Odaya esen tatlı rüzgar, açık olan camdan içeriye ahenkle dans eden perdeyi havalandırarak girip, hala yatakta olan genç kızın parmak uçlarını gıdıklayarak dağılıyordu.
Yaz aylarının bu havalarını seviyordu, Nazlı. Hüzünlü kalbine bir nebzede olsa huzuru getiriyordu. Kollarını açarak yavaşca gerindikten sonra kalktı ve ayaklarını yataktan aşağıya sarkıtarak tembelce salladı. Çıplak ayaklarının parmak uçları yerdeki parkeye temas etmeye başladığında bu akşam için olacakları düşündü kısa bir an. Mehmet'in kulağına gitmeden bu işi halletmeliydi.
Uzun bir soluk verdi ve krem rengi yatağından sıyrılarak ayağa kalktı. Banyoya yöneleceği sırada çalan kapı ziliyle duraksadı. Kimseyi beklemiyordu. Üzerindeki şort askılı pijamasını önemsemeden alt kata inerek ahşap kapıyı beklemeden açtı.
Kapının pervazına omzunu yaslayan adamın karizmasıyla seslice yutkunduğunda gözleri adamı baştan aşağıya düzeye başlamıştı. Üzerine tam oturan beyaz gömleğinin gözlerine sunduğu baklavaları nasıl görmezden gelebilirdi ki. Kollarını dirseklerine kadar katlamış ve siyah güneş gözlükleriyle dergilere poz verir bir hali vardı.
Adamın vücudunu süzmekten önüne doğru uzattığı kahve poşetini son anda fark eden Nazlı, hemen boğazını temizleyerek poşeti elleri arasına aldı ve saçını kulağının arkasına iliştirdi.
"Sen benim katil olmalarıma doymazsın. Aklımla zorun mu var, Nazlı?"
Gözlüklerini çok havalı bir şekilde çıkaran Mehmet, karşısında yarı çıplak duran kıza olabildiğince kaşlarını çattı.
Adamın sözleri karşısında gözlerini devirerek içeriye giren Nazlı ise elindeki kahveleri hemen karşısındaki amerikan mutfağına götürdü.
Önüne dönmeden öylece bekledi bir kaç saniye.
Mehmet, altı ay boyunca çok önemli bir işi olmadığı sürece her sabah bunu yapmaya başlamıştı. Genç kızın en sevdiği kahveyi, sevdiği mekandan alıp her sabah güne onunla başlıyordu. Nazlı'nın kendisinden kaçmaya çalışmasını görmezden gelerek.
Arkasından usulca yanaşarak kollarını genç kızın iki yanına atan adam, iyice tezgahla arasına sıkıştırdı kızın zayıf bedenini ve kafasını boyun çukuruna eğerek mırıldandı.
"Beni seninle sınama Nazlı' m. Güzelliğinle sınama."
"Mehmeet."
Heycandan titremeye başlayan Nazlı, kalbine hakim olamıyordu. Yerinden çıkacakmış gibi depara kalkan kalbi yüzünden adama seslenişi yalvarır gibi çıkmıştı.
"Güzelim?"
Adamın da kendisi gibi çıkan ses tonuyla hemen önünü döndü ve burun buruna geldiği Mehmet'in tutkulu gözlerine korkusuz olmaya çalışarak baktı.
"Yapma."
Anında ellerini geriye çekerek havaya kaldıran adam, kafasını yana eğerek konuştu.
"Senden uzak durmamı artık benden isteyemezsin. Geçerli bir nedenin yok!"
Sesi gittikçe huysuzlaşan adamın haklı olmasını öyle çok isterdi ki. Bakışlarını yere indirdiğinde Mehmet bir hışım geriye çıkarak öfkeyle soludu.
"Nazlı! Seni özledim. Bana sarılışını, Sevgiyle gözlerime bakışını özledim. Birlikte daha da güçlü olacağımızı sana kırk kere anlatmama rağmen bu inadın neden? Köpek gibi seviyorum kızım seni. Nasıl bu kadar kayıtsız alabiliyorsun bana!"
Adamın öfkeyle konuşması gittikçe hararetlenerek bağırmaya döndüğünde Nazlı, eliyle yüzünü sıvazladı.
Lise yıllarında birbirlerine karşı sevgilerini belli ederlerdi. Çocukça ya da değil ama o küçük şeylerle bile mutluydular. O olaydan sonra Nazlı gittikçe Mehmet'ten uzaklaşmaya başladı. Ve bu durum Mehmet'in içindeki öfkeyi daha da büyüttü.
Altı yıl boyunca ise Nazlı istemediği sürece karşısına çıkmamıştı. Hep gizliden izlemiş, gizliden sevmişti genç kızı. Ama artık buna bir son verecekti Mehmet, kafaya koymuştu. Kızın gölgesi olmaktan çıkıp kapı gibi yanında durup, ellerini tutacaktı.
Ama Nazlı için bu pekte olabilecek bir şey değildi. Çünkü aklındaki planları adamın yanı başındaki varlığıyla yapamazdı. Onu ne kadar kendisinden uzak tutarsa onun için o kadar iyi olacaktı.
Arkasını dönerek iki kahveyi de elleri arasına alan genç kız, adamın öfkeyle harmanlanmış kara gözlerine bakarak, tekini uzattı. Konuyu kapatmak istiyordu.
Mehmet, uzatılan kahveyi almak için elini uzattığında kızın kutu bardağın üzerindeki parmaklarını sardı büyük eliyle.
"Bende Mehmet Çakırbey isem seni bu inadından vezgeçireceğim."
"Neden vazgeçmiyorsun, Mehmet."
İşte bunu beklemiyordu Mehmet. Ondan, onu sevmekten vazgeçebileceğini düşünmesini sağlayan şey neydi çok merak ediyordu. Tuttuğu kahve bardağını sağ eline alarak havaya kaldırdı ve Çatık olan kaşlarını mümkünmüş gibi daha da çatarak sol kolunu genç kızın kıvrımlı beline attı. Beklemeden kendisine çekerek vücuduna yapıştırdı.
"Senden mi vazgeçeyim, Amore mio."
Adamın, sessizce yüzüne doğru mırıldanmasıyla nutku tutulan Nazlı, istemsizce heyecandan kuruyan dudaklarını yalayarak ıslattı. Mehmet'in alev gibi yanan bakışları anında dilini bulduğunda hata ettiğini anlasada geç kalmıştı.
" Ben aşkından kül olurken sen benden vazgeçmemi mi istiyorsun?"
Adamın gözlerindeki kırgınlığı görüyordu. Ama yine de kendisinden vazgeçmeyişi ruhunu koşuyordu. Nefes aldığını zannetmiyordu, Nazlı. Çünkü Mehmet çok, çok fazla yakınındaydı.
"Dilin vazgeç diyor ama gözlerin tir tir titriyor. Susma Nazlı. Susma."
Sondaki sesi yalvarır gibi çıkan adamın kolları arasında daha fazla duramayacaktı. Eğer durursa kendisine hakim olamayabilirdi. Dudaklarını ısırmaya devam ederek geri attı bedenini ve diğer kahveye uzanarak elleri arasına aldı.
Bahçeyi gören camın önüne giderek koltuğuna kurulurken Mehmet'te hemen karşısındaki koltuğa kuruldu.
"Kahve her zaman ki gibi çok güzel. Teşekkür ederim."
"Duymak İstediğim cevaplar bunlar değil."
Mehmet'in sert sesini duyduğunda bağdaş kurarak oturan genç kız, başını hemen karşısında bacak bacak üzerine atarak koltuğa yayılan cüsseli adama çevirdi. Poyraz Çakırbey'den daha da cüsseli olan adamın atletik vücudu çok fazla göz dolduruyordu.
Mehmet'in kara gözleri bir anlığına kızın buğday rengi bacaklarına gitse de tekrar çimen rengi gözlerine odaklandı.
" Bana iyi gelen şey yalnız kalmak, Mehmet. Böyle olması gerekiyor. "
"Hayır gerekmiyor. İçinde yaşadığın bu yalnızlık kaderin değil Nazlı'm. Kendi isteğin."
Adamın haklı çıkışına bir cevap vermek istemeyen Nazlı, omuzlarını silkerek kahvesinde ki son yudumuda içti. Sessizlik içinde geçen saniyeler sonrası mırıldandı.
"Şirketteki toplantıya katılmam gerekiyor. Geç kalmayayım ben. Sen de git istersen."
Nazlı, ayağa kalkarken Mehmet'in yakıcı bakışlarını çok baskın hissediyordu. Elindeki bitmiş kahve bardağını orta sehbaya bırakarak arkasını döndüğünde adamın kalın sesini duydu.
" Aynı yere gidiyoruz, Nazlı. Hazırlanıp gel. Bekliyorum. "
Yanaklarını şişiren genç kız, içinden söylenmeye de başlamıştı. Adamın ona inatla daha yakın durmaya özen göstermesi işini çok fazla zorlaştırıyordu.
Hemen üst kata çıkıp dolabından gri tonlarında bir elbise alarak üzerine geçirip fazla yüksek olmayan topuklu ayakkabılarını giydi. Sade ama güzel bir makyajdan sonra kenarda duran çantasını takarak salık bıraktığı saçlarına son kez şekil verdi ve aşağıya kendisini bekleyen adamın yanına indi.
Mutfaktaki telefonunu çantasına atan genç kız, kenardaki anahtarlığınıda aldıktan sonra kafasını kapıya çevirdiğinde elbisesinin eteğine dik dik bakan adamı gördü.
"Ne diye öyle bakıyorsun?"
Mehmet, kısacık elbiseyi yakmak için can atsada genç kıza ters bir şey söylememeye dikkat ederek huysuzca konuştu.
"Başka bir şey mi giysen?"
Tamamıyla hazır olan genç kız, adamın yanına kapı ağzına giderek üzerine baktı.
"Neden, nesi var ki elbisemin?"
Nazlı'nın ciddi ciddi soruşuna sabırlar çeken Mehmet, parmak uçlarıyla kızın elbisesinin etek ucunu kavrayarak burun kıvırdı.
"Sorun orda ya güzelim. Hiç bir şeyi yok. Daha doğrusu bu giydiğin şeyin alt kısmı yok. Nerden aldın bunu! Altını dikmeyi unutmuşlar."
Nazlı elinde olmadan adama doğru ciddi misin bakışları atıyordu. Kapıyı açarak dışarıya çıkmadan önce adamın kara gözlerine gülerek baktı ve temiz havaya adımını attı.
Simsiyah giyinen korumalara alışıktı. Ama Mehmet'in korumaları çok fazlaydı. Kulaklarındaki kulaklıklar ve temiz görünümleriyle çok özenliydiler.
Alparslan, siyah ulrta lüx aracın kapısını açarak başını eğdiğinde Nazlı, kafasını olumsuz olarak salladı ve hemen arkasındaki adama çevirdi başını.
"Ben kendi arabamla geleceğim."
"Arabanı getirir çocuklar. Hadi, birlikte gideceğiz."
"Mehmet."
"Nazlı'm. İnat etme. Arabaya bin güzelim."
Dediğinde kafa işaretiyle Alparslan'ın geriye çıkmasını sağlayan adam, arabanın kapısını Nazlı'ya kendisi açmıştı.
"Çocuk gibi her sabah beni alıp işe mi gideceğiz? Yapma ama Mehmet."
Onca adamı zerre umursamayan Mehmet, genç kızın üzerine eğilerek sıcak nefesiyle fısıldadı.
"Bunu yapmaktan hiç gocunmayacağım."
Adamın kararlı ve itiraz istemeyen bakışlarına karşı ne derse desin boştu. Çünkü bu adamı çocukluğundan beri ezbere tanıyordu.
İçten yanağını ısıran genç kız, sesli bir soluk vererek arabaya yerleştiğinde Mehmet, nazikçe kapısını kapatarak diğer tarafa geçti ve Alparslan'ın açtığı kapıdan içeriye bindi.
Camdan dışarıya bakan Nazlı'nın değişen yüzünü gördüğünde, iyice ortaya yaklaşarak genç kızın baktığı yere baktı. Villasının hemen yanı başındaki diğer villada tadilat vardı. Alparslan'ın arabayı çalıştırarak sürmesiyle bakışlarını oradan çekip kenarda duran dosyalara kaydırdığında Nazlı'nın ipeksi sesini duydu.
"Boştu. Kim taşınıyor acaba? Bahçelerimiz iç içe umarım huysuz insanlara denk gelmem."
*
Yuvarlak masanın etrafına oturan çalışanlar, toplantı için konuşacakları inşaatın dosyasını karıştırırken Nazlı, biraz ötesinde dikkatlice dosyayı inceleyen adama kaydırdı gözlerini. Normalde Mehmet Çakırbey'in bu toplantıda olmaması gerekiyordu. Mimarlar ve mühendisler olarak gerçekleşecek olan toplantıda kararlaştırılan malzemelerin dosyası gidecekti adama ama bizzat katılmak istemişti toplantıya.
"Kerim bey."
Mehmet'in sert sesi odada yankılandığında bütün çalışanlar korkuyla geriye doğru diklendi. Ve Nazlı'nın Diğer tarafında oturan adam boğazını temizleyerek "Buyrun Mehmet bey." dediğinde ellerini koyacak yer aradı.
Mehmet Çakırbey, insanlarla temas etmekten nefret ettiği için masanın başındaki yerinden bir tık uzaktaydı çalışanların sandalyeleri. Tabii Bu asla Nazlı için geçerli olmasada genç kız, Mehmet'ten uzak durmaya çok dikkat ediyordu. Kerim bey hafifçe öne doğru eğilerek yanı başında oturan Nazlı'dan doğru patronun sinirli gözlerine baktı.
"Çizimin hepsi bu kadar mı?"
"E-evet efendim."
"Size koca bir avm' nin Çizimini teslim ettik. Ama siz benim önüme bunu mu koyuyorsunuz?"
Üst üste yutkunan adama kalsa plan çizimi iyiydi fakat patronunun yüzünden okuduğu kadarıyla hiçte düşündüğü gibi değildi.
"Üstelik biz girdiğimiz her işte iddiamızı konuştururken siz benim önüme bu çizimi ne hakla koyabiliyorsuz! "
Kerim bey işittiği azarla daha panik olurken Nazlı, yanındaki adamın titremesine daha fazla dayanamayarak göz devirdi.
Toplantının başından beri elini yumruk yapıp çözen Mehmet'in agresifliğinin bir yerde patlayacağını biliyordu. Bu talihlide ne yazık ki kerim bey olmuştu.
"Mehmet bey, çizim henüz ilk aşamalarında. Üzerinden daha çok geçileceğini biliyorsunuz. Fikirleriniz elbette ki alınacak ve Ona göre gidişat belirlenecektir. Malzeme dosyası da önünüzde. Hangi firmayla daha kaliteli iş yapabiliriz onu görüşmemiz şuan için daha sağlıklı olur."
Babasından sonra mimarlık okuyarak şirketinde başına geçen Mehmet, çok fazla detaycıydı. Poyraz Çakırbey'in disiplinini hiç aratmıyordu. Küçük kardeşi Atlas'ın da kendisi gibi olması için dirensede Atlas şirket lafını duyar duymaz topukluyordu.
Kerim bey, kendisini patronunun gazabından kurtaran Nazlı'ya alttan alttan attığı hoş bakışları yakalayan Mehmet'in gözü iyice seyirmeye başladığında koltuğunu çevirerek öne doğru eğildi ve genç kızın döner koltuğunu eliyle sıkıca kavrayarak kendisine çekti.
"M-Mehmet bey!"
İyice yanına yaklaştırdığı kıza bakarak gözlerini kıstı Mehmet Çakırbey.
"Firmalar konusunda fikirlerinizi merak ediyorum, Nazlı hanım."
Elindeki dosyayı Nazlı'nın önüne koyan adamın yakıcı bakışlarıyla yutkunan genç kız, hemen masadaki kalabalık çalışanlara baktıktan sonra adamın kendisini yiyecekmiş gibi bakan yüzüne baktı.
" T-Tabi. "
Holdingteki çalışanlar Mehmet Çakırbey ve Nazlı Kara'nın arasındaki tuhaf çekimin hep farkındaydılar. Özellikle de patronlarının insanlarla temastan hiç hoşlanmadığı halde genç kıza her fırsatta dokunarak resmen temas bağımlılığını gösteren haliyle hepsi tek bir sonuçta kalıyordu. Tabi bunu dile getirmeye kimsenin cesareti yoktu. O da ayrıydı.
Yaklaşık kırk dakikanın Sonunda toplantı bittiğinde Mehmet, masadan kalkarak odasına geçeceği sırada Nazlı'ya "sizi odamda bekliyorum." Diyerek holdingin en gösterişli ve ürkütücü odasına geçti. Dakikalar sonra ise tıklatılan kapıyla birlikte ayakta dikilen bedeni yavaşca kapıya çevirdi ve kalın sesiyle "Gel" Dedi.
"Mehmet! Ne yaptığını sanıyorsun sen?"
"Ne yapıyor muşum Nazlı'm?"
Kapıyı sert vurmamaya özen gösteren genç kız, sinirle adamın önüne dikildi.
"Onca çalışanın içinde ne yapıyorsun Allah aşkına!"
"Birilerinin ne düşündüğüne önem veren birisi gibi mi duruyorum? Sen şükret o piçi gebertmedim."
"Mehmet adamın bir art niyeti yoktu. Ne diye kovdun onu ."
Evet. Toplantının sonunda kerim beye açık açık kapıyı gösteren Mehmet Çakırbey, tazminatını da dolgun şekilde ödemelerini emretmişti.
"Çünkü biz Türkiye'nin sayılı Holdingleri arasındayız. Neden biliyor musun güzelim? İşimizi son derece disiplinli ve düzgün yaptığımız için. O adam bana öyle bir çizim sunamaz. Herkeste görmüş oldu sunulursa ne olacağını."
"Ona başka bir şans verebilirdin. Farklı bir departmanda."
"Birde gevşek gibi başka iş mi verecektim. Benim kadınıma bakan gözlerini oymadığıma dua etsin."
Adamın daha da dibine giren genç kız tane tane konuşmaya özen göstererek fısıldadı.
"Ben senin kadının falan değilim, Kimera. Kendine gel."
Mehmet, nazikçe Nazlı'nın kolunu kavrayarak dudaklarına eğildi.
"Gözlerin bana bunun aksini bağıra bağıra söylüyor. Dilinin ne dediği benim için önemli değil."
Nazlı, büyük bir öfkeyle kolunu kendisine çekerek adamın göğsüne ellerini vurarak geriye itti.
"Ukala, kendisini beğenmiş piç. Benim için hiç bir şey ifade etmiyorsun. Anla bunu. Bırak artık geçmişte yaşamayı."
Mehmet, genç kızın haline bir hayli şaşırmıştı. Her gün daha da uzaklaşan Nazlı'sının gözlerindeki İntikam arzusu onları iyice uzaklaştırmaya başlamıştı. Oysa genç kız ingiltere' deyken bile böyle hissetmemişti.
" Nazlı... "
" Bu şirkette çalışıyorum çünkü babam ve amcamın ısrarı için. O eve geliyorum çünkü hepsi benim ailem olduğu için. Seninle hiç bir alakası yok. Gör bunu artık ve bu saçmalıklarına bir son ver."
Adamın koyu siyah gözlerine çekiliyordu. Sözleri bitmişti ama durgunlaşarak kendisine delici bakışları olan adamın bakışlarından ayrılıp gidemiyordu. Elleri titremeye yavaştan titremeye başladığında bir hışım arkasını dönerek adamın odasını terk etti. Hala aynı şekilde peşinden bakan adama inat.