün vermezdi.
"Buyur abi?"
"Nazlı'nın etrafındaki adamları çoğaltın. Ama kimse kendisini belli etmeyecek. Eden olursada ne yapacağını biliyorsun."
"Tamamdır abi. Ben gereken bütün önlemleri aldıracağım."
Büyük eliyle adamının omzuna vuran adam, babasının yanına gitmek için içeriye adımladığında Nazlı'nın yüzünü gözleri önünden silemiyordu. Gerçekten vefa ağır yüktü. Herkes taşıyamazdı.
Babasının çalışma odasına yaklaşan Mehmet Çakırbey, hırsla, öfkeyle mırıldandı.
"Seni ölümün benim elimden olacak Ertuğ Sancakoğlu. Kadınımın elinden değil."