Çakırbey Malikanesi

1236 Words
O kadar zordur ki bir insanı canından çok sevdiğin halde sevmiyormuş gibi yapmak. Onun kokusunu uzaktan ciğerlerine çekmek, sarılamamak. Nazlı, kendisini alacağı intikamın planlarını öyle bir kaptırmıştı ki Mehmet'ten uzak durmak zorundaydı. Kalbi acısa bile görmezden gelmek zorundaydı. Şirketten eve geleli tam bir saat olmuştu. Mehmet'i terslesikten sonra gün boyu hiç görmemişti. Onun için böylesi elbetteki daha iyi olmuştu. Komidinin üzerinde çalan telefonuyla hemen camdan uzaklaşarak eline telefonunu alan genç kız bekletmeden açtı. "Nazlı ben geçiyorum canım. Sen çıktın mı?" Lidya'nın konuşmasıyla aynada kendisini süzen genç kız hazırdı. Cüretkar kırmızı elbisesinin içinde çok fazla seksi duruyordu. Tıpkı istediği gibi.. "Şimdi çıkıyorum evden Lidya. Orada buluşuruz." "Okey güzellik. Konumu attım ben sana." "Tamam canım." Ah Lidya. Nazlı, arkadaş çevresi sayesinde tanışmıştı Lidya'yla. Tabii genç kızın da isteği buydu. Geçen akşam kız kıza yemeğe çıktıklarında Lidya aile şirketlerinin vereceği bir davetten bahsetmişti. Herkesin orada olacağı bir davetten. Ve kızları tek tek davet etti çok eğlenicez diye. E tam da fırsatını kollayan Nazlı elbetteki kabul ederek davete gidecekti. Minik çantasını da elleri arasına alarak kapıdan çıktı genç kız. Kapıdaki korumaları havalı bir şekilde süzen Nazlı, en kıdemlileri olan Cesur'un yanına gitti. "Nazlı hanım?" Beklenti içerisinde yüzüne bakan korumaya doğru konuşmadan önce boğazını temizledi. "Cesur abi. Arkadaşımın bir davetine gidiyorum. Ama sizin hiç biriniz bana eşlik etmeyecek." Ellerini önünde bağlayan adam sıkıntılı yüzüyle genç kızın yüzüne bakarak konuştu. "Böyle bir şey mümkün değil Nazlı hanım. Herkesten önce Mehmet bey bunu öğrendiğinde ki öğrenmemek gibi bir durum söz konusu değil, düşünmez hepimizi öldürür." "Üzgünüm ama galiba seni tehdit etmek zorunda kalıyorum Cesur abi. Geldiğim ilk zamanlar karıştığım kavgadan eminim ki Mehmet'in haberi yoktur. " Cesur, genç kızın bahsettiği olayı hatırlar hatırlamaz boğazını temizledi ve İstemsizce beyazlayan yüzüyle Nazlı'nın gözlerine baktı. " Her iki türlüde öleceksiniz diyorsunuz. " Nazlı, kırmızı elbisesinin derin yırtmacına dikkat ederek öne doğru bir adım attı. "Hayır. Diyorum ki ben ağzımı sıkı tutayım sizde aynısını yapın. İki taraflı çıkarlarımıza kavuşalım." Cesur, yüzünü yere eğerek biraz düşündü. Kimera'dan pek bir şey saklayabileceklerini düşünmese de genç kızın teklifini başını sallayarak kabul etti. "Teşekkür ederim. E madem anlaştık kolay gelsin size." Diyerek yüzündeki zafer gülümsemesiyle birlikte beyaz BMW'sine binerek arkadaşının attığı konumu açtı. Görünüşe göre çok fazla değil sadece Yirmi dakikalık bir yolu vardı. Kontağı çalıştırdığında arkada korumalarını bırakarak taşlı yola çıktı ve zevkle gaza bastı. Umuyordu ki bu akşam her şey istediği gibi olacaktı. Şık mekana tamda istediği zamanda gelmişti. Davet çoktan başlamıştı. Aracını valeye teslim eden genç kız, merdivenleri cesur adımlarla çıkarak devasa kapıdan içeriye girdi. Yalandan gülüşerek konuşan davetlilerin yanından geçerek hemen ileride kendisine doğru el sallayan arkadaşına ilerledi. Yuvarlak masada arkadaşının yanındaki küçük kalabalıkta istediğini bulmanın keyfiydi dolgun dudaklarındaki gülümseme. "Nazlııı, şekerim hoşgeldin." "Teşekkür ederim canım. Naber." "İyi vallahi ne olsun. Hadi gel bak seni kimlerle tanıştıracağım." Lidya'yla sarılmasına son veren Nazlı, arkadaşının onu çekiştirerek heycanla kuzenleriyle tanıştırmasına izin verdi. Son olarak yanına geldiği ki salona girdiğinden beri gözleri üzerinde olan adamın yanına geldiler. " Kuzen, seni arkadaşımla Nazlı ile tanıştırayım. Nazlı bu da ailemizin ilk göz ağrısı Ertuğ Sancakoğlu." İşte bu kadardı. Planlarına başlamıştı. Lidya sustuğu an karşısındaki sarışın ve kendisi gibi yeşil gözlü olan adam, kendisini baştan aşağıya süzdü keyifli bir halde. Sonra Uzanarak ince elini elleri arasına aldı ve dudaklarına götürerek tüy kadar hafifçe öptü. "Çok memnun oldum Nazlı hanım." Ertuğ Sancakoğlu'nun bakışlarındaki kıvılcımları görüyordu genç kız. Adamın dünden razı haliyle dudakları belli belirsiz kıvrıldı. İntikamını öyle bir alacaktı ki kardeşi rahat uyuyacaktı. Adamın gözlerine bakarken aklına gelen anılarla kafasını sallayan Nazlı, istemsizce boştaki elini yüzüne getirerek silmeye çalıştı. Bu refleksten kurtulamıyordu. Başını tekrar Ertuğ Sancakoğlu'nun yüzüne kaldırdığında hemen arkasında şeytan gibi duran adamı gördü. Kalbi felaket bir şekilde çarpmaya başladığında lanetler etmeye de başlamıştı. Arkadaki adamın rahat bir şekilde koltuğa kurularak kendisini izlerken içkisini yudumlamasına daha da rahatsız olmuştu. Gözlerindeki alevler mekanı yakabilecek cinstendi. Kimera, ölümün habercisi olan adam, bütün rahatlığıyla karşısındaydı. Bütün tedbirleri almasına rağmen... Hüzün çökmüştü mavi gözlerinin harelerine. Hemde her şeyden habersiz bir anda. Kaderin oyununa karşı gelemeden, boyun eğerek. Kim bilir bu tek taraflı şeyle kaç mevsim, kaç bahar gidecekti hayatından. Abisinin otoriter sesiyle bakışlarını ondan çekerek hemen ayağa kalktı, Asya. "Siz devam edin. Benim toplantım var." Babasının yüzüne bakarak konuşan Mehmet, karşıda kendisini bekleyen adamların yanına doğru giderken oturan kocasının omuzlarından doğru kollarını doladı Eflin ve adamın kulağına söylendi. "Seni daha ne kadar azarlamam gerekiyor Dağ ayısı, çocuklarımı bu kadar zorlayıp yorma diye." Kulaklarına dolan yalancı azarla gülen Çakırbey, karısının boynuna dolanan ellerini avuçlarının arasına alarak aşkla öptü. "Bunu tekrar yatak odamızda görüşebiliriz Papatyam." Kaç yaşına gelirse gelsinler birbirlerine hep titreyerek bakıyorlardı. Sözleriyle de bu aşkı doruklarına kadar yaşıyorlardı. Elli bir yaşındaki bir kadın için Eflin'in güzelliği hala göz kamaştırıcıydı. Hastanenin baş hekimi olarak daha sakin bir hayat yaşamaya başlamasını Poyraz inat ederek başarmıştı ki çoğu zamanını artık kocasıyla geçiriyordu. "Edepsiz. Boyun kadar çocukların var." Utanarak geriye kaçan karısının mavi gözlerine bakarak sinsice gülen adamın bakışlarını çok iyi tanıyordu, Eflin. "Pişt çifte kumrular aşkı bulan var bulamayan var özendirmeyin canım." Eflin, Atlas'ın dalga geçen sesiyle gülmeye başladığında Poyraz, huysuz sesiyle konuştu. "Koçum, bu kafayla zor zaten." "Aman baba ya arayan da yok. Takılıyorum işte." "Biz senin arkadaşların mıyız lan sıpa. Yat lan yere iki yüz şınav çekeceksin!" "Ama baba.." "Yat ulan! " Heybetlenen babasına karşı gelemezdi, Atlas. Gelmeye kalkmasında bile cezası ikiye katlanıyordu. Daha fazla zorlamadan yere yatarak şınav çekmeye başladığında söylenmesine bile fırsat vermiyordu Çakırbey. Bahçedekilerin gülüşmeleri bir yana dursun toplantı için gelen adamlarla fidanlığa geçen Mehmet, masadan güvendiği iki dostuna açıkça düşüncelerini anlatacaktı. "Sıkıntı mı var?" Uzun masaya yerleştiklerinde merakla konuşan arkadaşına baktı Kimera. Ve yüzünü sıvazlayarak konuştu. "Sıkıntı hep var, Atabey." "Severim sıkıntı çözmeyi." Burnunu çekerek konuşan bir diğer arkadaşı Kuzgun Karahanlı'ydı. Kısaca Façalı derlerdi ona. İki arkadaşı otuz iki yaşında olmasına rağmen bir abi edasıyla değilde saygı duydukları kabadayı olarak yaklaşıyorlardı Mehmet Çakırbey'e. " Bir adama ihtiyacım var. Masanın bilmemesi gereken bir adam." "Hmmm. Bu bizim elimizde olan bir adam galiba." Ömer Atabey'in meraklı sesine karşı kafasını sallayarak devam etti. "Dolaylı yoldan elinizde diyelim. Daha doğrusu senin elinde Karahanlı." Tek kaşı havalanan Kuzgun Karahanlı, ellerini siyah masanın üzerinde birleştirerek devamını bekledi. "Yunanistan Polisinin elinde olan bir adam var. Bana acilen lazım olan bir adam. Senin yunanistan Polisinin içinde adamlarının olduğunu biliyorum. Devletin eline geçmeden o adamı istiyorum. Yani Karahanlı, yardımına ihtiyacım var." "İstesen bu işi bana mecbur olmadan da halledebilirsin, Kimera. Neden? " Zeki bir adam olan Karahanlı, atacağı her adımı en ince ayrıntısına kadar düşünür asla ama asla yaş çalıya basmazdı. "Çünkü ben yaparsam alem duyar. Polisin elinden o iti almam sesli olur. Ama sen yaparsan içeride ki adamların sayesinde kimsenin ruhu duymaz." Kıstığı gözlerle kafasını sallayan Karahanlı, hızlıca belindeki silahını çıkararak şarjörü sertçe çekti ve masaya bıraktı. " En iyi adamlarım senindir, Kimera. " " Bana en iyiler değil, en kötüleri lazım Façalı." Sinsice gülen Façalı, nasıl istersin dercesine başını sallayarak karşısında oturan Ömer Atabey'in yüzüne baktı. "Benden isteğin nedir?" "O adam elime geçtiğinde Sancakoğlu'yla iş birliği yapan adamının ikisini bir araya getirmesini istiyorum. Ünlü uyuşturucu lideri Yorgos'a karşı kayıtsız kalamayacaktır." "Bir an önce işini bitirmek istiyorsun." "Fazla bile uzadı, Atabey. Sevdiğim kadının sabrı kalmadı. Ve olmadık işlere bulaşmaya başladı. Bu yılanın başını kesip atmam lazım. Bir an önce." "Peki ya masada ona yandaşlık edenlerin olduğunu biliyoruz. Onlar ne olacak?" Atabey ne olacağını elbette bilirdi. Karahanlı gibi. Ama emin olmak istiyorlardı. "Bu iş ortaya çıktığında dünyadan sülaleleri dahi silinecek!" İşte bu laftan sonra Atabey 'de belindeki silahını çıkararak şarjörü çekip masaya koydu. Bu hareket yanındayım demekti ve Kimera için unutulmayacak bir iyilikti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD